Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Sadr Hareketi yerine Şii Ulusal Hareketi

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
TT

Mukteda es-Sadr Irak’ın siyaset sahnesine geri mi dönüyor?

Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)
Necef kentinde geçtiğimiz yıl düzenlenen yerel seçimlerin boykot edilmesi çağrısıyla düzenlenen gösterilerde Sadr'ın portreleriyle yürüyen Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 14 Aralık 2023 (AFP)

İyad el-Anberi

Sadr Hareketi, genellikle sosyal olarak aktif olan, ancak siyasi karar alma süreçlerinde etkili olmayan bölgedeki etkili ve nüfuzlu siyasal İslamcı hareket modellerinden farklı olmasını sağlayan benzersiz özelliklere sahip. Şii toplumunda önemli bir yeri olan Sadr Hareketi, aynı zamanda tüm devlet kurumlarına nüfuz eden bir kitle hareketidir. Bu yüzden her zaman güç ve sosyal etki çemberleri içinde kalmaya gayret etti. Hareketin sosyal ve siyasi ortamda ve denklemle yönetilen bir ülkede güçlü kalmasına katkıda bulunan en önemli noktalardan biri belki de budur. Bununla birlikte toplumdaki nüfuz ancak siyasi nüfuz kapısından geçerek elde edilebilir.

Mukteda es-Sadr'ın Sadr Hareketi'ne liderlik etmesi bu dini-siyasi hareketin en önemli özelliklerinden biri. Halkıyla ilişkilerini düzenlemek için dini sembolizme odaklanan hareket, liderini dinleme ve itaat etme ilkesine bağlı. Bu yüzden partizan başlıklarla ve liderliğine olan güveni tazeleyen mitinglerle halkı kandırmak istemiyor. Harekette ilk ve son karar, Mukteda es-Sadr tarafından veriliyor. Örgütsel meseleler Sadr'ın güvenilir bulduğu kişileri seçtiği organlarca ele alınıyor.

Siyasi söylemini ulusal meselelere dönüştürmesiyle bilinen Sadr Hareketi, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına karşı direniş bayrağını taşıyan ve kitlesinin bulunduğu coğrafyaya kendi nüfuzunu kabul ettirmeye çalışan bir hareket olarak ortaya çıktı. Ardından mezhepsel aidiyetini paylaşsa bile yabancıların nüfuzunu reddeden bir harekete dönüştü. Son olarak da uzlaşı hükümetini bozma ve ulusal çoğunluk yönetimine doğru ilerleme girişiminde bulundu.

Sadr Hareketi, kuruluşundan 2021 seçimlerinden sonra parlamentodan çekilmesine kadar, diğer Şii siyasi güçlere karşı her zaman tek başına hareket etti. Dolayısıyla her zaman Şii siyasi muhaliflerin uzlaşısına karşı isyancı bir tutum benimsedi. Bunun sebebi, Sadr Hareketi’nin 2003 yılından sonra ortaya çıktığı siyasi ortam olabilir. İslami Davet Partisi ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden bağımsız olarak, Irak dışındaki Iraklı Şiilerin siyasi hareketinden uzak bir şekilde ortaya çıktı ve giderek büyüdü.

Yeni isim

Sadr Hareketi'nin adını ‘Şii Ulusal Hareketi’ olarak değiştirdiğinin duyurulması, hareketin siyaset sahnesine dönüşünün de habercisiydi.

Sadr Hareketi’nin siyaset tarihindeki en önemli an, 2022 yılının haziran ayında Sadr Grubu milletvekillerini Irak Temsilciler Meclisi’nden çekme kararıydı. Çekilme kararı, Sadrcıların 2003 yılında siyaset sahnesine girişlerinden itibaren siyasi karar alma süreçlerinde ve devlet kurumlarında elde etmeye ve güçlendirmeye çalıştıkları siyasi nüfuzu kaybettirecek bir meydan okumaydı. Bununla birlikte Mukteda es-Sadr’ın daha önceki ‘siyaseti bıraktım’ açıklamaları ve siyasi bir tutumu sürdürememesi sonucu klişeleşen imajını değiştirmek için bir kazanımdı.

Bu kez bir uzlaşı hükümetine katılmayı reddederek takdire şayan bir tutum sergileyen Sadr, 2021 yılındaki seçimlerden sonra hükümeti kurma görevinden çekilme kararını, siyasi reforma yönelik söylemine şüpheyle yaklaşanlara yanıt vermek ve yaşanan yıkım, yolsuzluk ve kaostan sorumlu tuttuğu siyasi uzlaşı ilkesine karşı çıkarak bu tutumunu sağlamlaştırmak için kullandı.

Mukteda es-Sadr, Sadrcıların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor.

Sadr Hareketi’nin Irak Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadrcıların siyasi tutumlarının çelişkili özelliklerini yansıtan tehlikeli bir ikilemi sona erdirdi. Sadrcılar, siyasi çalışmalarda güçlü bir şekilde yer almalarına ve siyasi olayların gelişiminde etkili olmalarına rağmen bir yandan kendilerini mevcut sistemin muhalifleri olarak sunarken diğer yandan önceki hükümetlerin kurulmasına ilişkin tartışmaları çözüme kavuşturan siyasi sistemin en önemli kutuplarından biri oldular.

Tahminlerin çoğunda Sadrcıların hükümetin dışında kalacağı öne sürüldü. Mukteda es-Sadr, onların nüfuz alanlarında zorlu bir isim ve bir sonraki adımı asla öngörülemiyor. Sadr ve ortaklarının kurmak istediği çoğunluk hükümetini engelleyen Koordinasyon Çerçevesi'nin bazı liderlerinin söylemlerinde görülen zafer coşkusuna rağmen herkes, Sadr'ın hükümette ve Temsilciler Meclisi’nde temsil edilmemesinin, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin kuracakları hükümette elde edebilecekleri geçici kazanımları tehdit edeceğinin ya da belki de sokak hareketliliği kartını kendilerine karşı bir tehdit olarak kullanacağının ve tüm Irak Şii sahnesi için bir tehdit olmaya devam edeceğinin farkındaydı.

scsd
Mukteda es-Sadr'ın destekçileri Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda genel seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yaparken, 11 Ekim 2021 (AP)

Öte yandan Sadrcıların siyasi olarak geri çekilmeleri, Irak’taki mevcut yönetim için herhangi bir tehdit oluşturmadı. Bu tutum, Sadrcıların davranış ve düşüncelerinde siyasi eyleme yönelik olumlu bir değişimin işareti olabilir. Sadrcılar, Koordinasyon Çerçevesi destekli hükümetin kurulmasının ardından nüfuzlarını kaybeden seçkinlerle iktidara yükselen seçkinler arasında şiddet yaşanması teorisinin aksine ne şiddete başvurdular ne de Seraya es-Selam gibi silahlı kanatlarının sahip olduğu silahları kullandılar. Daha ziyade kendi faaliyetlerine ve toplum içindeki varlıklarına odaklandılar ve 2023 yılının sonundaki il meclisi seçimlerine bile katılmadılar. Bu tutumun nedeni, bir dış faktör ya da Necef’teki Şii mercii tarafından belirlenen kurallara bağlılık olabilir. Fakat en nihayetinde şiddete başvurma seçeneğinin terk edilmesindeki en önemli faktör, silahlara ve halka sahip olan ancak siyasi eyleme bağlı kalmayı tercih eden Sadrcıların siyasi tutumundaki bir gelişmedir.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil.

Sadr Hareketi’nin ‘Şii Ulusal Hareketi’ adını almasının en önemli anlamı, Mukteda es-Sadr'ın Şii siyasi rakiplerine karşı ‘Şii ulusal hareketi’ sloganını kullanmasından kaynaklanıyor. Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr Hareketi’nin Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum Partisi ve Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile yaptığı ittifakın Şiilerin yönetme hakkından taviz vermesine neden olduğu ve Sadr Hareketi’nin tüm Şiileri temsil etmediği yönünde bir siyasi propaganda yürüttüler. Sadr Hareketi ayrıca Şiilere ihanet etmekle ve bir tarafı diğerinin aleyhine destekleyerek Şiilerin siyasi rolünü zayıflatmaya yönelik ABD ve Körfez ülkelerinin gündemlerini uygulamaya çalışmakla suçlandı.

Ancak tüm bu suçlamalar boşa çıktı. Düşmanlar dostlara, müttefiklere ve stratejik ortaklara dönüştü. Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri tarafından dillendirilen en önemli başarı, Şii bileşenin iktidarı dostla ve düşmanla paylaşma haklarının korunması oldu. Sadr, yapılan tüm suçlamalara mezhepçi bir adım olarak ‘Şii Ulusal Hareketi’ adıyla yeni bir bayrakla siyaset sahnesine geri dönerek yanıt verdi. Belki de Sadr'ın bu seferki hesapları, siyasi hareketinin adında ‘Şii’ ifadesi geçtiğinden Şii siyasi rakiplerini engellemeye yönelik bir hamleye dayanıyordur. Ayrıca bu mezhepçi sıfatı eleştirmeye çalışanlara karşı da ‘ulusal’ ifadesini kullanarak yanıt veriyor. Mukteda Sadr ve hareketi, önümüzdeki günlerde ulusal olan ile mezhepsel olan arasında nasıl uyum sağlanacağı konusunda daha büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaklar.

Güçlü başlangıçlar ve öngörülebilir sonlar

Sadr Grubu milletvekillerinin istifa ederek Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi, Sadr'ın tüm tahminleri ters köşe yapan ilk tutumu oldu. Mukteda es-Sadr, mevcut hükümete ve onun uzlaşılarına karşı hissedilen bir şoku ifade eden sloganlar kullanır, ardından Sadrcılar geri döner, diyalog masasına oturur ve aleyhtarlığını yaptıkları siyasi partilerle bir anlaşmaya vararak protesto hareketlerini sonlandırırlardı. Ancak bu kez öyle olmadı.

Sadr Hareketi’nin muhalifleri şimdiye kadar onun siyaset sahnesinden çekilmesinden bir tür memnuniyet duydular. Bazıları bunu iktidar çevrelerindeki kazanımlarını genişletmek için bir fırsat olarak görürken söylemlerinde Şii siyaset sahnesinde yeni ve daha etkili bir aktörün ortaya çıkışına işaret ettiler. Bazıları ise Sadrcıların siyaset sahnesindeki yokluğundan dolayı rahatlamış olsalar da bu yokluğun faydadan çok zarar getirdiğine inanıyorlar. Çünkü onlara göre Sadrcıların yokluktan faydalanan yeni güçler, Şiilerin nüfuz alanlarında geleneksel güçlerle rekabet etmeye başladılar. Bu da Şii siyasi kutuplar arasındaki güç dengesini bozabilir. Bu noktada, ortaklığın belirli sınırları olduğuna inanan Sadrcılarla anlaşmanın, devletin tamamını ve eklemlerini ele geçirmeyi nasıl planlayacaklarını bilmeyen yeni siyasi güçlerden daha iyi olabileceğini düşünüyorlar.

Diğer taraftan Mukteda es-Sadr, eğer önümüzdeki seçimlere katılmaya karar verirse kitlesinin dışından halkın destek kazanmak ve rakiplerini utandırmak için yeni olarak neler yapabileceğiyle ilgili zorlukla karşı karşıya.

Sadrcılar sadece Şii Ulusal Hareketi adı altında geri dönemezler, zira siyaset sahnesi artık onların Temsilciler Meclisi’nden çekilmesi öncesindeki gibi değil. Sadrcıların şimdi iki önemli deneyimi hatırlamaları gerekiyor. Bunlardan birincisi, 2018 seçimlerinde sivil güçlerle yaptıkları ittifakı değerlendirmek ve bu ittifakın kusurlarını ele alıp çözmek. İkincisi ise çoğunluk hükümetinin söylemini gözden geçirmek ve bunun sorunlu doğasıyla nasıl hayata geçirilebileceği üzerine düşünmek.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor.

Ulusalcılık sloganı atan Sadrcıların şimdi yol haritası çizilmiş bir ulusal projeye ihtiyaçları var. Böylece Şii siyasi güçlerden ve onların dışından bu ulusal projeye inanan herkes için bir kutuplaşma noktası olabilsin. Bu proje net özelliklere sahip olmalı ve her seçimde ortaya atılan ve tüm siyasi güçler tarafından tekrarlanan eskimiş sloganlardan uzaklaşmalı.

Sadrcıların bir slogan olarak kullandıkları siyasi reformun bile açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Çünkü siyasi sistem sadece reform sloganıyla reforme edilemez ve isteksiz bir halkı kutuplaştıramaz. Irak'ta belki de reform için en güçlü slogan anayasanın değiştirilmesi ya da hükümet şeklinin değiştirilmesi sloganlarından biri olacaktır.

zsxsc
Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda toplanarak İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini suç sayan yasa tasarısının kabul edilmesini kutlayan Mukteda es-Sadr'ın destekçileri, 26 Mayıs 2022 (AFP)

Çoğunluk hükümetle ilgili olarak şu an Sadrcıların önündeki en büyük zorluk çoğunluk hükümetini desteklemekten geri çekilmek yerine içinde bulundukları kırılgan durumu iyi değerlendirmek olacaktır. Çoğunluk hükümetinin temeli siyasi süreçteki başlıca aktörlerin ortaklığına dayanabilir. Bu ortaklığın temeli ise liderlerin hegemonyasına değil, devletin iyileştirilmesine öncelik veren açık ve net bir siyasi programa dayanmalı.

Sadr Hareketi’nin şimdi mevcut durumu değerlendirmesi ve halkı kutuplaştırmak için açık bir strateji formüle etmesi gerekiyor. Bunu yaparken de Şii siyasi güçlerin siyasi nüfuz denklemini, yükselen güçlerle geleneksel güçler arasındaki rekabetten faydalanan bir mantıkla ele alması ve siyasi liderlik denklemini sıfırlaması gerekiyor. Önümüzdeki seçimlerden sonra Sadrcıların önerdikleriyle uyumlu yeni bir ittifaklar haritası çizmek, seçimlere katılma ve hükümet kurma kararında belki de en önemli konu olacak.

*Bu makale Şarku’l avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.