DEAŞ'ın kurucusu Zerkavi, ABD ajanı mıydı?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

DEAŞ'ın kurucusu Zerkavi, ABD ajanı mıydı?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Adi bir suçluyken Irak El Kaidesi lideri ve tekfirci terörizmin ABD'deki yüzü haline gelen Zerkavi, Irak'ın işgale karşı direnişini bastırmak ve Tel Aviv'le Washington'ın çıkarları için mezhepçi nefreti körüklemekle görevli bir ABD istihbarat aracı oldu

ABD'nin Terörle Savaş dediği süreçte düşman ilan ettiği isimler arasında Usame bin Ladin'den sonraki en kötü şöhretli isim, Irak El Kaidesi'nin (IEK) kurucusu Ürdünlü cihatçı Ebu Musab ez-Zerkavi'ydi.

Ancak Zerkavi'nin hayatı ve Irak'taki olaylar üzerindeki etkisi daha yakından incelendiğinde, onun muhtemelen ABD istihbaratının ürünü ve aracı olduğu görülüyor.

George W. Bush yönetimindeki yeni muhafazakar stratejistler, ABD'nin 2003'te Irak'ı yasadışı işgalini Amerikan kamuoyunda meşrulaştırmak için Zerkavi'yi bir piyon olarak kullandı.

Dahası Zerkavi, ABD işgaline karşı çıkan Iraklı direniş grupları arasında iç anlaşmazlıkların körüklenmesinde ve nihayetinde Irak'ın Sünni ve Şii toplumları arasında mezhepsel bir iç savaşın kışkırtılmasında etkili oldu.

İsrail'in Irak'taki planı ilerliyor 

Irak'taki bu kasıtlı gerilim stratejisi, Tel Aviv'in ülkenin kırılganlıklarını sürdürme, halkları mezhepsel hatlar üzerinden bölme ve ordusunun bölgede İsrail'e meydan okuma kabiliyetini zayıflatma hedefini ilerletti. 

CIA'in 1980'lerde Afganistan'da Sovyet Kızıl Ordusu'na karşı yürüttüğü örtülü savaş kapsamında El Kaide'yi yarattığı ve 1990'larda Bosna, Kosova ve Çeçenistan da dahil çeşitli savaşlarda El Kaide unsurlarını desteklediği uzun zamandır biliniyor.

Ayrıca Arap Baharı denen süreçte, 2011'de Suriye'de başlatılan gizli savaş sırasında CIA'in El Kaide bağlantılı gruplara destek verdiğine işaret eden kanıtlar var. 

Bu geçmişe rağmen Batılı gazeteciler, analistler ve tarihçiler hâlâ Zerkavi ve IEK'nin ABD'nin yeminli düşmanları olduğunu, üzerine düşünmeden kabul ediyor. 

Zerkavi'nin ABD istihbarat elemanı olarak üstlendiği rolü anlamadan, ABD'nin (ve İsrail'in) Irak'ta dökülen kanda ve sadece 2003'teki ilk işgal sırasında değil, daha sonraki mezhep çatışmalarının başlamasında da oynadığı yıkıcı rolü anlamak mümkün değil.

Ayrıca Irak'ın ABD güçlerini ülkeden kovma ve ülkeyi ileriye doğru ABD etkisinden kurtarma yönündeki mevcut çabalarının önemini anlamak da elzem. 

Zerkavi kimdi?

Ahmed Fadıl en-Nazal el-Haleyle adıyla doğan Ebu Musab ez-Zerkavi daha sonra adını doğum yeri olan, Ürdün'ün Amman kenti yakınlarındaki sanayi bölgesi Zerka'yı yansıtacak şekilde değiştirdi. Gençliğinde hapse girip çıkan Zerkavi, parmaklıklar ardında geçirdiği süreçte radikalleşecekti. 

Zerkavi 1980'lerin sonunda Afganistan'da Sovyetlere karşı CIA destekli mücahitlerle birlikte savaşmak için Afganistan'a gitti. Ürdün'e döndükten sonra Cund el Şam adlı yerel bir İslamcı militan örgütün kurulmasına yardım etti ve 1992'de hapse atıldı.

Genel afla hapisten çıkan Zerkavi 1999'da Afganistan'a geri döndü. The Atlantic, Zerkavi'nin Usame bin Ladin'le ilk kez bu dönemde tanıştığını ve Ladin'in, Zerkavi hapisteyken örgütüne Ürdün istihbaratının sızdığından ve bu nedenle erken tahliye edildiğinden şüphelendiğini belirtiyor.

Daha sonra Afganistan'dan Kuzey Irak'ın ABD yanlısı Kürdistan bölgesine kaçan Zerkavi, kader yılı olan 2001'de savaşçıları için bir eğitim kampı kurdu.

Kayıp halka

Irak'ı 11 Eylül saldırılarına bulaştırmaya hevesli Bush yönetimi yetkililerinin, Zerkavi'nin varlığını Washington'ın oradaki jeopolitik gündemlerini örtbas etmek için kullanması uzun sürmedi. 

Şubat 2003'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Zerkavi'nin Irak'taki varlığının Saddam'ın bir terör şebekesini barındırdığını kanıtladığını ve bunun da ABD istilasını gerektirdiğini iddia etti.

Dış İlişkiler Konseyi'ne (Council on Foreign Relations) göre "Bu iddia daha sonra çürütüldü fakat Zerkavi'nin adını geri dönülmez bir şekilde uluslararası kamuoyunun odağına yerleştirdi".

Zerkavi'nin üssünü kurduğu, Irak'ın Kürt bölgesi fiilen ABD'nin kontrolü altında olmasına rağmen Powell bu iddiayı ortaya attı. 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra ABD Hava Kuvvetleri bölgede uçuşa yasak bölge uygulaması başlatmıştı. İsrail'in dış istihbarat teşkilatı Mossad'ın da bölgede varlığı sürdürdüğü biliniyordu ki bu, İran'ın da aktif olarak kabul ettiği ve tetikte kaldığı bir gerçek.

İlginçtir ki Zerkavi'nin üssü Irak Kürdistanı sınırları içinde yuvalanmasına rağmen Bush yönetimi onu etkisiz hale getirmek için altın bir fırsat sunulduğunda eylemsizliği tercih etti. 

Wall Street Journal, Pentagon'un Haziran 2002'de Zerkavi'nin eğitim kampına saldırmak için ayrıntılı planlar hazırladığını ancak "Zerkavi'ye yönelik baskının gerçekleşmediğini" bildirdi.

Aylar geçmesine rağmen Beyaz Saray planı onaylamadı.

Pentagon'un baş sözcüsü Lawrence Di Rita bu eylemsizliği "kampın sadece kimyasal silah ürettiğine inanıldığı için önemsendiğini" iddia ederek açıkladı, oysa kimyasal ve biyolojik silahların teröristlerin eline geçmesi tehdidi, Saddam Hüseyin hükümetinin devrilmesinin sözümona en önemli nedeniydi. 

Buna karşın dönemin ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı General John M. Keane, Zerkavi'nin kamptaki varlığına ilişkin istihbaratın "sağlam" olduğunu, ikincil hasar riskinin düşük olduğunu ve kampın "bugüne kadar sahip oldukları en iyi hedeflerden biri" olduğunu açıkladı. 

ABD'li General Tommy Franks'in Zerkavi'nin kampını "Başkan Bush'un ezmeye yemin ettiği terörist 'sığınaklarının' örnekleri" arasında göstermesine rağmen Bush yönetimi saldırıları onaylamayı kararlılıkla reddetti. 

Zerkavi'nin Irak'taki varlığı Irak savaşını ABD kamuoyuna kabul ettirme amacına ulaşır ulaşmaz ve Mart 2003'te istila başladıktan sonra Beyaz Saray nihayet Zerkavi'nin kampının hava saldırılarıyla hedef alınmasını onayladı. Ancak Wall Street Journal, o zamana kadar Zerkavi'nin bölgeden çoktan kaçtığını da ekliyor.

Şiilerin hedef alınması

Daha sonra Ocak 2004'te Bush yönetiminin savaş gerekçesinin temel dayanağı yıkıldı. Irak'ın kitle imha silahlarını (KİS) bulmakla görevlendirilen silah denetçisi David Kay, 9 ay süren aramanın ardından kamuoyuna "Bunların var olduğunu sanmıyorum" diye açıklama yaptı. 

Guardian, KİS'lerin bulunamamasının Irak'ı istila etmesinin altındaki temele vurduğu yıkıcı darbenin derecesinin, artık "Bush'un bile savaşa girme gerekçelerini yeniden yazmasına" yol açtığını aktardı.

KİS utancı tırmanırken 9 Şubat'ta Dışişleri Bakanı Powell istiladan önce Zerkavi'nin "Irak'ta aktif olduğunu ve Iraklıların bilmesi gereken şeyler yaptığını" bir kez daha iddia etti.

Ve biz hâlâ bu bağlantıları arıyor ve kanıtlamaya çalışıyoruz.

Bundan iki hafta önce ABD istihbaratı, Zerkavi'nin yazdığını iddia ettiği 17 sayfalık bir mektubu rahatlıkla kamuoyuna açıklamıştı. Mektubun yazarı çeşitli terör saldırılarının sorumluluğunu üstleniyor, Irak'taki Şiilerle savaşmanın işgalci ABD ordusuyla savaşmaktan daha önemli olduğunu savunuyor ve ülkedeki Sünni ve Şii topluluklar arasında bir iç savaş çıkarmaya yemin ediyordu. 

Takip eden aylarda ABD'li yetkililer Irak'taki Şiileri hedef alan bir dizi acımasız bombalama eylemini Zerkavi'ye mal etti ancak Zerkavi'nin olaya karıştığına dair kanıt sunmadı. 

Mart 2004'te Kerbela'daki ve Bağdat'ın Kazımiye ilçesindeki Şii türbelerine düzenlenen intihar saldırılarında Aşure Günü'nü anmak için ibadet eden 200 kişi öldürüldü. Nisanda Irak'ın güneyinde Şiilerin çoğunlukta olduğu Basra kentinde bombalı araçlarla düzenlenen saldırılarda en az 50 kişi öldürüldü.

El Kaide, Kerbela ve Kazımiye saldırılarıyla ilgili Al Jazeera aracılığıyla bir açıklama yayımlayarak herhangi bir şekilde dahil olduğunu şiddetle reddetse de Geçici Koalisyon Yönetimi Başkanı Paul Bremer, Zerkavi'nin işin içinde olduğunda ısrar etti.

Irak'ta Zerkavi'nin yaptığı iddia edilen Şiilere yönelik saldırılar, ABD işgaline karşı direnen Sünni ve Şiilerin arasını açmaya katkı sağlayarak gelecekteki mezhep savaşının tohumlarını ekti.

Bu durum, Sünni ve Şii grupların işgale karşı direnişte güçlerini birleştirmesini engellemeye çalışan ABD ordusunun işine yaradı.

"Düşmanlarımızı bölmek"

Nisan 2004'te Başkan Bush, Sünni direnişin merkez üssü haline gelen, Enbar ilindeki Felluce'nin kontrolünü ele geçirmek için topyekun istila emri verdi. 

Şehri "yatıştırma" sözü veren Tuğgeneral Mark Kimmitt silahlı helikopter, insansız gözetleme uçakları ve F-15 savaş uçaklarını kullanarak saldırıyı başlattı. 

Deniz piyadelerinin çok sayıda sivili öldürmesi, pek çok ev ve binayı yerle bir etmesi ve kent sakinlerinin çoğunu yerinden etmesi nedeniyle saldırı tartışmalı bir hal aldı.

Geniş çaplı kamuoyu baskısı sonucu nihayetinde Başkan Bush saldırıyı iptal etmek zorunda kaldı ve Felluce, ABD kuvvetleri için "girilmez" bölge haline geldi.

Felluce'de asker bulundurmanın başarısızlığa uğraması, ABD'li planlayıcıların Sünni direnişini içeriden zayıflatmak için Zerkavi kartına geri dönmesine neden oldu. Haziranda üst düzey bir Pentagon yetkilisi Zerkavi'nin "Sünnilerin kalesi Felluce'de saklanıyor olabileceğini" gösteren "yeni bilgilerin" gün yüzüne çıktığını iddia etti.

Pentagon yetkilisi "ancak bu bilginin ez-Zerkavi'yi bulmaya çalışmak üzere askeri bir operasyon başlatılmasına izin verecek kadar net olmadığı uyarısında" bulundu.

Zerkavi ve diğer cihatçıların Felluce'de aniden ortaya çıkması tesadüf değildi. 

Thomas Henriksen, ABD Özel Harekat Komutanlığı için yazdığı "Düşmanlarımızı Bölmek" başlıklı raporda ABD ordusunun Felluce ve başka yerlerde düşmanları arasındaki farklılıklardan istifade etmek için Zerkavi'yi kullandığını açıkladı.

ABD ordusunun "düşmanlarının birbirini ortadan kaldırması" için "düşmanlar arasındaki ölümcül karşılaşmaları körükleme" hedefini sürdürdüğünü yazan Henriksen, "Bölünmeler olmadığında Amerikalı harekatçılar bunları kışkırttı" diye ekliyor.

Felluce Vaka Çalışması

Henriksen daha sonra 2004 sonbaharında Felluce'de yaşananları, "isyancıları isyancılarla savaştırmak için gereken zekice entrikaları sergileyen" bir "vaka çalışması" olarak aktarıyor. 

Thomas Henriksen, Zerkavi ve diğer cihatçıların tekfirci-Selefi görüşlerinin, milliyetçi olan ve Sufi dini anlayışını benimseyen yerel direnişçilerle gerginliğe yol açtığını açıkladı. Yerel direnişçiler, Zerkavi'nin yabancı gazetecileri kaçırmak, ayrım gözetmeksizin yaptığı bombalamalarla sivilleri öldürmek ve ülkenin petrol ve elektrik altyapısını sabote etmek gibi taktiklerine de karşı çıktı. 

Henriksen ayrıca ABD'nin Felluce'deki "isyancıların kendi içindeki güçlerden faydalanarak bunları derinleştiren" psikolojik operasyonlarının "her gece yaşanan ve koalisyon güçlerinin dahil olmadığı silahlı çatışmalara" yol açtığını açıkladı.

Bu bölünmeler kısa süre içinde Sünni direnişin diğer kaleleri olan Enbar ilindeki Ramadi'ye ve Bağdat'ın Edhemiye bölgesine de sıçradı.

ABD istihbaratının Felluce'de Zerkavi aracılığıyla kışkırttığı bölünmeler, Kasım 2004'te Bush'un yeniden seçilmesinden birkaç gün sonra ABD'nin bu huzursuz kenti bir kez daha istila etmesinin önünü açtı.

BBC muhabiri Mark Urban, savaştan sonra aralarında yüzlerce sivilin de olduğu 2 bin cesede ulaşıldığını bildirdi.

Buna uygun bir şekilde Urban, "Ebu Musab ez-Zerkavi'nin ölenler arasında olmadığını" ve saldırı başlamadan önce kentin etrafındaki ABD kordonundan kaçtığını da ekledi.

Yurtiçi tüketim

Daha sonra ABD askeri istihbaratı, Zerkavi'nin ABD işgaline karşı savaşan Sünni isyandaki rolünü öne çıkarmak için psikolojik operasyonlar yürüttüğüne değindi. 

Nisan 2006'da Washington Post, "ABD ordusunun Irak El Kaidesi liderinin rolünü büyütmek için propaganda kampanyası yürüttüğünü" ve bunun "Bush yönetiminin savaşı 11 Eylül 2001 saldırılarından sorumlu örgüte bağlamasına" katkı sağladığını bildirdi.

Post, ABD'li Albay Derek Harvey'in şu açıklamasını aktardı:

Zerkavi'ye odaklanmamız onun karikatürünü büyüttü, deyim yerindeyse onu gerçekte olduğundan daha önemli hale getirdi.

Washington Post'un haberine göre psikolojik harekat kampanyasını detaylandıran iç belgelerde "daha geniş çaplı bir propaganda kampanyasının hedefleri arasında 'ABD Ev Halkı' açıkça listeleniyor".

Zerkavi'yi öne çıkarma kampanyası, Başkan Bush'a Ekim 2004'teki yeniden seçilmek için yürüttüğü kampanya sırasında da fayda sağladı. Demokrat rakibi John Kerry, Irak'taki savaşı Afganistan'daki Terörle Savaş denen süreçten sapma olarak nitelendirdiğinde, Başkan Bush buna şu iddiayla yanıt verdi:

Bir terörist vakası, [Kerry'nin] düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Bugün Irak'ta karşı karşıya olduğumuz terörist lider, bomba yüklü araçların yerleştirilmesi ve Amerikalıların kafalarının kesilmesinden sorumlu olan Zerkavi adında bir adam.

Nick Berg'ü kim öldürdü?

Irak'ta ABD'li bir müteahhit olan Nick Berg'ün Zerkavi tarafından kafasının kesildiği iddia edildi. Mayıs 2004'te Batılı haber kaynakları Guantanamo tarzı turuncu bir tulum giyen Berg'ün bir grup maskeli adam tarafından kafasının kesildiğini gösteren bir video yayımladı.

Videoda Zerkavi olduğunu iddia eden maskeli bir adam, ABD'nin kötü şöhretli Ebu Gureyb Cezaevi'ndeki tutuklulara yaptığı işkenceye karşılık olarak Berg'ün öldürüldüğünü söylüyordu.

Irak'ta yeniden yapılanma ihalelerini kazanmaya çalışan Berg, Musul'da ABD nezarethanesinde bir ay geçirdikten ve FBI tarafından defalarca sorgulandıktan birkaç gün sonra ortadan kaybolmuştu.

Kaybolmasından bir ay sonra 8 Mayıs'ta, ABD ordusu Bağdat yakınlarında bir yol kenarında başı kesilmiş halde cesedini bulduğunu iddia etti.

Ancak Berg'ü Zerkavi'nin öldürdüğüne dair ABD'nin öne sürdüğü iddialar güvenilir değil. Sydney Morning Herald'ın o dönem bildirdiği üzere kafa kesme videosunun düzmece olduğuna ve Berg'ün FBI sorgusundan görüntüler içerdiğine dair kanıtlar var. Irak'tan değil Londra'dan internete yüklenen video, CNN ve Fox News'un indirmesine yetecek kadar bir süre yayında kaldı. 

Tuğgeneral Mark Kimmitt de Berg'ün ABD ordusu tarafından gözaltında tutulduğu konusunda yalan söyleyerek bunun yerine Musul'da sadece Irak polisi tarafından tutulduğunu iddia etti.

Ancak video Amerikan halkının zihninde, Zerkavi ve El Kaide'nin büyük bir terör tehdidi olduğu fikrini pekiştirdi. 

ABD'de öyle bir etki yarattı ki videonun yayımlanasının ardından internette en çok yapılan aramalarda "Nick Berg" ve "Irak savaşı" terimleri bir süreliğine pornografi ve ünlü isimler Paris Hilton ve Britney Spears'ın yerini aldı.

Mezhepçilik, ABD-İsrail'in temel hedeflerinden biri

Şubat 2006'da Irak'ın iç kesimindeki Sünni kenti Samarra'da yer alan Şii el Askeri Türbesi'nin bombalanmasının ardından büyük çaplı bir mezhep savaşı patlak verdi ancak ülkedeki en yüksek ve en etkili Şii otorite olan Büyük Ayetullah Ali el Sistani'nin dini rehberliği sayesinde olayların boyutu hafifletildi.

El Kaide saldırıyı üstlenmese de Başkan Bush daha sonra "türbenin bombalanmasının tamamen mezhepsel şiddet yaratmayı amaçlayan bir El Kaide komplosu olduğunu" iddia etti.

Zerkavi nihayet bundan birkaç ay sonra, 7 Haziran 2006'daki bir ABD hava saldırısında öldürüldü. Iraklı yasa yapıcı Vael Abdullatif, Zerkavi'nin öldüğü sırada cep telefonunda üst düzey Iraklı yetkililerin telefon numaralarının kayıtlı olduğunu ve bunun da Zerkavi'nin, ABD destekli Irak hükümeti içindeki unsurlar tarafından kullanıldığını gösterdiğini söyledi.

Zerkavi öldüğü sırada, kaos ve mezhep çatışmasını kışkırtarak Irak'ı bölme ve zayıflatma yönündeki yeni muhafazakar gündem doruk noktasına ulaşmıştı. Bu hedef, IEK'nin halefi olan bir örgütün (DEAŞ) ortaya çıkmasıyla daha da şiddetlendi ve bu örgüt birkaç yıl sonra komşu Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasında büyük bir rol oynadı, oradaki mezhepsel gerilimleri ateşledi ve Irak'taki ABD askeri yönetiminin yenilenmesine gerekçe sağladı.

The Cradle

Independent Türkçe



Hamas, Gazze’ye 10 bin polis konuşlandırmak istiyor

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)
TT

Hamas, Gazze’ye 10 bin polis konuşlandırmak istiyor

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)
İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 71 bini aştı (Reuters)

Hamas, Gazze'de kurulacak geçiş yönetimiyle işbirliği içinde bölgeye 10 bin polis konuşlandırmak istiyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, Hamas yönetiminin örgüt üyelerine pazar günü gönderdiği mektupta, 40 binden fazla memur ve güvenlik görevlisinin, ABD'nin barış planı kapsamında kurulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi'yle ortak çalışmasını istedi. 

Kaynaklar, yaklaşık 10 bin kişilik polis gücünün de bu rakama dahil olduğunu söylüyor. 

Hamas sözcüsü Hazım Kasım, Reuters'a gönderdiği açıklamada örgütün Gazze'nin yönetimini komiteye devretmeye hazır olduğunu söyledi. 

Sözcü, 40 bin nitelikli personele komite tarafından iş sağlanmasını talep ettiklerini belirtti. 

Yetkililer, Hamas'ın komitenin Gazze'deki bakanlıkları yeniden yapılandırmasına ve bazı çalışanları emekliye ayırmasına açık olduğunu da söylüyor. Diğer yandan toplu işten çıkarmaların kaosa yol açabileceği uyarısında bulunuyorlar. 

Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi'nin başkanlığını eski Filistin Ulaştırma Bakan Yardımcısı Ali Şaas yürütüyor. Şaas'la Hamas yöneticilerinin henüz buluşmadığı belirtiliyor. 

Diğer yandan Gazze'nin geleceğinde Hamas'ın söz sahibi olmamasını isteyen İsrail yönetiminin böyle bir adıma nasıl yaklaşacağı bilinmiyor. 

Washington yönetimi, Gazze'de barış anlaşmasının ikinci aşamasına geçildiğini 14 Ocak'ta duyurmuştu. Bu kapsamda Hamas'ın silah bırakması da öngörülüyor. Beyaz Saray, silah bırakmaları karşılığında örgüt üyeleri hakkında af çıkarılabileceğini de söylemişti. 

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan Filistinli bir yetkili İsrail, Katar, Mısır ve Türkiye gibi tarafların da dahil olduğu silahsızlanma mekanizmalarını görüşmek için ABD'nin Hamas'la irtibata geçtiğini belirtiyor. 

Yetkiliye göre örgüt, 5 yıl ya da daha uzun süreli bir ateşkese hazır olduğunu söylemiş. Diğer yandan kaynak, örgütün bağımsız Filistin devletinin kurulmasına yönelik sürecin başlatılmasını istediğini de vurguluyor. Tel Aviv yönetimi iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca bildirmişti.

Öte yandan iki Hamas yetkilisi, Washington'ın ya da arabulucu ülkelerin somut bir silahsızlanma önerisi sunmadığını ifade ediyor. 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dünkü açıklamasında Hamas silah bırakmadan Gazze'nin yeniden inşasına başlanmayacağını söylemişti. 

Netanyahu, İsrail ordusunun bölgeden çekilmesinin silahsızlanma sürecine bağlı olduğunu belirterek, Gazze ve Batı Şeria'daki “güvenlik önlemlerini” sürdüreceklerini ifade etmişti. 

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel


Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
TT

Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)

Hamas, ABD de dahil olmak üzere aracılardan, Gazze ile Mısır arasındaki Refah kara sınır kapısının yeniden açılacağına dair teyitler alırken, İsrail hükümeti başkanı Binyamin Netanyahu’nun bu adımı olabildiğince yavaşlatmaya çalıştığı yönünde İsrail medyasından bilgiler geliyor.

Hamas kaynaklarına göre Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde açılması bekleniyor ve tarih olarak da Perşembe günü öne çıkıyor. Buna karşın İsrail’den gelen bilgiler farklı; Walla haber sitesi kapının Pazar günü açılacağını duyurdu.

dcfrgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafı, İsrail’in kontrolü altında (Reuters)

Hamas kaynaklarına göre aracılardan gelen güvence, kapının açılacağının garantisi niteliğinde. Hamas, en son bir İsrailli rehinenin cesedinin bulunmasıyla başlayan süreçte, liderliğe kapının bu hafta açılacağına dair teyitler geldiğini açıkladı.

Gaza Yönetim Komitesi’nin girişi

Hamas yakın kaynaklar önümüzdeki günlerde Refah üzerinden bazı Gaza Yönetim Komitesi üyelerinin bölgeye girişine izin verilmesinin muhtemel olduğunu ve bu kişilerin Hamas yetkilileriyle görüşmeler yaparak bazı hükümet görevlerini devralma sürecini başlatacağını söyledi.

Filistin Yönetimi ve Avrupa Birliği delegasyonu da 2005 anlaşması çerçevesinde sınır kapısında çalışmaya hazır olduklarını açıkladı.

fgthy
Kahire’deki Gaza Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Basın Enformasyon Kurumu)

Hamas kaynakları, kapının tam işleyişiyle açılması gerektiğini savunurken, Netanyahu Salı günü düzenlediği basın toplantısında kapının “sınırlı ve anlaşmalı düzenlemeler çerçevesinde, günlük belirli sayıda Filistinliye giriş-çıkış izni verecek şekilde” açılacağını söyledi.

Netanyahu ayrıca İsrail’in “sınır kapısı ve tüm Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolüne sahip olacağını” vurguladı.

Tam güvenlik kontrolü ne anlama geliyor?

Netanyahu’nun bu açıklamaları, Filistinli gruplar arasında İsrail’in bunu nasıl uygulayacağı konusunda endişe ve soru işaretleri yarattı.

Grup kaynakları, İsrail’in “sarı çizgi” olarak adlandırılan sınır hattında yüzde 53’ün üzerinde bir alan üzerinde kontrol sağlamayı hedefleyebileceğini belirtiyor. İkinci aşama koşulları İsrail’in bölgeden çekilmesini öngörse de, Netanyahu hükümeti bunu Hamas’ın silahsızlandırılmasıyla bağdaştırıyor; bu konu halen tartışma aşamasında ve birçok engelle karşılaşabilir.

ty6
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Eğer ikinci aşama koşulları uygulanmazsa, İsrail muhtemelen kuzey ve doğu bölgelerinde askeri varlığını artırarak güvenliği sağlamayı ve batıdaki alanları kontrol etmeyi sürdürecek. Güneyde ise askeri varlığını koruyacak.

Olası çekilme durumunda, İsrail sınır hattında daha geniş bir tampon bölge oluşturabilir; bazı yerlerde bu alan bir ila iki kilometreyi bulabilir. Aynı zamanda Refah Sınır Kapısı ve Philadelphia hattındaki kontrolünü de sürdürerek, silah veya patlayıcı kaçakçılığını engellemeyi planlıyor. Özellikle tüm tünellerin tahrip edilmesinin ardından bu kontrol, deniz sınırlarında da devam edecek; 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Filistinli balıkçıların bu alanlara yaklaşmasına veya bir deniz mili batıya, Mısır sınırına doğru 5 deniz mili güneye ilerlemesine izin vermiyor.

rty6
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus sahili (AFP)

Filistinli gruplar, İsrail’in “tam güvenlik kontrolü” açıklamalarını sürdürmesinin, Lübnan’daki gibi ani suikastlar, askeri hedefler bahane edilerek bombalamalar veya Hamas ve diğer Filistinli aktivistlerin bölgelerinde yapılan kaçırma operasyonlarıyla güvenliği sağlamaya yönelik olabileceğini öngörüyor.