Göç, gaz ve Gazze'nin bölünmesi: Filistinlilerin ABD’nin inşa ettiği yüzer liman korkusuhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5023211-g%C3%B6%C3%A7-gaz-ve-gazzenin-b%C3%B6l%C3%BCnmesi-filistinlilerin-abd%E2%80%99nin-in%C5%9Fa-etti%C4%9Fi-y%C3%BCzer-liman
Göç, gaz ve Gazze'nin bölünmesi: Filistinlilerin ABD’nin inşa ettiği yüzer liman korkusu
Gazze’de iskelenin Filistinlilerin Gazze Şeridi dışına çıkarılması için bir koridor olacağı korkusu (AFP)
İzzettin Ebu Aişe
Gazzeliler, ABD'nin Gazze açıklarında inşa ettiği yüzer limana kuşku ve şüphe karışımı bir tepkiyle yaklaştı. Bir yandan deniz üzerinden insani yardımlar ulaştırılırken, Filistinliler, arkasında gizli gündemlerin olduğuna inandıkları projeyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
İsrail'in yüzer limanın inşasındaki çıkarları endişelere neden oluyor
Tel Aviv'in ‘Biden iskelesi’ diye adlandırılan projeyi memnuniyetle karşılaması, yüzer limanın güvenliği için denizde çalışan ABD güçlerini korumak üzere İsrail ordusundan bir tugay tahsis etmesi ve İsrail ordusunun limanın çalışmalarının sorumluluğunu üstlenmesi, Filistinliler arasında bu projenin kendi çıkarlarına zarar veren gizli hedefleri olabileceği endişesi yarattı.
ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'in Gazze'deki sınır kapılarını yeniden açmayı reddetmesi ve insani yardım akışını arttıracak herhangi bir adım atmamasının yanı sıra Kerem Şalom ve Refah sınır kapılarının kapanmasına neden olan Refah’ın işgaline bir çözüm olarak Gazze açıklarında bir yüzer liman inşa edilmesi fikrini ortaya atmıştı. ABD, yüzer liman ile diğer ülkelerin İsrail’in kısıtlamaları ya da Hamas’ın engellemeleri olmaksızın Gazzelilere hayati öneme sahip insani yardımların ulaştırabileceğine inanıyor.
Gazzeliler, yüzer limanın gönüllü ya da zorunlu göç ve Gazze’nin deniz sahasından doğal gaz transferi için kullanılabileceğinden şüpheleniyor.
Göç ve gaz hırsızlığı
Gazze sakinlerinden Aleyyan Şemleh, Gazze halkının denizden ya da karadan gelecek her türlü yardıma büyük bir ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Ancak Şemleh, “Bana göre bu iskele, insani yardımdan daha ciddi bir şeyin başlangıcı. İsrail'in savaşın hedeflerinden biri olarak gerçekleştirmeye çalıştığı yerinden edilme sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor olabilir” ifadelerini kullandı.
Bir diğer Gazzeli Aya eş-Şille’ye göre ABD'nin inşası için 320 milyon dolar ayırdığı yüzer liman, insani yardımların ulaştırılması için değil, İsrail'in Gazze’deki savaşın başından beri savunduğu Gazzelileri Avrupa ülkelerine yerinden edilmesi planına katkıda bulunmak için olabilir.
Gazzeli Rasim Maruf ise yüzer limanın gaz sahalarının yanına, özellikle de savaştan önce rezervlerinin çıkarılabileceği konuşulan Gazze’nin deniz sahasının yakınlarına inşa edildiğini belirterek “Bu projenin Filistin’in kaynaklarını yağmalamayı ve Gazzelilerin doğal gaz hakkını ellerinden almayı amaçladığına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Bir Filistin devletinin kurulması için
Öte yandan yüzer limanın İsrail'e hiçbir şekilde bağlı olmayan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmayı amaçladığına inan küçük bir grup da var. Siyasi analist Talat İsa, ABD’nin planına göre önünde sonunda bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini söyledi.
İsrail’in Filistinlilere istedikleri hakların bir kısmının verilebileceğini bildiğini söyleyen İsa, “Ancak Tel Aviv'deki yönetim Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) rüyasıyla herhangi bir şekilde ilişkilendirilmeyi reddettiğinden yüzer limanın çalışmalarını yönetmeyi ve daha sonra bu görevi Filistinlilere devretmeyi kabul etti.”
Resmi kurumlar da endişeli
Yukarıdakiler Gazzelilerin görüşleriydi. Ancak Filistin’in resmi kurumlarının görüşü de onlardan çok farklı değil. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite, yaptığı açıklamada, “Eğer yüzer limana olumlu bir açıdan bakarsak, kuşatmayı kırdığı kesin, ancak Gazze nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamıyor” dedi.
Gazzelilerin her gün en az yedi milyon öğüne ihtiyacı olduğunu belirten Sevabite, “Yüzer liman bu miktarların ulaştırılmasını sağlayamaz. Bu yüzden sivillerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek kara koridorlarına alternatif olmadığının altını çiziyoruz” ifadelerini kullandı.
Filistin’in resmi kurumlarının yüzer limanın inşasıyla ilgili endişelerini aktaran Sevabite, projenin sahibinin, İsrail'in Gazze'ye karşı savaşında stratejik ortağı olan ABD olduğunu vurgulayarak “Bu durum, yüzer limanın inşasının arka planında gizli hedefler olduğu yönündeki korkularımızı ve şüphelerimizi güçlendiriyor” ifadelerini kullandı.
Ayrıca iskelenin İsrail’in savunduğu planlardan biri olarak Gazzelilerin yerlerinden edilmesinin başlangıcı olabileceğine dikkati çeken Sevabite, yüzer limanın Filistinliler arasında ‘Gazze’nin deniz sahasından doğalgaz yağmalamak' için kullanılacağına dair korkuların arttığını da gizlemedi.
Yüzer liman inşasının siyasi boyutları
Öte yandan siyaset bilimi uzmanı Adil Şedid, yüzer limanın savaşın gerçek ve stratejik hedefi olan Filistinlileri Gazze Şeridi'nden çıkarmak için bir yol olabileceğini, 320 milyon dolara mal olan yüzer limanın sadece insani hedefler için inşa edilmiş olamayacağını söyledi. Yüzer limanın inşasının ikinci bir boyutu daha olduğunu belirten Şedid, yüzer limanın Gazze’nin deniz sahasının yakınlarındaki Nuseyrat sahilinde yer aldığını, bunun da amacın Akdeniz'deki gaz kaynaklarını kontrol etmek olduğu şüphesini uyandırdığını sözlerine ekledi.
Şedid, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bir diğer amaç ise Refah ve Kerem Şalom sınır kapılarının rolünü marjinalleştirerek İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere karşı sivil sorumluluğundan kurtulma çabalarını güçlendirmek ve böylece Gazzelilerin hayati ihtiyaçlarının karşılanmasından Tel Aviv'in değil, dünyanın sorumlu olmasını istemektir.
Şedid’in dikkati çektiği bir diğer boyut ise yüzer limanın inşasındaki amacın Gazze Şeridi'nin Filistin topraklarının geri kalanından ayrılması olabileceğiydi. Şedid’e göre bu, Gazze Şeridi’nin bağımsız bir siyasi ve coğrafi oluşum olarak görülmesi ve gümrük, ithalat, ihracat ve ticaret konularında Filistin topraklarının geri kalanından ayrılması anlamına geliyor.
ABD ve İsrail’in vizyonu
Öte yandan Filistinlilerin düşüncelerinden uzakta, ABD’nin vizyonu çerçevesinde bizzat Başkan Biden tarafından duyurulan yüzer liman, sadece insani yardımların ulaştırılmasını amaçlıyor. Başka bir amacının olmadığı vurgulanan limanın, kara limanlarının yerini de almayacağı, ancak uluslararası toplumun katılımıyla hayati öneme sahip insani yardımların ulaştırılmasına bir şekilde katkıda bulunacağının altı çiziliyor.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcü Yardımcısı Sabrina Singh, yaptığı bir açıklamada, “Hamas'ın yüzer limanı hedef alması halka zarar vermek ve aç bırakmak anlamına gelecektir. Hamas'a yüzer limanın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını, bunun yanında tek amacının insani yardımların ulaştırılması olduğunu ilettik” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, yüzer limanın Gazze'deki sivillere ek insani yardımlar sağlamayı amaçladığını ve Hamas yönetiminin çöküşüne katkıda bulunacağını söyledi.
Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezilerihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5268291-husi-yaz-kamplar%C4%B1-sava%C5%9F-cephelerine-%E2%80%98zorunlu%E2%80%99-okul-gezileri
Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Sana’daki bir devlet okulunun bahçesinin köşesinde, siyah kıyafetler içinde bir kadın duruyor. Bir zamanlar oğlunu burada görmeye alışmıştı.
Bugün, aynı yere, artık bir anne olarak değil, hayatta kalmaya çalışan bir temizlik işçisi olarak geri dönüyor. Ağır bir sessizlik içinde yeri süpürürken, sanki bahçeye dökülen taşlara fısıldıyor: “Burada bir oğlum vardı, çocukken gitti, cenaze olarak döndü.”
Anne, çocuklarda oğlunun yüzünü görüyor, kulağında daha önce hiç duymadığı marşlar ve sloganlar yankı yapıyor. Sessizce, bu çocuklardan bazılarının aynı yolu takip edebileceğini fark ediyor, ama hiçbir şey söylemiyor.
Amr’ın annesi iki yıl önce, 17 yaşındaki tek oğlunu kaybetti.
Oğlunun cansız bedeni getirildi ve fotoğrafı bir tabutun üstüne yapıştırıldı. Ona “Zeynep, sevin, oğlun şehit oldu” dediler.
Husi sloganlarını haykıran öğrenciler (Şarku’l Avsat)
Kadın, bizimle konuşurken, oğlunun o yaz kampına katılmaya başladığından beri nasıl değişmeye başladığını hatırlıyor. Daha sessiz ve bazen daha sert olmuştu, ‘cihad’ ve ‘zafer’ gibi ifadeleri tekrar ediyordu, sanki bunlar tek yoluymuş gibi… Ne olduğunu anlayamamıştı ama gözlerinde onu kendisinden uzaklaştıracak bir bakış gördü.
Bugün, sadece gözyaşlarını gizlice silmekte ve ‘şehit annesi’ olarak aldığı bu temizlik işinde üç kızına bakmak için çalışmakta. Zira oğlunu kaybettiği için artık geçimini sağlamak zorunda.
Yaz etkinliğinden seferberlik aracına
Husilerin 2014 yılında Sana’yı ele geçirmesiyle birlikte ortaya çıkan yaz kampları, sadece bu döneme ait bir gelişme değil. Aslında bu merkezler, Husilerin kuruluşuyla doğrudan bağlantılı olan tarihi bir sürecin uzantısı. Bu yaz kamplarının kökleri, 1990’ların başlarına, özellikle de 1991 yılına kadar gitmekte. Bu dönemde Husi hareketi, ‘İmanlı Gençlik’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla, Saada vilayetinde gençlik faaliyetleri ve kurslar düzenlemeye başlamıştı. Bu etkinliklerin amacı, ideolojik söylemlerini eğitim halkaları ve yaz kampı aktiviteleri aracılığıyla yaymaktı. Bu faaliyetler, Husi hareketinin toplumsal ve örgütsel tabanını inşa etmenin erken dönem araçlarından biri olarak, eğitim ile düşünsel gelişimi birleştiren etkileşimli bir ortam yaratma işlevi görüyordu.
2004 yılında başlayan Saada savaşlarının ardından, bu faaliyetlerde önemli bir dönüşüm yaşandı. Faaliyetler artık yalnızca dini veya eğitsel boyutla sınırlı kalmamış, aynı zamanda bir mobilizasyon ve çekim aracı haline gelmişti. Halkın savaş sırasında duyduğu sempatiyi kullanarak, etkisini genişletmiş ve daha geniş gençlik kesimlerini harekete geçirmişti.
2008 yılına gelindiğinde Husi hareketi, bu faaliyetleri Saada dışına taşıma yönünde adımlar atmaya başlamıştı. Bunun için geleneksel olmayan yöntemler kullanarak, dijital materyalleri küçük depolama aygıtlarına (SD kartlar ve USB bellekler) yükleyip dağıtıyordu. Bu materyaller, yaz kamplarına dair dersler ve konuşmaları içeriyordu. Söz konusu konuşmalar, daha sonra yazılı hale getirilip kitapçıklar halinde basılıyordu.
Yaz kamplarına ilişkin bir denetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2008 yılında ‘küçük bellekler’ aldığını ve bunların belirli okullarda öğrencilere dağıtıldığını belirtti. Belleklerin içeriğine baktığında, Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin konuşmalarının kayıtlarını bulduğunu söyledi ve bu materyallerin, onun Husi ideolojisini benimsemesi ve desteklemesi için dönüm noktası oluşturduğunu ifade etti.
Ayrıca bu kişi, Husi hareketiyle ilgilenen ve çevrelerinden gelen insanların yer aldığı kapalı toplantılara katıldığını belirterek, bu toplantılarda, Sana ve çevresindeki bölgelerden gelen kişilerle birlikte, bu konuşmaları dinlediklerini açıkladı.
Husi yaz kamplarındaki üniformalı çocukların sabah selamı (Şarku’l Avsat)
2011 yılında (özellikle şubat ayındaki olaylar, geniş çaplı gösteriler ve siyasi bir açılımın yaşandığı bu dönemde) Husilerin yaz kampları ve etkinlikleri, birkaç vilayete yayılmaya başladı. Bu süreçle birlikte, daha düzenli hale gelen merkezler ve kurslar, Husi hareketinin ana kalesi dışındaki bölgelerde de ortaya çıkmaya başladı. Bu yeni merkezler, ‘rejim değişikliği’ gibi cazip bir sloganla, daha açık bir yönetim gözetimi altında faaliyetlerini sürdürdü. Her yerde hoparlörler kurularak, sürekli olarak Husi şarkıları ve marşları yayınlanmaya başlandı.
Ancak en önemli dönüşüm 2014 yılında Sana’nın Husi hareketi tarafından ele geçirilmesiyle yaşandı. Bu dönemde yaz kampları, sınırlı etkinliklerden, devletin resmî kurumları aracılığıyla yönetilen geniş çaplı bir programa dönüştü. Artık bu program, merkezi ve teknik komitelerle desteklenen bir organizasyon yapısına sahipti ve bir dizi bakanlık, faaliyetlerin yönetimine katılıyordu.
Husilerin düzenlediği yaz etkinliklerinden birinde çocuklar (Şarku’l Avsat)
Güvenlik kaynaklarına göre Husi hareketi, yaz kamplarının şu anki şeklini almadan önce, gençleri çekmek ve onların desteğini kazanmak amacıyla ‘kültürel kurslar’ adı verilen programlara dayalı faaliyetler yürütüyordu. Bu programlar, gençleri hareketin ideolojisiyle tanıştırarak onları kendi projelerine dahil etmenin erken aşamalarını oluşturuyordu. Kaynağa göre, yaz kampları artık sadece bir etkinlik değil, tamamen entegre bir organizasyon yapısına sahip kurumsal bir programa dönüştü. Bu kamplar, gençlerin zihniyetini etkileme ve bazılarını savaş cephelerine yönlendirme araçlarından biri olarak kullanılmaya devam ediyor.
Yaz kamplarının türleri
Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere ve tanıklıklara göre, Husi hareketi yaz kamplarını üç ana kategoriye ayırmaktadır: kapalı, model ve açık kamplar. İlk kategori, ideolojik askeri eğitimler sunan kamplar olarak kabul edilirken, ikinci kategori, genç liderler yetiştirmeyi amaçlayan merkezlerdir. Üçüncü kategori ise daha çok propaganda amacı güden kamp türleridir.
Kapalı kamplar, askeri üslere kurulur ve katılımcıları, özellikle Husi hareketinin saflarında savaşçı olmaya hazırlamaya yönelik eğitimlere odaklanır. Katılımcılar, askeri ve ideolojik eğitimlerle bu amaç için yetiştirilirler. Kamplara kabul edilen katılımcıların cep telefonlarına el konulur, ailelerinden haber almaları engellenir ve gece vakti, sürekli değişen eğitim alanlarına taşınırlar.
Bu kamplara katılanlar genellikle, okullarında silah sökme ve montajı üzerine eğitim almış olan lise son sınıf öğrencileridir. Ayrıca, bu öğrencilere üstün başarıları karşılığında askeri eğitim kampları da sunulur, bazı lise öğrencileri ise okulda yapılan keşif faaliyetlerinin yerine, Husi hareketi tarafından askeri faaliyetlere yönlendirilir.
Bu kapalı kamplarda, katılımcılara hafif ve orta makineli tüfek kullanımı, RPG (roket atar), havan topu, el bombası, kamuflaj ve gizlenme gibi askeri taktikler öğretilir.
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Model yaz kampları, genellikle on yaş ve üzerindeki çocuklar için düzenlenir ve ‘nitelikli kamplar’ olarak tanımlanır. Bu kamplara, okulda çeşitli alanlarda başarı gösteren ve önde gelen öğrenciler katılır. Öğrenciler tüm hafta boyunca kamp alanında kalır, aileleriyle iletişim kurmalarına izin verilir ve telefonlara el konulmaz. Bazen öğrencilere her hafta veya iki haftada bir evlerine dönme izni de verilir.
Bu tür kamplar genellikle vilayet başkentlerinde düzenlenir. Katılımcılar, Husi hareketinin önde gelen liderlerinden ideolojik dersler alır, ‘cihad’ ve Husi liderlerinin yanı sıra, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) gibi örgütlerin liderlerinin hayatlarını anlatan filmler izlerler. Ayrıca, belirli türdeki silahların sökülmesi ve kullanımı üzerine sınırlı eğitimler de alırlar.
Açık kamplar ise 5-10 yaş arasındaki çocuklar içindir. Genellikle sabah başlar ve öğleye kadar devam eder. Bu kamplar, halk tarafından genellikle Kur’an ezberleme ve yaz etkinlikleri olarak görülse de, burada çocuklara Husilerle alakalı çeşitli içerikler öğretilir.
Saada’da Husilere ait bir okulun bahçesinde öğrenciler ve öğretmenler (Şarku’l Avsat)
Kız çocukları da bu faaliyetlerden muaf tutulmaz. Husi hareketinin, kadınlara özel olarak kurduğu merkezler bulunur. Kızlar, saha ağları aracılığıyla bu programlara dahil edilir. Kadın eğitmenler ve kadro, bu merkezlerde eğitilir ve ortak eğitim materyalleri geliştirilip uygulanır.
Bu merkezler, eğitim ve eğlence alanları olarak sunulmakta, fakat aynı zamanda yoğun dini programlar, ideolojik dersler ve grup etkinlikleri içermektedir. Bu etkinlikler, disiplin ve aidiyet duygularını pekiştirmeyi amaçlayan faaliyetlerle desteklenir.
‘Komplo teorisinin’ yaygınlaşması
Husi hareketi, yaz kamplarının, din ve vatanı hedef alan komplolara karşı bir kale olarak sunulmasına özel bir vurgu yapmaktadır. Bu kamplar, ‘Kur’an kültürünün’ gençlerin zihinlerine kazandırılmasının bir aracı olarak tanıtılmakta ve bilimin ve bilincin silahlarıyla donatılmış bir nesil yetiştirme amacını gütmektedir.
Ayrıca Husi hareketi, ‘düşmanla mücadelenin’ sadece askeri alanda sınırlı olmadığını, aynı zamanda ‘bilinç hedeflemesine’ dayandığını vurgulamaktadır. Yaz kampları, bu bağlamda ‘yumuşak savaş’ ve ‘kültürel işgale’ karşı bir korunak olarak sunulmakta, uzun vadeli bir entelektüel mücadelenin parçası olarak, gençleri karşılaşacakları her türlü mücadeleye hazırlamak hedeflenmektedir.
Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. (Şarku’l Avsat)
Eğitim kaynaklarına göre bu merkezlerde görevli olanlar, her yıl daha fazla öğrenci çekmek için maddi ve manevi teşvikler sunmaktadır. Öğrencilere yemek temini, bazı temel ihtiyaçların karşılanması ve keşif gezileri gibi aktiviteler düzenlenerek, katılımcı sayısının artırılması sağlanmaktadır.
Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin bir konuşmasında yer alan ‘Allah’ı Tanıma Dersleri’ başlıklı bir metin, bu kampların genel amacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu derslerin hedefi, öğrencilere Allah’ı tanıtmak, inançlarını kalplerine ve bilinçlerine kazandırmak ve onları bu inançla, düşmanlarla mücadeleye atılmaya hazırlamaktır.
Resmi müfredat dışı dersler
Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. Bu durum, programlara ayrılan kaynakların, devamlı olarak gerileyen eğitim sistemine kıyasla ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Normal eğitimdeki öğrenciler ders kitaplarını karaborsadan almak zorunda kalırken, bu yaz kampları için harcanan kaynaklar dikkat çekiyor. Her yıl, yaz kamplarının hazırlıklarıyla birlikte, Husi hareketinin lideri Abdulmelik el-Husi, bu kurslara katılım çağrısında bulunmak için yıllık bir konuşma yapar.
Husilere bağlı bir yaz kampında ‘Mesleğim, Geleceğim’ başlıklı ders dışı etkinlikler (Şarku’l Avsat)
Bahsedilen kitaplar dikkatlice incelendiğinde, en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu kitapların Yemen Cumhuriyeti veya Eğitim Bakanlığı’na dair herhangi bir ibare taşımamasıdır. Bunun yerine, kitaplar ‘Kur’an Yolu - Yaz Kursları Genel Müdürlüğü’ başlığı altında yayımlanmaktadır.
Bu durum, kursların adlandırılmasına da yansımaktadır. Kamplar, düzenlendiği okulların ismiyle anılmak yerine, sembolik anlamlar taşıyan isimlerle anılmaktadır.
Bakanlık niteliğinde bir idari yapı
Husi hareketinin kontrolünde bulunan bölgelerdeki yaz kursları ve etkinliklerinin yönetim yapısı, çok seviyeli bir idari sistemi gözler önüne sermektedir. Bu yapı, öncelikle Eğitim ve Gençlik bakanlıklarının yanı sıra, merkezi bir rol oynayan Genel Mobilizasyon Komitesi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, dini içerik ve vaaz metinlerinden sorumlu olan Vakıflar ve İrşad Bakanlığı da önemli bir yer tutmaktadır.
Yürütme ve teknik düzeyde ise Husi hareketinin kontrolündeki vilayetlerde yerel yönetimler, sahada denetim ve iş birliği sağlamakla sorumludur. Bu, ilçe ve merkezlerdeki eğitim ofisleri ve denetim komiteleri aracılığıyla yapılır. Günlük faaliyetler burada yönetilir, personel dağıtımı yapılır ve programların uygulanması izlenir. Böylece, yönetim yapısı merkezi düzeyden yerel bölgelere kadar yayılmakta, etkinliklerin koordinasyonu sağlanmaktadır. Bu hiyerarşik sistem, hareketin eğitim ve ideolojik yönlendirme faaliyetlerini yerel düzeyde de etkin bir şekilde sürdürmesini mümkün kılmaktadır.
Bir öğretmen, yaz dönemi dersleri için Husi müfredatından kitaplar seçiyor. (Şarku’l Avsat)
Diğer taraftan çeşitli bakanlıklar, sektörel programların yürütülmesinde teknik ortaklar olarak görev almaktadır. İçişleri Bakanlığı, ‘Bilinçli Gençlik... Güvenli Toplum’ programını yürütürken, Tarım Bakanlığı ‘Yeşil Ordu’ programını denetlemektedir. Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlık Elçileri’ programına liderlik ederken, Telekomünikasyon sektörü ‘İletişim Çağında Farkındalık’ programını yönetmektedir. Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanlığı ise ‘Mesleğim, Geleceğim’ faaliyetini denetlemektedir. Bu iş bölümü, güvenlik, sağlık, tarım, dijital medya ve uygulamalı meslekler gibi alanları kapsayarak geniş bir yelpazeyi hedef almaktadır.
Ayrıca Enformasyon Bakanlığı, yıllık koordinasyonlar yoluyla sürekli bir destek rolü oynamaktadır. Bu koordinasyonlar, programların medya kapsamını belirler ve yaz kurslarının tanıtımını yaparak, sahada etkinliklerini takip eder. Bu faaliyetler, toplumda Husi hareketinin varlığını güçlendirmeyi amaçlayan bir plan çerçevesinde gerçekleştirilir.
Husi okullarından birinin bahçesinde yapılan sabah selamlamasında Filistin bayrağı ve ABD-İsrail karşıtı sloganlar (Şarku’l Avsat)
Yaz kamplarının yönetimi, Husi hükümetinin başbakanı tarafından başkanlık edilen ‘Yaz Kursları ve Etkinlikler Yüksek Komitesi’ tarafından sağlanmaktadır. Bu komiteye, Eğitim Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Vakıflar ve İrşad Bakanlığı’ndan bir temsilci, ayrıca hareketin kültürel ve mobilizasyon birimlerinden temsilciler de dahildir.
Alt komite başkanlıkları, vilayet valileri tarafından yürütülür. Bu komiteler, eğitim ofisleri, gençlik ve spor, vakıflar ve irşad dairesi yöneticilerinden oluşur. Bu yapılar, yaz kamplarının ve etkinliklerinin yerel düzeyde de etkin bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını sağlar.
Dönüm noktası 2026
Son yıllarda yaz kamplarının genişlemesi kademeli olarak gerçekleşse de 2026 yılı önemli bir dönüm noktasıdır. Artık yaz okulları seçmeli etkinlikler olmaktan çıkmış, katılımın zorunlu olduğu bir hale evrilmiştir.
Öğrenciler, veliler ve öğretmenler tarafından yapılan açıklamalara göre, doğrudan ve dolaylı baskılar oldukça açık bir şekilde uygulanmakta, zaman zaman tehditlere kadar varmaktadır. Bu durum, bazı ailelerin zor bir ikilemle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır: Ya uyum sağlamak, ya da çocuklarının geleceğini riske atmak.
Bu dönüşüm resmi olarak duyurulmamış olsa da, artık günlük bir gerçeklik halini almıştır. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 2026 yılı yaz dönemi için yaz kurslarının hazırlıkları başladığında Husi hareketi, okul düzenlemelerini yaz kamplarına katılımla ilişkilendiren artan bir baskı uygulamaya başlamıştır. Örneğin, öğrencilerin yeni eğitim yılına kabulü, bu kamplara katılımlarına bağlanmakta, okul idarelerine de öğrencilerini bu yaz kamplarına kaydetmeleri için baskılar yapılmaktadır, aksi takdirde cezai yaptırımlar uygulanacağı belirtilmektedir.
Eğer bir öğrenci, geleceğini ve daha sonra üniversiteye girişini etkileyebilecek olumsuz kayıtlardan arınmış, temiz bir akademik sicile sahip olmak istiyorsa, bu merkezlere kayıt yaptırmalıdır.
Aileler çocuklarını Husi merkezlerine göndermeye zorlanıyor. (Yerel medya)
Bazı okullarda, öğrencilerin bir sonraki yıl için kabul edilmeleri, yaz kampına katılım sertifikasına bağlanmıştır. Ayrıca, iletişim gruplarında dolaşan mesajlarda, öğrencilerin yaz kamplarına katılmamasının eğitim yolculuklarını olumsuz etkileyebileceğine dair dolaylı tehditler yer almaktadır.
Örneğin, bir okulun müdür yardımcısı tarafından, WhatsApp grubunda öğrencilere yönelik gönderilen bir mesajda, yaz kamplarına katılmayan öğrencilerin gelecek yıl kaydının yapılmayacağı açıkça belirtilmektedir. Mesajda şöyle denilmektedir: “Değerli anneler, öğrenci kaydınız yalnızca yaz kampından alınacak bir katılım belgesiyle kabul edilecektir. Henüz kayıt yaptırmayan öğrencilerinizin, kamp kaydını yaptırarak bu fırsattan yararlanmalarını rica ederiz.”
Husilerin müfredatı çarpıtarak çocukları savaşa zihinsel olarak hazırladıkları yönünde suçlamalar (AFP)
Başka bir WhatsApp grubunda ise bir öğretmen, öğrencilere yönelik şu şekilde bir uyarı yapmaktadır: “Yarın erken gelin, kayıtlı olanlar ve kaydını yapmayanlar, yaz kampına katılmalılar. Yönetim, yaz kampı belgesi olmayan öğrencileri kabul etmeyecek.”
Ayrıca, Sana’nın kuzeyindeki bir okul müdüründen gönderilen bir mesajda, ders geçemeyen öğrencilere yaz kurslarına katıldıkları takdirde ek puan verileceği vurgulanmaktadır. Bu durum, öğrencilerin yaz kamplarına katılımını bir tür zorunluluk ve ödül-motivasyon aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.
İlgisizlik ve suçlama
Kaynaklara göre, Husi hareketinin, yaz kamplarına katılımda öğrenciler ve ailelerinin önceden bildikleri olumsuz sonuçlar nedeniyle bir ilgi düşüşü yaşanmasından korkarak bu tür uygulamalara başvurduğu ifade edilmektedir.
Bu kamplarda görevli bir öğretmen olan A. Abdulkerim, Husi hareketinin yaz kurslarına katılımı artırmak için aldığı tüm önlemlere rağmen, son zamanlarda katılımda ciddi bir düşüş yaşandığını belirtti.
Abdulkerim, “Katılım çok düşük olmaya başladı” diyerek, öğrenci çekme çabalarının uzun zaman aldığını, sürekli ikna çabaları ve maddi kaynak gerektirdiğini ifade etti.
Yemenli öğretmenler sendikası da Husi hareketinin denetimindeki bölgelerde düzenlenen yaz kamplarının tehlikelerine dikkat çekerek, bu kampların örgütlü bir şekilde mezhepçi ideolojik eğitim araçları haline geldiğini ve çocukları ve gençleri hedef alarak, Yemen’in ulusal kimliğine ve eğitim sistemine yönelik planlı bir saldırı gerçekleştirildiğini vurgulamıştır. 12 Nisan 2026 tarihli bir açıklamada sendika, Husi hareketinin Sana’ya hâkim olmasından bu yana bu kampların sayısını artırarak, daha fazla öğrenci çekmeye ve bu kampları, Yemen’in ulusal ve dini değerleriyle çatışan, soylu sınıf seçilimini vurgulayan inançları aşılamak için kullanmayı hedeflediğini belirtmiştir. Sendika, bunun Yemen’in güvenliği ve istikrarı için tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir.
İhmal edilmiş okullar ve gelişen merkezler
Husi hareketi, yaz kamplarını, savaş nedeniyle yaşanan eğitim eksikliklerini telafi etmek için bir ‘eğitim kaynağı’ olarak tanımlasa da, Şarku’l Avsat ile görüşen birçok öğretmene göre, bu sadece daha kötü bir bahanedir. Öğretmenler, eğer gerçekten eğitimde bir reform yapılmak istenseydi, okulların kendilerinin bu telafiyi sağlamak için uygun bir alan olabileceğine işaret ediyor. Onlara göre, Husi hareketinin yaz kamplarına ısrarla verdiği önem, asıl amacın eğitim değil, erken yaşta askere alım ve ideolojik mobilizasyon yapmak olduğunun bir göstergesi.
Sana’daki Husi şehitlerinin mezarlığını ziyaret eden Yemenli bir çocuk (EPA)
Öğretmenler şu soruyu gündeme getiriyorlar: “Husi hareketi, resmi eğitim üzerinde tam bir denetime sahipken ve kendi ideolojilerini ders kitaplarına başarıyla yerleştirmişken, neden okulları ihmal ediyor ve onları eğitim için hayati önem taşıyan öğretmenler, maaşlar ve temel eğitim gereksinimlerinden yoksun bırakıyor?”
Bu, okulların yıl boyunca durağan bir durumda kalıp yaz aylarında aniden canlanmaları arasındaki çelişkiyi gündeme getiriyor.
Yaz kamplarına gösterilen aşırı ilgi, bu kamplara büyük miktarda para ve emek harcanması, resmi eğitimin ise tamamen duraklatılması ve öğretmen eksikliği ile ciddi kaynak sıkıntıları yaşanması arasında büyük bir çelişki yaratıyor. Binlerce okul, eğitim sürecinin temel unsurlarından bile yoksun durumda. Bu, Husi hareketinin eğitimdeki asıl amacının, toplumsal yapıyı şekillendirmek ve ideolojik olarak gençleri kendi amaçları doğrultusunda hazırlamak olduğuna dair ciddi bir endişe yaratıyor.
Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değilhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5268245-l%C3%BCbnan-savunma-bakan%C4%B1-i%CC%87srail-ile-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmeler-bar%C4%B1%C5%9F-i%C3%A7in-teslimiyet-i%C3%A7in-de%C4%9Fil
Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Tümgeneral Michel Menassa (Mişal Mansi) perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail ile yürütülecek müzakerelere teslim olmak ya da pazarlık yapmak için değil, barış sağlamak amacıyla gittiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığı habere göre Mansi, Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Doktor Sami Ebi el-Muna ile Beyrut’un Verdun bölgesindeki cemaat merkezinde gerçekleştirdiği görüşmede, “Ülkemize yönelik İsrail saldırısını ve bunu durdurmaya yönelik süregelen çabaları ele aldık. Ulusal birliğin korunması, Lübnan meşruiyeti etrafında kenetlenme ve silahın yalnızca Lübnan ordusu ile resmi güvenlik kurumlarının elinde olması ortak paydamız oldu” dedi.
Mansi, Lübnan halkının yaşadığı krizi aşmasına yardımcı olmanın temel öncelikleri olduğunu belirterek, “Küçük hesapları bir kenara bırakıp büyük ulusal hedeflere odaklanmak temel amacımızdır” ifadelerini kullandı.
Müzakerelere ilişkin olarak ise, “Eğer müzakerelere gidiyorsak bu barış içindir, teslimiyet için değil. Biz pazarlık değil, müzakere yapıyoruz. Şehitlerin hatırına akan kanı durdurmak istiyoruz. Müslüman ve Hristiyan tüm Lübnanlılar olarak birlik ve beraberlik içinde kalmakta kararlıyız” diye konuştu.
Mevcut krizin sona ermesi temennisinde bulunan Mansi, “Bu sıkıntılı sürecin bitmesini, bu kara bulutun dağılmasını ve Lübnan ile halkı için kurtuluş ışığının doğmasını umuyoruz” dedi.
Öte yandan Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Sami Ebi el-Muna da devlet ve meşru kurumlar etrafında kenetlenmenin önemine dikkat çekti. Özellikle mevcut koşullarda, Lübnan’ın korunması ve egemenliğinin sağlanması için görev yapan ordunun desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Muna, iç barışı hedef alan her türlü girişime karşı uyarıda bulunarak, “Güçlü Lübnan, birlik içindeki Lübnan’dır” dedi.
Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5268237-hizbullah-i%CC%87srail-ordusuna-kar%C5%9F%C4%B1-1980%E2%80%99lerin-%E2%80%9Ctaktiklerine%E2%80%9D-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F-sinyali-mi
Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
Hizbullah içinden sızan ve birbiriyle örtüşen medya bilgileri, “intihar saldırıları” (istişhadi eylemler) söyleminin yeniden gündeme gelmesiyle güney cephesinde önümüzdeki dönemin niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Bu çerçevede, 1980’li yıllardaki savaş dilini ve yöntemlerini hatırlatan alışılmadık askeri seçeneklerin tartışıldığı belirtiliyor.
Askeri kaynaklara dayandırılan sızıntılara göre Hizbullah, “1980’ler taktiklerine” dönmeyi değerlendiriyor; buna “istişhadi grupların” yeniden devreye alınması da dahil. Bu yaklaşım, örgüt içinde daha önce yapılan açıklamalarla da bağlantılı bir anlam taşıyor. Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah, 2024’teki “destek savaşı” sırasında güneydeki savaşçıları “istişhadi” olarak nitelendirmişti. Bu ifade, çatışmanın doğasına ve sahadaki koşullara işaret ediyordu. Kavramın bugün yeniden gündeme gelmesi, bunun bir mobilizasyon dili mi yoksa olası operasyonel tercihlere işaret eden bir gösterge mi olduğu yönünde tartışma yaratıyor.
Saha koşulları ve teknolojik dönüşüm
Emekli Tuğgeneral Yarub Sahr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki mevcut saha gerçekliğinin intihar saldırılarına dönüş ihtimalini teorik bir tartışma düzeyinde bıraktığını söyledi.
Sahr, “Bugün güney bölgesi, göç ve yıkım nedeniyle neredeyse boşalmış durumda. Bu da bu tür operasyonların en önemli unsurlarından biri olan sivil ortam içinde gizlenme imkânını ortadan kaldırıyor” dedi.
İki İsrail askeri, Güney Lübnan’da enkazlar arasında ilerliyor (AP)
Ayrıca, gözetleme ve istihbarat teknolojilerindeki gelişmelerin ve İsrail’in geniş bir hedef havuzuna sahip olmasının, bu tür eylemlerin gerçekleştirilmesini son derece zorlaştırdığını, sürekli izleme ve hassas takip altında sahada hareket kabiliyetinin sınırlı olduğunu belirtti.
Sahr’a göre bu tür operasyonlara işaret eden söylemler daha çok propaganda niteliği taşıyor. “Mesaj yalnızca askeri değil, Lübnan iç siyasetini de hedef alıyor. Bu dil, siyasi aktörler üzerinde baskı kurmak ve onları dış politika tercihleri konusunda yönlendirmek için kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Sahr, “1980’ler yöntemlerinin hatırlatılması sadece intihar saldırılarını değil, aynı zamanda kaçırma ve suikastları da içeren daha geniş bir modelin yeniden gündeme gelmesi anlamına gelir. Bugünkü koşullarla 1980’lerin karşılaştırılmasının sağlıklı değil. Bu söylem, mevcut şartlarda uygulanabilir bir askeri seçenekten ziyade siyasi baskı aracı olarak öne çıkıyor” dedi.
Teori ile pratik arasında
Öte yandan emekli Tuğgeneral Fadi Davud ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 1980’ler yöntemlerine dönüş tartışmasının yalnızca medya söylemi olmadığını, bunun örgütün “mevcut kapasite havuzu” içinde yer alan bir seçenek olduğunu savundu.
Davud, intihar eylemcilerinin varlığına ilişkin söylemin, Hizbullah’ın tarihsel olarak önemli bir güç unsuru olan insan kaynağı kapasitesiyle bağlantılı olduğunu belirtti. Teknolojik gelişmelere rağmen bu tür eylemlerin sahada etkili olabileceğini ifade eden Davud, “Teknoloji, hedefe ulaşmaya kararlı bir insan unsuruna karşı sınırlı kalabilir” dedi.
Bu tür operasyonların etkinliğinin hedefin niteliğine, güvenlik düzeyine ve sahadaki koruma önlemlerine bağlı olduğunu söyleyen Davud, başarı ihtimalinin duruma göre değiştiğini vurguladı.
Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kefr Kila’da yıkılmış binaların enkazı (Reuters)
Davud ayrıca, olası bir kullanımın İsrail hedeflerine yönelik olacağını, ancak İsrail içinde bu tür eylemler gerçekleştirebilmek için sızma ve doğrudan erişim gerekliliğinin ciddi saha zorlukları yarattığını ifade etti. Buna rağmen bu seçeneğin dile getirilmesinin psikolojik ve stratejik bir boyut taşıdığını, geçmiş deneyimleri hatırlatarak İsrail’e “geleneksel olmayan bir tırmanma ihtimali” mesajı verdiğini söyledi.
Kavramın sahadaki anlamı
Hizbullah operasyonlarını yakından takip eden bir kaynak ise “istişhadi” kavramının her zaman klasik anlamda intihar saldırılarını ifade etmediğini belirtti.
Kaynak, “Bu terim, Güney Lübnan’daki kuşatma koşulları altında savaşçıların içinde bulunduğu durumu yansıtıyor. Savaşçılar, karşı karşıya oldukları risklerin farkında ve gerektiğinde sonuna kadar savaşmaya hazır” dedi.
Aynı kaynak, kavramın ayrı bir taktik tercihten ziyade çatışmanın doğasına işaret ettiğini vurgulayarak, “Bu ifade, en zor saha koşullarında dahi çatışmayı sürdürme ve gerekirse ölüm pahasına mücadele etme kararlılığını anlatıyor” değerlendirmesinde bulundu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة