DEAŞ'ın kurucusu Zerkavi, ABD ajanı mıydı?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

DEAŞ'ın kurucusu Zerkavi, ABD ajanı mıydı?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Adi bir suçluyken Irak El Kaidesi lideri ve tekfirci terörizmin ABD'deki yüzü haline gelen Zerkavi, Irak'ın işgale karşı direnişini bastırmak ve Tel Aviv'le Washington'ın çıkarları için mezhepçi nefreti körüklemekle görevli bir ABD istihbarat aracı oldu

ABD'nin Terörle Savaş dediği süreçte düşman ilan ettiği isimler arasında Usame bin Ladin'den sonraki en kötü şöhretli isim, Irak El Kaidesi'nin (IEK) kurucusu Ürdünlü cihatçı Ebu Musab ez-Zerkavi'ydi.

Ancak Zerkavi'nin hayatı ve Irak'taki olaylar üzerindeki etkisi daha yakından incelendiğinde, onun muhtemelen ABD istihbaratının ürünü ve aracı olduğu görülüyor.

George W. Bush yönetimindeki yeni muhafazakar stratejistler, ABD'nin 2003'te Irak'ı yasadışı işgalini Amerikan kamuoyunda meşrulaştırmak için Zerkavi'yi bir piyon olarak kullandı.

Dahası Zerkavi, ABD işgaline karşı çıkan Iraklı direniş grupları arasında iç anlaşmazlıkların körüklenmesinde ve nihayetinde Irak'ın Sünni ve Şii toplumları arasında mezhepsel bir iç savaşın kışkırtılmasında etkili oldu.

İsrail'in Irak'taki planı ilerliyor 

Irak'taki bu kasıtlı gerilim stratejisi, Tel Aviv'in ülkenin kırılganlıklarını sürdürme, halkları mezhepsel hatlar üzerinden bölme ve ordusunun bölgede İsrail'e meydan okuma kabiliyetini zayıflatma hedefini ilerletti. 

CIA'in 1980'lerde Afganistan'da Sovyet Kızıl Ordusu'na karşı yürüttüğü örtülü savaş kapsamında El Kaide'yi yarattığı ve 1990'larda Bosna, Kosova ve Çeçenistan da dahil çeşitli savaşlarda El Kaide unsurlarını desteklediği uzun zamandır biliniyor.

Ayrıca Arap Baharı denen süreçte, 2011'de Suriye'de başlatılan gizli savaş sırasında CIA'in El Kaide bağlantılı gruplara destek verdiğine işaret eden kanıtlar var. 

Bu geçmişe rağmen Batılı gazeteciler, analistler ve tarihçiler hâlâ Zerkavi ve IEK'nin ABD'nin yeminli düşmanları olduğunu, üzerine düşünmeden kabul ediyor. 

Zerkavi'nin ABD istihbarat elemanı olarak üstlendiği rolü anlamadan, ABD'nin (ve İsrail'in) Irak'ta dökülen kanda ve sadece 2003'teki ilk işgal sırasında değil, daha sonraki mezhep çatışmalarının başlamasında da oynadığı yıkıcı rolü anlamak mümkün değil.

Ayrıca Irak'ın ABD güçlerini ülkeden kovma ve ülkeyi ileriye doğru ABD etkisinden kurtarma yönündeki mevcut çabalarının önemini anlamak da elzem. 

Zerkavi kimdi?

Ahmed Fadıl en-Nazal el-Haleyle adıyla doğan Ebu Musab ez-Zerkavi daha sonra adını doğum yeri olan, Ürdün'ün Amman kenti yakınlarındaki sanayi bölgesi Zerka'yı yansıtacak şekilde değiştirdi. Gençliğinde hapse girip çıkan Zerkavi, parmaklıklar ardında geçirdiği süreçte radikalleşecekti. 

Zerkavi 1980'lerin sonunda Afganistan'da Sovyetlere karşı CIA destekli mücahitlerle birlikte savaşmak için Afganistan'a gitti. Ürdün'e döndükten sonra Cund el Şam adlı yerel bir İslamcı militan örgütün kurulmasına yardım etti ve 1992'de hapse atıldı.

Genel afla hapisten çıkan Zerkavi 1999'da Afganistan'a geri döndü. The Atlantic, Zerkavi'nin Usame bin Ladin'le ilk kez bu dönemde tanıştığını ve Ladin'in, Zerkavi hapisteyken örgütüne Ürdün istihbaratının sızdığından ve bu nedenle erken tahliye edildiğinden şüphelendiğini belirtiyor.

Daha sonra Afganistan'dan Kuzey Irak'ın ABD yanlısı Kürdistan bölgesine kaçan Zerkavi, kader yılı olan 2001'de savaşçıları için bir eğitim kampı kurdu.

Kayıp halka

Irak'ı 11 Eylül saldırılarına bulaştırmaya hevesli Bush yönetimi yetkililerinin, Zerkavi'nin varlığını Washington'ın oradaki jeopolitik gündemlerini örtbas etmek için kullanması uzun sürmedi. 

Şubat 2003'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Zerkavi'nin Irak'taki varlığının Saddam'ın bir terör şebekesini barındırdığını kanıtladığını ve bunun da ABD istilasını gerektirdiğini iddia etti.

Dış İlişkiler Konseyi'ne (Council on Foreign Relations) göre "Bu iddia daha sonra çürütüldü fakat Zerkavi'nin adını geri dönülmez bir şekilde uluslararası kamuoyunun odağına yerleştirdi".

Zerkavi'nin üssünü kurduğu, Irak'ın Kürt bölgesi fiilen ABD'nin kontrolü altında olmasına rağmen Powell bu iddiayı ortaya attı. 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra ABD Hava Kuvvetleri bölgede uçuşa yasak bölge uygulaması başlatmıştı. İsrail'in dış istihbarat teşkilatı Mossad'ın da bölgede varlığı sürdürdüğü biliniyordu ki bu, İran'ın da aktif olarak kabul ettiği ve tetikte kaldığı bir gerçek.

İlginçtir ki Zerkavi'nin üssü Irak Kürdistanı sınırları içinde yuvalanmasına rağmen Bush yönetimi onu etkisiz hale getirmek için altın bir fırsat sunulduğunda eylemsizliği tercih etti. 

Wall Street Journal, Pentagon'un Haziran 2002'de Zerkavi'nin eğitim kampına saldırmak için ayrıntılı planlar hazırladığını ancak "Zerkavi'ye yönelik baskının gerçekleşmediğini" bildirdi.

Aylar geçmesine rağmen Beyaz Saray planı onaylamadı.

Pentagon'un baş sözcüsü Lawrence Di Rita bu eylemsizliği "kampın sadece kimyasal silah ürettiğine inanıldığı için önemsendiğini" iddia ederek açıkladı, oysa kimyasal ve biyolojik silahların teröristlerin eline geçmesi tehdidi, Saddam Hüseyin hükümetinin devrilmesinin sözümona en önemli nedeniydi. 

Buna karşın dönemin ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı General John M. Keane, Zerkavi'nin kamptaki varlığına ilişkin istihbaratın "sağlam" olduğunu, ikincil hasar riskinin düşük olduğunu ve kampın "bugüne kadar sahip oldukları en iyi hedeflerden biri" olduğunu açıkladı. 

ABD'li General Tommy Franks'in Zerkavi'nin kampını "Başkan Bush'un ezmeye yemin ettiği terörist 'sığınaklarının' örnekleri" arasında göstermesine rağmen Bush yönetimi saldırıları onaylamayı kararlılıkla reddetti. 

Zerkavi'nin Irak'taki varlığı Irak savaşını ABD kamuoyuna kabul ettirme amacına ulaşır ulaşmaz ve Mart 2003'te istila başladıktan sonra Beyaz Saray nihayet Zerkavi'nin kampının hava saldırılarıyla hedef alınmasını onayladı. Ancak Wall Street Journal, o zamana kadar Zerkavi'nin bölgeden çoktan kaçtığını da ekliyor.

Şiilerin hedef alınması

Daha sonra Ocak 2004'te Bush yönetiminin savaş gerekçesinin temel dayanağı yıkıldı. Irak'ın kitle imha silahlarını (KİS) bulmakla görevlendirilen silah denetçisi David Kay, 9 ay süren aramanın ardından kamuoyuna "Bunların var olduğunu sanmıyorum" diye açıklama yaptı. 

Guardian, KİS'lerin bulunamamasının Irak'ı istila etmesinin altındaki temele vurduğu yıkıcı darbenin derecesinin, artık "Bush'un bile savaşa girme gerekçelerini yeniden yazmasına" yol açtığını aktardı.

KİS utancı tırmanırken 9 Şubat'ta Dışişleri Bakanı Powell istiladan önce Zerkavi'nin "Irak'ta aktif olduğunu ve Iraklıların bilmesi gereken şeyler yaptığını" bir kez daha iddia etti.

Ve biz hâlâ bu bağlantıları arıyor ve kanıtlamaya çalışıyoruz.

Bundan iki hafta önce ABD istihbaratı, Zerkavi'nin yazdığını iddia ettiği 17 sayfalık bir mektubu rahatlıkla kamuoyuna açıklamıştı. Mektubun yazarı çeşitli terör saldırılarının sorumluluğunu üstleniyor, Irak'taki Şiilerle savaşmanın işgalci ABD ordusuyla savaşmaktan daha önemli olduğunu savunuyor ve ülkedeki Sünni ve Şii topluluklar arasında bir iç savaş çıkarmaya yemin ediyordu. 

Takip eden aylarda ABD'li yetkililer Irak'taki Şiileri hedef alan bir dizi acımasız bombalama eylemini Zerkavi'ye mal etti ancak Zerkavi'nin olaya karıştığına dair kanıt sunmadı. 

Mart 2004'te Kerbela'daki ve Bağdat'ın Kazımiye ilçesindeki Şii türbelerine düzenlenen intihar saldırılarında Aşure Günü'nü anmak için ibadet eden 200 kişi öldürüldü. Nisanda Irak'ın güneyinde Şiilerin çoğunlukta olduğu Basra kentinde bombalı araçlarla düzenlenen saldırılarda en az 50 kişi öldürüldü.

El Kaide, Kerbela ve Kazımiye saldırılarıyla ilgili Al Jazeera aracılığıyla bir açıklama yayımlayarak herhangi bir şekilde dahil olduğunu şiddetle reddetse de Geçici Koalisyon Yönetimi Başkanı Paul Bremer, Zerkavi'nin işin içinde olduğunda ısrar etti.

Irak'ta Zerkavi'nin yaptığı iddia edilen Şiilere yönelik saldırılar, ABD işgaline karşı direnen Sünni ve Şiilerin arasını açmaya katkı sağlayarak gelecekteki mezhep savaşının tohumlarını ekti.

Bu durum, Sünni ve Şii grupların işgale karşı direnişte güçlerini birleştirmesini engellemeye çalışan ABD ordusunun işine yaradı.

"Düşmanlarımızı bölmek"

Nisan 2004'te Başkan Bush, Sünni direnişin merkez üssü haline gelen, Enbar ilindeki Felluce'nin kontrolünü ele geçirmek için topyekun istila emri verdi. 

Şehri "yatıştırma" sözü veren Tuğgeneral Mark Kimmitt silahlı helikopter, insansız gözetleme uçakları ve F-15 savaş uçaklarını kullanarak saldırıyı başlattı. 

Deniz piyadelerinin çok sayıda sivili öldürmesi, pek çok ev ve binayı yerle bir etmesi ve kent sakinlerinin çoğunu yerinden etmesi nedeniyle saldırı tartışmalı bir hal aldı.

Geniş çaplı kamuoyu baskısı sonucu nihayetinde Başkan Bush saldırıyı iptal etmek zorunda kaldı ve Felluce, ABD kuvvetleri için "girilmez" bölge haline geldi.

Felluce'de asker bulundurmanın başarısızlığa uğraması, ABD'li planlayıcıların Sünni direnişini içeriden zayıflatmak için Zerkavi kartına geri dönmesine neden oldu. Haziranda üst düzey bir Pentagon yetkilisi Zerkavi'nin "Sünnilerin kalesi Felluce'de saklanıyor olabileceğini" gösteren "yeni bilgilerin" gün yüzüne çıktığını iddia etti.

Pentagon yetkilisi "ancak bu bilginin ez-Zerkavi'yi bulmaya çalışmak üzere askeri bir operasyon başlatılmasına izin verecek kadar net olmadığı uyarısında" bulundu.

Zerkavi ve diğer cihatçıların Felluce'de aniden ortaya çıkması tesadüf değildi. 

Thomas Henriksen, ABD Özel Harekat Komutanlığı için yazdığı "Düşmanlarımızı Bölmek" başlıklı raporda ABD ordusunun Felluce ve başka yerlerde düşmanları arasındaki farklılıklardan istifade etmek için Zerkavi'yi kullandığını açıkladı.

ABD ordusunun "düşmanlarının birbirini ortadan kaldırması" için "düşmanlar arasındaki ölümcül karşılaşmaları körükleme" hedefini sürdürdüğünü yazan Henriksen, "Bölünmeler olmadığında Amerikalı harekatçılar bunları kışkırttı" diye ekliyor.

Felluce Vaka Çalışması

Henriksen daha sonra 2004 sonbaharında Felluce'de yaşananları, "isyancıları isyancılarla savaştırmak için gereken zekice entrikaları sergileyen" bir "vaka çalışması" olarak aktarıyor. 

Thomas Henriksen, Zerkavi ve diğer cihatçıların tekfirci-Selefi görüşlerinin, milliyetçi olan ve Sufi dini anlayışını benimseyen yerel direnişçilerle gerginliğe yol açtığını açıkladı. Yerel direnişçiler, Zerkavi'nin yabancı gazetecileri kaçırmak, ayrım gözetmeksizin yaptığı bombalamalarla sivilleri öldürmek ve ülkenin petrol ve elektrik altyapısını sabote etmek gibi taktiklerine de karşı çıktı. 

Henriksen ayrıca ABD'nin Felluce'deki "isyancıların kendi içindeki güçlerden faydalanarak bunları derinleştiren" psikolojik operasyonlarının "her gece yaşanan ve koalisyon güçlerinin dahil olmadığı silahlı çatışmalara" yol açtığını açıkladı.

Bu bölünmeler kısa süre içinde Sünni direnişin diğer kaleleri olan Enbar ilindeki Ramadi'ye ve Bağdat'ın Edhemiye bölgesine de sıçradı.

ABD istihbaratının Felluce'de Zerkavi aracılığıyla kışkırttığı bölünmeler, Kasım 2004'te Bush'un yeniden seçilmesinden birkaç gün sonra ABD'nin bu huzursuz kenti bir kez daha istila etmesinin önünü açtı.

BBC muhabiri Mark Urban, savaştan sonra aralarında yüzlerce sivilin de olduğu 2 bin cesede ulaşıldığını bildirdi.

Buna uygun bir şekilde Urban, "Ebu Musab ez-Zerkavi'nin ölenler arasında olmadığını" ve saldırı başlamadan önce kentin etrafındaki ABD kordonundan kaçtığını da ekledi.

Yurtiçi tüketim

Daha sonra ABD askeri istihbaratı, Zerkavi'nin ABD işgaline karşı savaşan Sünni isyandaki rolünü öne çıkarmak için psikolojik operasyonlar yürüttüğüne değindi. 

Nisan 2006'da Washington Post, "ABD ordusunun Irak El Kaidesi liderinin rolünü büyütmek için propaganda kampanyası yürüttüğünü" ve bunun "Bush yönetiminin savaşı 11 Eylül 2001 saldırılarından sorumlu örgüte bağlamasına" katkı sağladığını bildirdi.

Post, ABD'li Albay Derek Harvey'in şu açıklamasını aktardı:

Zerkavi'ye odaklanmamız onun karikatürünü büyüttü, deyim yerindeyse onu gerçekte olduğundan daha önemli hale getirdi.

Washington Post'un haberine göre psikolojik harekat kampanyasını detaylandıran iç belgelerde "daha geniş çaplı bir propaganda kampanyasının hedefleri arasında 'ABD Ev Halkı' açıkça listeleniyor".

Zerkavi'yi öne çıkarma kampanyası, Başkan Bush'a Ekim 2004'teki yeniden seçilmek için yürüttüğü kampanya sırasında da fayda sağladı. Demokrat rakibi John Kerry, Irak'taki savaşı Afganistan'daki Terörle Savaş denen süreçten sapma olarak nitelendirdiğinde, Başkan Bush buna şu iddiayla yanıt verdi:

Bir terörist vakası, [Kerry'nin] düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Bugün Irak'ta karşı karşıya olduğumuz terörist lider, bomba yüklü araçların yerleştirilmesi ve Amerikalıların kafalarının kesilmesinden sorumlu olan Zerkavi adında bir adam.

Nick Berg'ü kim öldürdü?

Irak'ta ABD'li bir müteahhit olan Nick Berg'ün Zerkavi tarafından kafasının kesildiği iddia edildi. Mayıs 2004'te Batılı haber kaynakları Guantanamo tarzı turuncu bir tulum giyen Berg'ün bir grup maskeli adam tarafından kafasının kesildiğini gösteren bir video yayımladı.

Videoda Zerkavi olduğunu iddia eden maskeli bir adam, ABD'nin kötü şöhretli Ebu Gureyb Cezaevi'ndeki tutuklulara yaptığı işkenceye karşılık olarak Berg'ün öldürüldüğünü söylüyordu.

Irak'ta yeniden yapılanma ihalelerini kazanmaya çalışan Berg, Musul'da ABD nezarethanesinde bir ay geçirdikten ve FBI tarafından defalarca sorgulandıktan birkaç gün sonra ortadan kaybolmuştu.

Kaybolmasından bir ay sonra 8 Mayıs'ta, ABD ordusu Bağdat yakınlarında bir yol kenarında başı kesilmiş halde cesedini bulduğunu iddia etti.

Ancak Berg'ü Zerkavi'nin öldürdüğüne dair ABD'nin öne sürdüğü iddialar güvenilir değil. Sydney Morning Herald'ın o dönem bildirdiği üzere kafa kesme videosunun düzmece olduğuna ve Berg'ün FBI sorgusundan görüntüler içerdiğine dair kanıtlar var. Irak'tan değil Londra'dan internete yüklenen video, CNN ve Fox News'un indirmesine yetecek kadar bir süre yayında kaldı. 

Tuğgeneral Mark Kimmitt de Berg'ün ABD ordusu tarafından gözaltında tutulduğu konusunda yalan söyleyerek bunun yerine Musul'da sadece Irak polisi tarafından tutulduğunu iddia etti.

Ancak video Amerikan halkının zihninde, Zerkavi ve El Kaide'nin büyük bir terör tehdidi olduğu fikrini pekiştirdi. 

ABD'de öyle bir etki yarattı ki videonun yayımlanasının ardından internette en çok yapılan aramalarda "Nick Berg" ve "Irak savaşı" terimleri bir süreliğine pornografi ve ünlü isimler Paris Hilton ve Britney Spears'ın yerini aldı.

Mezhepçilik, ABD-İsrail'in temel hedeflerinden biri

Şubat 2006'da Irak'ın iç kesimindeki Sünni kenti Samarra'da yer alan Şii el Askeri Türbesi'nin bombalanmasının ardından büyük çaplı bir mezhep savaşı patlak verdi ancak ülkedeki en yüksek ve en etkili Şii otorite olan Büyük Ayetullah Ali el Sistani'nin dini rehberliği sayesinde olayların boyutu hafifletildi.

El Kaide saldırıyı üstlenmese de Başkan Bush daha sonra "türbenin bombalanmasının tamamen mezhepsel şiddet yaratmayı amaçlayan bir El Kaide komplosu olduğunu" iddia etti.

Zerkavi nihayet bundan birkaç ay sonra, 7 Haziran 2006'daki bir ABD hava saldırısında öldürüldü. Iraklı yasa yapıcı Vael Abdullatif, Zerkavi'nin öldüğü sırada cep telefonunda üst düzey Iraklı yetkililerin telefon numaralarının kayıtlı olduğunu ve bunun da Zerkavi'nin, ABD destekli Irak hükümeti içindeki unsurlar tarafından kullanıldığını gösterdiğini söyledi.

Zerkavi öldüğü sırada, kaos ve mezhep çatışmasını kışkırtarak Irak'ı bölme ve zayıflatma yönündeki yeni muhafazakar gündem doruk noktasına ulaşmıştı. Bu hedef, IEK'nin halefi olan bir örgütün (DEAŞ) ortaya çıkmasıyla daha da şiddetlendi ve bu örgüt birkaç yıl sonra komşu Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasında büyük bir rol oynadı, oradaki mezhepsel gerilimleri ateşledi ve Irak'taki ABD askeri yönetiminin yenilenmesine gerekçe sağladı.

The Cradle

Independent Türkçe



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.