İsrail Şam’daki saldırıyla İran'ın kırmızı çizgilerine meydan okudu

Bölgedeki mevcut durumdan dolayı yanlış hesaplamalardan kaynaklanan riskler son derece yüksek olacaktır

İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)
İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)
TT

İsrail Şam’daki saldırıyla İran'ın kırmızı çizgilerine meydan okudu

İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)
İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)

Charles Lister

Hamas'ın 7 Ekim 2023 günü İsrail’e düzenlediği saldırının ardından başlayan ve yaklaşık altı aydır bölgede yoğun olarak devam eden gerilim sırasında tüm taraflar, bölgede geleneksel olarak belirli bir düzeyde istikrar sağlayan kırmızı çizgilerin çoğunu aştılar. Kısa bir süre önce bölgeyi sarsan önemli olaylara İsrail’in, 1 Nisan'da İran’ın Suriye'nin başkenti Şam'daki konsolosluk kompleksinde yer alan bir binayı hedef alan hava saldırısı eklendi. Saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün Suriye ve Lübnan komutanlarını öldürüldü. Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi ve Tuğgeneral Hüseyin Eminullah ve Tuğgeneral Muhammed Hadi Hac Rahimi gibi tamamı Filistinli grupların desteklenmesinde çok önemli bir rol oynayan İranlı komutanlardı.

tgnbgyt
İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)

İran’ın Şam’daki konsolosluk kompleksi içinde yer alan bir binayı hedef alan ve onu yerle bir eden, İran’ın egemen topraklarına saldırı olarak kabul edilen ve Zahidi’nin ölümüne yol açan bu saldırının büyüklüğü hafife alınamaz. Zira İsrail, bu saldırıyla İran'ın en önemli ve deneyimli DMO gazilerinden biri olan Zahidi’yi etkisiz hale getirdi. Daha önce DMO'nun hava ve kara kuvvetlerinin komutanlığını yapan Zahidi, İran'ın ‘direniş ekseninin’ en aktif ve hayati cephe hattında Hizbullah ve Beşşar Esed rejimiyle en güçlü bağlantı noktasıydı.

Geçtiğimiz günlerde İran basını ve DMO kaynakları tarafından ilk kez paylaşılan bir fotoğrafta, Zahidi, Kasım Süleymani, İsmail Kaani, Hasan Nasrallah ve İmad Muğniye ile birlikte ayakta görülüyordu. Bu fotoğraf, Zahidi’nin üst düzey bir komutan ve DMO'daki en aktif ve değerli isimlerden biri olduğunun açık bir göstergesiydi.

Zahidi, DMO’nun Suriye hükümetine, muhaliflerini acımasızca bastırmasında verdiği destek çerçevesindeki operasyonları yönetmek üzere Şam'a gönderildiği 2011 baharında Suriye’deki protesto gösterilerinin başlarında çok önemli bir rol oynadı. ABD, İngiltere, Avrupa Birliği (AB), Fransa, Kanada ve Avustralya da dahil olmak üzere birçok ülke Zahidi’ye Suriye'deki faaliyetleri, Hizbullah'la bağlantısı ve İran’dan silahların bölgeye dağıtılmasındaki rolü nedeniyle yaptırımlar listesine dahil etti.

İran, İsrail'e misilleme olarak füzeli saldırı düzenleyebilir, ancak bunu durdurulacak şekilde tasarlanacaktır.

Şam'da 1 Nisan'da gerçekleşen saldırı, İsrail'in İran'ın Suriye'deki mevzilerine karşı başlattığı ve haftalardır devam eden operasyonların sonuncusuydu. İsrail, 2013 ile Ekim 2023 arasında da Suriye'deki İran hedeflerine yüzlerce saldırı gerçekleştirmişti, ancak bu saldırılarda yalnızca İran'ın bölgeye silah taşıyan konvoylarını ve militanlarını hedef alıyordu. Bu on yıllık taktiksel eylem boyunca İsrail ordusu ve güvenlik liderleri, İran’ın Suriye’deki ve bir dereceye kadar Lübnan'daki yeteneklerini felç etmek için ‘çimleri biçme’ ya da bir başka deyişle ‘köstebeğin kafasına vurma’ politikasıyla yetindi. (Köstebeğin başına vurma oyunu, oyuncuların deliklerden rastgele çıkan oyuncak köstebeklerin başına çekiç kullanarak vurduğu bir oyundur. Amaç, belirli bir zaman dilimi içinde mümkün olduğu kadar çok köstebeğin kafasına vurmaktır.)

Ancak 7 Ekim 2023 tarihinden sonra İsrail'in Suriye topraklarında İran’ın çıkarlarını hedef alan saldırılarında daha agresif davranmaya başlaması ve stratejik bir tutum benimsemesiyle mevcut durum değişti. Bu değişim, İsrail'in önceki yaklaşımının, özellikle de artan gerilimlerle birlikte verimli olmadığının da bir kanıtı. İsrail, 7 Ekim’den bu yana 1 Ocak'tan sonra gerçekleştirdiği 30'u aşkın hava saldırısı da dahil olmak üzere Suriye'ye 55'ten fazla bombardıman düzenledi. Son saldırılarda hedeflerini DMO ve vekil güçlerin komutanlarını ve üst düzey isimlerini kapsayacak şekilde genişletti. Saldırıların coğrafi kapsamı da önemli oranda genişledi.

hynhty
Tahran’daki Filistin Meydanı’nda İsrail ve ABD karşıtı protestolara katılan İranlılar, 1 Nisan (AFP)

İsrail, Şam’daki son saldırı öncesinde 29 Mart'ta Halep'e de hava saldırıları düzenledi. 1973'ten bu yana en şiddetli hava saldırıları olarak nitelendirilen bombardıman, 40’tan fazla kişinin ölümüne ve yüzden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. İsrail, son olarak İran’ın Şam’daki konsolosluğunu hedef aldı ve DMO komutanlarını öldürdü. Suriye'deki eylemlerle ilgili artık hiçbir kırmızı çizgi kalmamış görünüyor.

Ancak bu saldırıların boyutunun İran’ın da benzer bir tepki vermesini gerektirdiğine şüphe yok. Bölge artık bir barut fıçısına dönmüş durumda olduğundan, yanlış hesaplamalardan kaynaklanan riskler son derece yüksek olacaktır. İran, tarihte özellikle düşmanı olarak gördüğü İsrail’in saldırılarına yanıt vermek için vekillerini kullandı. DMO, şubat ayı başlarında ABD’nin Suriye ve Irak'taki üslerini vekilleri aracılığıyla hedef alan saldırılarını dondurma kararı aldı ve halen bu karara uyuyor. Tahran, önümüzdeki günlerde Suriye'de (ve belki de Irak'ta) bu kararı uygulamaktan vazgeçebilir.

İran'ın Yemen, Irak ve Suriye'deki vekilleri tarafından geçtiğimiz aylarda, İran yapımı balistik füzeler, seyir füzeleri ve kamikaze insansız hava araçları (İHA) ile ABD güçlerini, uluslararası deniz varlıklarını ve hatta İsrail'i hedef alan saldırılar gerçekleşti. İran’ın geçtiğimiz ocak ayında Erbil'deki bir bölgeyi doğrudan balistik füzelerle vurmasına rağmen henüz İran topraklarından İsrail'e doğrudan bir saldırı gerçekleşmedi.

İran basını, 1 Nisan'da İran’ın Şam'daki egemen toprağı sayılan büyükelçiliğine bağlı binaya düzenlenen saldırıyı savaş eylemi olarak yorumlamasının ardından İran, İsrail'e misilleme amaçlı füze saldırısı başlatabilir, ancak bu saldırı muhtemelen durdurulacak şekilde tasarlanacak ve böylece işler kontrolden çıkmayacak.

İran'ın İsrail’e nerede ve nasıl misillemede bulunmayı tercih edeceği, risk hesaplamalarına dair önemli bilgiler sağlayacak.

Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim son haftalarda önemli ölçüde artarken, İran'ın İsrail’e karşı misilleme için Lübnan cephesini tercih etmesi beklenmiyor. Geçtiğimiz ekim ayından bu yana Hizbullah, İsrail’e 800'den fazla saldırı düzenlerken İsrail de Lübnan’a bin 500’ün üzerinde saldırı gerçekleştirdi. Ancak topyekûn savaştan kaçınıldı. Bu da hem Hizbullah'ın hem de dolaylı olarak İran'ın Lübnan'daki önemli çıkarlarını kaybetmek istemediğini gösteriyor. Bu da onları bu cephede doğrudan bir çatışma başlatmaktan alıkoyuyor.

acs
Şam'daki saldırı sonrası olay yerinde çıkan yangını söndüren itfaiye ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)

Gelecekte ne olacağı halen kestirilemezken gidişat, gerilimlerin her geçen gün arttığını gösteriyor. İran, İsrail’e bölgedeki gelişmiş silahlara sahip yaygın vekil ağıyla, farklı şekillerde karşılık verebilir. Ancak İran'ın İsrail’e nerede ve nasıl misillemede bulunmayı tercih edeceği, altı ay süren çok cepheli düşmanlıkların ardından risk hesaplamalarına dair önemli bilgiler sağlayacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suudi Arabistan-Ürdün toplantısında çeşitli alanlarda iş birliğinin genişletilmesi ele alındı

Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)
Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Ürdün toplantısında çeşitli alanlarda iş birliğinin genişletilmesi ele alındı

Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)
Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)

Ürdün Kralı 2. Abdullah dün (Salı), Amman'a resmi bir ziyarette bulunan Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. Görüşmeye Ürdün Veliaht Prensi Hüseyin bin Abdullah da katıldı.

Görüşmede iki ülke, halkları ve liderleri arasındaki tarihi kardeşlik ilişkileri, başta parlamenter alanda olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliğini genişletme yolları ve ortak kaygı duyulan konularda koordinasyonun sürdürülmesinin önemi ele alındı.

Şarku’l Avsat’ın Ürdün Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre toplantıda, bölgede tehlikeli bir gerilime yol açan Gazze savaşının sona erdirilmesi ihtiyacının yanı sıra sivillerin korunması, insani yardımların arttırılması ve sürdürülebilir bir şekilde ulaştırılmasının önemi vurgulandı.

Diğer yandan eş-Şeyh, Ürdün Temsilciler Meclisi Başkanı Ahmed es-Safadi ile resmi temaslarda bulundu. Riyad ile Amman arasındaki güçlü ve kardeşçe ilişkilerin derinliğini, parlamento düzeyinde çeşitli alanlarda tanık oldukları gelişmeleri ve iki meclis arasındaki büyük koordinasyonu övdü.

frtnb
Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh ile Ürdün Temsilciler Meclisi Başkanı Ahmed es-Safadi arasında Amman'da gerçekleşen görüşmeden (SPA)

Eş-Şeyh ziyaretinin parlamenter iş birliğinin güçlendirilmesi ve iki liderin ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve iki ülke ve halklarının çıkarlarına hizmet edecek yeni iş birliği ufuklarının açılması yönündeki arzularına ayak uydurulması çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Eş-Şeyh, iki meclis arasındaki ilişkilerin parlamenter iş birliği ve koordinasyon bağlarını güçlendirecek şekilde eyleme dönüştürülmesinin ve parlamento dostluk komiteleri ve karşılıklı resmi ziyaretler yoluyla çalışmaların sonuçlandırılarak çıkarlara hizmet eden ve arzuları karşılayan sonuçlar elde edilmesinin büyük önem taşıdığına işaret etti.

Safadi ise iki kardeş ülke arasındaki ikili ilişkilerin derinliğine, parlamenter ilişkilerdeki büyük gelişmeye ve Suudi Arabistan Şura Meclisi ile Ürdün Temsilciler Meclisi arasındaki koordinasyon düzeyine dikkat çekerek Riyad'ın çeşitli bölgesel ve uluslararası konulardaki tutumlarını övdü.

İki taraf ikili ilişkileri ve parlamenter iş birliğini geliştirme yollarının yanı sıra ortak ilgi alanlarına giren çeşitli konuları da ele aldı.


Biden Sudani'ye İran yanlısı grupları engelleme çağrısında bulundu

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)
TT

Biden Sudani'ye İran yanlısı grupları engelleme çağrısında bulundu

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin Washington ziyareti hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, Irak ve Amerikan tarafları arasındaki görüşmelerde Irak'taki İran yanlısı gruplar konusuna değinildiğini ve ABD Başkanı Joe Biden'ın Sudani'den bu grupların etkisini azaltmasını istediğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın da dün (Salı) Sudani ile bu konuyu görüştüğünü bildirdi.

Sudani, Biden ile Gazze'deki savaşa ilişkin tutum konusunda görüş ayrılıklarını dile getirdi ve Irak'ın uluslararası koalisyonun misyonunu sona erdirme arzusunu ifade etti. Ancak bölgedeki gerginlikler ABD askerlerinin Irak'tan çıkmasına ilişkin görüşmeleri geciktirdi.

Washington, Sudani hükümetindeki Yüksek Öğrenim Bakanı Naim el-Abudi ve Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed el-Esedi'ye, İran destekli bazı milislere bağlılıkları nedeniyle vize verilmesine itiraz etmişti.

Diğer yandan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yaklaşık 550 milyon dolar değerinde bir askeri anlaşmaya ilişkin çalışma protokolü imzalandığını duyurdu.


Sudan’daki “Generaller Savaşı” uzun süreli psikolojik sorunlara yol açtı

Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan’daki “Generaller Savaşı” uzun süreli psikolojik sorunlara yol açtı

Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Ruhsal bozukluk, intihar düşüncesi veya girişimi vakaları... Anksiyete bozukluğu, aileden ayrılma ve boşanma vakaları… Stres, korku ve sosyal fobi sorunları yaşayan çocuklar... Silah ve bomba sesleri ve generallerin (Burhan ve Hamideti) savaşı durdurma konusundaki isteksizliğinin gölgesinde bazıları unutulan hikayeler... Hayatta kalanların omuzlarındaki ekonomik baskılar artarken, büyük çoğunluğu psikolojik çöküşün eşiğinde yaşayan bir toplumun hali…

Mira (11) çatışmaların devam ettiği Hartum’un dışında olmasına rağmen halen şiddetli panik ataklar yaşıyor. Küçük kız ailesiyle birlikte güvenli bir yere yerleşse de sürekli ölmekten korktuğunu söylüyor. Ne yazık ki bu hal sadece Mira için geçerli değil. Sudan'daki çatışmalara tanıklık eden milyonlarca çocuk ve kadın da Mira ile aynı durumda.

İlk kurşunun sıkılmasının üzerinden 365 gün geçti. Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan savaşın bugüne kadar devam edeceğini kimse tahmin edemezdi. Herkes çatışmaların en fazla bir hafta içinde sona ereceğini düşünüyordu. Ancak günler günleri kovaladı, çatışmalar devam etti. Mermi ve top sesleri hiç kesilmedi. Her yeri ölüm kokusu sardı. Çatışmalara tanık olan Hartum ve komşu şehirlerin sakinlerinin psikolojisi yaşadıkları panik atak ve ölüm korkusu nedeniyle bozuldu.

Mira'nın annesi Nermin es-Seyyid, üç ayı aşkın bir süre boyunca çatışmaların yaşandığı bölgede kaldıklarını ve ardından güvenli bir bölgeye yerinden edildiklerini söyledi. Ancak, bu süre zarfında çocuklarının ruh sağlığının kötüleştiğini ve tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyacak hale gelinceye kadar büyük korkular yaşadıklarını belirten anne, yaşadıklarının ‘acı verici ve zor’ olduğunu kendilerini ‘ölüme yaklaşmış’ hissettiklerini vurguladı.

Hizmet dışı kalan hastaneler

Fransız Haber Ajansı (AFP) geçtiğimiz yılın ortalarında, savaşın üçüncü ayında yayınladığı bir haberde Sudan'da psikolojik rahatsızlık vakalarının görülme sıklığının savaştan sonra önemli ölçüde arttığı ve Hartum'da bulunan sinir hastalıkları hastanesi et-Ticani el-Mahi Hastanesi’nin hizmet dışı kalmasıyla durumunun daha da kötüleştiğini bildirdi. Tedavi gören tüm hastaların hastaneden tahliye edildiği belirtilen haberde, hastanedeki ekipmanların, laboratuvarların ve ilaç depolarının zarar gördüğü kaydedilirken öncesinde hastaneye günde yaklaşık 40 hastanın kabul edildiği ve bunların çoğunun 30 yaşın altındaki gençlerden oluştuğu aktarıldı. Haberde, et-Ticani el-Mahi Hastanesi’nden sonra tüm sinir hastalıkları hastanelerinin hizmet dışı kaldığı ve bu hastanelerde tedavi gören sinir hastalarının durumunun daha da kötüleştiği vurgulandı.

Psikolog Süleyman Said, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

Savaş, Sudanlıların yüzde 80'inde kaygı, stres, panik, korku ve diğer psikolojik rahatsızlıkları tetikledi. Sadece Sudan içinde değil, savaşa tanık olmayan yurtdışındaki Sudanlılar da buna dahiller. Sudanlı yetkililerin sivil bir devlet kurmak ve genel olarak durumu istikrara kavuşturmak için halka sözler verdiği ancak daha sonra bu sözlerin tutulmadığı Aralık 2018’deki devrimden bu yana geçen uzun süreçte Sudan’daki aileleri için süreli korku, panik ve hayal kırıklığı içindeler. Savaşın psikolojik etkileri nedeniyle, özellikle çatışma bölgelerinde yaşayanlar için acil tıbbi müdahale ve psikolojik yardım gerekiyor. Mermi ve top seslerini duymak, ölü bedenler görmek ve uzun süre susuz ve gıdasız kalmak birçok kişiyi ruhsal bozukluğa sürükleyebilir.

Savaşın, çatışmalara tanık olan çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Said, sözlerini şöyle sürdürdü:

Çatışma bölgelerinde bulunan tüm çocuklar, özellikle de güvenli bölgelere sığınamayan ve alışmış gibi görünüp çevrelerindeki olaylara tepki vermeyenler, çatışmalar bir an önce çözülmediği takdirde gelecekte karmaşık psikolojik sorunlara yol açabilecek panik ataklar yaşıyorlar. Ancak, bu psikolojik çöküntüler bazılarını kaçmaya ve güvenli bir sığınak aramaya itebilir, bu da ruhsal bozukluklara ve belki de intihar vakalarına yol açabilir.

Şiddet ve düşmanlık

Sosyolog ve antropolog Haydar el-Havad, Sudan’da savaşın başlamasının üzerinden geçen bir yılın ardından psikolojik ve sosyolojik etkilerinin boyutunu belirlemenin, bilimsel araştırma metodolojisine uygun, veri toplama araçlarının kullanıldığı ve bunları niceliksel ve niteliksel olarak analiz ederek söz konusu etkilerle ilgili bilgiye ulaşan ve önerilerde bulunan bilimsel bir çalışma yapılmadan şu an için zor olduğunu vurguladı. Ancak böyle bir çalışma yapıldığı takdirde bu etkilerin özelliklerinin ve tezahürlerinin genel gözlem yoluyla ve bireyin bireysel olarak ve çevresi içinde nelerden etkilendiği açıklığa kavuşturulabileceğini belirten Havad, birçok insanın çevresinde tanık olduğu şiddet vakaları nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) sergilediğinin gözlemlendiğini ifade etti.

rtbgnh
Psikolojik rahatsızlıklar uzun süreli olabilir (Independent Arabic - Hasan Hamid)

Bu kişilerin profesyoneller tarafından destek almadıkları sürece uzun süreler boyunca bu hastalıklardan mustarip olmaya devam edeceklerinin altını çizen Havad, yaşanan olaylar nedeniyle Sudanlılar arasında kaygı, gerginlik ve korku gibi duygularda artış gözlemlendiğini belirterek, “Ayrıca duygu yoğunluğunda artış, yüksek düzeyde öfke, bireyler arasında güven eksikliği ve aralarında tartışma ve diyalog kurma yeteneğinin kaybolduğunu görüyoruz. Bazıları içinde bulundukları gerçeklikten ve olaylardan kaçmak için uyuşturucuya ve alkole başvuruyor. Aynı şekilde tecavüz ve cinsel saldırı olaylarının etkileri de depresyona vakalarında artışa ve muhtemelen intihar düşüncelerine ya da girişimlerine yol açabilir. Savaşta kullanılan taktiksel söylem de kişilerde manik depresif ve şizofreni düzeyine getirecek kadar psikolojik etkiye sebep olabilir” ifadelerini kullandı.

Havad, savaşın insanların karakteri, ailesi ve sosyal çevresiyle uyumu üzerindeki etkisiyle ilgili olarak ise şunları söyledi:

Savaşın psikolojik etkisi, başta çocuklar olmak üzere bireyin karakterini değiştirerek saldırgan ve şiddet içeren davranışlar sergilemesine neden olabiliyor. Ayrıca din ve etnik köken kaynaklı radikalizm vakalarını artırırken, sosyal etkiler açısından da nefret söyleminin yanı sıra ötekini kabul etmede ve tanımada isteksizlik, bölgesel ve ülkesel gruplaşmalarda artış olabiliyor.

Savaşın geniş ailelerin dağılmasına, fertlerinin birbirinden kopmasına ve yerinden edilmesine yol açtığını söyleyen Havad, “Savaş aynı zamanda Sudanlı kimliğinin gerçekçiliğini yitirdiğini ortaya koydu. Savaşın ailelerin istikrarı ve uyumu üzerinde bir diğer etkisi ve belki de en önemlisi bazı boşanmalar gibi sosyal sorunların ortaya çıkması olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte kamu ve özel sektörde çok sayıda Sudanlının işini kaybetmesine neden olan savaş, işsizlik oranının artmasına ve günlük gelir kaynaklarının azalmasına neden oldu” dedi.

Bunun yanında savaşın çok sayıda Sudanlının yerinden edilmiş kişilere dönüşmelerine ve mülteci olmalarına yol açtığını söyleyen Havad, “Savaş akademik alanda da etkili oldu. Her düzeyde eğitim süresiz olarak askıya alındı. Tüm bunlara su ve sağlık hizmetlerinin yetersizliğinin yanı sıra yoksulluk, kıtlık, düşük yaşam standartları, güvenliğin ve emniyetin olmayışı, bilinmezlik korkusu ve kuruluşların ihtiyaç sahiplerine ve en savunmasız kişilere yardım sağlamaya yetişememesi eşlik ediyor.

Fiziksel şiddet

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan bir rapora göre Sudan’da fiziksel şiddet, kadınlara karşı bir savaş aracı olarak kullanılıyor. İnsan hakları aktivisti Halide Berekat, Sudan'da kadınların büyük bir kısmının sözlü ve fiziksel şiddete ve dayağa maruz kaldığını, tecavüze uğradığını ve silahla tehdit edildiğini açıkladı. Bu ihlaller karşısında çok az kadının direnç gösterebildiğini söyleyen Berekat, özellikle hamilelikle sonuçlanan cinsel saldırıya uğrayan çok sayıda kadının intihar ettiğini vurguladı.

Savaşın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen bu vakalarla ilgili çok büyük ve ürkütücü rakamların kaydedildiğinin altını çizen Berekat, “Kız çocuklarına yönelik fiziksel şiddet riski, güvenli bölgelere yerleştirildiklerinde bile devam ediyor. Söz konusu güvenli bölgelere yolculukları sırasında askeri gruplar tarafından fiziksel şiddete maruz kalıyor, silahla tehdit ediliyor ve tecavüze uğruyorlar. Bu da psikolojilerinin bozulmasına yol açıyor” şeklinde konuştu.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Sudan krizine çözüm ufukta görünmüyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Sudan krizine çözüm ufukta görünmüyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Sudan'daki krizi değerlendiren uzmanlar, küresel siyasette yaşanan gelişmeler ve Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) verilen dış destek nedeniyle bu ülkede kısa vadede bir çözümün beklenemeyeceğini, uluslararası aktörlerin krizin çözümüne yönelik yeterli çaba göstermediğini dile getirdi.

Sudan'ı takip eden uluslararası ilişkiler uzmanları, 15 Nisan 2023'te Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdülfettau el-Burhan ile Yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo arasında iktidar paylaşımı temelinde çatışmalara neden olan Sudan iç savaşı ile ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Milli Savunma Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özkan, Sudan iç savaşının kimsenin kimseyi yenemediği bir çıkmaza dönüştüğünü söyledi. Savaşın kısa vadede bitmesinin olası görünmediğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, Sudan'ın "Afrika'nın yeni Suriyesi" haline geldiğini belirtti.

Prof. Dr. Özkan, Sudan'da taraflardan birinin askeri üstünlüğü ele geçirmesi ile sorunun çözümünün mümkün olabileceğine dikkat çekerek, "Bir tarafın bu savaşta üstünlük sağlaması sonrasında kapsamlı bir yapılanma ile bu sorun çözülebilir gibi görünüyor. Sudan'da savaş sonrasında kaç Sudan oluşacağı hatta sınırların nasıl çizileceğinin konuşulduğu bir süreç başlayacak gibi görünüyor." şeklinde konuştu.

Küresel siyasetin sıcak gündeminde Sudan'ın nasıl bir sürece evrileceğini kestirmenin son derece zor olduğunu dile getiren Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:

"Küresel siyasetteki ilginin Filistin, Asya ve Ukrayna'ya kaydığını görüyoruz. Dolasıyla Sudan'a uluslararası ilginin oluşması kısa vadede zor görüyor. Afrika'nın farklı ülkelerinde son yıllarda askeri darbeler ve güvenlik sorunları Sudan sorununa bir Afrika merkezli çözümün ortaya çıkmasını mümkün kılmıyor. Sonuç olarak Sudan'daki kriz her geçen gün daha da derinleşerek kronik hale geliyor. "

- Binlerce kadın ve çocuk kaçmak zorunda kaldı

Sudanlı eski büyükelçi ve akademisyen Sanaa Hamad el-Awad el-Biyli ise Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki iç savaşın başlamasının üzerinden bir yıl geçtiğini hatırlatarak, özellikle başkent Hartum ve Darfur bölgesindeki şehirlerde altyapı, eğitim, sağlık, ekonomi ve toplumsal yapının sistematik olarak yıkıma uğratıldığını söyledi.

İç savaşın Sudan'da tam anlamıyla insani bir trajediye dönüştüğünü ifade eden el-Biyli, şöyle konuştu:

Bu çok farklı türden bir trajedi. Başkentin 11 milyondan fazla nüfusu var. Milislerin geniş çaplı öldürme, yerleşim alanlarını bombalama ve rastgele tutuklama yöntemlerini kullanması sonucu 8 milyondan fazla insan yerinden edildi. Bu savaşta yerinden edilen milyonlar ve öldürülen binlerce insandan daha kötüsü var ki o da 6-7 yaşındaki kız çocuklarından tutun 60-70 yaşındaki kadınların uğradığı taciz, tecavüz. Binlerce kadın ve kız çocuğu milislerin kontrol ettiği bölgelerden kaçmak zorunda kaldı.

El-Biyli, Birleşmiş Milletlerin (BM) Geneina kentinde sadece bir haftada 15 bin kişinin öldürüldüğüne dair verilerini paylaşarak, Arap olmayan kabilelerden oluşan ülke nüfusunun yarısından fazlasının ise komşu ülke Çad'a göç ettiğini aktardı.

HDK'nin ordu ile girdiği çatışmanın taraflar arasındaki "güç mücadelesi" şeklinde yorumlanmasının doğru bir okuma olmadığını ifade eden el-Biyli, çatışmanın uluslararası standartlara göre orduya bağlı askeri bir grubun mevcut yapıya isyan etmesi şeklinde tanımlanması gerektiğini söyledi.

HDK'nin ABD ve Fransa gibi Batılı ülkeler, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bazı Arap ülkeleri ve İsrail tarafından desteklediğini savunan el-Biyli, "Sudan'da yaşananlar, Amerikan işgalinden sonra Irak'ta yaşananların bir tekrarı gibi görünüyor ancak burada olay mezhepsel değil aşiret temelinde gerçekleşiyor. Çünkü devlet üzerindeki kontrolü sıkılaştırma planı, ordunun bu aşiret milisleri tarafından değiştirilmesini gerektiriyor. Bu aşiret güçleri gelecekte söz konusu ülkelerin hırs ve istekleri doğrultusunda kullanılacak nitelikli askerler sağlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

- Tarafların güç mücadelesi iç savaşa neden oldu

Orta Doğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Kuzey Afrika Çalışmaları Uzmanı Dr. Kaan Devecioğlu da ordu ile HDK arasındaki çatışmanın ülkeyi hem ekonomik hem de toplumsal bir kaosa sürüklediğini ifade etti. Devecioğlu, ülkedeki en ciddi ve öncelikli sorunun insani yardım olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Tarafların anlaşarak insani yardımın sağlanması için güvenli bölgeleri ve yolları oluşturması gerekiyor. Uluslararası toplum insani yardım konusuna yoğunlaşmalı. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisine (UNOCHA) göre Sudan’da insani yardım ihtiyacı 2,7 milyar dolar fakat bütçe 150 milyon dolar. Dolayısıyla ivedilikle BM’nin ve diğer uluslararası ortakların yoğunlaşması gereken konunun bu olduğu kanaatindeyim."

Sudan'daki iç savaşın sona erdirilmesi için tarafların hiçbir uzlaşma zemininde buluşmadığına dikkat çeken Devecioğlu, "Taraflar uzlaşmaya varmak istemiyor. Ancak Sudan'da insani kriz de her geçen gün derinleşiyor. Dolayısıyla öncelikli olarak tarafların müzakere masasına oturtulması için diplomatik baskı artmalı ve aynı zamanda insani yardım için girişimler artmalı." ifadelerini kullandı.

- "HDK milisleri 21. yüzyılın Moğolları"

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mayada Kemal Eldeen, Sudan'da devam eden çatışmaların özellikle başkent Hartum'u çok ciddi etkilediğini belirterek, HDK milislerinin evleri, bankaları ve çeşitli kurumları yağmaladığını, binlerce sivili öldürdüğünü ve yüzlerce kadın ve kız çocuğunun tecavüze uğradığını söyledi.

Dünyada savaşın olduğu hiçbir bölgede bir başkentin Hartum kadar yağmalanmaya ve yıkıma sahne olmadığını belirten Eldeen, "HDK milisleri 21. yüzyılın Moğolları gibi. Milisler, Hartum'da her tür yağma, işkence ve aşağılama yöntemini kullanarak başkenti hayalet bir şehre dönüştürdü." ifadelerini kullandı.

Sudan'daki iç savaşın benzeri görülmemiş bir insani krize yol açtığını dile getiren Eldeen, 45 milyon nüfusa sahip ülkede 18 milyon kişinin gıda kıtlığı ile karşı karşıya bulunduğunu, ülkede yaklaşık 25 milyon kişinin insanı yardıma muhtaç olduğunu, insani yardım için 2,7 milyar dolara ihtiyaç olduğu açıklansa da bunun yüzde 5'inden azının finanse edilebildiğini kaydetti.

Eldeen, "Savaşın sona ereceğine dair henüz bir belirti yok. BAE, milislere desteğini devam ettirdiği sürece savaşın sona erme olasılığı yok. Bu savaş yıllarca sürebilir." dedi.


İsrail saldırıları güney Lübnan'da iki kasabayı hedef aldı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
TT

İsrail saldırıları güney Lübnan'da iki kasabayı hedef aldı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının dün (Pazartesi) Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel ve Tayr Harfa kasabalarına saldırı düzenlediğini bildirdi.

Ajans, İsrail saldırılarının bazı ev ve mülklerde ciddi hasara yol açtığını, ancak can kaybının olmadığını aktardı.

İsrail keşif uçaklarının Mavi Hat'a komşu sınır köyleri üzerinden Sur kentinin eteklerine kadar uçmaya devam ettiği bildirildi.

İsrail ordusu, uçaklarının güney Lübnan'da saldırılar düzenlediğini doğrulayarak, Meys el-Cebel'de bir Hizbullah askeri yerleşkesini bombaladığını ve topçularının güney Lübnan'daki Şeba Çiftlikleri’nde tehdit oluşturan bir hedefi vurduğunu açıkladı.

İsrail ordusu ve Hizbullah, 7 Ekim'de Gazze Şeridi'nde savaşın başlamasından bu yana neredeyse her gün sınır ötesi bombardıman gerçekleştiriyor.

İsrail ordusu bugün (salı) yaptığı açıklamada, dün gece Lübnan sınırına yakın kuzey bölgesinde kaynağı bilinmeyen bir patlamada dört askerin yaralandığını duyurdu.

Daha sonra Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, İsrail Golani Tugayı'ndan bir güç sınırı geçerken Hizbullah savaşçılarının İsrail sınırına yakın Tel İsmail bölgesinde bir dizi patlayıcı düzeneği patlattığı ifade edildi.


İsrail medyası: Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti

Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)
Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)
TT

İsrail medyası: Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti

Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)
Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)

İsrailli bir yetkili dün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Hamas'ın esir takası müzakerelerine verdiği son yanıtta, yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılmasının yanı sıra altı haftalık ateşkes karşılığında, Gazze Şeridi'ndeki 20 esirin serbest bırakılmasını teklif ettiğini söyledi.

İsrail merkezli Walla internet sitesi, adı açıklanmayan yetkilinin, Hamas’ın daha önce üzerinde anlaşmaya varılan 40 esir sayısının azaltılması için bir gerekçe sunduğunu bildirdi. Site, İsrailli yetkilinin, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan sayının artık mevcut olmadığını, çünkü öne sürülen isimlerden bazılarının hayatta olmadığını ve diğerlerinin de başka örgütlerin elinde olduğunu söylediğini aktardı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığına göre İsrailli yetkili, Hamas'ın İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasını istediği Filistinlilerin sayısını da arttırdığını ve müzakerelerin ilk bölümünün tamamlanmasının ardından ikinci bölümde savaşın durdurulmasını sağlayacak uluslararası garantilerin varlığını şart koştuğunu söyledi.

İsrailli yetkili, Hamas'ın arabuluculara verdiği yanıtta, anlaşmayı birkaç aşamaya böldüğünü ve bunları birbirine bağladığını kaydetti.

Yetkiliye göre Hamas ayrıca ilk aşamada İsrail ordu güçlerinin Gazze Şeridi'nin geniş alanlarından çekilmesini, Filistinlilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine tam dönüşüne izin verilmesini ve ilk aşamadan itibaren Gazze Şeridi'nin tamamında tam hareket özgürlüğü talep ediyor.


Irak ile Pentagon arasında 550 milyon dolarlık askeri anlaşma

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)
TT

Irak ile Pentagon arasında 550 milyon dolarlık askeri anlaşma

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Irak ile yaklaşık 550 milyon dolar değerindeki bir askeri anlaşmaya ilişkin ortak çalışma protokolü imzalandığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı’ndan (AWP) dün (Pazartesi) aktardığı habere göre yapılan açıklamada, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) de dâhil olmak üzere Irak genelindeki bölgelerin hava tehditlerine karşı güvence altına alınması için Irak ve ABD arasında devam eden çalışmaları ele aldıkları belirtildi.

İki taraf ayrıca ABD ve Irak arasındaki mevcut güvenlik iş birliğini, her iki ülkeye yönelik güvenlik tehditlerinin ele alınmasına yönelik ortak çabaları ve Irak'ta DEAŞ terör örgütünü yenmeye yönelik uluslararası koalisyonun geleceğini görüştü.

Sudani, Washington'daki görüşmeler sırasında İran ve İsrail arasındaki gerilimin Tahran'ın hafta sonu gerçekleştirdiği saldırının ardından artması üzerine Ortadoğu'da itidal çağrısında bulundu.

dfjukıl
ABD Başkanı Joe Biden, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. (Reuters)

Sudani, ABD Başkanı Joe Biden ile Beyaz Saray'da gerçekleşen görüşmenin başında yaptığı açıklamada, “Bu hassas bölgenin güvenlik ve istikrarını korumak için tüm tarafların itidalli davranmasını ve artan gerilimi durdurmasını umuyoruz. Son gelişmeler başta olmak üzere çatışma alanının genişlemesini durdurmaya katkıda bulunacak tüm çabaları teşvik ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Söz konusu toplantı, ABD ve Avrupa'nın itidal çağrısı yapmasına rağmen, ABD'nin müttefiki İsrail'in İran'ın füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısına vereceği yanıtı değerlendirdiği bir dönemde gerçekleşti.

Irak hem Washington hem de Tahran'ın ender müttefiklerinden biri. Irak hava sahası İran'ın İsrail'e yönelik eşi benzeri görülmemiş İHA ve balistik füze saldırısı için kilit bir güzergâhtı. Iraklı yetkililer, İran'ın saldırıdan önce bölgedeki diğer ülkelerin yanı sıra kendilerini de bilgilendirdiğini söylüyor.

Sudani, “Dürüstlük ve dostluk ruhu içinde, bölgedeki mevcut meseleye ilişkin bazı değerlendirmelerde farklılık gösterebiliriz. Ancak uluslararası hukuk ilkeleri, savaş kanunları ve koruma ilkesi konusunda hemfikiriz. Sivillere, özellikle de kadın ve çocuklara yönelik her türlü saldırıyı reddediyoruz” dedi.

Biden, Washington'un İsrail'in güvenliği ve Gazze'deki çatışmaların sona erdirilmesi konusunda kararlı olduğunu söyledi. DEAŞ örgütüne karşı yürütülen çabalara da değinen Biden, ABD ve Irak arasındaki ortaklık kritik önem taşıyor” ifadesini kullandı.


Filistinli anne, ölümden yokluğa tehcir edildiği Refah'ta 9 çocuğunu büyütmeye çabalıyor

Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA
Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA
TT

Filistinli anne, ölümden yokluğa tehcir edildiği Refah'ta 9 çocuğunu büyütmeye çabalıyor

Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA
Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik aylardır devam eden saldırılarından korunabilmek için 9 çocuğuyla birlikte Gazze kentinden Refah'a tehcir edilen Filistinli anne, telefon mesajıyla öğrendiği eşinin kaybının ardından evlatlarıyla hayata tutunmaya çalışıyor.

İsrail'in Gazze kentine düzenlediği bombalı saldırıda eşini kaybeden Filistinli Huriye, güneydeki Refah kentinde kurduğu derme çatma çadırda 9 çocuğuyla birlikte yaşıyor.

Huriye, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zorla yerlerinden edilmelerini, eşinin kaybını ve Refah'taki durumlarını anlattı.

İsrail'in saldırıları nedeniyle Gazze kentindeki Zeytun mahallesinden Han Yunus'a zorla yerlerinden edildiklerini belirten Huriye, daha sonra da Refah kentine geldiklerini dile getirdi.

Huriye, burada herhangi bir gelirleri olmadığını; durumun her geçen gün ağırlaştığını ifade etti.

Çadır hayatında su, mutfak gazı gibi temel ihtiyaçlardan dahi yoksun olduklarını belirten Huriye, çocuklarına yemek hazırlamak için gün içinde topladığı kağıtları ya da tahta parçalarını yaktığını belirtti.

- "Eşimin vefatını mesajla öğrendim"

Huriye, saldırıların gölgesinde kendisinin çocuklarıyla birlikte Refah'a gelirken eşinin kuzeyde kaldığını söyledi.

İletişim yollarının çok kısıtlı olduğunu belirten Huriye, şunları aktardı:

"Biz Gazze'nin güneyinde iken eşim kuzeyinde hayatını kaybetmiş, vefat haberini mesajla öğrendim. Mesajı kız kardeşim attı."

Huriye eşinin vefatının ardından bir başına kaldığını, yaşadığı üzüntü ve kedere rağmen hayata uyum sağlamaya çalıştığını, çocuklarını büyütmek ve güvende tutmak için elinden geleni yaptığını ifade etti.

- Korku ve kayıp

Huriye, "Hayatımız basit ve sıradandı. Çocuklarımıza en iyi eğitimi ve yaşamı sağlamayı hayal ederdik. Ancak saldırılar, her şeyi mahvetti, kocamı öldürdü ve her şeyden yoksun şekilde bizi bir çadırda yaşamaya sürükledi." ifadelerini kullandı.

Saldırıların hala devam etmesi, ailenin temel direği eşini kaybetmesi nedeniyle çok endişeli ve kaybolmuş hissettiğini aktaran Huriye, çocuklarının Refah'ta da güvende olmadığını, İsrail'in tüm uluslararası çağrılara rağmen saldırılarında ısrarcı olduğunu vurguladı.

Huriye, İsrail'in saldırıları öncesinde istikrarlı bir hayatları olduğunu şimdi ise yokluk; yoksulluk içinde yaşadıklarını dile getirdi.


AB'den, Sudan'daki insani felaketi sonlandırmak için uluslararası topluma çağrı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

AB'den, Sudan'daki insani felaketi sonlandırmak için uluslararası topluma çağrı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB), Sudan'daki insani krizin büyüklüğüne dikkati çekerek, çatışan taraflar üzerinde baskı kurarak savaşı sonlandırmak için iyi niyetle çabalarını birleştirme çağrısı yaptı.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Paris'te düzenlenen Sudan ve Komşuları için Uluslararası İnsani Yardım Konferansı'nda konuştu.

Sudan'ın sivil halkın yerinden edilmesi açısından dünyadaki en büyük krizin yaşandığı ülke olduğuna işaret eden Borrell, "İnsani kriz çok büyük. Çok kriz var ama hiçbiri bu kadar acil değil. 18 milyon kişi açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya. Darfur, iki savaş ağasının hırslarının tetiklediği korkunç bir insani krizin merkez üssüdür." ifadelerini kullandı.

Uluslararası toplumun, savaşan taraflar üzerinde baskı kurması, diğer yandan da insani yardımların ulaştırılması amacıyla ateşkes için çaba sarf etmesi gerektiğine dikkati çeken Borrell, şimdiye kadar farklı girişimlerin arabuluculukta başarılı olamamasının nedeninin taraflara erteleme ve pazarlık imkanı bırakılması olduğunu söyledi.

Borrell, "Sudan halkının mümkün olduğu kadar çabuk ve tam olarak harekete geçmemize ihtiyacı var. Çok şey söylendi, artık operasyonel olarak eylemlerimizi hızlandırmamız gerekiyor." değerlendirmesini yaptı.

Arabuluculuk için neler yapılması gerektiğiyle ilgili soru üzerine Borrell, Sudan'ı etkilemeye çalışan ve çatışmanın sürmesini isteyen aktörler olduğuna işaret ederek, "Bazı ülkeler bir tarafı, diğer ülkeler de diğer tarafı destekliyor. Tabii ki hangi tarafta olduklarına bağlı olarak sonuç değişiyor. Arabuluculuk bu değil." diye konuştu.

Borrell, bu aktörlerin hangi ülkeler olduğu konusunda yorum yapmayacağını dile getirerek, "Rusya da işin içinde. Arabuluculuk için değil ama sıkıntılı bir durumdan yararlanmak için." dedi.

AB Yüksek Temsilcisi, "Bu konferansın amacı; rekabeti ve (tarafları) etkileme arzusunu nasıl bir kenara bırakabileceğimizi görmek." tespitinde bulundu.

- "Vahşeti ve acıyı anlatacak kelime yok"

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Kriz Yönetimi ve İnsani Yardımlardan Sorumlu Üyesi Janez Lenarcic de birkaç hafta önce Sudan-Çad sınırında bulunduğunu belirterek, "Vahşeti ve acıyı anlatacak kelime yok." ifadesini kullandı.

Lenarcic, AB'nin konferansa katılarak Sudan halkına içinden geçtikleri insani felaketi sonlandırmaya kararlı olduğunu göstermek istediğini kaydetti.


İsrail güçleri, Batı Şeria'da düzenlediği baskınlarda çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail güçleri, Batı Şeria'da düzenlediği baskınlarda çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'da çeşitli kentlere ve beldelere baskınlar düzenledi, çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail güçleri, Tulkerim kentinin bazı beldelerine düzenlediği baskında 9 Filistinliyi gözaltına aldı.

İsrail askerleri, Ramallah'ın doğusundaki Burka, Kefer Nıma ve Mezraa beldelerine baskınlar düzenledi; evlerde arama yaptı ve çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı.

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre ise İsrail güçleri, Beytullahim ve El Halil'deki beldelerde de Filistinlilerin evlerine baskınlar düzenledi.

Yasa dışı Yahudi yerleşimciler 12 Nisan akşamından bu yana Batı Şeria'da pek çok noktada Filistinlilere saldırılarını artırdı.

Yasa dışı Yahudi yerleşimciler, başta Mugayyir köyü olmak üzere Filistinlilere ait köy ve beldelere saldırdı, çok sayıda aracı ateşe verdi.

Filistin Sağlık Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada, İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 12 Nisan'dan bu yana 4 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 60 kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaklaşık 700 bin yasa dışı Yahudi yerleşimci yaşıyor. Uluslararası hukuka göre Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı sayılıyor.

Bu yerlerde ikamet eden fanatik Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da işgal altında yaşayan Filistinliler için hayatı daha da zorlaştırıyor.