Refah'ta yerinden edilmiş kişilerin çadırlarına yönelik katliama kınama

Refah'ta İsrail bombardımanına maruz kalan yerinden edilmiş kişilerin çadırlarından geriye kalan (Reuters)
Refah'ta İsrail bombardımanına maruz kalan yerinden edilmiş kişilerin çadırlarından geriye kalan (Reuters)
TT

Refah'ta yerinden edilmiş kişilerin çadırlarına yönelik katliama kınama

Refah'ta İsrail bombardımanına maruz kalan yerinden edilmiş kişilerin çadırlarından geriye kalan (Reuters)
Refah'ta İsrail bombardımanına maruz kalan yerinden edilmiş kişilerin çadırlarından geriye kalan (Reuters)

Filistin Devlet Başkanlığı ve Hamas bugün (Pazartesi) yaptıkları açıklamada, İsrail'i Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah yakınlarında yerlerinden edilenlerin kaldığı bir merkezi hedef alarak ‘katliam’ yapmakla suçlarken, İsrail ordusu da Hamas liderlerini ortadan kaldırmak için bir Hamas yerleşkesini bombaladığını bildirdi.

Filistin Devlet Başkanlığı yaptığı açıklamada, “İsrail işgal güçleri uluslararası meşruiyete sahip tüm kararları hiçe sayarak bu iğrenç katliamı gerçekleştirmiştir” diyerek, İsrail güçlerini ‘Refah'ta yerinden edilenlerin çadırlarını kasten hedef almakla’ suçladı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, Tel es-Sultan mahallesindeki yerinden edilmişler merkezini hedef alan İsrail bombardımanında en az 35 kişinin öldüğünü ve onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP'den aktardığına göre Hamas, Filistinlileri İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen ‘katliama’ karşı ‘ayaklanmaya ve öfkeli yürüyüşler düzenlemeye’ çağırdı.

cx vf
Refah'ta İsrail bombardımanının vurduğu yerinden edilmiş kişilerin çadırları alev aldı (Reuters)

Hamas tarafından yapılan açıklamada, “Suçlu işgal ordusunun bu akşam (dün) yerinden edilenlerin çadırlarına karşı gerçekleştirdiği korkunç Siyonist katliam ışığında, Batı Şeria'daki, Kudüs'teki, işgal altındaki topraklardaki ve yurtdışındaki halk kitlelerimizi ayağa kalkmaya ve katliama karşı öfkeli yürüyüşler yapmaya çağırıyoruz” denildi.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırıları sonucu ‘şu ana kadar çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 35 şehit verildiğini ve onlarca kişinin yaralandığını’ bildirdi.

Gazze'deki hükümet medya ofisi, ‘İsrail işgal güçlerinin Refah vilayetinin kuzeybatısındaki Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) merkezini yoğun ve kasıtlı bir şekilde bombalayarak korkunç bir katliam gerçekleştirdiğini’ bildirdi. Ofis tarafından yapılan açıklamada, bombardımanın ‘30 kişinin şehit olmasına ve onlarca kişinin de yaralanmasına yol açtığını’ ifade edildi.

Gazze'deki Filistin Sivil Savunma Kurumu, İsrail bombardımanının 100 bin kişinin yerinden edildiği bir bölgede en az 50 kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğunu belirtti.

hyjmu
Filistinliler, Refah'ta İsrail bombardımanının vurduğu yerinden edilmiş insanların çadırlarının kalıntıları arasında duruyor. (Reuters)

İsrail ordusu bombardımanda iki Hamas liderinin öldürüldüğünü belirtirken, sivil kayıplar yaşandığına dair haberlerden haberdar olduğunu da bildirdi.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “Kısa bir süre önce bir İsrail ordusu uçağı Refah'taki Hamas yerleşkesini bombaladı. Yasin Rebi ve Halid en-Neccar öldürüldü” ifadeleri yer aldı. Ordu, Rebi ve en-Neccar'ın saldırıların planlanması ve fonların aktarılması da dahil olmak üzere Batı Şeria'daki Hamas faaliyetlerinden sorumlu olduklarını, en-Neccar'ın ayrıca Hamas’ın Gazze'deki operasyonları için fonları yönettiğini söyledi.

Açıklamanın devamında, “Saldırı, uluslararası hukuk çerçevesinde meşru hedeflere karşı, belirli mühimmatlar kullanılarak ve Hamas'ın bölgeyi kullandığını gösteren doğru istihbarat temelinde gerçekleştirilmiştir. Saldırı ve bölgede çıkan yangın sonucunda bölgedeki bazı sivillerin etkilendiğine dair haberlerin farkındayız. Olay inceleme altında” ifadeleri yer aldı.

xcs
Filistinliler, İsrail'in Refah'ta yerinden edilmiş kişilerin kaldığı bir kampa düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerden birinin cesedini taşıyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar, ölenlerden 15'inin bir sağlık tesisine götürüldüğünü söyledi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Refah'taki sahra hastanelerinden birine ‘yaralanma ve yanık tedavisi için yaralı akını’ olduğunu ve diğer hastanelere de çok sayıda yaralı geldiğini bildirdi. ICRC tarafından yapılan açıklamada, “Ekiplerimiz hayat kurtarmak için ellerinden geleni yapıyor” denildi.

UNRWA, Refah'a sığınmak isteyen ailelere yönelik yeni saldırı haberlerinin ‘dehşet verici’ olduğunu belirterek, ölenler arasında çocuk ve kadınların da bulunduğu çok sayıda can kaybına ilişkin raporlara atıfta bulundu.

UNRWA’nın X hesabı üzerinden yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Gazze yeryüzünde bir cehennem. Dün geceki görüntüler bunun bir başka kanıtıdır.”

AFP'ye konuşan görgü tanıkları, İsrail ordusunun dün gece Refah'ın farklı bölgelerine saldırılar düzenlediğini söyledi. Diğer yandan Kuveyt İhtisas Hastanesi, aralarında hamile bir kadının da bulunduğu üç kişinin cesedini teslim aldığını açıkladı.

Arap ülkelerinden kınama

Mısır, Refah'ta yerinden edilmiş insanların çadırlarının İsrail güçleri tarafından ‘kasıtlı’ olarak bombalanmasını ve bunun sonucunda ölüm ve yaralanmaların meydana gelmesini en sert ifadelerle kınadı.

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Mısır, İsrail'in Refah'taki çadırları bombalamasını ‘trajik bir olay’ olarak nitelendirdi. Açıklamanın devamında, “Mısır, İsrail'den işgalci bir güç olarak yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından Filistin'in Refah kentinde askeri operasyonların derhal durdurulmasına ilişkin alınan tedbirleri uygulamasını talep etmiştir” denildi.

xsc
Refah'ta yerinden edilmiş insanların çadırlarına düzenlenen İsrail bombardımanında hayatını kaybedenlerin cesetlerinin yanında duran bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre Arap Birliği bugün, İsrail işgal güçlerinin Refah’ta yerinden edilmiş insanların yaşadığı kamplarda Filistinli sivillere karşı gerçekleştirdiği iğrenç katliamı kınayarak, ‘işgal güçlerinin, Refah kentine yönelik askeri saldırının durdurulması çağrısında bulunan tüm uluslararası ve meşru yasaları, normları ve kararları, en sonuncusu Refah'a yönelik askeri saldırıya son verilmesi çağrısında bulunan UAD kararlarının uygulanması olmak üzere tüm kararları açıkça hiçe sayarak ihlal ettiğini’ vurguladı.

Arap Birliği bugün Facebook sayfasında yayınladığı açıklamada, “İşgal güçlerini Filistin halkına karşı işlediği suçlar ve katliamlardan sorumlu tutmamak ve ona karşı herhangi bir caydırıcı önlem almamak, öldürmeye ve yok etmeye devam etmesine neden oluyor” dedi.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ise ‘İsrail işgal güçlerinin Refah kentinde binlerce yerinden edilmiş insanın yaşadığı bir kampı bombalayarak Filistinli sivillere karşı iğrenç bir katliam gerçekleştirdiğini, bunun da yaklaşık kırk vatandaşın şehit olmasına ve çoğu kadın ve çocuk olmak üzere onlarca kişinin yaralanmasına yol açtığını’ belirterek söz konusu saldırıyı en güçlü ifadelerle kınadı.

İİT, X platformunda yayınladığı bildiride, Refah'ın bombalanmasını ‘savaş suçu, insanlığa karşı işlenmiş bir suç ve uluslararası ceza hukuku kapsamında hesap verilebilirliği ve sorumluluğu hak eden organize devlet terörizmi’ olarak nitelendirdi.

Diğer yandan Kuveyt, “İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Refah kentinde yerinden edilmiş insanların çadırlarına yönelik yeni saldırısı” olarak tanımladığı olayı kınadığını ve herkes tarafından kınanması gerektiğini ifade etti.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, “İşgalcilerin Filistinlilere karşı yaptıkları, uluslararası toplumun derhal müdahalesini gerektiren soykırım ve bariz savaş suçları işlediğini ortaya koymaktadır” ifadesine yer verildi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı da ‘İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi'nde işlemeye devam ettiği ve sonuncusu dün Refah'ın batısındaki UNRWA merkezinin yakınında yerlerinden edilmiş kişilerin kaldığı bir kampın bombalanması olan iğrenç savaş suçlarını’ kınadı.

Katar Dışişleri Bakanlığı ise İsrail'in Gazze Şeridi'nde yerlerinden edilmiş insanların bulunduğu bir kampı bombalamasını kınadı ve bunu ‘kuşatma altındaki Gazze Şeridi'nde kötüleşen insani krizi daha da kötüleştirecek uluslararası yasaların ciddi bir ihlali’ olarak gördüğünü belirtti.

Bakanlık yaptığı açıklamada, Katar'ın bombardımanın ‘devam eden arabuluculuk çabalarını zorlaştırmasından ve Gazze Şeridi'nde acil ve kalıcı bir ateşkes ile esir takası için bir anlaşmaya varılmasını engellemesinden’ duyduğu endişeyi dile getirdi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.