İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın kontrolünü ele geçirmesi karadan istilanın başlangıcı mı?

İsrail tankları Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafına ulaştı.

Refah'ın doğusundaki bir binada pencereden İsrail'in hava saldırısı düzenlediği bölgeye bakan bir Filistinli (Reuters)
Refah'ın doğusundaki bir binada pencereden İsrail'in hava saldırısı düzenlediği bölgeye bakan bir Filistinli (Reuters)
TT

İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın kontrolünü ele geçirmesi karadan istilanın başlangıcı mı?

Refah'ın doğusundaki bir binada pencereden İsrail'in hava saldırısı düzenlediği bölgeye bakan bir Filistinli (Reuters)
Refah'ın doğusundaki bir binada pencereden İsrail'in hava saldırısı düzenlediği bölgeye bakan bir Filistinli (Reuters)

Salim er-Reyyis

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile hükümetindeki aşırı sağcı bakanlar Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir'in İsrail ordusunun Gazze'nin güneyinde Mısır sınırındaki Refah’a kara saldırısı düzenlenmeyi planladığına dair tehditlerinin ve İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz'ın geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamaların ardından İsrail ordusu, Refah’ta İsrail bayrağını göndere çekerken Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafındaki avlusunda gezinen tankların fotoğraflarını ve videolarını yayınladı. İki milyondan fazla Gazzeliyi halen dünyaya bağlayan tek insani yardım koridoru olan Refah, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nde 7 ayı aşkın süredir yürüttüğü savaşta sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle hastaların ve yaralıların yurtdışında tedavi görebilmeleri için kullanabilecekleri tek kurtuluş yolu.

Tanklar, İsrail ordusunun Refah’ın doğu kesimi sakinlerine derhal tahliye çağrısında bulunmasından sadece birkaç saat sonra Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafına geldi. Tankların gelişine, savaş sırasında Gazze Şeridi'ndeki tüm şehirlerden ve mülteci kamplarından zorla göç ettirilen Gazzelilerin yaşadığı yerleşim bölgelerine düzenlenen bombardımanlar eşlik etti. İsrail tanklarının Filistin bayrağının üzerinden geçmesi, Gazze’de Hamas yönetimindeki hükümetin İçişleri Bakanlığı'na bağlı Sınır ve Geçişler İdaresi tarafından kontrol edilen sınır kapısı üzerindeki Filistin egemenliğinin sona erdiğinin bir tür ilanıydı.

İsrail ordusunun ‘Hamas hükümetinin egemenliğinin en önemli sembollerini’ kontrol altına almakla övündüğü videolar ve fotoğraflar ortalığa saçıldıkça, İsrail'in ilk hedefinin ABD yönetiminin işgale karşı çıkmasına rağmen Refah’ı karadan işgal etmek olduğu daha da netleşti. ABD, İsrail’e bir milyondan fazla yerinden edilmiş Gazzeli’ye ev sahipliği yapan Refah’a kara saldırısını onaylamadığını hem doğrudan hem de kamuoyu önünde birçok kez ifade etmişti. İsrail ordusu, Refah sakinlerine bölgeyi terk etmeleri için bildiriler yayınlarken ‘güvenli bölgeyi’ Han Yunus'un batısındaki el-Mevasi bölgesinden kuzeydeki Nuseyrat Mülteci Kampı’na kadar genişlettiğini iddia ettiği bir harita dağıtıldı. Yüzlerce top mermisinin atıldığı ve İsrail savaş uçaklarının bombaladığı Han Yunus'un merkezi ve batısı da Gazzelilerin kendilerini bekleyen bilinmeyen akıbetten korkarak yeniden zorla kaçmaya başladığı ‘güvenli bölgeye’ dahil edildi.

Refah Sınır Kapısı’nın İsrail’in kontrolünde olması Gazzeliler için insani yardım boyutunu ciddi şekilde etkiliyor.

Filistinli yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim, Mısır, Katar ve ABD’nin himayesinde Kahire'de Hamas ile İsrail arasında bir anlaşmaya varılması konusunda ilerleme kaydedildiğinin konuşulduğu ve Hamas'ın ateşkes önerisini kabul ettiğini açıkladığı sırada Refah Sınır Kapısı’nın işgal edilmesi ve istilasıyla ilgili değerlendirmesinde “İsrail, savaşın başından bu yana askeri teçhizatın buradan Gazze’ye sokulduğu iddiasıyla Philadelphia (Selahaddin) Koridoru’nu ve Refah Sınır Kapısı’nı kontrol etmesi gerektiğinden bahsediyor” dedi.

İsrail'in, Mısır ile daha önce yaptığı anlaşmalara rağmen tampon bölgenin altından geçen tünelleri ortadan kaldırmak için Philadelphia Koridoru’na toprağın altına uzanan çelik bir duvar örmesi gerektiğini düşünüyor. İsrail, Refah Sınır Kapısı’nı kontrol etmenin en önemli siyasi boyutlarından biri olarak İsrail kamuoyuna Hamas için egemenliği temsil eden Refah'ın İsrail ordusunun kontrolüne geçtiğini söylemek ve böylece Hamas'ın sivil kontrol ve egemenlik kabiliyetlerini ortadan kaldırmayı ya da azaltmayı istiyordu. Daha önce İsrail'in Refah'a kara saldırısının şekli ve hedefleriyle İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafını kontrol etmeye devam edip etmeyeceği konusunda pek çok spekülasyon yapılmış olsa da İsrail'in kara saldırısının ilk adımlarından itibaren başlıca siyasi hedefine ulaştığını söylemek istediği anlaşıldı.

Filistinli yazar ve siyasi analist İbrahim, “Netanyahu kara saldırısının başından itibaren mutlak bir zafer imajı vermek istiyor. Operasyon ister sınırlı ister sınırsız olsun, ilk birkaç saat içinde bu imajı edinmek ve pazarlamak istedi” değerlendirmesinde bulundu. Ordunun tankların videolarını ve fotoğraflarını yayınlayarak ve Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında İsrail bayrağını göndere çekerek pazarlamak istediği başlıca hedef belki de budur.

Refah Sınır Kapısı geçtiğimiz aylarda, yerinden edilen Gazzelilere Mısır üzerinden gıda ve tıbbi malzemelerin olduğu insani yardımların akışı için can damarı oldu. İsrail, savaşın başında Refah Sınır Kapısı’ndan yardım tırlarının Gazze’ye girişinin yanı sıra hastaların, yaralıların ve yolcuların geçişini de engelledi. Nitzan Sınır Kapısı ve Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan giriş yapan tırların, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş yapmak üzere yönlendirilmeden önce İsrail ordusu tarafından kapsamlı bir denetimden geçirilmesi şart koşuldu.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı İsrail ordusunun doğu bölgelerinde yaşayanları ve yerinden edilenleri göçe zorlamasının ardından Ebu Yusuf en-Neccar Hastanesi’ni tahliye etmek zorunda kaldı.

İsrail, Gazze’de yerinden edilen insanlara ulaşması gereken birçok yardım malzemesini hiçbir gerekçe göstermeden engelledi. Ayrıca bazı yakıt türlerinin girişini yasaklayıp dizel ve doğal gaz girişini kısıtlayarak çeşitli krizlere yol açtı. Yerinden edilen Gazzelileri yemek pişirmek için odun ve tahta parçaları toplayıp yakmaya ve ulaşım aracı olarak da eşek arabaları kullanmaya zorladı. İsrail, yeniden edilen Gazzelilerin sebze, meyve, gıda maddelerinin yanı sıra günde ancak bir ya da iki öğün yemeye yetecek kadar az miktarda buldukları una erişimlerini de engelledi.

İsrail’in Refah sınır kapısını kontrol etmesinin Gazzeliler için insani açıdan ciddi bir etkisi olduğunu vurgulayan İbrahim, bunun insani yardımların ve ihtiyaç duyulan ürünlerin Gazze’ye girişinin engellenmesi anlamına geldiğini belirterek, “İsrail, sınır kapısını kontrol etmeye devam eder ve insani ve gıda yardımlarının girişini engellerse bu durum, Gazze’deki krizi daha da kötüleştirecek ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki nüfusun İsrail kuşatması ve kara harekatı sırasında aylardır çektiği açlığın daha fazla insanı vurmasına yol açacak” ifadelerini kullandı.

frtbtr
Refah'ta İsrail’in bombaladığı bir evi inceleyen Filistinliler (Reuters)

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada İsrail’in Gazze Şeridi'nin kuzeyinde düzenlediği hava saldırısında çoğu çocuk 28 kişinin öldüğü bildirildi. Kuşatma, abluka ve gıda yardımlarının yetersizliği nedeniyle Gazzeliler, hayvan yemlerini öğütüp un haline getirip ekmek yapmak, zarar görmüş sebzelerin kalıntılarını yemek ve temiz olmayan su içmek zorunda kaldı.

İsrail ordusunun doğu mahallelerinde yaşayanları ve yerinden edilmiş kişileri zorla yerinden etmesinin bir sonucu olarak Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusu tarafından belirlenen askeri harekat bölgesi içinde yer alan Ebu Yusuf en-Neccar Hastanesi'ni tahliye etmek zorunda kaldı. İsrail ordusunun Refah’a karadan girişinin ilk gününde hastanenin bitişiğindeki evlerin hedef alınması ve hastane üzerine sis bombaları atılmasının ardından yüzlerce hastanın tedavisi yarım kaldı. Ebu Yusuf en-Neccar Hastanesi, Refah ve Han Yunus'ta 2 binden fazla hastaya diyaliz hizmeti veren tek hastane.

Filistinli yazar ve siyasi analist İbrahim, yerinden edilen Gazzelilerin arasında hastalıkların ve salgınların yayılmasının yanı sıra diyaliz hastaları, kanser hastaları ve düzenli olarak ilaç kullanmak zorunda olup bu ilaçların sadece bir kısmına ulaşabilen tansiyon, kalp hastalığı ve diyabet gibi kronik hastalıkları olanlarla birlikte tıbbi hizmetlerin asgari düzeyin çok altına düşmesinden dolayı Gazze’deki sağlık krizinin daha da kötüleşeceği tahmininde bulundu. İbrahim, “Tıbbi malzeme yüklü yardım tırlarının (Gazze’ye) giriş yapmaması halinde, tıbbi hizmetlerin azalması ve hastaların yurtdışında tedavi edilmeleri için seyahat etmelerinin engellenmesi sonucunda ölümlerin artacağını düşünüyorum” diye ekledi.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Koordinasyon Dairesi, Refah Sınır Kapısı’nın kapatılması ve İsrail ordusunun kontrolüne geçmesi üzerine düzenlediği basın toplantısında, yurtdışında tedavi görmek için onay bekleyen binlerce yaralı ve hastanın seyahat haklarının engellendiğini duyurdu. Bu durum, yurtdışında tedavi edilmeyi bekleyen hastaların ve yaralıların hayatlarını tehlikeye sokarken Gazze’nin sağlık sistemindeki krizi daha da kötüleştiriyor. İsrail, Kahire'de devam eden müzakereler sırasında Hamas heyeti üzerinde baskı kurmak amacıyla kara saldırısının ilk aşaması olarak Refah'ın güneydoğusunda kara operasyonları gerçekleştirirken bu hastaları ve yaralıları görmezden geliyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli  Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.