Çin'in Afrika Boynuzu'na olan ilgisi neden giderek artıyor?

Somali Savunma Bakanı ve Pekin'in Mogadişu Büyükelçisi güvenlik iş birliğini görüştü.

Somali Savunma Bakanı Hasan Hüseyin Haci, Çin'in Mogadişu Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede. (SONNA)
Somali Savunma Bakanı Hasan Hüseyin Haci, Çin'in Mogadişu Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede. (SONNA)
TT

Çin'in Afrika Boynuzu'na olan ilgisi neden giderek artıyor?

Somali Savunma Bakanı Hasan Hüseyin Haci, Çin'in Mogadişu Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede. (SONNA)
Somali Savunma Bakanı Hasan Hüseyin Haci, Çin'in Mogadişu Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede. (SONNA)

Çin, özellikle Etiyopya ile Somali arasındaki mevcut gerginliğin ardından bölgenin karşı karşıya kaldığı zorluklar ve Gazze Şeridi'ndeki savaşın arka planında Yemen'deki Husilerin Babu’l Mendeb’deki ticari gemileri hedef almasının bir sonucu olarak Kızıldeniz'de uluslararası seyrüsefere yönelik artan tehditler ışığında Pekin için stratejik öneme sahip olan Afrika Boynuzu’nda siyasi, ekonomik ve güvenlik konusunda varlığını ortaya koyma yönünde adımlar atıyor. Bazı uzmanlar Çin'in Afrika Boynuzu’na olan ilgisinin ‘stratejik ve ekonomik nedenleri’ olduğuna inanıyor. Uzmanlar, “Çin, Afrika Boynuzu’ndaki gerilimin hızını azaltmaya çalışıyor” görüşünde.

Çin'in Afrika Boynuzu ile ilişkilerini güçlendirme çabaları kapsamında Somali Savunma Bakanı Hasan Hüseyin Haci, Çin'in Somali Büyükelçisi’ni Changshao'da kabul etti. Şarku’l Avsat’ın Somali resmi haber ajansı SONNA’dan aktardığı habere göre görüşmede ‘iki hükümet arasındaki güvenlik ve savunma iş birliğinin güçlendirilmesi’ ele alındı. Çin Büyükelçisi, ‘ülkesinin Somali'ye her düzeyde desteğinin devam edeceği’ sözünü verirken, Somali Savunma Bakanı da Çin hükümetine Somali'ye verdiği ‘sürekli destek’ için teşekkür ve takdirlerini dile getirdi.

Çin, Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasında ocak ayı başında imzalanan ve Addis Ababa'nın Kızıldeniz'in girişinde bir liman ve askeri üs kurma hakkını elde ettiği deniz anlaşmasının ardından yeniden artan gerilim sonrası Somali'nin ‘toprak bütünlüğüne’ saygı gösterilmesi çağrısında bulunmuştu. Somali hükümeti de söz konusu anlaşmayı şiddetle reddetmiş ve ‘egemenliğine yönelik bir saldırı ve bariz bir ihlal’ olarak gördüğü bu anlaşmaya karşı koymak için tüm yasal yolları kullanma sözü vermişti.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü'ne (IfW) göre Yemen'deki Husilerin Babul Mendeb Boğazı'ndaki ticari gemilere defalarca saldırması ve bunun sonucunda trafiğin yüzde 60 oranında azalması nedeniyle Çin, Kızıldeniz'deki mevcut gerginlikle yakından ilgileniyor.

Saldırıların bir sonucu olarak, büyük Batılı denizcilik şirketleri gemilerini yolculuk süresin 14 güne kadar uzamasına rağmen, Afrika'daki Ümit Burnu çevresine yönlendiriyor.

Çin'in Yemen Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Shao Zheng geçen ay Riyad'da düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin ‘Husilerin Kızıldeniz'deki operasyonlardan etkilendiğini’ belirterek ‘ticari gemilere yönelik saldırıların durması gerektiğini’ vurguladı.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 15'i, Aden Körfezi'nden Kızıldeniz'e ve Mısır'daki Süveyş Kanalı'na uzanan ve Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan koridor üzerinden akıyor. Bu, çoğu Afrika ve Avrupa'da olmak üzere dünya çapında yaklaşık 140 ülkenin ticaret ortağı olan Çin için bir öncelik.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, geçtiğimiz ocak ayında Addis Ababa'da Somaliland Başkanı Musa Bihi Abdi ile anlaşmanın imzalanması sırasında (Reuters)

ABD’de yaşayan Afrika işleri uzmanı İbrahim İdris, Çin'in Afrika Boynuzu'na olan ilgisinin Pekin için çok önemli olan stratejik ve ekonomik nedenleri olduğuna inanıyor ve Çin'in son yıllarda bölgede etkili bir varlık geliştirdiğine dikkat çekiyor. İdris, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Çin'in Afrika Boynuzu'na son dönemde artan ilgisinin, Pekin'in başta Etiyopya, Cibuti, Somali ve Eritre olmak üzere bölge ülkeleriyle olan güçlü ilişkilerinin boyutundan kaynaklandığını söyledi. İdris bu nedenle Etiyopya ile Somali arasındaki mevcut gerilimin ‘Çin'in Afrika Boynuzu'ndaki çıkarlarına zarar verdiğini’ ifade etti.

İdris, Çin hükümetinin açıkça Afrika Boynuzu'ndaki gerginliği azaltmaya çalıştığını, çünkü bunun Çin yatırımları için önemli ekonomik boyutu olan bir ilgi alanı olduğunu açıkladı. Bu aynı zamanda Çinlilerin öncelik verdiği İpek Yolu projesini güvence altına almak için ‘stratejik bir çıkarı’ da temsil ediyor. Hint Okyanusu bölgesi ve Kızıldeniz rotası, Çin'in bu büyük projesinin ve Pekin'in bu rotadaki ticari faaliyetlerine hizmet etmek üzere bölgede bir liman elde etme çabalarının hayati parçası.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2013 yılında göreve gelmesinden bu yana Afrika Boynuzu, Çin'in uluslararası ekonomik iş birliğini daha da güçlendirmeyi amaçlayan Kuşak ve Yol Girişimi’nin uygulanmasını güvence altına almak için çalıştığı kilit bir bölge haline geldi.

Kuşak ve Yol Girişimi, çoğu Hint Okyanusu'na bakan doğu kıyısında yer alan 55 Afrika ülkesinden 41'ini, özellikle de Afrika Boynuzu'nda yer alan ülkeleri kapsıyor. Son yıllarda, başta ABD olmak üzere birçok ülkenin bölgede askeri üslerinin bulunması nedeniyle bölge, uluslararası rekabet sahası haline geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından 2018 yılında yayınlanan Beyaz Kitap’a göre Çin, Yemen ve Somali kıyılarında barışı koruma operasyonlarına ve insani yardım görevlerine katılan gemilere tedarik sağlıyor. Çin ayrıca, bölgedeki büyük ve büyüyen çıkarlarını korumak amacıyla 10 bin askerin bulunduğu Afrika'daki ilk üssü olan Cibuti'deki askeri üssünü 2017 yılında açtı.

Çoğu Afrika ülkesinin birinci ticaret ortağı olan Çin'in Afrika Boynuzu'nda özellikle altyapı, enerji ve ulaşım alanlarında birçok büyük projesi bulunuyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Addis Ababa ile Somaliland anlaşmasını iptal eden bir yasayı imzalıyor. (Somali Cumhurbaşkanlığı)

Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Zayed Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hamdi Abdurrahman, Çin'in Afrika Boynuzu'na olan ilgisinin ekonomik kaygıların ötesine geçtiğini savunuyor. Abdurrahman, yakın zamanda yayınlanan bir analizinde, Çin'in bölgede önde gelen süper güç olarak önemli bir rol oynadığını belirtti. Çin politikasının Afrika ülkelerini, altyapı projelerinin ve teknik yardımlarının kazan-kazan ilişkilerini temsil ettiğine ikna etmeyi amaçladığını vurgulayan Abdurrahman, tüm bölgenin ‘Çinliler için yadsınamaz stratejik bir değere sahip olduğunu’ ifade etti.

Abdurrahman, Çin'in Afrika Boynuzu'ndaki varlığını ‘güvenlikleştirme’ nedenlerinin iki yönlü (ekonomik ve politik) olduğunu belirtti. Her ne kadar aralarında bir örtüşme olsa da Çin için zengin doğal kaynaklara (petrol, doğalgaz ve nadir bulunan doğal mineraller) erişim stratejik bir önceliktir. Çin aynı zamanda küresel güç ilişkilerini değiştirmeyi ve ABD'nin küresel hegemonyasını zayıflatmayı da amaçlamaktadır. Belki de bu, Afrika Boynuzu'nu, Çin'in bölgesel ve küresel jeopolitik meselelere ilişkin askeri manevraları açısından Afrika'nın en önemli bölgelerinden biri haline getiriyor.

Son yıllarda Çin, Afrika Boynuzu'ndaki krizleri ele alma çabalarına giderek daha fazla dahil oldu. Ocak 2022'de Çin Dışişleri Bakanlığı, bölgesel çatışmalara ve iç savaşlara tanık olan Afrika Boynuzu'nda ‘kalıcı istikrarı, barışı ve refahı teşvik etmek’ için özel bir elçi atadığını duyurdu. Çin, 2022 Haziran ayında Afrika Boynuzu'ndaki anlaşmazlıkları çözmek için arabuluculuk yapmayı teklif etti.



Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.


İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.


Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.