Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Sadr Hareketi yerine Şii Ulusal Hareketi

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
TT

Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)

İyad el-Anberi

Sadr Hareketi, genellikle sosyal olarak aktif olan, ancak siyasi karar alma süreçlerinde etkili olmayan bölgedeki etkili ve nüfuzlu siyasal İslamcı hareket modellerinden farklı olmasını sağlayan benzersiz özelliklere sahip. Şii toplumunda önemli bir yeri olan Sadr Hareketi, aynı zamanda tüm devlet kurumlarına nüfuz eden bir kitle hareketidir. Bu yüzden her zaman güç ve sosyal etki çemberleri içinde kalmaya gayret etti. Hareketin sosyal ve siyasi ortamda ve denklemle yönetilen bir ülkede güçlü kalmasına katkıda bulunan en önemli noktalardan biri belki de budur. Bununla birlikte toplumdaki nüfuz ancak siyasi nüfuz kapısından geçerek elde edilebilir.

Mukteda es-Sadr'ın Sadr Hareketi'ne liderlik etmesi bu dini-siyasi hareketin en önemli özelliklerinden biri. Halkıyla ilişkilerini düzenlemek için dini sembolizme odaklanan hareket, liderini dinleme ve itaat etme ilkesine bağlı. Bu yüzden partizan başlıklarla ve liderliğine olan güveni tazeleyen mitinglerle halkı kandırmak istemiyor. Harekette ilk ve son karar, Mukteda es-Sadr tarafından veriliyor. Örgütsel meseleler Sadr'ın güvenilir bulduğu kişileri seçtiği organlarca ele alınıyor.

Siyasi söylemini ulusal meselelere dönüştürmesiyle bilinen Sadr Hareketi, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına karşı direniş bayrağını taşıyan ve kitlesinin bulunduğu coğrafyaya kendi nüfuzunu kabul ettirmeye çalışan bir hareket olarak ortaya çıktı. Ardından mezhepsel aidiyetini paylaşsa bile yabancıların nüfuzunu reddeden bir harekete dönüştü. Son olarak da uzlaşı hükümetini bozma ve ulusal çoğunluk yönetimine doğru ilerleme girişiminde bulundu.

Sadr Hareketi, kuruluşundan 2021 seçimlerinden sonra parlamentodan çekilmesine kadar, diğer Şii siyasi güçlere karşı her zaman tek başına hareket etti. Dolayısıyla her zaman Şii siyasi muhaliflerin uzlaşısına karşı isyancı bir tutum benimsedi. Bunun sebebi, Sadr Hareketi’nin 2003 yılından sonra ortaya çıktığı siyasi ortam olabilir. İslami Davet Partisi ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden bağımsız olarak, Irak dışındaki Iraklı Şiilerin siyasi hareketinden uzak bir şekilde ortaya çıktı ve giderek büyüdü.

Yeni isim

Sadr Hareketi'nin adını ‘Şii Ulusal Hareketi’ olarak değiştirdiğinin duyurulması, hareketin siyaset sahnesine dönüşünün de habercisiydi.

Sadr Hareketi’nin siyaset tarihindeki en önemli an, 2022 yılının haziran ayında Sadr Grubu milletvekillerini Irak Temsilciler Meclisi’nden çekme kararıydı. Çekilme kararı, Sadrcıların 2003 yılında siyaset sahnesine girişlerinden itibaren siyasi karar alma süreçlerinde ve devlet kurumlarında elde etmeye ve güçlendirmeye çalıştıkları siyasi nüfuzu kaybettirecek bir meydan okumaydı. Bununla birlikte Mukteda es-Sadr’ın daha önceki ‘siyaseti bıraktım’ açıklamaları ve siyasi bir tutumu sürdürememesi sonucu klişeleşen imajını değiştirmek için bir kazanımdı.

Bu kez bir uzlaşı hükümetine katılmayı reddederek takdire şayan bir tutum sergileyen Sadr, 2021 yılındaki seçimlerden sonra hükümeti kurma görevinden çekilme kararını, siyasi reforma yönelik söylemine şüpheyle yaklaşanlara yanıt vermek ve yaşanan yıkım, yolsuzluk ve kaostan sorumlu tuttuğu siyasi uzlaşı ilkesine karşı çıkarak bu tutumunu sağlamlaştırmak için kullandı.

Mukteda es-Sadr, Sadrcıların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor.

Sadr Hareketi’nin Irak Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadrcıların siyasi tutumlarının çelişkili özelliklerini yansıtan tehlikeli bir ikilemi sona erdirdi. Sadrcılar, siyasi çalışmalarda güçlü bir şekilde yer almalarına ve siyasi olayların gelişiminde etkili olmalarına rağmen bir yandan kendilerini mevcut sistemin muhalifleri olarak sunarken diğer yandan önceki hükümetlerin kurulmasına ilişkin tartışmaları çözüme kavuşturan siyasi sistemin en önemli kutuplarından biri oldular.

Tahminlerin çoğunda Sadrcıların hükümetin dışında kalacağı öne sürüldü. Mukteda es-Sadr, onların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor. Sadr ve ortaklarının kurmak istediği çoğunluk hükümetini engelleyen Koordinasyon Çerçevesi'nin bazı liderlerinin söylemlerinde görülen zafer coşkusuna rağmen herkes, Sadr'ın hükümette ve Temsilciler Meclisi’nde temsil edilmemesinin, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin kuracakları hükümette elde edebilecekleri geçici kazanımları tehdit edeceğinin ya da belki de sokak hareketliliği kartını kendilerine karşı bir tehdit olarak kullanacağının ve tüm Irak Şii sahnesi için bir tehdit olmaya devam edeceğinin farkındaydı.

scsd
Mukteda es-Sadr'ın destekçileri Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda genel seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yaparken, 11 Ekim 2021 (AP)

Öte yandan Sadrcıların siyasi olarak geri çekilmeleri, Irak’taki mevcut yönetim için herhangi bir tehdit oluşturmadı. Bu tutum, Sadrcıların davranış ve düşüncelerinde siyasi eyleme yönelik olumlu bir değişimin işareti olabilir. Sadrcılar, Koordinasyon Çerçevesi destekli hükümetin kurulmasının ardından nüfuzlarını kaybeden seçkinlerle iktidara yükselen seçkinler arasında şiddet yaşanması teorisinin aksine ne şiddete başvurdular ne de Seraya es-Selam gibi silahlı kanatlarının sahip olduğu silahları kullandılar. Daha ziyade kendi faaliyetlerine ve toplum içindeki varlıklarına odaklandılar ve 2023 yılının sonundaki il meclisi seçimlerine bile katılmadılar. Bu tutumun nedeni, bir dış faktör ya da Necef’teki Şii mercii tarafından belirlenen kurallara bağlılık olabilir. Fakat en nihayetinde şiddete başvurma seçeneğinin terk edilmesindeki en önemli faktör, silahlara ve halka sahip olan ancak siyasi eyleme bağlı kalmayı tercih eden Sadrcıların siyasi tutumundaki bir gelişmedir.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil.

Sadr Hareketi’nin ‘Şii Ulusal Hareketi’ adını almasının en önemli anlamı, Mukteda es-Sadr'ın Şii siyasi rakiplerine karşı ‘Şii ulusal hareketi’ sloganını kullanmasından kaynaklanıyor. Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr Hareketi’nin Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum Partisi ve Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile yaptığı ittifakın Şiilerin yönetme hakkından taviz vermesine neden olduğu ve Sadr Hareketi’nin tüm Şiileri temsil etmediği yönünde bir siyasi propaganda yürüttüler. Sadr Hareketi ayrıca Şiilere ihanet etmekle ve bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyerek Şiilerin siyasi rolünü zayıflatmaya yönelik ABD ve Körfez ülkelerinin gündemlerini uygulamaya çalışmakla suçlandı.

Ancak tüm bu suçlamalar boşa çıktı. Düşmanlar dostlara, müttefiklere ve stratejik ortaklara dönüştü. Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri tarafından dillendirilen en önemli başarı, Şii bileşenin iktidarı dostla ve düşmanla paylaşma haklarının korunması oldu. Sadr, yapılan tüm suçlamalara mezhepçi bir adım olarak ‘Şii Ulusal Hareketi’ adıyla yeni bir bayrakla siyaset sahnesine geri dönerek yanıt verdi. Belki de Sadr'ın bu seferki hesapları, siyasi hareketinin adında ‘Şii’ ifadesi geçtiğinden Şii siyasi rakiplerini engellemeye yönelik bir hamleye dayanıyordur. Ayrıca bu mezhepçi sıfatı eleştirmeye çalışanlara karşı da ‘ulusal’ ifadesini kullanarak yanıt veriyor. Mukteda Sadr ve hareketi, önümüzdeki günlerde ulusal olan ile mezhepsel olan arasında nasıl uyum sağlanacağı konusunda daha büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaklar.

Güçlü başlangıçlar ve öngörülebilir sonlar

Sadr Grubu milletvekillerinin istifa ederek Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadr'ın tüm tahminleri ters köşe yapan ilk tutumu oldu. Mukteda es-Sadr, mevcut hükümete ve onun uzlaşılarına karşı hissedilen bir şoku ifade eden sloganlar kullanır, ardından Sadrcılar geri döner, diyalog masasına oturur ve aleyhtarlığını yaptıkları siyasi partilerle bir anlaşmaya vararak protesto hareketlerini sonlandırırlardı. Ancak bu kez öyle olmadı.

Sadr Hareketi’nin muhalifleri şimdiye kadar onun siyaset sahnesinden çekilmesinden bir tür memnuniyet duydular. Bazıları bunu iktidar çevrelerindeki kazanımlarını genişletmek için bir fırsat olarak görürken söylemlerinde Şii siyaset sahnesinde yeni ve daha etkili bir aktörün ortaya çıkışına işaret ettiler. Bazıları ise Sadrcıların siyaset sahnesindeki yokluğundan dolayı rahatlamış olsalar da bu yokluğun faydadan çok zarar getirdiğine inanıyorlar. Çünkü onlara göre Sadrcıların yokluktan faydalanan yeni güçler, Şiilerin nüfuz alanlarında geleneksel güçlerle rekabet etmeye başladılar. Bu da Şii siyasi kutuplar arasındaki güç dengesini bozabilir. Bu noktada, ortaklığın belirli sınırları olduğuna inanan Sadrcılarla anlaşmanın, devletin tamamını ve eklemlerini ele geçirmeyi nasıl planlayacaklarını bilmeyen yeni siyasi güçlerden daha iyi olabileceğini düşünüyorlar.

Diğer taraftan Mukteda es-Sadr, eğer önümüzdeki seçimlere katılmaya karar verirse kitlesinin dışından halkın destek kazanmak ve rakiplerini utandırmak için yeni olarak neler yapabileceğiyle ilgili zorlukla karşı karşıya.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil. Sadrcıların şimdi iki önemli deneyimi hatırlamaları gerekiyor. Bunlardan birincisi, 2018 seçimlerinde sivil güçlerle yaptıkları ittifakı değerlendirmek ve bu ittifakın kusurlarını ele alıp çözmek. İkincisi ise çoğunluk hükümetinin söylemini gözden geçirmek ve bunun sorunlu doğasıyla nasıl hayata geçirilebileceği üzerine düşünmek.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor.

Ulusalcılık sloganı atan Sadrcıların şimdi yol haritası çizilmiş bir ulusal projeye ihtiyaçları var. Böylece Şii siyasi güçlerden ve onların dışından bu ulusal projeye inanan herkes için bir kutuplaşma noktası olabilsin. Bu proje net özelliklere sahip olmalı ve her seçimde ortaya atılan ve tüm siyasi güçler tarafından tekrarlanan eskimiş sloganlardan uzaklaşmalı.

Sadrcıların bir slogan olarak kullandıkları siyasi reformun bile açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Çünkü siyasi sistem sadece reform sloganıyla reforme edilemez ve isteksiz bir halkı kutuplaştıramaz. Irak'ta belki de reform için en güçlü slogan anayasanın değiştirilmesi ya da hükümet şeklinin değiştirilmesi sloganlarından biri olacaktır.

zsxsc
Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda toplanarak İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini suç sayan yasa tasarısının kabul edilmesini kutlayan Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 26 Mayıs 2022 (AFP)

Çoğunluk hükümetle ilgili olarak şu an Sadrcıların önündeki en büyük zorluk çoğunluk hükümetini desteklemekten geri çekilmek yerine içinde bulundukları kırılgan durumu iyi değerlendirmek olacaktır. Çoğunluk hükümetinin temeli siyasi süreçteki başlıca aktörlerin ortaklığına dayanabilir. Bu ortaklığın temeli ise liderlerin hegemonyasına değil, devletin iyileştirilmesine öncelik veren açık ve net bir siyasi programa dayanmalı.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor. Bunu yaparken de Şii siyasi güçlerin siyasi nüfuz denklemini, yükselen güçlerle geleneksel güçler arasındaki rekabetten faydalanan bir mantıkla ele alması ve siyasi liderlik denklemini sıfırlaması gerekiyor. Önümüzdeki seçimlerden sonra Sadrcıların önerdikleriyle uyumlu yeni bir ittifaklar haritası çizmek, seçimlere katılma ve hükümet kurma kararında belki de en önemli konu olacak.

*Bu makale Şarku’l avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Darfur’daki silahlı hareketler tarihi dayanak noktalarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya

HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)
HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)
TT

Darfur’daki silahlı hareketler tarihi dayanak noktalarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya

HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)
HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Darfur’daki silahlı hareketlerin, Sudan’da barışa yönelik Cuba Anlaşması çerçevesinde orduyla iktidar ortaklığı kurmasına ve ardından ‘Ortak Kuvvetler’ bünyesinde Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) karşı sahada fiilen onun yanında yer almasına karşın, yaşanan gelişmeler ve HDK’nın bölgenin beş vilayeti üzerinde kurduğu fiili hakimiyet, bu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı.

Otorite ve yapılar

HDK liderliğindeki Sudan Kurucu İttifakı (Tesis İttifakı), bölge üzerindeki hakimiyetini pekiştirme yolunda önemli bir adım atarak yürütme ve yasama organlarını tamamladığını, idari ve ekonomik düzeni yeniden tesis ettiğini, bankacılık sistemini işler hale getirdiğini duyurdu. İttifak, Güney Darfur'daki Nyala şehrini başkent ilan etti.

Sudan Kurucu İttifakı paralel hükümeti Başbakanı Muhammed Hasan el-Teayişi, yürütme organındaki boş bakanlık koltuklarını doldurmak amacıyla yedi bakanın yanı sıra çeşitli bakanlıklara müsteşar ve genel müdür atamalarını kararname ile gerçekleştirdi. Atamalar arasında Polis Kuvvetleri Genel Müdürü de yer alıyor.

Stratejik hata

Sudan Sivil ve Demokratik Araştırmalar Merkezi'nin kurucusu ve direktörü Nehar Osman Nehar, yaptığı değerlendirmede, “Darfur’daki hareketlerin çatışan taraflardan (Sudan ordusu ve HDK) birinin safına geçmek yerine yapıcı tarafsızlık ilkesini benimsemesi ve arabuluculuk ile çözüm üretme rolüne soyunması çok daha isabetli olurdu. Oysa hareketler, kendilerinin yaratmadığı ve meyvelerini devşiremeyeceği bir savaşta yakıt olmayı tercih ederek büyük bir stratejik hata yaptı. Ne var ki söz konusu çatışma özünde Sudan ordusu ile başlangıçta onun bir parçası olan HDK kuvvetleri arasındaki kurumsal bir hesaplaşmadır. Darfur hareketlerinin yapması gereken, bu savaşta taraf olmak değil; yapıcı tarafsızlık tutumunu öne çıkararak arabuluculuk ve çözüm üretme işlevini üstlenmekti.

Baskı kozu

Nehar’a göre silahlı hareketlerin yapıları gereği özerkliklerinden gönüllü olarak vazgeçmelerinin pek olası değil. Çünkü bağımsız silahlı yapılar olarak varlıklarını sürdürmek, liderlerinin hükümet taleplerini koparabilmek için elindeki tek baskı aracı. Orduya entegre olmaları, anlaşmaların hayata geçirilmesi için sahip oldukları tüm kaldıraç gücünü ellerinden alır. Bu yüzden Nehar, söz konusu liderlerin, ellerindeki tüm imkânları seferber ederek bu özerkliği korumaya çalışacaklarını öngörüyor. Bu, maaşlarını, rütbelerini ya da gerçek bir ilgi göremeyebilecek savaşçılarının zararına olsa bile. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardı analize göre bu tablo, buradaki çıkarın davanın değil, liderlerin çıkarı olduğuna işaret ediyor.

Belirsiz bir gelecek

Sivil ve Demokratik Araştırmalar Merkezi direktörü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eksik ya da kısmi de olsa barışa yönelik her adımı ilke olarak destekliyorum. Ancak gerçekler farklı bir tablo ortaya koydu. 2020 yılının kasım ayında imzalanan Cuba Anlaşması, 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesine dek geçen sürede yerinden edilmiş kişiler ve mülteciler açısından, kalkınma alanında, hatta güvenlik düzenlemeleri ve geçiş dönemi adaleti maddelerinde somut hiçbir şey üretemedi. Fiilen hayata geçen tek şey, hareket liderlerine tanınan egemenlik ve siyasi mevkilerden ibaret kaldı. Anlaşmanın geleceğini son derece muğlak görüyorum; zira sahada uygulanan tek şey, hâlâ hareket liderlerinin elinde bulunan egemenlik pozisyonları oldu.”

‘Tesis’ adlı paralel hükümet, kontrolünü sağlamaya yönelik kararlar aldı (AFP)‘Tesis’ adlı paralel hükümet, kontrolünü sağlamaya yönelik kararlar aldı (AFP)

Nehar, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin Darfur üzerindeki hakimiyetini kelimenin tam anlamıyla bir işgal olarak nitelendiriyor: güç yoluyla bölgeye dayatılan yeni bir gerçeklik. Kontrolünde bulunan bölgelerdeki ihlallerin genel hacminin önceki dönemlere kıyasla azaldığını kabul etmekle birlikte, tablonun normalden çok uzak olduğunun altını çiziyor. Bu bölgelerdeki vatandaşlar ifade özgürlüğünden ve serbest dolaşım hakkından yoksun; ticari hayat neredeyse durma noktasına gelmiş, insani yardımlar kısıtlanmış, telefon kullanımı bile denetim ve baskı altında. "Bu ne kurtuluştur ne de yönetimdir; bu salt bir işgaldir" diyor.

Ateşkes kaygıları

Darfur tarihi araştırmacısı Abdurrahim Yahya da benzer bir perspektiften değerlendiriyor. Cuba Anlaşması'nı imzalayanlar başta olmak üzere söz konusu hareketlerin, kuruluşlarından bu yana en tehlikeli evreyle karşı karşıya olduğunu belirten Yahya’ya göre bunun sebebi eski güçlerinin her zaman Darfur'daki toprak denetimine, toplumsal tabana ve bölge halkının haklarını koruma söylemine dayanıyor olması.

Bu hareketlerin insani ateşkese karşı çıkmasını, tüm Darfur'u HDK'nın eline bırakan sahada oluşmuş gerçekliğin kalıcı hale gelmesi kaygısıyla doğrudan ilişkilendiren Yahya’ya göre uzun süreli bir çatışma durmasının mevcut kontrol haritasını dondurabileceğini, bunun da sonradan değiştirilmesi güç kalıcı bir siyasi gerçeğe ya da müzakere zeminine dönüşebileceğini düşünüyorlar.

Kaygılar ve katılaşan tutumlar

Yahya'ya göre Darfur’daki hareketlerin kaderi artık büyük ölçüde bölge üzerindeki kontrolü ne kadar hızlı yeniden ele geçirebileceklerine bağlı. Bunu başarabilirse rollerini ve nüfuzlarını yeniden inşa edebilirler. Ancak HDK'nın bölgedeki hakimiyeti uzun süre yerleşik kalırsa, hareketlerin Darfur içindeki siyasi ve askeri ağırlığının giderek erimesi kaçınılmaz hale gelecek.

Önce kurtuluş

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi ile Adalet ve Eşitlik Hareketi Başkanı Cibril İbrahim, herhangi bir ateşkes anlaşmasında önceliğin Cidde mutabakatının hayata geçirilmesi, yani HDK milislerinin kentlerden ve sivil yerleşim alanlarından çekilmesi olması gerektiği konusunda hemfikir.

Darfurlu iki lider, HDK’nın kontrolündeki yerleşim bölgelerinden ve sivil alanlardan tam çekilme sağlanmadıkça hiçbir askeri yumuşamanın işe yaramayacağını düşünüyor. Onlara göre sivil yaşamın normale dönmesi ve halkın korunması ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Minawi, düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik her türlü süreçte milislerin elindeki bütün tutuklu ve kaçırılmışların koşulsuz serbest bırakılmasını ön şart olarak koyarken, barışın, Darfur'da ve diğer eyaletlerde hakların iadesi ile mülklere ve özgürlüklere yönelik ihlallerin sona erdirilmesiyle başladığını vurguluyor.

İbrahim ise Darfur’un HDK’nın elinden kurtarılmasının en büyük öncelik olduğunu kararlılıkla dile getiriyor. İbrahim, bölgenin tamamı geri alınmadan savaşın durdurulmasının ya da müzakere masasına oturulmasının mümkün olmadığını savunuyor ve sorumluluklarının Darfur'u geri almak için büyük ilerlemeye hazır olmayı gerektirdiğini belirtiyor.

İki tarafı keskin bıçak

Devrim Güçleri Demokratik Sivil İttifakı'nın başkanı ve eski Başbakan Abdullah Hamduk, ateşkesin iki tarafı keskin bıçak gibi olduğu konusunda Minawi ile aynı noktada buluşuyor. Ancak ateşkes için gerekli düzenleme ve koşullar meselesinde görüşleri ayrışıyor. Hamduk, insani ateşkesi net bir siyasi süreçle ilişkilendiriyor ve böyle bir zemin oluşturulmadan atılacak adımın ülkenin fiilen bölünmüşlüğünü pekiştirebileceği ya da en iyi ihtimalle yeni çatışma turlarının başlamasından önce yaşanan geçici bir soluklanmaya dönüşebileceğine karşı uyarıyor.

Acil insani ateşkes çağrısı (AFP)

Acil insani ateşkes çağrısı (AFP)

Bu ateşkesin özgürlük, barış ve adalet şiarlarını taşıyan Aralık Devrimi'nin hedeflerine ulaşmayı ve kalıcı istikrarı gözeten kapsamlı, bağımsız ve güvenilir bir siyasi sürece zemin hazırlaması gerektiğini vurgulayan Hamduk, tüm tarafları acil insani ateşkesi derhal kabul etme çağrısını yinelerken, arayışındaki siyasi sürecin ülkenin parçalanmasına doğru sürüklenmesini önleyebilecek ve köklü, kapsamlı çözümlere ulaşabilecek tek yol olduğunu ısrarla belirtiyor.

Olağanüstü durum

Darfur El-Cedide gazetesi genel yayın yönetmeni Ali Mansur ise HDK milislerinin Darfur'un büyük bölümü ile Kurdufan'ın bir kısmı üzerindeki hakimiyetini, savaş koşullarının ve askeri tablonun karmaşıklığının dayattığı olağanüstü bir durum olarak değerlendiriyor; kalıcı ya da uzun vadede sürdürülebilir bir gerçeklik olarak görmüyor. Milislerin istikrarlı bir yönetim modeli ortaya koyamaması, ordunun ve müttefik kuvvetlerin çeşitli cephelerdeki süregelen ilerleyişi, milislerin içinden geçtiği yıpranma ve saflarındaki ayrılıklar, bu güçlerin bölgede askeri veya coğrafi bölünmeye dayalı kalıcı bir statüko tesis etmesini giderek daha güç hale getiriyor.

Bu yüzden Mansur, hareketlerin geçmiş yıllarda sergilediği büyük başarısızlıklara karşın, hatalarını gözden geçirme ve rotalarını düzeltme fırsatını hâlâ ellerinde bulundurduğunu düşünüyor. Bunun için Sudanlı siyasi çalışmanın geleceğinin silah gücüne, bölgeci söyleme ya da mağduriyet siyasetine değil, halkın güvenlik, istikrar, adalet ve kalkınma özlemlerine dokunan bir ulusal proje sunabilme kapasitesine dayandığının farkına varılması gerekiyor.

Kaçırılan fırsatlar

Darfur’daki hareketlerin barış anlaşmalarının ardından tarihsel bir dönüşüm fırsatını heba ettiğini düşünen Mansur’a göre bu hareketler, bölgesel ya da askeri nitelikli talep odaklı yapılar olmaktan çıkıp, bağımsızlıktan bu yana Sudan'ı çatışmalar, bölünmeler ve zayıf ulusal vizyon batağında tutan geleneksel partilerle rekabet edebilecek ulusal siyasi partilere dönüşebilirdi.

Mansur, söz konusu hareketlerin büyük çoğunluğunun isyan zihniyetinden devlet zihniyetine, savaş söyleminden siyaset söylemine geçişi başaramadığına dikkat çekiyor. Farklı bölgelerden, kabilelerden ve aidiyetlerden Sudanlıları kucaklayabilecek bütünlüklü bir ulusal program ortaya koyamadılar. Bir kısmı ise mevcut aşamanın devlet inşasını, yeniden yapılanmayı ve istikrarı merkeze alan kapsayıcı bir ulusal söylem gerektirmesine karşın, siyasi seferberliğin aracı olarak mağduriyet ve dışlanmışlık söyleminin esiri olmaktan kurtulamadı.

Geçtiğimiz yıl 26 Ekim'de Kuzey Darfur vilayetinin ve bölgenin yönetim şehri El-Faşir’in yaklaşık 18 aylık kuşatmanın ardından tamamen HDK kontrolüne geçmesiyle birlikte, bu güçler Darfur'un; Kuzey, Doğu, Orta, Batı ve Güney Darfur olmak üzere beş vilayet merkezi üzerindeki hakimiyetini tamamladı. El-Faşir, Sudan ordusunun bölgedeki son kalesi olma özelliğini de böylece yitirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Mukteda el-Sadr, askeri kanadı olan Seraya es-Selam’ın Irak hükümet kurumlarına entegre edildiğini duyurdu

Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)
Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)
TT

Mukteda el-Sadr, askeri kanadı olan Seraya es-Selam’ın Irak hükümet kurumlarına entegre edildiğini duyurdu

Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)
Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)

Irak’taki Şii hareketin lideri Mukteda es-Sadr, bugün yaptığı açıklamada “Seraya es-Selam”ın Irak devlet kurumlarına entegre edileceğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Sadr açıklamasında, “Vatanın genel çıkarları ve ülkeyi çevreleyen tehlikelerden kaçınmak adına, ‘Seraya es-Selam’ın Şii Ulusal Akımı’yla bağının tamamen sona erdiğini; tamamen devlete bağlanarak askeri oluşumlardan sorumlu genel otoritenin denetimine gireceğini ilan etmek zorundayız. Seraya’ya bağlı sivil yapılar ise herhangi bir karargâh, silah, üniforma, unvan ya da benzeri unsurlar olmaksızın ‘el-Bünyan el-Mersus’ yapısına dönüştürülecektir” ifadelerini kullandı.

Sadr ayrıca, “Son olarak, ‘Seraya es-Selam’ bünyesindeki askeri oluşumlara, gerçekleştirdikleri tüm ‘büyük ve küçük cihatlar’ için teşekkür etmekten başka bir şey söyleyemem. Dini, ideolojik ve toplumsal anlayışımıza bütünüyle uyum sağlayamayan herkesi de Allah affetsin” dedi.

Öte yandan Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Falih ez-Zeydi, Sadr’ın açıkladığı kararı memnuniyetle karşıladı.

Zeydi, yaptığı basın açıklamasında söz konusu adımın, “iç istikrarın güçlendirilmesi, silahın yalnızca devletin elinde toplanması ilkesinin pekiştirilmesi ve güvenlik güçlerinin anayasal görevlerini yerine getirmesine destek sağlanması açısından önemli bir süreç” olduğunu belirtti.

Başbakan ayrıca bütün silahlı gruplara da benzer bir yol izleme ve devletin resmî kurumları çatısı altında faaliyet gösterme çağrısında bulundu. Bunun Irak’ın korunması, egemenliğinin muhafaza edilmesi ve güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesi açısından gerekli olduğunu vurgulayan Zeydi, silah taşıma ve yasaları uygulama yetkisinin yalnızca devlete ait olduğunu ifade etti.

Zeydi, mevcut dönemin ortak çaba, ulusal çıkarların öncelenmesi ve vatandaşların anayasal kurumlara olan güveninin güçlendirilmesini gerektirdiğini; bunun da hukukun üstünlüğüne dayalı güçlü bir devlet çerçevesinde mümkün olacağını söyledi.


İngiliz büyükelçisi Irak'taki grupları "mafya" olarak nitelendirdi

 İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
TT

İngiliz büyükelçisi Irak'taki grupları "mafya" olarak nitelendirdi

 İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)

İngiltere’nin Irak Büyükelçisi İrfan Sıddık, dikkat çeken açıklamalarında silahlı grupların yöntemlerini “mafya usulleri” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın basından aktardığına göre Sıddık, ülkesinin, yalnızca hükümet kontrolü altında olması şartıyla Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ile çalışmaya karşı olmadığını belirtti. Londra’nın “kontrolsüz silah sorunuyla mücadelede”, Kuzey İrlanda deneyiminden yararlanarak Irak’a destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Sıddık, “Savaş kararı yalnızca meşru devlet kurumlarının yetkisindedir. Bu tür meselelerle seçilmiş hükümet ilgilenir, başka hiç kimse değil” dedi.

İran’ın Irak’taki etkisini de eleştiren İngiliz diplomat, Tahran’ın müdahalelerini “geniş çaplı ve gayrimeşru” olarak tanımladı. Başbakan Ali al-Zeydi liderliğindeki yeni hükümete devlet otoritesini güçlendirme çağrısında bulunan Sıddık, “İranlılar Irak’ın egemenliğine saygı göstermiyor. Yeni hükümetin bu sorunu çözmesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.

İngiltere-İran ilişkilerine de değinen Sıddık, savaş sürecinde Bağdat’taki İran Büyükelçisi ile diplomatik temaslarının azaldığını söyledi. İranlı büyükelçinin, ikili görüşme önerisi gündeme geldiğinde çekimser davrandığını da ifade etti.