Bahreyn Zirvesi’nin nihai bildiri taslağında iki devletli çözüm beklentisiyle BM koruma güçlerinin konuşlandırılması çağrısı yapıldı

Bahreyn'deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan ülkelerin bayraklarının yer aldığı bir pankart  (Reuters)
Bahreyn'deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan ülkelerin bayraklarının yer aldığı bir pankart  (Reuters)
TT

Bahreyn Zirvesi’nin nihai bildiri taslağında iki devletli çözüm beklentisiyle BM koruma güçlerinin konuşlandırılması çağrısı yapıldı

Bahreyn'deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan ülkelerin bayraklarının yer aldığı bir pankart  (Reuters)
Bahreyn'deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan ülkelerin bayraklarının yer aldığı bir pankart  (Reuters)

Şarku’l Avsat, Bahreyn’de bugün yapılması planlanan Arap Birliği Zirvesinin sonuç bildirisinin resmi olmayan taslağının bir kopyasına ulaştı. Bildiri taslağında ‘siyasi süreç ve müzakereler için bir zaman sınırı koyulması’ gerektiği de vurgulandı. İki devletli çözümün uygulanması için net adımlar atılması vurgulanan taslak bildiride iki devletli çözümün hayata geçirilmesini, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) BM Şartı'nın VII. Bölüm’ü kapsamında alacağı kararlarla 4 Haziran 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan, yaşayabilir ve toprakları bütün bir Filistin devleti kurulması, Filistin topraklarındaki her türlü işgalin sona ermesi ve İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki şehirlerin ve sivil altyapının yıkımından sorumlu tutulması şeklindeki adımların takip etmesi gerektiğinin altı çizildi.

Gazze’deki savaşla ilgili taslak bildirinin metni şöyle:

Bölgede son dönemde yaşanan askeri tırmanıştan ve bunun bölgesel güvenlik ve istikrar üzerindeki yansımalarından duyduğumuz ciddi endişeyi ifade ediyor, tüm tarafları itidalli davranmaya, bölgeyi ve halklarını savaşın ve artan gerilimin tehlikelerinden korumaya çağırıyoruz. BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) uluslararası barışın ve güvenliğin korunmasına yönelik sorumluluğunu üstlenmesini, Gazze'de kalıcı ateşkese ilişkin kararlarını uygulamasını ve Ortadoğu'da krizin şiddetlenmesini ve savaşın yayılmasını önlemesini istiyoruz. Uluslararası topluma, İsrail ile birlikte güvenlik ve barış içinde yaşamak üzere, uluslararası meşru kararları ve kabul edilen referanslar uyarınca 4 Haziran 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören iki devletli çözüme dayalı adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmak amacıyla barış sürecini ilerletme çabalarını takip etmek üzere sorumluluklarını üstlenmesi çağrısında bulunuyoruz. İki devletli çözüm hayata geçirilene kadar işgal altındaki Filistin topraklarında BM barış gücü ve barışı koruma güçlerinin konuşlandırılmasına çağırıyoruz. Bu çerçevede BMGK’nın iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için net adımlar atma sorumluluğunun altını çiziyor ve siyasi süreç ve müzakereler için bir zaman sınırı koyulması gerektiğini vurguluyoruz. Bunu BMGK’nın 4 Haziran 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan, yaşayabilir ve toprakları bütün bir Filistin devleti kurulması, Filistin topraklarındaki her türlü işgalin sona ermesi ve İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki şehirlerin ve sivil altyapının yıkımından sorumlu tutulması için BM Şartı'nın VII. Bölüm’ü kapsamında alacağı kararlar takip etmeli.

İsrail'in Gazze'ye saldırısının kınandığı nihai bildiri taslağında saldırının durdurulması, İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi'nin tüm bölgelerinden çekilmesi, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukanın sonlandırılması, tüm engellerin kaldırılması, Gazze Şeridi'nin tüm bölgelerine yeterli insani yardımın girmesi için tüm sınır kapılarının açılması ve başta BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) olmak üzere ilgili BM kuruluşlarının Gazze’de özgürce ve güvenli bir şekilde faaliyet göstermesi ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği vurgulandı.

Filistin halkının Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs de dâhil olmak üzere Batı Şeria'daki topraklarından zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin kategorik olarak reddedildiği taslakta Gazze Şeridi'nde derhal ve kalıcı bir ateşkes sağlanması ve saldırganlığın sona erdirilmesi, sivillerin korunması ve rehineler ile tutukluların serbest bırakılması için acil tedbirler alınması çağrısı bir kez daha yapıldı.

Taslakta Arap ülkelerinin Filistin meselesini çözümü için BM himayesinde uluslararası bir konferans düzenlenmesine dair ortak çağrısının yinelendi. Söz konusu konferansta amacın adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmak için uluslararası meşru kararlar çerçevesinde bağımsız ve yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulmasını somutlaştıracak şekilde iki devletli bir çözümün önünün açılması ve bunun sürdürülebilirliği için gerekli teminatların verilmesi olduğu belirtildi.

Taslakta ayrıca Arap ülkelerinin dışişleri bakanlarını derhal harekete geçmeye, Batılı ülkelerin ve diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla iletişim kurarak Filistin devletini bir an önce tanımaları için çalışmaya teşvik edildi.

Dışişleri bakanlarının nasıl harekete geçeceklerine dair istişarede bulunmaları ve Arap Birliği Genel Sekreterliğine bununla ilgili rapor vermeleri istenen taslakta Arap ülkelerinin Filistin devletinin BM'de bağımsız ve egemen bir devlet olarak tam üyelik kazanması ve tanınması çabalarının yanı sıra BMGK üyesi tüm ülkelerle ortak çabaların yoğunlaştırmasının desteklendiği vurgulandı.

Terörizm ve radikalizm

Devletlerin egemenliği dışında faaliyet gösteren ve Arap ülkelerinin yüksek menfaatleriyle çelişen yabancı gündemleri takip eden ve onları uygulayan silahlı gruplara ve milislere yönelik her türlü desteğin tam ve güçlü bir şekilde bir kez daha reddedildiği taslakta ülkelerin egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini savunmak ve ulusal kurumlarını saldırganlığa, nüfuz dayatmaya, egemenliği zayıflatmaya ve Arap ülkelerinin çıkarlarını tehlikeye atmaya yönelik her türlü dış girişime karşı korumak konusunda tüm Arap ülkeleri arasındaki dayanışma teyit edildi.

Taslakta şu ifadeler yer aldı:

Terörizmin her türlü şekline ve tezahürüne karşı kararlı duruşumuzu ve terörizmin gerekçelerini ve nedenlerini kategorik olarak reddettiğimizi güçlü bir şekilde teyit ediyoruz. Terörün finans kaynaklarını kurutmak, radikal terör örgütleriyle mücadeleye yönelik uluslararası çabaları desteklemek, finansmanlarını önlemek ve terörizmin bölge üzerindeki tehlikeli yansımaları ile uluslararası barışa ve güvenliğe yönelik tehdidiyle mücadele etmeye çalışıyoruz.

Taslakta toplumsal ve uluslararası barışın ve güvenliğin sürdürülebilirliği üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olan, dünya genelinde çatışmaların yayılmasını, tırmanmasını ve tekrarlanmasını sağlayan, güvenliği ve istikrarı bozan radikalizm, nefret söylemi ve provokasyonla mücadele için caydırıcı tedbirler alınması ve bu eylemlerin nerede meydana gelirse gelsin kınanması çağrısında bulunuldu. Bu çağrının Arap Birliği ve BMGK tarafından alınan kararlarla uyumlu olduğu belirtildi.

Tüm ülkelere hoşgörü, barış içinde bir arada yaşama ve insan kardeşliği değerlerini teşvik etme, nefret söylemi, mezhepçilik, hoşgörüsüzlük, ayrımcılık ve radikalizmin her türlüsünü reddetme çağrısı yapılan taslakta “Bölgede son dönemde yaşanan askeri tırmanıştan ve bunun bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki olumsuz yansımalarından duyduğumuz derin endişeyi ifade ediyor ve tüm tarafları itidalli davranmaya, bölgeyi ve halklarını savaşın tehlikelerinden ve artan gerginlikten korumaya çağırıyoruz. BMGK’dan uluslararası barışın ve güvenliğin korunmasına yönelik sorumluluğunu üstlenmesini, Gazze'de kalıcı ateşkese ilişkin kararlarını uygulamasını ve krizin daha da kötüleşmesinin yanı sıra savaşın Ortadoğu'daki başka yerlere yayılmasını önlemesini istiyoruz” denildi.

Arap ülkelerindeki sorunlar

Sudan meselesine değinilen bildiri taslağında Sudan’da devletin egemenliğinin ve devlet kurumların korunması, halkın acılarının hafifletilmesi ve bölgedeki barışı ve güvenliği tehdit edecek ve krizin uzamasına yol açacak her türlü dış müdahalenin önlenmesi için acil ve sürdürülebilir bir ateşkes için çağrıda bulunuldu.

Taslak bildiride Suriye kriziyle ilgili olarak ise krizin BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyacak, halkının isteklerini yerine getirecek, terörden arındıracak ve mültecilerin gönüllü ve güvenli bir şekilde geri dönmelerine elverişli bir ortam sağlayacak şekilde sona erdirilmesi gerektiği vurgulandı. Bununla birlikte taslakta Suriye'nin iç işlerine müdahale edilmesi ve Suriye'de demografik değişikliklere yol açacak her türlü girişim reddedildi.

Taslakta Yemen'deki son duruma ilişkin, Yemen'de güvenliğin ve istikrarın sağlanması amacıyla Yemen hükümetinin halkın tüm kesimleri arasında ulusal uzlaşıya ve tarafların bir araya getirilmesine yönelik çabalarının desteklendiği belirtildi. Bunun yanında Körfez Girişimi ve Yemen Ulusal Diyalog Konferansı’nın sonuçları ve BMGK’nın 2216 sayılı kararı çerçevesindeki uluslararası taraflarca onaylanan referanslar uyarınca BM ve bölge ülkelerinin Yemen krizine kapsamlı bir siyasi çözüm bulunmasını amaçlayan çabalarının da desteklendiği vurgulandı.

Öte yandan Lübnan'a, egemenliğine, istikrarına ve toprak bütünlüğüne verilen desteğin yinelendiği taslakta, Lübnan'daki tüm taraflara cumhurbaşkanı seçimine öncelik vermeleri, anayasal kurumların işleyişini güçlendirmeleri, siyasi ve güvenlik sorunlarını ele almaları, gerekli ekonomik reformları hayata geçirmeleri ve ülkenin güvenliğini ve istikrarını sürdürmek ve sınırlarını korumak için ordu ve emniyet güçlerinin yeteneklerini arttırmaları çağrısı yapıldı.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Büyük Tunb, Küçük Tunb ve Ebu Musa adlı üç ada üzerindeki egemenliğinin teyit edildiği taslakta, “İran İslam Cumhuriyeti'ni, BAE’nin bu meseleye doğrudan müzakerelerde bulunma ya da Uluslararası Adalet Divanı'na (ICJ) başvurma yoluyla uluslararası hukuka ve BM Şartı’na uygun olarak barışçıl bir çözüm bulma ve böylece Arap (Basra) Körfezi bölgesinde güvenin tesis edilmesine ve güvenlik ve istikrarın arttırılmasına katkıda bulunma girişimine karşılık vermeye çağırıyoruz” denildi.

Son olarak Mısır ve Sudan ile su anlaşmazlığına yol açan Etiyopya tarafından Nil Nehri üzerine inşa edilen Rönesans (Nahda) Barajı konusuna değinilen taslakta, Kahire ve Hartum'un su güvenliğinin Arap ülkelerinin ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu teyit edildi. Mısır ve Sudan’ın Nil Nehri suları üzerindeki haklarını etkileyecek her türlü eylem ya da uygulamanın reddedildiği belirtilen taslakta, iki ülkenin güvenliklerini ve su çıkarlarını korumak için gerekli gördükleri her türlü tedbiri almalarında kendileriyle dayanışma içinde olunduğu vurgulandı.



Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”


Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
TT

Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)

Gazze’de yaşayan N. adlı genç, uyuşturucu madde kullanmasının kendisinde yol açtığı halüsinasyonların, bir yıldan uzun süredir sakladığı bir sırrı ortaya çıkaracağını bilmiyordu. Genç, Filistinli grupların askeri kanatlarında faaliyet gösteren bazı kişileri takip etmek amacıyla kendisini güvenlik görevlerinde kullanmak üzere işe alan İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet’e bilgi aktarıyordu.

O karanlık gecede N., uyuşturucu madde kullandı. Bundan kısa süre önce ise kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden bir telefon almış ve Filistinli gruplardan önde gelen ve aktif bir grubun mensubu bir kişinin sığındığı yere ilişkin fotoğrafları Facebook’un Messenger uygulaması üzerinden göndermesi istenmişti. Ancak uyuşturucu maddeyi aldıktan sonra bilincini kaybeden muhbir, fotoğrafları yöneticisine göndermek yerine kendi Facebook hesabının duvarında paylaştı.

xcdfgth
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısında suikasta kurban giden Kassam Tugayları lideri Nail Ebu Ubeyd’in cenazesini taşıyan Filistinliler, 16 Eylül 2026 (AP)

Gerçek bir hikâye

Bu ayrıntılar basit bir kurgu hikâyesinden ibaret değildi. Aksine, çarpıcı olarak nitelendirilebilecek olaylar zinciri, muhbirin yakınlarından birinin Facebook’ta paylaştıklarını görmesinin ardından yakalanmasına yol açtı. Yakını, vakit kaybetmeden fotoğraflarda görülen yerin sahibi olan kişiyi arayarak yaşananları anlattı. Bu sırada bazı kişiler de yanlışlıkla paylaşıldığını düşündükleri fotoğraflar konusunda muhbiri uyarmaya çalıştı. Bunun üzerine muhbir fotoğrafları sildi, ancak ilgili kişinin durumdan haberdar olduğunu bilmiyordu.

rgthy
Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında çadır kuran Filistinliler (Arşiv – AP)

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbiri yakalamak amacıyla pusu kurulduğunu belirtti. Kaynağa göre muhbir, kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden yakalanması için hazırlık yapıldığını öğrenmesinin ardından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Sarı Hat’a doğru kaçmaya çalıştı. Ancak daha sonra, Filistinli gruplardan birine mensup söz konusu aktivistin bulunduğu yere küçük bir dinleme cihazı yerleştirdiği ortaya çıktı. Muhbir, sorgusu sırasında bunu kendisi de itiraf etti.

Kaynak, hızlı hareket edilmesi sayesinde muhbirin kaçmadan önce yakalandığını belirterek, gözaltına alınması, sorgulanması ve kısa sürede itiraflarda bulunmasının, işe alınmasından itibaren bir yıl boyunca Filistinli grupların 12 aktivistinin öldürülmesindeki rolünü ortaya çıkardığını ifade etti.

Koşulları istismar etmek

Kaynak, çok sayıda muhbirin para ihtiyacı nedeniyle İsrail istihbaratı adına muhbirlik yapmaya sürüklendiğine işaret etti. Ancak bunların büyük bölümünün uyuşturucu madde kullanması nedeniyle bu duruma düştüğünü belirten kaynak, bazı kişilerin ise diğer muhbirler veya istihbarat görevlileri tarafından hedef alındığını ifade etti. Buna göre söz konusu kişiler, yaşam koşulları ve sosyal durumlarının yanı sıra yasak ilişkilerinin istismar edilmesi yoluyla muhbir olarak kullanılmak üzere devşirildi.

Kaynak, güvenlik koşullarının zorlu olmasına ve İsrail’in Filistinli grupların aktivistleri ile polis ve güvenlik güçleri mensuplarını sürekli takip etmesine rağmen, muhbirlerin yanı sıra silahlı çetelerle iş birliği yapan veya bu çetelerde çalışan kişilere yönelik operasyonların da sürdüğünü vurguladı.

Daha önceki idamlar

Hamas, birkaç hafta önce, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın genel komutanı İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesine neden olduğunu itiraf eden bir muhbiri idam etti. Haddad, geçtiğimiz mayıs ayının ortalarında Gazze kentinde kullandığı aracın hedef alınması sonucu öldürülmüştü.

Söz konusu muhbir, Haddad’ın öldürülmesinden yalnızca bir gün sonra gözaltına alınmıştı. Muhbirin, Şifa Hastanesi yerleşkesi içinde dolaşarak hayatını kaybedenler ve yaralananların isimlerine ilişkin bilgi toplamaya çalıştığı, ayrıca Haddad’ın öldürüldüğü yerde ve belirli noktalarda birden fazla kez görüldüğü belirtildi.

Savaş boyunca ve ateşkesin ardından, farklı koşullarda ortaya çıkarılan ve Filistinli grupların liderleri ile aktivistlerinin öldürülmesine neden oldukları belirlenen çok sayıda Gazzeli muhbir hakkında idam cezaları infaz edildi.

fgthyju
Gazze şehrinde İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görerek çöken bir konut binasının enkazı arasında bir şeyler arayan Filistinli, 17 Eylül 2026 (Arşiv – Reuters)

Bir başka güvenlik kaynağı da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbirlerin çoğunun Filistinli grupların dışından kişiler olduğunu belirtti. Kaynak, bunlardan bazılarının hedef alınan kişiyle akrabalık, komşuluk veya belirli bir sosyal çevre üzerinden ilişkisinin bulunduğunu, bazılarının ise hedef kişiyle hiçbir bağlantısının olmadığını ifade etti. Kaynak, İzzeddin el-Haddad ile öldürülmesine neden olan muhbir arasındaki durumun da bu şekilde olduğunu kaydetti.

Kurbanlar ve devam eden gerilim

Öte yandan Gazze Şeridi’nde dün, İsrail’in bölgenin farklı noktalarına düzenlediği hava saldırılarında 4 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ölenler arasında, dün öğle saatlerinde Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde açılan ateş sonucu ağır yaralanan ve yaralarına yenik düşen bir kız çocuğunun da bulunduğu belirtildi.

Hayatını kaybedenler arasında, dün öğleden hemen önce Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde aracının hedef alınması sonucu öldürülen bir genç de bulunuyor. Aynı saldırıda 7 kişinin yaralandığı, yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu belirtildi. Öte yandan, Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Berş’in oğlu Basir el-Berş’in, Cibaliye Mülteci Kampı’nın batısında bir insansız hava aracından (İHA) atılan tek füzeyle hedef alınarak öldürüldüğü aktarıldı. Bir başka genç de Şucaiyye mahallesindeki Meşteha Caddesi’ne düzenlenen benzer bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Söz konusu bölgenin daha sonra savaş uçakları tarafından bombalandığı belirtildi.

ry6jk
Gazze şehrinde daha önce İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görmüş bir binanın çökmesinin ardından kurtarma çalışmaları devam ediyor. (Reuters)

İsrail topçusu, çeşitli bölgelere yönelik bombardımanlarını sürdürürken, askeri araçlar ve İHA’lar da birden fazla kez ateş açtı. Özellikle Sarı Hat yakınlarında bazı Filistinlilerin yaralandığı bildirildi. Saldırılar sırasında Gazze Şeridi’nin farklı noktalarında yoğun yıkım operasyonları da gerçekleştirildi.

İsrail’e ait çok sayıda askeri araç, Gazze Şeridi’nin orta kesiminin doğusundaki el-Masdar beldesi ile el-Meğazi Mülteci Kampı arasındaki bölgeye girdi. Bölgede buldozerlerle yıkım ve aralıklarla ateş açılması devam ederken, bir genç ile bir kadın yaralandı. Durumu ağır olan kadının hayatını kurtarmak için Aksa Şehitleri Hastanesi’nde doktorların müdahale ettiği belirtildi.

Cuma günü düzenlenen bir dizi hava saldırısı ve ateş açma eyleminde 5 Filistinli hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın iki mensubu da bulunuyordu. Bu kişiler akşam saatlerinde düzenlenen iki ayrı saldırıda öldürüldü. Ölenlerden biri olan Muhammed er-Rifai’nin, ailesinin diğer tüm fertlerinin savaş sırasında daha önce düzenlenen iki ayrı saldırıda İsrail tarafından öldürülmesinin ardından hayatta kalan tek kişi olduğu belirtildi. Rifai’nin anne ve babası ile erkek ve kız kardeşleri, bulundukları ev ve sığınma merkezine düzenlenen iki ayrı bombardımanda hayatını kaybetmişti.

Binalarda kısmi çökme

Öte yandan Sivil Savunma Müdürlüğü dün Gazze kentinde iki ailenin evlerinin kısmen çökmesinin ardından kurtarıldığını açıkladı. Ekiplerin ayrıca Gazze kentinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde, hasar gören aile evinin çatısının üzerine düşmesi sonucu enkaz altında kalan bir genci de kurtardığı belirtildi.

Müdürlük, cuma günü de Gazze kentinin güneyindeki Sabra mahallesinde yaşadığı evin hasar görmesi üzerine başka bir ailenin kurtarıldığını duyurmuştu.

Sabra bölgesinde 6 katlı bir binanın çökmesi sonucu 21 Filistinli hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ise kurtarılmıştı.


Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
TT

Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)

Husiler, yaklaşık bir haftadır devam eden çatışmalarda can ve mal kayıpları verdi. Çatışmalar, Taiz’in batısı ile Babülmendeb Boğazı’na hâkim yüksek kesimlerde yoğunlaşırken, Marib’de de hava ve kara saldırıları düzenlendi.

Şarku’l Avsat’ın askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre dün, Babülmendeb’e bakan Mudâribe ilçesindeki Kahbub Dağları ile Taiz’in batısındaki el-Vaziiyye cephelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Husiler, yakın zamanda ele geçirdikleri bölgeleri korumak ve ikmal ile güneye doğru hareket hatlarını güvence altına almak amacıyla stratejik dağlık mevzilere ilerlemeye çalıştı.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, Taiz’in güneyindeki Mudâribe ilçesine bağlı el-Ağbere kesimindeki bir sızma girişimini püskürttü. Buna karşılık Amâlika güçleri, Kahbub’da Husi unsurların ve araçlarının toplandığı bölgeleri hava saldırıları, insansız hava araçları (İHA), topçu ve füze atışlarıyla hedef aldı. Bu saldırılarda general rütbesindeki bir Husi komutan ile altı korumasının öldürüldüğü bildirildi.

Marib’de ise Yemen hükümet güçleri hava ve kara operasyonlarını sürdürdü. Ummu Riş Kampı ve Melaa Geçidi’ndeki Husi unsurlar ile araçların hedef alındığı operasyonlarda üç sızma girişiminin engellendiği açıklandı. Askeri medya ise Husi saldırısının püskürtüldüğünü ve grubun 12 mensubunun öldürüldüğünü bildirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü dün yaptığı açıklamada, acil durumlarda halkı uyarmak amacıyla erken uyarı sirenlerinin devreye alınmasının ardından 10 kent ve bölgede tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu. Açıklamada Riyad, el-Harç, Hamis Muşayt, Cidde, Taif, Yanbu, Ula, Cizan, Farasan ve Abha yer aldı.