İsrail Şam’daki saldırıyla İran'ın kırmızı çizgilerine meydan okudu

Bölgedeki mevcut durumdan dolayı yanlış hesaplamalardan kaynaklanan riskler son derece yüksek olacaktır

İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)
İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)
TT

İsrail Şam’daki saldırıyla İran'ın kırmızı çizgilerine meydan okudu

İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)
İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)

Charles Lister

Hamas'ın 7 Ekim 2023 günü İsrail’e düzenlediği saldırının ardından başlayan ve yaklaşık altı aydır bölgede yoğun olarak devam eden gerilim sırasında tüm taraflar, bölgede geleneksel olarak belirli bir düzeyde istikrar sağlayan kırmızı çizgilerin çoğunu aştılar. Kısa bir süre önce bölgeyi sarsan önemli olaylara İsrail’in, 1 Nisan'da İran’ın Suriye'nin başkenti Şam'daki konsolosluk kompleksinde yer alan bir binayı hedef alan hava saldırısı eklendi. Saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün Suriye ve Lübnan komutanlarını öldürüldü. Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi ve Tuğgeneral Hüseyin Eminullah ve Tuğgeneral Muhammed Hadi Hac Rahimi gibi tamamı Filistinli grupların desteklenmesinde çok önemli bir rol oynayan İranlı komutanlardı.

tgnbgyt
İran’ın Şam Büyükelçiliğine bağlı bir binayı hedef alan saldırıların neden olduğu yıkımın enkazı altında arama yapan acil durum ve güvenlik ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)

İran’ın Şam’daki konsolosluk kompleksi içinde yer alan bir binayı hedef alan ve onu yerle bir eden, İran’ın egemen topraklarına saldırı olarak kabul edilen ve Zahidi’nin ölümüne yol açan bu saldırının büyüklüğü hafife alınamaz. Zira İsrail, bu saldırıyla İran'ın en önemli ve deneyimli DMO gazilerinden biri olan Zahidi’yi etkisiz hale getirdi. Daha önce DMO'nun hava ve kara kuvvetlerinin komutanlığını yapan Zahidi, İran'ın ‘direniş ekseninin’ en aktif ve hayati cephe hattında Hizbullah ve Beşşar Esed rejimiyle en güçlü bağlantı noktasıydı.

Geçtiğimiz günlerde İran basını ve DMO kaynakları tarafından ilk kez paylaşılan bir fotoğrafta, Zahidi, Kasım Süleymani, İsmail Kaani, Hasan Nasrallah ve İmad Muğniye ile birlikte ayakta görülüyordu. Bu fotoğraf, Zahidi’nin üst düzey bir komutan ve DMO'daki en aktif ve değerli isimlerden biri olduğunun açık bir göstergesiydi.

Zahidi, DMO’nun Suriye hükümetine, muhaliflerini acımasızca bastırmasında verdiği destek çerçevesindeki operasyonları yönetmek üzere Şam'a gönderildiği 2011 baharında Suriye’deki protesto gösterilerinin başlarında çok önemli bir rol oynadı. ABD, İngiltere, Avrupa Birliği (AB), Fransa, Kanada ve Avustralya da dahil olmak üzere birçok ülke Zahidi’ye Suriye'deki faaliyetleri, Hizbullah'la bağlantısı ve İran’dan silahların bölgeye dağıtılmasındaki rolü nedeniyle yaptırımlar listesine dahil etti.

İran, İsrail'e misilleme olarak füzeli saldırı düzenleyebilir, ancak bunu durdurulacak şekilde tasarlanacaktır.

Şam'da 1 Nisan'da gerçekleşen saldırı, İsrail'in İran'ın Suriye'deki mevzilerine karşı başlattığı ve haftalardır devam eden operasyonların sonuncusuydu. İsrail, 2013 ile Ekim 2023 arasında da Suriye'deki İran hedeflerine yüzlerce saldırı gerçekleştirmişti, ancak bu saldırılarda yalnızca İran'ın bölgeye silah taşıyan konvoylarını ve militanlarını hedef alıyordu. Bu on yıllık taktiksel eylem boyunca İsrail ordusu ve güvenlik liderleri, İran’ın Suriye’deki ve bir dereceye kadar Lübnan'daki yeteneklerini felç etmek için ‘çimleri biçme’ ya da bir başka deyişle ‘köstebeğin kafasına vurma’ politikasıyla yetindi. (Köstebeğin başına vurma oyunu, oyuncuların deliklerden rastgele çıkan oyuncak köstebeklerin başına çekiç kullanarak vurduğu bir oyundur. Amaç, belirli bir zaman dilimi içinde mümkün olduğu kadar çok köstebeğin kafasına vurmaktır.)

Ancak 7 Ekim 2023 tarihinden sonra İsrail'in Suriye topraklarında İran’ın çıkarlarını hedef alan saldırılarında daha agresif davranmaya başlaması ve stratejik bir tutum benimsemesiyle mevcut durum değişti. Bu değişim, İsrail'in önceki yaklaşımının, özellikle de artan gerilimlerle birlikte verimli olmadığının da bir kanıtı. İsrail, 7 Ekim’den bu yana 1 Ocak'tan sonra gerçekleştirdiği 30'u aşkın hava saldırısı da dahil olmak üzere Suriye'ye 55'ten fazla bombardıman düzenledi. Son saldırılarda hedeflerini DMO ve vekil güçlerin komutanlarını ve üst düzey isimlerini kapsayacak şekilde genişletti. Saldırıların coğrafi kapsamı da önemli oranda genişledi.

hynhty
Tahran’daki Filistin Meydanı’nda İsrail ve ABD karşıtı protestolara katılan İranlılar, 1 Nisan (AFP)

İsrail, Şam’daki son saldırı öncesinde 29 Mart'ta Halep'e de hava saldırıları düzenledi. 1973'ten bu yana en şiddetli hava saldırıları olarak nitelendirilen bombardıman, 40’tan fazla kişinin ölümüne ve yüzden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. İsrail, son olarak İran’ın Şam’daki konsolosluğunu hedef aldı ve DMO komutanlarını öldürdü. Suriye'deki eylemlerle ilgili artık hiçbir kırmızı çizgi kalmamış görünüyor.

Ancak bu saldırıların boyutunun İran’ın da benzer bir tepki vermesini gerektirdiğine şüphe yok. Bölge artık bir barut fıçısına dönmüş durumda olduğundan, yanlış hesaplamalardan kaynaklanan riskler son derece yüksek olacaktır. İran, tarihte özellikle düşmanı olarak gördüğü İsrail’in saldırılarına yanıt vermek için vekillerini kullandı. DMO, şubat ayı başlarında ABD’nin Suriye ve Irak'taki üslerini vekilleri aracılığıyla hedef alan saldırılarını dondurma kararı aldı ve halen bu karara uyuyor. Tahran, önümüzdeki günlerde Suriye'de (ve belki de Irak'ta) bu kararı uygulamaktan vazgeçebilir.

İran'ın Yemen, Irak ve Suriye'deki vekilleri tarafından geçtiğimiz aylarda, İran yapımı balistik füzeler, seyir füzeleri ve kamikaze insansız hava araçları (İHA) ile ABD güçlerini, uluslararası deniz varlıklarını ve hatta İsrail'i hedef alan saldırılar gerçekleşti. İran’ın geçtiğimiz ocak ayında Erbil'deki bir bölgeyi doğrudan balistik füzelerle vurmasına rağmen henüz İran topraklarından İsrail'e doğrudan bir saldırı gerçekleşmedi.

İran basını, 1 Nisan'da İran’ın Şam'daki egemen toprağı sayılan büyükelçiliğine bağlı binaya düzenlenen saldırıyı savaş eylemi olarak yorumlamasının ardından İran, İsrail'e misilleme amaçlı füze saldırısı başlatabilir, ancak bu saldırı muhtemelen durdurulacak şekilde tasarlanacak ve böylece işler kontrolden çıkmayacak.

İran'ın İsrail’e nerede ve nasıl misillemede bulunmayı tercih edeceği, risk hesaplamalarına dair önemli bilgiler sağlayacak.

Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim son haftalarda önemli ölçüde artarken, İran'ın İsrail’e karşı misilleme için Lübnan cephesini tercih etmesi beklenmiyor. Geçtiğimiz ekim ayından bu yana Hizbullah, İsrail’e 800'den fazla saldırı düzenlerken İsrail de Lübnan’a bin 500’ün üzerinde saldırı gerçekleştirdi. Ancak topyekûn savaştan kaçınıldı. Bu da hem Hizbullah'ın hem de dolaylı olarak İran'ın Lübnan'daki önemli çıkarlarını kaybetmek istemediğini gösteriyor. Bu da onları bu cephede doğrudan bir çatışma başlatmaktan alıkoyuyor.

acs
Şam'daki saldırı sonrası olay yerinde çıkan yangını söndüren itfaiye ekipleri, 1 Nisan 2024 (AFP)

Gelecekte ne olacağı halen kestirilemezken gidişat, gerilimlerin her geçen gün arttığını gösteriyor. İran, İsrail’e bölgedeki gelişmiş silahlara sahip yaygın vekil ağıyla, farklı şekillerde karşılık verebilir. Ancak İran'ın İsrail’e nerede ve nasıl misillemede bulunmayı tercih edeceği, altı ay süren çok cepheli düşmanlıkların ardından risk hesaplamalarına dair önemli bilgiler sağlayacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.