Kudüs'ün ‘İsraillileştirilmesi’ ve kendi evini ‘uygun maliyetle’ yıkma seçeneği

Daha az Filistinli, daha çok toprak

İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla
İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla
TT

Kudüs'ün ‘İsraillileştirilmesi’ ve kendi evini ‘uygun maliyetle’ yıkma seçeneği

İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla
İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla

İşgal Altındaki Doğu Kudüs: Ahmed Mahir

İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal ettiği 1967 yılından bu yana iktidara gelen İsrail hükümetleri, ‘İsrailleştirme’ ve Yahudileştirme politikaları uygulayarak Kudüs’ün demografik yapısını değiştiriyor. İsrail'in Batı Şeria'daki bazı bölgeleri şehrin sınırları içine dahil etmesi, Filistin topraklarını ilhak eden bir duvar inşa etmesi, en az 12 yerleşim birimi kurması ve Filistin mahallelerindeki binlerce konut için yıkım emri çıkarması ya da fiilen yıkması sonucunda bugün Kudüs'ün idari sınırları 70 kilometreden fazla bir alana yayılmış durumda.

İsrail ordusunun buldozerleri, 1967 savaşında Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinin kontrol altına alınması ve işgal edilmesinin ardından onlarca Arap medeniyetinden kalma arkeolojik yapıyı yıktı. İsrail Turizm Bakanlığı, Eski Şehir bölgesinin kapılarında turistlere sadece 57 dini mekânı yanlış gösteren (ve Al Majalla’nın bir kopyasına ulaştığı) bir harita bile dağıttı. Haritada Yahudiler için 50, Hıristiyanlar için altı ve Müslümanlar için sadece bir kutsal mekan gösterildi. Oysa bölgede gerçekte üç dine de ait 700'den fazla dini, arkeolojik ve tarihi mekan bulunuyor. Bakanlık yaklaşık on yıl önce bu vahim hatayı fark ettikten, daha doğrusu bu hata İsrailli ve Filistinli insan hakları kuruluşları tarafından keşfedildikten sonra haritayı kullanımdan çekti.

İsrail'in dile getirilmeyen amacı, Filistinlilere kendi topraklarında yeni inşaat izni vermeyerek Kudüs'teki varlıklarını, bugün şehrin toplam alanının ve idari sınırlarının yaklaşık yüzde 15'ine tekabül eden küçük bir alanla sınırlamaktı. Ayrıca Filistin mahallelerinde çok sayıda yeni ev inşa edilmesine izin verilmesi, şehirde çok sayıda Filistinlinin olması anlamına geliyordu.

dcefvfde
İsrail Turizm Bakanlığı tarafından yaklaşık on yıl önce toplatılan Kudüs'teki dini ve kültürel arkeolojik alanları gösterdiği söylenen haritanın bir görseli

Kudüs Belediyesi’nin kentsel planlamasında ve resmi inşaat yönetmeliklerinde Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinin bazı noktaları kamusal alan ve park olarak belirlendi. Filistin mahallelerinin bir kısmının şehrin genel altyapısına, elektrik, kanalizasyon ve su şebekelerine bağlanmasını kabul etmeleri halinde şehirdeki Filistinlilerin büyük çoğunluğu için astronomik olan ve on binlerce doları bulduğu tahmin edilen ücretler talep edildi. Bu durum, ciddi bir konut sıkıntısı ve hızla artan kiralar olarak çifte krize yol açtı.

Bu durum, birçok Filistinliyi nüfusları hızla arttıkça izinsiz olarak arazilerinin çevresine evler inşa etmeye ve evlerini genişletmeye zorladı. Çünkü İsrail makamları onlara ailelerinin ihtiyaçlarını karşılayacak alternatif bir mahalle geliştirme sistemi ve şehir planlaması sunmadı. Bunun sonucunda bugün yüz binlerce Filistinli evlerinin yıkılması tehdidiyle karşı karşıya.

Kudüs bir gayrimenkul meselesine indirgenemez ya da dar bir Filistin-İsrail çerçevesi içinde gösterilemez. Çünkü Kudüs’te yaşananlar tüm dünyada yankı bulur.

Kudüs'te ikamet eden bir Filistinli, uygun fiyatlı bir konut bulabilmek için Kudüs'ün idari sınırları dışındaki bölgelere doğru birkaç metreliğine bile çıksa Kudüs’teki kaydı silinip ikametgahı iptal edilecek ve Kudüslü kimliğini kaybedecektir. Çünkü ilgili İsrail yasalarına göre ikametgah yerinin Kudüs olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bu ekonomik ve sosyal zorlukların yanı sıra İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle, Kudüs'ün işgali ve demografik yapısının değiştirilmesi başladığından bu yana Kudüs'te ikamet etme hakları ellerinden alınan binlerce Kudüslü var.

Uygun maliyetli yıkım

Kaçak evlerin ve izinsiz eklentilerin yıkılması, sadece üzerlerinde bıraktığı ciddi ve uzun süreli psikolojik etkisi nedeniyle değil, aynı zamanda belediyenin talep ettiği 30 bin doların üzerindeki yıkım maliyeti nedeniyle de Kudüslü Filistinlilerin belki de en büyük sıkıntısı olmaya devam ediyor. Aynı olayı, geçtiğimiz günlerde beni Silvan Mahallesi’ndeki evinin yıkıntılarını görmeye götüren Kudüslü Fahri Ebu Diyab da yaşadı. Çünkü belediye şubat ayında İsrail'in inşaat yönetmeliklerini ihlal ettiği gerekçesiyle evini tamamen yıkmıştı. Ebu Diyab belediyenin yıkım hizmetiyle evini kendinin yıkması arasında bir seçim yapamadı. Çünkü belediye genellikle İsrail yasalarına göre kaçak yapı olan evlerin sahiplerini ‘uygun maliyetli yıkım’ seçeneğine zorluyor. Bu da ciddi bir ekonomik kriz içinde olan Filistinlilerin birçok masraftan tasarruf etmek için evlerini kendilerinin yıkması anlamına geliyor.

İsrail makamlarının yıkım politikasını ‘seçici ve gelişigüzel’ olarak tanımlayan Ebu Diyab’ın evi ve bahçesindeki müştemilatı, belediyeyle uzlaşma umuduyla para cezalarını ödemeye başladığı 2010 yılında mahkeme tarafından yıkım kararı verildiğinden beri boştu. Ebu Diyab, bu süre zarfında belediyeye verilen vergi ve hizmet bedellerinin yanı sıra avukatlık ücretleri için toplam 85 bin dolar ödedi.

Çoğu durumda kriz, inşaat tamamlanır tamamlanmaz başlıyor ve inşaat sürecinde yıkım cezası verilmiyor. Daha ziyade yasal soruşturma ve mali cezalar döngüsü başlıyor. Bu durum içinde olan bir Filistinli, kendisi ve ailesi evlerinde kalırken, sanki ‘zaman kazanıyormuş’ gibi yıkımı yıllarca erteliyor. Ebu Diyab’ın söylediği gibi nihai bir karar çıkana kadar, resmi yıkım faturası ve bunun sonucunda ortaya çıkan hükümet ve banka prosedürleri ile muazzam borç ödenene kadar borçlu olmakla masraflardan tasarruf etmek için evini kendisinin yıkması arasında iki seçenekle karşı karşıya kalacak.

Ebu Diyab’ın evi el-Bustan Mahallesi’nde, güney tarafından Mescid-i Aksa yakınlarında yer alıyor. Ancak belediye, Eski Şehir bölgesine yönelik kentsel planının bir parçası olarak, İsrailli makamların bu Filistin mahallesinin Yahudi Kral Davut’un antik bahçesi olduğu şeklindeki resmi anlatısına göre tarihi statüsünü korumak için burayı ‘Kral Davut’ adlı bir parka dönüştürmek istiyor.

Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin İsrail tarafından işgal edilmesinden beş yıl önce yani 1962 yılında bu evde doğan Ebu Diyab, evin ve bulunduğu arazinin kendisinin ve ailesinin özel mülkü olarak kayıtlı olmasına rağmen, evi genişletmek için 1987 yılında ilk kez belediyeye başvurduğunda belediyeden inşaat izni alamadığını söylüyor.

Ebu Diyab'ın dördü çocuk on kişilik üç aileyi barındıran evi, eşsiz konumu ve evlerinin yıkılması tehdidi altındaki Silvan Mahallesi sakinlerinin sözcüsü haline gelmesinin ardından bir kültür salonuna dönüştü: Öyle ki burada eski ABD Başkanı Jimmy Carter da dahil olmak üzere ünlü siyasetçileri ve büyükelçileri ağırladı. İronik olansa aralarında ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew'in de aralarında bulunduğu çeşitli Batılı ülkelerin büyükelçilerinden oluşan üst düzey bir yabancı heyet, Silvan Mahallesi sakinleriyle dayanışma içinde olduklarını ve Kudüs'ün Eski Şehri bölgesinin kimliğinin değiştirilmesini reddettiklerini ifade etmek üzere Ebu Diyab’ın evini yıkılmasından sadece bir hafta önce ziyaret etmesi oldu.

Ebu Diyab, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yıkımdan sonra belediye bana bu yılın (2024) ev vergisini ödemem için yeni bir fatura gönderdi. Gördüğünüz gibi ev moloz yığınına dönmüş olsa da yaklaşık bin 400 dolarlık bir vergi talep ediliyor. Yandaki binayı görüyor musunuz? Başlangıçta tek katlı bir binaydı ve bugün İsrailli yerleşimciler tarafından inşa edilmiş altı katlı kaçak bir binaya dönüşmüş durumda. Ancak belediye onlara karşı hiçbir yıkım emri çıkarmadı. Bu durum, zulmün, ırkçılığın ve adaletsizliğin basit, ama açık bir örneğidir. Bugün ben kendi öz şehrimde bir mülteciyim.

Doğu Kudüs'teki ilk yıkım

İsrailli ve Filistinli tarihçiler ve araştırmacılar, Eski Şehir bölgesinin Filistin mahallelerindeki ilk yıkımın, 10 Haziran 1967’de İsrail ordusu buldozerlerinin Kudüs'ün en eski mahallelerinden birinde onlarca tarihi binayı yıktığı Mescid-i Aksa ve Batı Duvarı'nın bitişiğindeki Meğaribe Mahallesi’nde gerçekleştiğini söylüyorlar.

İsrailli Siyonist bir araştırmacı olan Shmuel Bachat, Hayfa Üniversitesi tarafından yayınlanan ve arşivinde yer alan, Al Majalla’nın bir kopyasına ulaştığı İbranice bir makalede, Levi Eşkol (eski İsrail Başbakanı) hükümetinin üst düzey yetkilileri yıkım kararını onayladıklarını belirtirken Eski Şehir bölgesindeki ‘işgalin mimarı’ olarak bilinen dönemin Kudüs Belediye Başkanı Teddy Kollek ve 1967 savaşı sırasında İsrail Ordusu Merkez Bölge Komutanı olan ve şehrin işgalinden sonra Kudüs'te büstü dikilen General Uzi Narkiss'in isimlerini verdi. Bachat, makalesinde ayrıca, Kudüs dışına ya da Ürdün’e ve Fas'a zorla göç ettirilen mahalle sakinlerinin akıbetinin yanı sıra yıkımı kınamak için Yahudilerin ve Arapların birlikte düzenledikleri protesto gösterilerine de değiniyor.

Kudüs'ün Arap mahallelerinde yeni konutlar inşa edilmesine izin verilmesi, şehirde çok sayıda Arap sakininin yaşayacağı anlamına geliyor.

Kudüs'e yaptığım son ziyaret sırasında, dedelerinden kalma evlerinden tahliye edilmekle tehdit edilen Şeyh Cerrah Mahallesi sakinleriyle olan dayanışmasıyla, İsrail Yüksek Mahkemesi önünde Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına karşı yaptığı savunmalarıyla, İsrail işgaline ve yerleşim birimlerinin inşasına karşı olmasıyla tanınan ve Peace Now (Barış Şimdi) hareketinin ilk kurucularından biri olan İsrailli avukat Daniel Seidemann ile ofisinde görüştüm.

Seidemann, Batı Kudüs'teki Beitar Caddesi’nde bulunan ofisinin penceresinden dışarıyı göstererek, “Şuradaki trafik lambasının arkasında işgal altındaki Doğu Kudüs'ü görüyorsunuz. Kudüs'ün yarısı işgal altında, diğer yarısı ise özgürken Kudüs yaşayamaz. Burada özgürlük, orada işgal var” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Temmuz 1967 tarihinde 2253 sayılı kararı kabul edilmiş ve  İsrail'e tüm yıkım kararlarını iptal etmesi ve Kudüs'ün statüsünü değiştirecek her türlü eylemi derhal durdurması çağrısında bulunulmuştu. Bu kararı görmezden gelen İsrail, o tarihten bu yana Ürdün Krallığı tarafından yönetilen ve Batı Şeria'da Osmanlı döneminden beri tapu kütüğüne kayıt altında olan topraklara el koyup yüz binlerce dönümlük araziyi İsrail Devleti'ne ait topraklar olarak sınıflandırarak taşınmazların mülkiyetini işgal yoluyla elde etti.

İsrail’in 1948 yılında kurulmasından önce Yahudi İsraillilerin Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde kaybettikleri mülkleri talep etmelerine olanak tanıyan bir yasa tasarısı 1970 yılında kabul edildi.

“Kayıpların mülklerini koruma” bahanesiyle Filistinlilerin işgal altındaki topraklarda arazi kaydı yaptırmasını engelleyen 1967 tarihli askeri emir nedeniyle İsrail'in o tarihten bu yana el koyduğu Filistin topraklarının miktarına ilişkin kesin verilere ulaşmak zor olmasa da kafa karıştırıcı. Ancak Filistinli bir sivil kuruluş olan Kudüs merkezli Uygulamalı Araştırma Enstitüsü'nün verileri, işgal altındaki Batı Şeria'da inşa edilen İsrail yerleşim birimlerinin yüzde 51'i yani (2023 yılı itibariyle) yaklaşık 176 yerleşim biriminin İsrail tarafından el konularak devlet arazisi olarak sınıflandırılan araziler üzerinde olduğunu ve yüzde 49'unun Filistin toprakları üzerine inşa edildiğini gösteriyor.

xsvdfbrt
Fahri Ebu Diyab işgal altındaki Doğu Kudüs'ün Silvan Mahallesi’ndeki evinin yıkıntıları arasında (Fotoğraf: Ahmed Mahir/Al Majalla)

Kudüs'te görüştüğüm, İsrailli sivil toplum kuruluşu B'Tselem (İşgal Altındaki Topraklarda İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi) Saha Araştırmaları Direktörü ve B'Tselem Arapça Sözcüsü Kerim Cubran, İsrail’in ‘Kudüs'ün demografik yapısını bozmak için’ Kudüs'ün idari sınırları dışında kalan ve Kudüslü 300 bin Filistinlinin yarısından fazlasının yaşadığı Kefer Agap ve Şuafat Mülteci Kampı’nı almayı planladığını söyledi. Cubran, bu iki Filistin mahallesinin apartheid rejimi tarafından Ayırma Duvarı'nın inşa edilmesinden sonra halihazırda mekânsal olarak Kudüs'ün dışında kaldıklarını da sözlerine ekledi.

İsrail'in 1967 yılından bu yana Kudüs politikasının ‘Yahudiler için daha fazla, Araplar için daha az toprak’ ilkesine dayandığını söyleyen Cubran, “İsrail, şehir planlamasını, Filistinlilerin Kudüs'te yayılmalarını engellemek ve şehirdeki Arap nüfusu oranının artmaması ve bugün yaklaşık bir milyon olan şehrin toplam nüfusunun yüzde 25'iyle sınırlı kalmasını sağlamak için kullandığı siyasi araçlardan biri haline getirdi” dedi.

Kudüs'ten bahsederken şehrin dini karakterini göz ardı edilemez. Çünkü şehrin dini boyutu anlaşılmadan Kudüs'ü anlamak mümkün değil. Kudüs bir gayrimenkul meselesine indirgenemez ya da dar bir Filistin-İsrail çerçevesi içinde gösterilemez. Çünkü Kudüs’teki protestolar, şiddet olayları, insan hakları ihlalleri ve şehrin mimari ve demografik özelliklerinin değiştirilmesi dünyanın birçok şehrinde yaşayan çok sayıdaki Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman arasında yankı bulur.

İsrailli avukat ve hukukçu Seidemann, bana Eski Şehir bölgesinin, tasarımı on yıl süren üç boyutlu bir modelini gösterdi. Modelde üç dine ait kutsal mekânlar üç renkle gösterilmiş ve Yahudilik için mavi, Hıristiyanlık için turuncu ve Müslümanlık için yeşil renk kullanılmıştı.

Seidemann, aralarında Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman din adamları, tarihçiler, arkeologlar ve hukukçuların olduğu uzmanlardan oluşan bir ekiple bu model için bir de kitapçık yazdı. Kitabın dijital bir versiyonunu da hazırladı. Kitap, Eski Şehir bölgesinin sınırları içinde ve dışında belgelenmiş yüzlerce dini ve kültürel miras alanının ayrıntılarını ve hikayelerini anlatıyor.

Seidemann, son olarak şunları söyledi:

Kudüs, bu karmaşık dini bağlamı ciddiye alanlar için son derece hikmetli ve huzurlu bir şehir. Ancak bu bağlam göz ardı edildiğinde çok tehlikeli bir yere dönüşüyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, ‘Beşli Komite’deki büyükelçilerin 10 Mayıs'ta yapılması planlanan meclis seçimlerinin ertelenmesinden yana olduklarını belirterek “Onlara bunu reddettiğimi ve (Beşli Komite'den) diğer büyükelçilere de teknik olarak parlamento seçimlerinin ertelenmesini veya parlamentonun görev süresinin uzatılmasını desteklemediğimi bildirdim” dedi.

Berri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meclisin teknik nedenlerle ertelenmesi veya uzatılması konusunda beni kişisel olarak suçlamaya çalışanları engellemek için seçimlere ilk aday olan bendim. Bu yüzden hem ülke içinde hem de dışında ilgili kişilere, son dakikaya kadar bu konuyu takip edeceğime dair bir mesaj vermek istedim.”

 (Lübnan'ın doğusunda) Bekaa Vadisi’nin orta kesimlerindeki ve kuzeyindeki beldeleri hedef alan İsrail saldırılara değinen Berri, tüm bunları ‘Lübnan'ı Tel Aviv'in koşullarını kabul etmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir savaş’ olarak nitelendirdi.


DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
TT

DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)

Suriye Savunma Bakanlığı dün, DEAŞ’ın açıklamasından birkaç saat sonra, Rakka'nın kuzey kırsalında kimliği belirsiz kişiler tarafından düzenlenen saldırıda bir askerin ve bir sivilin öldüğünü duyurdu.

DEAŞ tarafından yapılan açıklamada, Suriyeli yetkililere karşı ‘yeni bir saldırı aşaması’ başlatıldığı duyuruldu. Suriye'nin doğusunda düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenen DEAŞ, terör eylemlerini artırdı.

DEAŞ, cumartesi günü geç saatlerde yayınlanan bir sesli mesajda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya saldırarak, onun kaderinin de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kaderine benzeyeceğini öne sürdü. Mesajda, dünyanın dört bir yanındaki DEAŞ destekçilerini önceki yıllarda yaptıkları gibi Yahudi ve Batılı hedeflere saldırı çağrısı yapıldı.