Mali ve Moritanya arasındaki anlaşmazlıkların boyutları

Paris, Nuakşot'taki nüfuzunu arttırmak için Mali-Moritanya gerilimi kartını kullanıp gerginliğin tırmanmasına katkıda bulunabilir.

Mali ve Moritanya 2 bin 235 kilometreden daha uzun ortak bir kara sınırına sahipler (Reuters)
Mali ve Moritanya 2 bin 235 kilometreden daha uzun ortak bir kara sınırına sahipler (Reuters)
TT

Mali ve Moritanya arasındaki anlaşmazlıkların boyutları

Mali ve Moritanya 2 bin 235 kilometreden daha uzun ortak bir kara sınırına sahipler (Reuters)
Mali ve Moritanya 2 bin 235 kilometreden daha uzun ortak bir kara sınırına sahipler (Reuters)

Emani Tavil

Rus paralı asker grubu Wagner üyelerinin Mali sınırı yakınlarında Moritanya topraklarına girmesi Moritanya'nın siyaset ve güvenlik çevrelerinde bir hoşnutsuzluk dalgasına yol açtı.

Mali ve Moritanya arasında, iki ülkenin 2 bin 200 kilometreyi aşan ortak sınırına komşu bölgelerde Moritanyalı silahsız sivillerin hedef alınması nedeniyle son üç aydır gerilim devam ediyor. Hem Moritanyalılar hem de ülkenin yetkilileri, Mali'nin uygulamalarına karşı duydukları öfkeyi ve tepkilerini en üst düzeyde ifade ettiler. Moritanya Savunma Bakanı Hanana Oul Sidi, Askeri İstihbarat Başkanıyla birlikte Mali'nin başkenti Bamako'yu ziyaret etti. Ancak bu ziyaret ne krizi çözdü ne de Mali Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Albay Assimi Goita ile görüşlerin yakınlaşmasını sağladı. Hatta Batılı ülkelerde, ilerleyen dönemde iki ülke arasında silahlı çatışma çıkabileceğine dair tahminler yapılıyor.

Sahel bölgesi ülkelerinin (Senegal, Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan ve Eritre) çoğunun sınırlarını ve topraklarını tam olarak kontrol edemediği ve sınır çakışmalarının Afrika ülkeleri arasındaki kabile uzantılarıyla ilgili nesnel nedenleri olmasından dolayı iki ülke arasında pastoralizm kaynaklı olaylar ve radikallerin saldırıları gibi çeşitli nedenlerle meydana gelen çatışmalarla ilgili sınır olaylarının uzun bir geçmişi olduğunu söylemek ilginç olabilir.

Moritanya’da 2023 yılının ocak ayında başlayan pastoralizm kaynaklı olaylar, başkent Nuakşot’ta hükümeti vatandaşlarını korumaya çağıran gösterilerle devam etti, ancak daha sonra katliam olaylarına dönüştü. Ardından Moritanya’nın köylerinde ve kırsal bölgelerinde birbirine benzeyen öldürme ve kaçırma olayları yaşandı. Malili protestocular Moritanya plakalı araçların önünü keserek sınırdan geçmelerini engellediler.

Belki de yaşanan en tehlikeli olay, Wagner üyelerinin Mali sınırı yakınlarındaki Moritanya topraklarındaki Medallah adlı bir köye girip bölge sakinlerinin üzerine ateş açmalarıydı. Bu olay, Moritanya'daki siyaset ve güvenlik çevrelerinde bir hoşnutsuzluk dalgasına yol açtı. Wagner unsurları, Mali'de bazı silahlı grupları kovalarken yanlışlıkla Moritanya tarafına geçmişti. Ardından Moritanya ordusu olaya müdahale etti.

Bu olay, Afrika’nın Sahel bölgesinde ortaya çıkan yeni değişikliklerden ayrı tutulmamalı. Bölgesel ve uluslararası düzeydeki bu değişiklikler, özellikle Fransa-Rusya rekabetinden etkilenen Sahel bölgesindeki Afrika etkileşimlerinin yeni haritalarını çizecek. Bunun yanında ABD'nin bu yıl ağustos ayından itibaren özelde Sahra altı ülkeleri, genel olarak ise Afrika için yeni bir strateji başlatacak olmasına rağmen Afrika'daki performansının yetersiz olduğu da açık.

Bölgesel değişiklikler

Son dört yılda Sahel bölgesinde yaşanan askeri darbeler önemli değişikliklere neden oldu. Bunlardan ilki Mali, Burkina Faso ve Nijer'deki darbeci iktidarlar arasındaki ittifaktı. Darbeci yöneticiler, geçtiğimiz yılın eylül ayında Bamako'da ‘Sahel İttifakı’ adı altında ortak bir askeri savunma anlaşması imzaladılar. Bu hamle, Batı Afrika'da jeopolitik bir değişimin sinyalini veriyordu. Anlaşmada her türlü tehdide karşı kolektif savunma için ortak bir askeri sistemin yanı sıra her alanda karşılıklı yardımlaşmanın amaçlandığı vurgulandı.

Mali, Burkina Faso ve Nijer arasındaki ittifakın oluşmasında birkaç faktörün etkili olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, Paris'in bölgede terörle mücadele bahanesiyle oluşturduğu G5 ittifakının bir parçası olan bu üç ülkenin topraklarındaki Fransız askerlerinin varlığına karşı olunmasıydı. Örneğin Fransa Mali’de 2013 yılında aynı gerekçeyle Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla askeri müdahalede bulunmuştu.

İkinci faktör, Sahel ülkelerinde meydana gelen askeri darbelerin özellikle de Nijer'dekinin, Batı Afrika ülkeleri arasında ekonomik iş birliği amacıyla kurulan, ancak Fransa'nın bölgedeki askeri koluna dönüşen ve iktidarın barışçıl olarak devredilmesi gibi nedenlerden ötürü birçok ülkeye karşı askeri müdahalelerde önemli rol oynayan Batı Afrika Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECOWAS) tarafından yapılan askeri müdahale ve yaptırım uygulama tehditleriydi.

Üçüncü faktör ise 2050 yılına kadar Afrika'da özellikle de Sahel bölgesinde terör eylemlerinin artacağına işaret eden uluslararası veriler çerçevesinde söz konusu üç ülkede terör tehdidinin artması, bir yandan yeni kurulan askeri rejimlerin korunması diğer yandan bu ülkelerin güvenlik ve emniyetinin muhafaza edilmesine acil ihtiyaç duyulmasıydı. Mali ordusu, bu ay terör örgütlerine karşı gerçekleştirilen askeri operasyonların sonuçlarını açıklarken ülkenin orta kesimlerindeki Timbuktu bölgesinde, birçok terör eyleminin arkasında olmakla suçladığı bazı El Kaide liderlerinin etkisiz hale getirildiğini duyurdu. Ancak Mali ordusu, bundan bir hafta önce ormanlık bir bölgede kaybolan üç otobüste seyahat ederken teröristler tarafından kaçırılan 110 sivili kurtarmayı başaramadı.

Şu an Mali’nin orta kesimlerinde, bazıları Moritanya sınırına yakın bölgelerde, Rusya’dan gönderilen silahlar ve Afrika Lejyonu savaşçıları ile desteklenen Mali ordusu ile El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Uluslararası değişiklikler

Sahel bölgesi, bir yandan uluslararası bağlamda yaşanan rekabet, diğer yandan Sahel ülkeleri ve bu ülkeler arasında gelecekte beklenen ilişkilerin niteliği üzerinde etkileri olan köklü değişikliklere tanık oldu. Sahel bölgesinin en önemli üç ülkesi olan Nijer, Burkina Faso ve Mali ile Fransa arasında askeri darbeler nedeniyle gerilen ilişkiler, bölgedeki güvenlik tehditlerine karşı Fransa’nın yerine Rusya’nın askeri nüfuzunun geçmesine yol açtı.

Nijer, Burkina Faso ve Mali ile Rusya arasındaki askeri anlaşmalar geçtiğimiz yıl Sahel İttifakı'nın kurulmasına katkıda bulunurken, 100 Rus askeri kısa bir süre önce bir Rus kargo uçağıyla taşınan hava savunma sistemiyle birlikte Nijer'in başkenti Niamey'e indi. Geçtiğimiz yılın temmuz ayında kurucusu Yevgeniy Prigojin’in ölümünden sonra doğrudan Rusya Savunma Bakanlığı'na bağlanan Wagner’in yerini alan Afrika Lejyonu Mali’de konuşlandı.

Rusya’nın Afrika’nın Sahel bölgesindeki askeri varlığı nihayet askeri üslerden oluşan bir ağ ile desteklendi. Burkina Faso’da 2022 yılında askeri bir darbeyle iktidarı ele geçiren İbrahim Traoré'nin güvenliğini sağlamak üzere ülkeye yaklaşık 100 Rus askerinin gelmesiyle başlayan bu askeri varlık, Wagner için Orta Afrika Cumhuriyeti'nde bölgesel bir karargahın inşa edilmesiyle gelişti. Wagner son altı yılda elmas ve altın karşılığında ulusal güvenlik teşkilatına sızmayı başardı. Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaklaşık 2 bin Rus askerinin konuşlandırılacağı bir askeri üssün inşası geçtiğimiz yılın eylül ayından bu yana devam ediyor.

Rusya’nın Afrika'da artan askeri varlığı, biri insansız hava araçları (İHA) için olmak üzere Nijer'de iki askeri üssü olmasına rağmen Fransa'nın ayrılmasıyla Afrika’da oluşan boşluğa bir alternatif olmayı başaramayan ABD’nin stratejileri üzerinde önemli bir baskı unsuru haline geldi.

Mali-Moritanya ilişkileri

Burada Nuakşot ve Bamako arasındaki mevcut gerilimin, tarih, din, kültür, etnik köken ve kabile gibi ortak değerleri olan ve iç içe geçmiş, birbirine bağlı ilişkilere sahip iki ülke arasında yaşandığını vurgulamak önemli. Moritanya şu an Mali’den gelen 150 bin mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu sayının 2024 yılının ilk yarısında çeyrek milyona ulaşması bekleniyor.

Ekonomik düzeyde ise denize kıyısı olmayan bir ülke olan Mali, yurt dışından yaptığı ithalatın ve ihracatın önemli bir kısmı için Nuakşot Limanı’na bağımlı. Liman idaresi, boşaltma ve depolama ile ilgili Mali’ye özel ayrıcalıklar tanıyor. Mali ayrıca Moritanya’daki kara yolları üzerinden Cezayir’den ve Fas'tan kamyonlar dolusu mal getirtiyor. Nuakşot'taki hayat şartları da özellikle el sanatları ve ev işlerinde çalışan Malili işçilerin başkente akın etmesine neden oluyor.

Öte yandan Moritanya'nın doğu bölgelerindeki Moritanyalı çobanlar ve hayvan tüccarları, bol verimli otlakları ve sık ormanları olan Mali topraklarına bağımlı. Moritanya ayrıca Mali'den hayvan yemi ve bazı tarım ürünleri ithal ediyor. Başkent Bamako'da çoğu tüccar olan ve çeşitli alanlarda yatırımları bulunan aktif bir Moritanyalı topluluğu var.

Toparlayacak olursak Nuakşot, Paris'i terör örgütlerine karşı güvenilebilecek bir ortak olarak, Bamako ise tıpkı Burkina Faso ve Nijer gibi bölge ülkelerinin ve halklarının düşmanı olarak görürken Fransa faktörünün Moritanya ve Mali arasındaki mevcut gerilimde nasıl bir rol oynayabileceği belirsizliğini koruyor. Dolayısıyla Paris, Moritanya'daki nüfuzunu arttırmak için Moritanya ve Mali arasındaki anlaşmazlıklar kartını oynayıp iki ülke arasındaki gerilimin tırmanmasına katkıda bulunarak Batı Afrika'da yanan ateşi körükleyebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir .



Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
TT

Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)

İsrail merkezli insan hakları kuruluşu B'Tselem tarafından dün akşam yayımlanan yeni bir video, birkaç gün önce El Halil'de Filistinlilerin bulunduğu sivil bir araca İsrail askerleri tarafından ateş açıldığı anları ortaya koydu. Olayda, annesinin kucağındaki 7 aylık Sam Ebu Heykel hayatını kaybederken, askerlerin ateş açtıktan sonra yaralılara herhangi bir yardımda bulunmadığı belirtildi.

Görüntüler, cuma günü meydana gelen olayla ilgili İsrail ordusunun ilk açıklamasındaki iddialarla çelişiyor. Ordu, askerlerin kendilerine doğru hızla ilerleyen bir aracı fark etmeleri üzerine ateş açtığını öne sürmüştü. Ancak B'Tselem tarafından yayımlanan görüntülerde aracın, iki İsrail askerine yaklaşırken hızını düşürdüğü ve durduğu görülüyor.

B'Tselem, videonun El Halil'in Tel Rümeyde Mahallesi'nde aile ziyaretinden dönen Ebu Heykel ailesine ateş açıldığı anları belgelediğini belirtti.

Kuruluşa göre olay, aile reisinin yol üzerinde bekleyen askerleri fark ederek aracın hızını yavaşlatması ve durmaya hazırlanması sırasında meydana geldi. O sırada annesinin arka koltukta kucağında bulunan bebek Sam, başından vuruldu ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Açılan ateş sonucu bebeğin babası ve annesi de yaralandı. Anne halen hastanede tedavi görüyor.

B'Tselem açıklamasında, "Ateş açılmasının ardından silahı kullanan asker ve yanındaki diğer asker olay yerinden ayrıldı. Aracı kontrol etmediler ve ağır yaralanan bebeğe ya da annesine herhangi bir ilk yardım sağlamadılar" ifadelerine yer verdi.

Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).

Yayımlanan görüntülerde, İsrail askerinin ateş açtığı sırada aracın yavaşladığı ve durmak üzere olduğu görülüyor. Aracın askerlerden belirli bir mesafede bulunduğu ve onlara yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığı iddia ediliyor. Görüntülerin devamında ise babanın, başından yaralanan bebeğini kucağına alarak kanamayı durdurmaya çalıştığı görülüyor.

Videoda ayrıca, oğlunu kucağında taşırken yaralanan annenin de aracın yanında yol kenarında oturduğu görülüyor.

Olayda İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu baba ve anne yaralanırken, 7 aylık Sam Ebu Heykel yaşamını yitirdi.

Kardeşimi öldürdüler

Olayın ardından konuşan bebeğin büyükannesi Feryal Ebu Heykel, "Bize doğrudan ateş açtılar. Herhangi bir tehlike ya da bunu gerektirecek bir durum yoktu" dedi.

Gelininin "Oğlum, oğlum!" diye bağırdığını anlatan büyükanne, bebeğin kanlar içinde kaldığını söyledi.

Ailenin her zamanki gibi yolda ilerlediğini belirten Feryal Ebu Heykel, "Yavaş gidiyorduk. Yaklaşık 10 metre ileride askerleri gördüm. Ön koltukta oturuyordum ve her şeyi gördüm. Bir anda silah sesi duyuldu. Bunun bize durmamız yönünde yapılmış bir uyarı atışı olduğunu düşündüm" ifadelerini kullandı.

Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)

Daha sonra sürücü koltuğundaki oğlunun ellerini kaldırarak herhangi bir tehdit oluşturmadığını göstermeye çalıştığını söyleyen büyükanne, "Ancak kurşun eline isabet etti, elini delip aracın içine girdi. Ardından gelinimin çığlığını duydum. Büyük bir şok yaşadık. Araçtan inerek yardım istemeye başladım. Askerler olay yerinden ayrıldı ve bize hiçbir yardımda bulunmadı. Takviye ekipler gelip bizi hastaneye götürene kadar orada yalnız kaldık" dedi.

Feryal Ebu Heykel, 11 yaşındaki torununun daha sonra kendisine, "Babaanne, küçük kardeşimi öldürdüler" dediğini ifade etti.

Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)

Olayın ardından İsrail ordu sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada, ilk incelemenin yaralanan kişilerin siviller olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, "İlk soruşturma, yaralananların olayla ilgisi olmayan siviller olduğunu göstermiştir. Olay incelenmektedir ve sonuçlar değerlendirilmek üzere ilgili makamlara sunulacaktır. İsrail ordusu masum kişilerin zarar görmesinden üzüntü duymaktadır" denildi.

B'Tselem Genel Direktörü Yuli Novak ise yaptığı açıklamada, "Son iki buçuk yıl içinde İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da 20 binden fazla çocuğun ölümüne neden oldu" ifadelerini kullandı.

Novak, uluslararası toplumun İsrail'e sağladığı cezasızlık ortamının ve İsrail sisteminin askerler ile yerleşimcilere tanıdığı dokunulmazlığın, Filistinlilere yönelik öldürücü eylemlerin normalleşmesine yol açtığını savundu.

Filistinlilerin İsrail kontrolü altındaki yaşamlarının tamamen değersizleştirildiğini öne süren Novak, bunun yedi aylık bir bebeğin hayatını kaybettiği bu olayda da görüldüğünü söyledi.


Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
TT

Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)

İsrail'in geçen mart ayında Beyrut'un güney banliyölerine yönelik askeri saldırılarının yoğunlaştığı günlerde, bölge sakinleri panik içinde kaçışırken, bir kişi Lübnan'ın en hassas güvenlik dosyalarından birinde kaderini değiştirecek bir fırsat yakaladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre kaos ortamından yararlanan şüpheli, Hizbullah'a bağlı bir hücrede tutulduğu yerden kaçmayı başardı. Ardından başkente hâkim tepeler üzerinden ilerleyerek Beyrut'un diplomatik bölgesi olan Baabda'ya ulaştı. İddialara göre burada Ukrayna Büyükelçiliği binasına girdi ve o andan sonra izini tamamen kaybettirdi.

O tarihten bu yana şüphelinin nerede olduğu bilinmiyor. Lübnan güvenlik çevrelerinde dosya, yerel, bölgesel ve uluslararası unsurların iç içe geçtiği açık bir istihbarat mücadelesinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte Hizbullah'ın, İsrail bağlantılı olduğu öne sürülen casusluk ağlarını takip etme çabalarını artırdığı belirtiliyor.

Lübnan makamlarının Halid el-Aidi olarak tanıdığı kişinin, Suriye kökenli Filistinli bir mülteci olduğu ve aynı zamanda Ukrayna vatandaşlığı taşıdığı ifade ediliyor. Lübnan güvenlik güçleri tarafından daha önce gözaltına alınan Aidi'nin, İsrail bağlantılı olduğu şüphelenilen bir istihbarat planına dahil olmakla suçlandığı, söz konusu planın ülke içinde bombalı saldırılar ve suikastlar gerçekleştirmeyi hedeflediğinin öne sürüldüğü bildirildi.

Üst düzey Lübnanlı yargı ve güvenlik kaynaklarına göre, kaçışın ayrıntıları ve askeri mahkemedeki dava süreci dar bir çevrede ele alındı. Hizbullah'ın siyasi yetkilileri dosyaya ilişkin bazı bilgileri paylaşırken, diğer resmî kurumlar sessiz kalmayı tercih etti.

Aidi'nin ortadan kaybolması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. Ülkeden çıkışında herhangi bir kolaylaştırma ya da iş birliği olduğunun kanıtlanması halinde, olayın Lübnan hükümeti üzerinde siyasi sonuçlar doğurabileceği ve Hizbullah'ın tabanında tepkiye yol açabileceği belirtiliyor. Bu durumun, zaten karmaşık bir siyasi atmosferden geçen ülkede yeni gerilimlere neden olabileceği değerlendiriliyor.

Bu arada resmi bir Lübnan belgesine göre, Ukrayna Büyükelçiliği mart ayında Aidi'nin kaçışının ardından ülkeden ayrılmasının kolaylaştırılmasını talep etti. Ancak Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü, hakkında çıkarılan yargı kararlı yakalama emrini gerekçe göstererek bu talebi reddetti. Olayla ilgili olarak ne Ukrayna tarafından ne de İsrail dış istihbarat servisi Mossad'dan herhangi bir açıklama yapıldı.

Konuya yakın bir Ukraynalı yetkili ise Aidi'nin Beyrut'taki büyükelçilikte bulunmadığını söyledi. Ancak Kiev'in ülkeden çıkış sürecine müdahil olup olmadığı veya kendisine herhangi bir destek sağlayıp sağlamadığı konusunda yorum yapmadı.

Karmaşık istihbarat ağları

Gelişmeler, İsrail adına faaliyet gösterdiği düşünülen geniş çaplı casusluk ağlarına ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde yaşanıyor. Uzmanlar, bu ağların insan kaynakları ve gelişmiş gözetleme teknolojileri sayesinde hassas güvenlik çevrelerine sızabildiğini belirtiyor.

Güvenlik raporlarına göre İsrail, son yıllarda Hizbullah'a karşı bir dizi dikkat çekici operasyon gerçekleştirdi. Bunlar arasında örgütün tedarik zincirine sızılması ve Eylül 2024'te uzaktan patlatılan tuzaklı haberleşme cihazlarının örgüte ulaştırılması da bulunuyor. Söz konusu saldırılarda onlarca kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bundan önce de Hizbullah'ın üst düzey isimlerini hedef alan hava saldırıları düzenlenmişti.

Uzmanlara göre bu operasyonların birikimli etkisi, örgütün yapısı içinde derin bir istihbarat sızmasına işaret ediyor. Hizbullah üzerine çalışan araştırmacılar da bu değerlendirmeyi destekleyerek, söz konusu sızmaların İsrail'e üst düzey yöneticileri yüksek hassasiyetle hedef alma imkânı verdiğini ifade ediyor.

Lübnan'da karşı operasyonlar

Buna karşılık Hizbullah ve Lübnan makamları son dönemde şüpheli casusluk ağlarına yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail'le iş birliği yapmakla suçlanan onlarca kişi hakkında hüküm verilirken, başka dosyalar ise askeri yargı önünde soruşturulmaya devam ediyor.

Yargı kaynaklarına göre bazı sanıklar, Hizbullah'a ait tesisler ve konumlar hakkında hassas bilgiler vermeleri karşılığında para aldı. Bazılarının ise sosyal medya üzerinden devşirildiği öne sürülüyor.

Mahkemelerde görülen davalar arasında, daha sonra hedef alınan bazı noktalara ait koordinatları İsrail tarafına ilettikleri iddia edilen önemli sanıkların dosyaları da bulunuyor. Bu durum, güvenlik sızmasının boyutuna ilişkin iç tartışmaları daha da alevlendirmiş durumda.

Kayboluş, tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor

Aidi'nin akıbetine ilişkin anlatımlar farklılık gösterse de Lübnanlı güvenlik kaynakları, onun ülkeyi terk etmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendiriyor. Ancak nihai varış noktası veya Suriye'ye ya da başka bir ülkeye gidip gitmediği henüz doğrulanmış değil.

Bu gelişme, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında savaş ve İsrail'le yürütülen müzakere dosyaları konusunda görüş ayrılıklarının yaşandığı son derece hassas bir dönemde meydana geldi. Bu nedenle olayın, ülkedeki siyasi bölünmeyi daha da derinleştirebileceği belirtiliyor.

Gözlemcilere göre soruşturma kapsamında ortaya çıkabilecek yeni bilgiler; ister dış destekle ister içeriden yardım alınarak gerçekleştirildiği iddia edilen kaçış senaryolarını doğrulasın, Lübnan'ın siyasi ve güvenlik ortamını doğrudan etkileyebilir ve devlet ile Hizbullah arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir.


İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran ve Lübnan'la yürütülen müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışıyor. Ancak analistlere göre Tahran'ın iki dosyanın birbirine bağlı olduğu yönündeki ısrarı, iç içe geçmiş çatışmaları kontrol altına alma çabalarını zorlaştırırken, Washington bu konuda şu ana kadar sınırlı başarı elde edebildi.

İran'la savaş, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in ortak saldırısıyla başladı. Ardından Lübnan'daki Hizbullah'ın İsrail'e yönelik saldırıları, İsrail'in Lübnan'a karşı geniş çaplı bir askerî harekât başlatmasına yol açtı.

Trump yönetimi bir yandan İran'la anlaşmaya varmayı, bölgesel savaşın genişlemesini önlemeyi, enerji piyasalarında istikrarı sağlamayı ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi kontrol altında tutmayı hedeflerken, diğer yandan İsrail Lübnan'daki askeri operasyonlarını sürdürüyor.

Buna karşılık Tahran, İsrail ve ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmada Lübnan dosyasının da yer almasını talep ediyor.

İran ile İsrail arasında hafta sonu yeniden çatışmalar yaşandı. Her ne kadar sınırlı ölçekte gerçekleşse de bu gelişme, 8 Nisan'da yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin ardından dikkat çekti. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ın kalesi olarak görülen Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği saldırılara karşılık verdiğini açıkladı.

Trump'ın, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaların sekteye uğramaması için İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu karşılık vermemeye çağırdığı belirtildi. Trump son günlerde savaşın sona ermesine yönelik anlaşmanın yakın olduğunu ifade etmişti. Ancak buna rağmen İsrail karşı saldırılar düzenledi.

Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine tepki olarak İsrail'e roket saldırıları düzenlemesiyle bölgesel savaşın içine çekildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre o tarihten bu yana İsrail'in Lübnan'a yönelik yoğun bombardımanlarında 3 bin 600'den fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail ayrıca ülkenin güneyindeki geniş alanları da kontrol altına aldı.

Dış İlişkiler Konseyi'nden Elisa Ewers, Trump'ın iki müzakere sürecini birbirinden ayırma girişiminin "büyük ölçüde başarılı olmadığını" söyledi.

Ewers, "İran, Lübnan'ın herhangi bir ön müzakere sürecinin parçası olması yönündeki talebini sürdürerek Başkan Trump'ın kararlılığını test ediyor" dedi. Ayrıca Tahran'ın, Trump'ın İsrail saldırılarına desteğini sürdürüp sürdürmeyeceğini de görmek istediğini belirtti.

İran'ın aynı zamanda Hizbullah'ın askeri ve siyasi kapasitesini mümkün olduğunca korumaya çalıştığını ifade etti.

Çelişki

Washington, İsrail ile Lübnan arasında dört tur görüşmeye ev sahipliği yaptı. Bu görüşmeler, iki ülke arasında onlarca yıl sonra gerçekleştirilen ilk doğrudan müzakereler oldu.

ABD yönetimi başından itibaren İran ve Lübnan dosyalarının birbirinden ayrı tutulmasında ısrar etti. Ancak ilan edilen ateşkes anlaşmalarının kısa sürede ihlal edilmesi veya reddedilmesi nedeniyle görüşmeler şu ana kadar savaşı sona erdirmeyi başaramadı.

Analist Trita Parsi'ye göre Tahran, "bölgesel istikrarın İran'ın ve müttefiklerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini" göstermeye çalışıyor.

Öte yandan Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının da giderek belirginleştiği ifade ediliyor. İki liderin öncelikleri arasında farklılıklar bulunduğu belirtiliyor.

Dış İlişkiler Konseyi'nin eski başkanı Richard Haas ise mevcut tabloda bir "paradoks" bulunduğunu belirterek, ortaya çıkabilecek bir anlaşmanın Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılıklarına yol açabileceğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Mona Yacubyan ise İran ve Lübnan dosyalarının birbiriyle bağlantılı olmasına rağmen ayrı kanallardan ilerlemeye devam edeceğini öngördü.

Yacubyan'a göre bu bağlantı, karşılıklı gerilimin azalmasından çok, bir cephede başlayan gerginliğin başka bir cepheye sıçramasına ve beklenmedik gerilimlere yol açma potansiyeli taşıyor.