Irak’taki silahlı grupların İsrail'e fırlattığı roketler ABD’yi ve İran'ı endişelendirdi

Irak’taki silahlı grupların İsrail’e yönelik roketli saldırıların son dönemde artması, bölgede gerilimin tırmanmasına yol açabileceği endişesine neden oldu

Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)
Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)
TT

Irak’taki silahlı grupların İsrail'e fırlattığı roketler ABD’yi ve İran'ı endişelendirdi

Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)
Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)

Irak'taki İran yanlısı silahlı grupların son birkaç haftadır İsrail'e yönelik roket saldırılarını arttırması Washington'da endişelere yol açarken, İran'ın müttefiklerinden bazıları da saldırıların kan dökülmesine yol açması halinde İsrail'in misilleme yapmasından ve bölgede gerilimin tırmanmasından korkuyor.

Batılı yetkililer ve İsrailli uzmanlar her ne kadar yüzlerce kilometre uzaktan düzenlenen bu saldırıları İsrail için Hamas Hareketi’nin ve Hizbullah’ın doğrudan saldırıları kadar büyük bir tehdit olarak görmese de saldırıların sıklığı ve karmaşıklığı artmış durumda.

ABD'li yetkililere ve İsrail ordusunun kamuoyuna yaptığı açıklamalara göre saldırılardan en az ikisi hedeflerini vururken, ABD ve İsrail savunma sistemleri çok sayıda füze ve mermiyi karşılamak zorunda kaldı.

İran’ın ve ABD'nin endişeleri

ABD merkezli düşünce kuruluşu Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Michael Knights, genel olarak kullanılan silah sistemlerinin çeşitliliğinin ve saldırıların sıklığının arttığını belirtti. Knights, bu durumun ‘İsrail'in görevini zorlaştıracağını ve savunma alanındaki maliyetlerini arttıracağını’ söyledi.

Reuters, aralarında Iraklı silahlı gruplar ve İran'ın Direniş Ekseni olarak bilinen bölgesel müttefik ağındaki diğer gruplardan kaynakların yanı sıra, ABD ve bölge ülkelerinden yetkililerin de araların bulunduğu 10'dan fazla kişiyle konuştu. Bu kişilerin çoğu hassas bir konuda samimi değerlendirmelerde bulunabilmek için isimlerinin gizli kalmasını şart koştu.

Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) ve Nuceba Hareketi gibi Iraklı silahlı grupların saldırılarının Washington'da giderek artan bir endişeye yol açtığı belirtiliyor. Bunun yanı sıra kapsamlı bir bölgesel çatışmadan kaçınmak için İsrail ile çatışmalarını dikkatle ölçüp biçen İran ve Lübnan'daki müttefiki Hizbullah’ta da bazı çevreler bu konuda tedirgin.

İran’a yakın Iraklı gruplar arasındaki hâkim görüşü aktaran Direniş Ekseni komutanlarından biri, “Direniş Ekseni’ni, şu an istemediği bir duruma bulaştırabilirler” dedi.

“Doğal bir seyir”

Direniş Ekseni’nin en örgütlü unsurları olan İran ve Hizbullah geçmişte Iraklı grupları dizginlemeye çalışmıştı.

Irak’ta İsrail’e yönelik saldırılara katılan başlıca silahlı gruplardan biri olan Nuceba Hareketi Sözcüsü Hüseyin el-Musevi Reuters'a yaptığı açıklamada, saldırıların, Iraklı grupların rolünün ‘doğal bir seyri’ olduğunu ve Gazze'deki savaşın maliyetini arttırmayı amaçladığını söyledi.

Direniş Ekseni tarafından yürütülen operasyonların zaman ya da mekanla sınırlı olmadığını söyleyen Musevi, “Direniş Ekseni gruplarından biri olarak haklı olduğumuz ve arkamızdaki halk ve resmi iradeyi temsil ettiğimiz sürece sonuçlarından korkmuyoruz” ifadelerini kullandı.

xscdvfrgb
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İran Dışişleri Bakan Vekili Ali Bakıri'yi Beyrut'ta ağırladı (Hizbullah Medya Ofisi/Reuters)

Hem Washington hem de Tahran'la ittifakını dikkatli bir şekilde dengeleyen Irak hükümeti, saldırıları resmen onaylamadı, ancak durduramadı ya da durdurmak istemedi.

Eleştirmenlere göre bu durum, İran'a yakın Iraklı silahlı grupların siyasi kanatlarının yer aldığı bir koalisyon tarafından kurulan hükümetin başında olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin otoritesinin sınırlarını gösterirken, aynı zamanda Irak'ın iş dünyasına kapılarını açan istikrarlı bir ülke olarak imajını düzeltme çabalarını da baltalayabilir.

Iraklı silahlı grupların kökleri

Irak İsrail'i tanımıyor ve 2022 tarihli bir yasa, İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye çalışanlar ya ölüme ya da müebbet hapis cezasına çaptırılmasını öngörüyor.

Ne İsrail ne de Irak hükümetleri yorum taleplerine yanıt verirken, ABD Dışişleri Bakanlığı da konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Iraklı silahlı grupların kökleri 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin düşürülmesinin ardından Irak'ta ABD güçlerine karşı verilen mücadeleye dayanıyor. O zamandan beri bölgede daha fazla alana erişen bu grupların ve Kızıldeniz'deki gemilere saldırılar düzenleyen Yemen'deki Husiler gibi İran’ın diğer müttefiklerinin rolleri de ivme kazandı.

Iraklı silahlı gruplar, İran'ın Suriye savaşında desteklediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed'e bağlı güçlerin yanında yer alarak, İsrail sınırına yakın bölgelerde mevziler edindiler. Bunun yanında 2021 ve 2022'de Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) karşı insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırıların sorumluluğunu kimliği belirsiz bir Iraklı grup üstlendi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’dan aktardığı habere göre Michael Knights, Iraklı silahlı grupların İsrail'e yönelik saldırılarının Bağdat'ın güneyindeki bölgelerden ve Irak-Suriye sınırında İran yanlısı grupların kontrolündeki bölgelerden düzenlendiğini söyledi.

Füzelerin Irak'tan İsrail'e ulaşabilmesi için Suriye, Ürdün ya da Suudi Arabistan üzerinden geçmesi gerekiyor.

Yanlış hesaplama

Direniş Ekseni komutanlarından biri, İran’ın Iraklı grupların İsrail'e karşı bölgesel savaşa katılmasını istemesine rağmen, yanlış hesap yapmalarından her zaman endişe duyduğunu ifade etti.

Iraklı silahlı gruplar, geçtiğimiz ocak ayında Ürdün'de ABD üssüne İHA ile düzenledikleri saldırıda üç ABD askerini öldürerek, istemeden de olsa büyük bir bölgesel gerilimi tetiklemişlerdi.

Irak’a komşu bir Arap ülkesini hedef alarak ve ABD askerlerini öldürerek ABD'nin ve bölge ülkelerinin kırmızı çizgilerini aşan saldırı üzerine ABD hem Irak’ta hem Suriye'de hava saldırıları düzenledi. Saldırılar sonucunda çok sayıda kişi öldü.

İranlı ve Iraklı kaynaklar o dönemde Reuters'a yaptıkları açıklamalarda gerilimin tırmanma riskinin, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun yurt dışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat'a giderek, Iraklı silahlı gruplardan saldırılarını azaltmalarını istemesini gerektirecek kadar ciddi olduğunu söylediler.

ABD askerlerini hedef alan saldırılar durduktan sonra kısa bir süre sakin bir ortam hâkim olsa da bu sürenin ardından Iraklı silahlı gruplar bu kez İsrail'e odaklandılar.

Konunun hassas olması nedeniyle isminin açıklanmaması şartıyla konuşan İranlı üst düzey bir yetkili, Iraklı grupların odak noktasının Gazze savaşı nedeniyle İsrail üzerindeki baskıyı sürdürme planı çerçevesinde İsrail’e kaydığını söyledi.

Bu saldırıların karmaşık ve sık olmasının Iraklı silahlı grupların yarattığı tehditteki artışa işaret ettiğini söyleyen İranlı yetkili, “ABD ordusu, askerlerini korumak ve müttefiklerinin savunmasını güçlendirmek için harekete geçmekte tereddüt etmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Artan tehditler

Irak daha önce de 1991 yılında Körfez Savaşı sırasında İsrail'i tehdit etmiş, Saddam Hüseyin, Tel Aviv ve Hayfa’yı scud füzeleriyle yaylım ateşine tutmuştu.

Washington, o dönemde, Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ABD öncülüğünde Arap ordularından oluşan koalisyona zarar verebilecek bir gerilimden kaçınmak için İsrail'i karşılık vermemeye ikna etti.

Hamas üyelerinin 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e saldırması ve ardından Gazze'deki savaşın başlamasından sonra, Iraklı silahlı grupların yanı sıra İran'la müttefik olan diğer gruplar da Filistinli gruplarla dayanışma içinde saldırılar düzenleyeceklerini açıkladılar.

Söz konusu gruplar başlangıçta ağırlıklı olarak ABD’nin Irak ve Suriye'deki askeri üslerini hedef alsalar da 2 Kasım'da İsrail'e yönelik ilk saldırılarını duyurdular.

Bunu takip eden aylarda İran yanlısı silahlı grupların saldırıların sorumluluğunu üstlendikleri açıklamalara göre silahlı grupların ABD güçlerine yönelik saldırıları açıkça durdurmasından sonra bile, dördü şubat ayında olmak üzere İsrail'e başka saldırılar düzenlendiği iddiası ortaya atıldı.

İddia edilen saldırıların sayısı mart ayında 17'ye yükseldi. Bu ise söz konusu saldırıların mayıs ayında iki kattan fazla aratarak günlük ortalama bir saldırıya tekabül ettiği anlamına geliyor. Ancak ABD'li yetkililer ve İran yanlısı Direniş Ekseni’nden bir kaynak, iddia edilen saldırıların hepsinin gerçek olduğundan emin olmadıklarını söylediler.

Reuters, tam olarak kaç saldırı düzenlendiğini ya da kaçının hedefini vurduğunu belirleyemedi.

İddialara genellikle sosyal medya platformlarında yayınlanan ve füzelerin Irak'ın uzak çöl bölgelerinden fırlatıldığını gösteren videolar eşlik ederken, silahlı unsurların dini figürlerin isimlerini zikrettikleri duyuruluyordu. Reuters bahsi geçen videoların ne zaman ve nerede çekildikleri de teyit edemedi.

“Sınırsız yetki”

İsrail, komşusu olduğu ülkelerde düzenlediği hava saldırıları hakkında nadiren yorum yapıyor. Ancak 2019 yılında Irak'ta İran yanlısı gruplara ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğine inanılıyor. Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya ‘İran'ın planlarını engellemek’ üzere harekete geçmeleri için ‘sınırsız yetki’ verdiğini söyledi.

İsrail ordusu, Irak'taki İran yanlısı gruplar tarafından fırlatıldığı öne sürülen füzeler hakkında bilgi istendiğinde yorum yapmaktan kaçındı.

İsrailli yetkililer, ilki kasım ayında bir okulu, ikincisi ise nisan ayında bir deniz üssünü hedef alan ve İsrail basınında saldırının Irak’tan yapıldığı belirtilen, kıyı kenti Eilat'a yönelik en az iki saldırıyı kamuoyu önünde teyit ettiler.

Bunun yanında İsrail ordusu, ‘doğudan’ gelen ve Irak’tan fırlatıldıkları düşünülen füzelerin hava savunma sistemi tarafından imha edildiğini, saldırılar sonucunda herhangi bir yaralanma ya da ölüm vakası bildirilmediğini açıkladı.

İsrail Hava Kuvvetleri'nden emekli general ve eski askeri istihbarat şefi Amos Yadlin, İsrail'e yönelik saldırıların oluşturduğu tehdidin düzeyinin, Lübnan'daki Hizbullah’ın ya da Yemen'deki Husilerin oluşturduğu tehditten ‘daha düşük’ olarak sınıflandırıldığını söyledi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) bir yetkili, Ortadoğu'nun çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren ABD güçlerinin, ABD’nin İsrail'i ve bölgesel güvenliğini savunma taahhüdü çerçevesinde Irak'tan fırlatılan füzeleri önlediğini açıkladı. Yetkili, artan tehditler karşısında bu tür önlemlerin de arttığını ifade etti.



Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir
TT

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

İbrahim Celal

Yemen, devletinin geleceği için belirleyici bir savaşa girdi ve bunun yankıları bölgesel güvenliğe ve uluslararası ticarete kadar uzanıyor. 4 Ekim'de, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi, eylül ayında Kızıldeniz sahilindeki bölgeler dahil Husiler tarafından ele geçirilen bölgeleri geri almak ve tüm Yemen toprakları üzerinde devlet otoritesini yeniden kurmak için Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatıldığını duyurdu.

Yemen hükümeti, askeri ivmeyi, artan uluslararası desteği ve Arap Koalisyonu'nun askeri operasyonlarının yeniden başlamasını kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilir mi?

Önceki operasyonlar çeşitli derecelerde başarı elde etti, ancak komuta ve kontrolün parçalı olması, uluslararası askeri hamleler arasındaki zayıf koordinasyon, çelişen bölgesel ve Batı öncelikleri, dalgalı dış destek ve Sana, el-Cevf, Marib ve Hudeyde'de geri alınan bölgelerin güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle bu başarılar tökezledi. Ancak, bu yıl Başkanlık Konseyi'nin yeniden yapılandırılması, Güney Geçiş Konseyi'nin etkisinin gerilemesi ve Riyad'ın Arap Koalisyonu içindeki rolünün güçlenmesi, savaşı daha etkili bir şekilde yürütme fırsatı sunuyor. Bu fırsatın başarısı, siyasi uyumu birleşik askeri planlamaya ve sahada koordineli uygulamaya dönüştürmeye bağlıdır.

11 Eylül'den bu yana, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Husi saldırısı Taiz'in güney ve batı eteklerindeki devam eden baskı ile birlikte Tihama kıyısının ötesindeki bölgelere genişledi. Husiler, bölgeye bakan kırsal tepelerin büyük bölümlerinde kontrollerini sağlamlaştırdılar ve Aden'e giden yolu tehdit etmeye başladılar. Tedarik hatlarının kesilmesi, yakındaki daha fazla hükümet birliğini konumlarını değiştirmeye itebilirken, siviller 11 yıl sonra bir kez daha kuşatma tehdidiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Yemen'in başkentinden sonra ikinci büyük şehri olan Taiz'de, yakıt ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları keskin bir yükseliş yaşadı.

Toprak kazanımlarını pekiştirmek için Husiler, otuzdan fazla cephede saldırılar düzenleyerek, insansız hava araçları, füzeler ve roketlerin yoğun ve koordineli ateş desteği altında cepheye sürekli takviye birlikleri sevk ettiler.

Çatışmalar, el-Akrus, Cebel Han, el-Zubab, el-Vaziye, Kahbub ve el-Mahavla cephelerinde yoğunlaştı. Husiler, Taiz ve Lahic vilayetine girişler üzerindeki kontrollerini pekiştirmeye çalışıyorlar; bu da Babul Mendeb Boğazı çevresindeki çatışma kurallarını değiştirmelerine ve orada konuşlanmış hükümet güçlerinin etrafındaki çemberi daraltmalarına olanak tanıyacak.

Lahic'de, Kahbub, el-Mudaraba ve el-Ara'da devam eden çatışmalar, kıyı cephesine erişim yollarını tehdit etmeye devam ediyor. Bu arada Marib, enerji sektöründeki önemi, sosyal ve askeri önemi ve Yemen hükümetinin son büyük kalesi olması nedeniyle stratejik olarak hayati bir ağırlık merkezi olmaya devam ediyor.

Husiler, önemli yolları ele geçirmek, ikmal hatlarını kesmek ve hükümet yanlısı askeri birlikleri kuşatmak amacıyla etraflarını sarma manevraları, elektronik savaş, keskin nişancıların mevzilerini güçlendirme ve savunma hatlarını tahkim etme gibi taktikler kullanıyorlar. Bu taktiklerin etkileri, hükümet güçlerinin operasyonel ivmelerini tüketmekle tehdit eden yoğun baskı altında kaldığı, karşı saldırılarını sekteye uğrattığı el-Muha ve Taiz kırsalında zaten görüldü.

scddv
Yemen'in Taiz şehrindeki Zubab yakınlarında Yemen hükümet güçlerinin Husilere karşı ilerleme olarak duyurduğu bir yol boyunca ilerleyen askeri araçlar, 5 Ekim 2026 (Güney Devler Tugayları/ Reuters)     

Muha ve Zubab'ı ele geçirdikten sonra Husiler, Yemen silahlı kuvvetlerinin ilerlemesini engellemek için siperler kazarak ve geniş mayın tarlaları döşeyerek hakim tepeleri hızla tahkim ettiler. Hükümetin önceliği, Husiler savunmalarını sağlamlaştırmadan önce Zubab ve Babul Mendeb'i geri almak ve yeniden kontrol ettiği tanımlanmış ateş bölgesinden faydalanmaktı.

Havha ve Hudeyde'ye doğru ilerlemek muhtemelen daha yavaş ve daha maliyetli olacak, çünkü mayın temizleme kabiliyeti, korumalı mühendislik araçları, insansız hava araçlarına karşı savunma sistemleri ve güvenli askeri ikmal hatları gerektiriyor. Sonuç olarak, ilerleme hızından ziyade, savaşı sürdürme ve direnme gücü savaşın sonucunu belirleyecektir.

Yemen hükümeti, askeri ivmeyi, artan uluslararası desteği ve Arap koalisyonunun askeri operasyonlarının yeniden başlamasını kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilecek mi?

Kapasitelerinin ötesinde savaşan güçler

Husilerin elde ettiği göreceli kazanımlara rağmen, çatışmaların genişleyen kapsamı, savaşçıları mobilize etme ve savaşı sürdürme imkanlarını ciddi şekilde test ediyor. Haberler, çocuk askerleri, önde gelen ideolojik liderlerini, polis ve güvenlik güçleri üyelerini ön cephelere gönderdiklerini gösteriyor; bu da güçlerinin birden fazla cepheye dağılarak yetersiz kaldığını düşündürüyor. Husiler yeni bölgelere doğru ilerledikçe, arka hatları saldırılara karşı giderek daha savunmasız hale geliyor.

Ancak bu göstergeler yakın bir çöküşe işaret etmiyor, çünkü Husiler hâlâ daha güvenli askeri iletişim kanallarına güvenerek birden fazla cephede planlama, mobilize olma ve saldırı başlatma konusunda önemli yeteneklere sahipler. Ancak tükenmez bir insan gücü kaynağına sahip olduklarına dair ünleri, savaş kapasitelerinin sınırlı olduğu gerçeğini gizlememeli. Savaşçıları mobilize etmek bir şey; birden fazla ve sürekli genişleyen cephelerde savaşma kapasitelerini korumak ise bambaşka bir şeydir.

Yemen hükümetinin aksine, Husiler herhangi bir büyük cephede daha fazla toprağı kontrol etmek için on binlerce savaşçıyı feda etmekten çekinmezler.

Suudi Arabistan'a saldırıların artması

Yemen'in kuzey sınırının diğer tarafında, saldırılar artıyor ve son derece ciddi bir tehdit oluşturuyor. Husilerin füze ve insansız hava aracı programı, İran silah sistemlerine ve teknolojisine, ayrıca Tahran'ın sağladığı askeri, istihbarat, teknik uzmanlık ve lojistik desteğe büyük ölçüde dayanıyor. Bu durum, Husilerin saldırılarının coğrafi kapsamını Suudi Arabistan'ın güney illerinden Riyad, Taif, Mekke, Doğu Bölgesi ve Yanbu'ya kadar genişletmelerini sağladı ve özellikle de hayati önem taşıyan enerji ve havacılık tesislerine odaklandılar.

xsdcvdef
Yemen'in Sana kentinde, ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında İran ve Lübnan ile dayanışma yürüyüşünde silah taşıyan Husi destekçileri, 27 Mart 2026 (AFP)

Eylül başından 14 Ekim 2026'ya kadar Suudi Arabistan, Husilerin bir dizi saldırısına maruz kaldı; bu saldırılar arasında tek bir haftada beş havaalanını hedef alan dokuz saldırı da yer aldı. Resmi Suudi rakamlarına göre, bu saldırılar 19 can kaybına ve yüzlerce yaralanmaya neden oldu.

Riyad ve Dammam havaalanlarına yapılan sonraki saldırılar, Husilerin sivil havacılığa yönelik tehdidini artırdı ve grubun bölgesel seyahati aksatma çabalarının uygulama aşamasına geçtiğini ortaya koydu. Ayrıca savunma sistemlerindeki zaafları ortaya çıkardılar ve Riyad'ın Yemen hükümetine verdiği desteğin maliyetini artırdılar.

Ancak, bu yüksek gerilim, Riyad'ın yıllarca çabalarını Husi tehdidini kontrol altına almaya veya diplomatik kanallar aracılığıyla başa çıkmaya odaklamasının ardından, Husi tehdidini ortadan kaldırma kararlılığını güçlendirdi.

Kesişen emeller

Husiler, İran'ın bölgesel stratejisinden sadece faydalanmanın ötesine geçerek, onun vekili haline geldiler. Yemen'deki emelleri, Tahran'ın Körfez ülkeleri ve genel olarak Arap Yarımadası üzerinde baskı kurma gücünü artırma çabalarıyla örtüşüyor. İran'ın Hürmüz Boğazı ve Babul Mendeb'i kontrol etme yönündeki paralel çabaları, Suudi Arabistan ve Körfez ihracatına baskı yapma, küresel enerji ticaretini felç etme ve daha geniş anlamda deniz trafiğini aksatma konusunda açık bir niyeti ortaya koyuyor.

Irak'ta, İran yanlısı milisler, Krallık üzerindeki baskıyı artırmak için hayati önem taşıyan Suudi tesislerine saldırılar düzenliyor.

İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın desteği ve katılımı sayesinde Husiler, diğer milis grupların başaramadığını başardılar; savaş alanındaki mücadelelerini, gerçek askeri ve ekonomik ağırlıklarının çok ötesinde jeopolitik bir etkiye dönüştürdüler. Ancak ayakta kalabilme gücü yenilmezliği garanti etmez ve stratejik önem kazanmak kalıcı bir güç sağlamaz. Husilerin askeri yetenekleri geliştikçe, sınır ötesi saldırıları giderek daha yıkıcı ve tahmin edilemez hale geliyor.

Saldırıları engelleme kapasitesini güçlendirmek ve deniz savunmasını yoğunlaştırmak bu tehdidi azaltmaya yardımcı olsa da, Husiler coğrafi derinliklerini, uzun menzilli askeri yeteneklerini, altyapılarını ve dış kaçakçılık ağlarını korudukları sürece, bu tehditleri etkisiz hale getirmek için yeterli değildir.

Saldırıları engelleme kapasitesini güçlendirmek ve deniz savunmasını yoğunlaştırmak bu tehdidi azaltmaya yardımcı olsa da, Husiler coğrafi derinliklerini, uzun menzilli askeri yeteneklerini, altyapılarını ve dış kaçakçılık ağlarını korudukları sürece, bu tehditleri etkisiz hale getirmek için yeterli değildir

Sana geri alınamaz değil

Husilerin yenilmez bir güç olduğunu söylemek, en iyi ihtimalle bir slogan, en kötü ihtimalle ise askeri tarihin seçici bir yorumudur. Vietnam ve Afganistan savaşları, silahlı hareketlerin rakipleri tükenene kadar her zaman dayanabileceğini ve ayakta kalabileceğini kanıtlamak için sıklıkla örnek gösterilir. Ancak askeri tarih başaka kanıtlar da sunmaktadır.

Latin Amerika'da Peru, 1992'de kurucusunun tutuklanmasının ardından Aydınlık Yol (Sendero Luminoso) olarak bilinen Peru Komünist Partisi'ni bitirmeyi başardı. Kolombiya'da askeri baskı, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri'ni (FARC) 2016'da bir barış anlaşmasına varmaya ve savaşçılarını terhis etmeye zorladı. Güney Asya'da Sri Lanka, 2009'da Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları'nın (LTTE) yürüttüğü silahlı mücadeleyi sona erdirdi. Benzer şekilde, DEAŞ 2019'da Irak ve Suriye'deki son kalelerini kaybetti ve böylece kendi kendine deklare ettiği halifeliği sona erdi.

Bu dört vakanın izlediği farklı yollara ve bu örgütlerin bazılarıyla bağlantılı hücrelerin varlığını sürdürmesine rağmen, popüler sloganların öne sürdüğünden daha spesifik ve kalıcı bir ders sunuyorlar. Silahlı örgütlerin sahada yeni gerçeklikler dayatma gücü, toprak ve kaynakları kontrol etmeye, komuta ve kontrol sistemlerine, silahlara, satın alma ve tedarik ağlarına sahip olmaya dayanır. Bu temeller, ciddi ve etkili bir baskıya maruz kaldıklarında zayıflatılabilir ve ortadan kaldırılabilir.

 ghyjuk
Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in Muha şehri açıklarında, Kızıldeniz'deki teknelerde, uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı Yemen sahil güvenlik üyeleri, 12 Aralık 2023 (AFP)

Bir fikir, onu benimseyen ve taşıyan hareketin ortadan kalkmasından sonra bile dış destek sayesinde hayatta kalabilir, ancak sahada kontrol kurma yeteneği de onunla birlikte ortadan kaybolabilir. Bu deneyimler, uygun strateji ve gerekli kaynaklar mevcut olduğu takdirde, güçlü bir konumda iken barışın sağlanabileceğini ve devletin otoritesi dışında faaliyet gösteren silahlı örgütlerin yenilgiye uğratılacak kadar zayıflatılabileceğini teyit ediyor.

Yemen savaşının ilk yıllarındaki deneyimi, bu sonucu bizzat destekleyen kanıtlar sunmaktadır. 2015 yılında, Husi milislerinin Yemen'in önemli bir bölümünü ele geçirmelerinden aylar sonra, yerel direniş güçleri ve Yemen hükümeti, Arap Koalisyonu'nun desteğiyle, Aden, Lahic, ed-Dali, Ebyen ve Şabva dahil olmak üzere birçok şehirden Husi milislerini çıkarmayı başardı. Hükümet güçleri 2016'da Sana'nın eteklerine, ardından 2018'de Hudeyde'ye ulaştı; ancak Stockholm Anlaşması, hükümetin Husi kontrolündeki toprakları geri almak için sürdürdüğü savaşı dondurdu.

Zamanla Husi direnişiyle ilgili algı büyüdü; oysa bahsi geçen askeri operasyonlar esas olarak diplomatik kısıtlamalar, liderlik yapısı içinde baş gösteren bölünmeler ve insani baskılar nedeniyle engellendi. Yine de bu operasyonların durması, Husileri yenmenin imkansızlığının veya Yemen silahlı kuvvetlerinin onlarla başa çıkma yetersizliğinin kanıtı değil.

Bununla birlikte, 2026'da Husiler 2014'tekinden çok daha tehlikeliler ve Sana'nın geri alınması olasılığına dair herhangi bir ciddi değerlendirme, abartıya kaçmadan bu değişimi hesaba katmalı. Yine de Husi güçleri geniş bir cepheye yayılmaları sonucu ciddi şekilde yorulmuş ve yıpranmış bir durumda.

Bu açıdan bakıldığında, Sana'nın geri alınması ulaşılabilir bir stratejik hedef olarak ele alınmalıdır. Bu hedefe giden yol, hükümetin kaybettiği toprakların çoğunu geri kazanmaktan, Marib, Cevf ve el-Bayda çevresindeki savunma derinliğini genişletmekten, Taiz üzerindeki baskıyı azaltmaktan, Babul Mendeb ve Kızıldeniz kıyılarını güvence altına almaktan, Husilerin ve İran Devrim Muhafızlarının savaş çabalarını besleyen tedarik hatları, silah tedarik ağları ve finansman kaynakları üzerindeki baskıyı artırmaktan geçiyor.

En önemli stratejik soru, Husilerle çatışmanın uzun vadeli maliyeti ile onların sürekli uzun menzilli saldırı tehditleriyle birlikte yaşamanın maliyeti arasında denge kurmaktır. Yıllardır, stratejik hesaplarda ikinci seçeneğin maliyeti hafife alındı.

İran'ın, arabuluculuk rolü oynayanlar da dahil olmak üzere Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, çatışmadan uzak durmanın çatışmanın yayılmasını engellemediğini ve sonuçlarından muaf olmayı sağlamadığını gösterdi.

Bu denklemde ekonomik boyut özellikle önemli. Enerji piyasalarının etkilenmesi için Hürmüz Boğazı veya Babul Mendeb Boğazı'nın tamamen kapatılması gerekmiyor. Süregelen belirsizlik, artan sigorta primleri ve alternatif ihracat yollarının güvenilirliği hakkındaki yenilenen şüpheler, enerji fiyatlarını yüksek tutmak için yeterli. Son haftalar, tehdit altındaki deniz yollarına alternatifler sunan Suudi ihracat tesislerinin bu testin merkezinde olduğunu gösterdi.

Yemen Şafağı Operasyonu, çok önemli bir soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır: Husiler genişleyen askeri nüfuzlarını kalıcı toprak kontrolüne dönüştürebilecekler mi, yoksa savaş, güç kullanarak iradelerini dayatma yeteneklerinin gerçek sınırlarını mı ortaya çıkaracak?

Belirleyici sınav

Husilerin artan zayıflıklarının, askeri olarak genişleme çabalarını sürdürmeleri nedeniyle Yemen hükümeti için otomatik olarak kazanımlara dönüşmesi olası değil. Başarı büyük ölçüde hükümet güçlerinin ortaklaşa hareket etme, takviyeleri hızlı bir şekilde ulaştırma, düşman takviyelerini kesme ve farklı cephelerde askeri planlamaları birleştirme yeteneğine bağlıdır.

Bu ayrıca, mühendislik, lojistik ve mayın temizleme yeteneklerinin askeri planlara entegre edilmesini, ayrıca geri alınan bölgelerin tahkim edilmesini ve istikrara kavuşturulmasını da gerektiriyor. Bu, toprak kazanımlarının korunmasını sağlayacak ve güçlerin güvence altına alma ve savunma kapasitelerinin ötesindeki konumlara ilerlemesini önleyecektir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen hükümeti ve bölgesel müttefikleri ve ortakları, ulaşılabilir ara hedefler belirleyebilirler. Yemen silahlı kuvvetlerinin Suudi Arabistan, Körfez ve Batı desteğiyle yürüttüğü operasyonlar çerçevesinde siyasi ve askeri hedeflerin koordinasyonu ve bunların gerçekleştirilmesi için yeterli kaynakların sağlanması, yıllarca yeteneklerini geliştiren, yeni savaş taktikleri icat eden ve operasyonlarını sınır boyunca genişleten bir tehdidi zayıflatmaya katkıda bulunacaktır.

Fotoğraf: Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı, hükümet güçlerinin Yemen'in Taiz şehrindeki Zubab yakınlarında Husilere karşı ilerleyişi sırasında bir araca monte edilmiş bir silahla ateş ediyor, 5 Ekim 2026 (Güney Devler Tugayları/Reuters)

Yemen Şafağı Operasyonu, çok önemli bir soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır: Husiler genişleyen askeri nüfuzlarını kalıcı toprak kontrolüne dönüştürebilecekler mi, yoksa savaş, güç kullanarak iradelerini zorla dayatma yeteneklerinin gerçek sınırlarını mı ortaya çıkaracak?

Sonuç olarak, Yemen devlet kurumlarını ve işleyiş kapasitelerini yeniden kurmalı, topraklarını ve sınırlarını güvence altına almalı ve Husilerin vatandaşlarını, komşularını ve uluslararası denizciliği tehdit etme gücünü engellemelidir.


Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
TT

Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)

Üst düzey bir Hamas lideri, hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro yöneticisi Ali el-Amudi’nin, 3 Ekim’de Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde bir konutu hedef alan İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı. Saldırıda 5 Filistinli hayatını kaybetmişti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, dün gece geç saatlerde Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, el-Amudi’nin saldırıda orta derecede yaralandığını ve uzuvlarında kırıklar meydana geldiğini söyledi. El-Amudi’nin hedef alınan dairede bulunduğunu belirten yetkili, şans eseri dairenin kenarındaki bir bölümde bulunması sayesinde hayatta kaldığını ifade etti.

Olayla ilgili başka ayrıntı vermeyen yetkili, el-aAmudi’nin saldırının ardından sağlık durumunun iyi olduğunu ve güvenli bir yerde tedavi gördüğünü belirtmekle yetindi.

Bu açıklama, el-Amudi’nin saldırı sırasında konutta bulunduğunu doğrulayan ve bir Hamas yetkilisinden gelen ilk açıklama oldu. Şarku’l Avsat’a son günlerde konuşan çeşitli kaynaklar, el-Amudi’nin saldırıda hayatını kaybettiği iddialarını reddederek saldırıdan sağ kurtulduğunu belirtmişti.

Önceki rivayetler

Hamas’tan üç kaynak, birkaç gün önce yaptıkları açıklamada, saldırıdan yaklaşık 3 saat önce el-Amudi’ye acil bir istihbarat raporu ulaştığını ve bu raporun kendisini bulunduğu yerden ayrılmaya yönelttiğini söyledi. Ancak raporda, doğrudan kendisini hedef alacak bir operasyon düzenleneceğine ilişkin kesin bir bilgi bulunmuyordu.

Kaynaklar, o dönemde birbirini doğrulayan ayrı açıklamalarında, el-Amudi’nin hedef alınan konutta bulunduğunu ve istihbarat raporunda yer alan bilgileri ciddiye alarak başka bir güvenli yere geçtiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı hava unsurlarından iki kişinin, bu ayın 2’sinde gündüz saatlerinde, Filistinli güvenlik birimlerince tehlikeli teknolojileriyle tanınan bir tür İsrail keşif İHA’sının yoğun uçuşlarını tespit ettiğini aktardı. İki İHA’nın Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde ve binanın çevresinde dairesel şekilde uçtuğu belirtildi.

Kaynaklara göre bölgede uçan İHA’lar, yapay zekâ ve hedeflerin hassas biçimde belirlenmesini sağlayan diğer teknolojilere dayalı gelişmiş istihbarat sistemleri taşıyordu. Saatler boyunca bu İHA’ları açıkça gözlemleyen iki görevli, bölgede bulunan üst düzey bir isme yönelik suikast düzenlenebileceğini değerlendirdi. Bunun üzerine acil istihbarat raporunu daha üst düzey güvenlik birimlerine ilettiler. Rapor, aralarında el-Amudi’nin de bulunduğu Hamas’ın üst düzey isimlerini korumakla görevli birimlere ulaştırıldı.

Kaynaklar, el-Amudi’nin güvenliğinden sorumlu olan ve bulunduğu yeri bilen tek kişinin raporu almasının ardından hemen kendisine gittiğini ve yaşananlar hakkında bilgi verdiğini kaydetti. Bunun üzerine Hamas yetkilisinin, gecikmeden veya ertelemeden konuttan ayrılmaya karar verdiği, hedefin kendisi olabileceğini düşündüğü belirtildi. Yaklaşık bir saat veya daha uzun bir süre sonra dairenin gelişmiş güdümlü füzelerle ve bir ya da iki kamikaze İHA’yla hedef alınması, bu ihtimali doğrular nitelikteydi.

El-Amudi’nin yaralandığını açıklayan üst düzey Hamas yetkilisi, söz konusu bilgileri doğrulamayı da yalanlamayı da reddetti. Ancak sahadaki gelişmeleri takip eden ve İsrail İHA’larının Gazze Şeridi üzerindeki hareketlerini izleyen unsurların, farklı kademelerdeki Hamas yöneticilerine düzenli olarak istihbarat raporları ilettiğini doğruladı. Bu raporların, İHA’ların uçtuğu belirli bölgelerde suikast veya başka türden operasyonlar düzenlenebileceğine işaret edebildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat, el-Amudi’nin yaralandığı ve saldırıdan önce daireden ayrılmadığı yönündeki bilgileri doğrulatmak amacıyla kaynaklarıyla iletişime geçmeye çalıştı. Ancak kaynaklardan ikisi yanıt vermedi. Üçüncü kaynak ise bilgilerinin kurum içi bir rapora dayandığını söylemekle yetindi ve daha fazla açıklama yapmadı.

Hamas’ın, İsrail’in saldırılarında başarısız olduğu izlenimini vermek ve İsrail güvenlik birimlerinde belirsizlik yaratmak amacıyla yürüttüğü istihbarat savaşı kapsamında, el-Amudi’nin yaralandığına ilişkin bilgileri kendi yöneticilerinden, diğer Filistinli grupların yetkililerinden ve başka kişilerden bile gizlemeye çalışmış olabileceği değerlendiriliyor. Nitekim bazı İbranice yayınlarda yer alan haberlere göre İsrail tarafı, söz konusu operasyonun neden başarısız olduğunu araştırıyor.

Kilit karakter

Hamas içinde el-Amudi, stratejik düşünen güvenlik isimlerinden biri olarak tanınıyor. Bu özelliği, son dönemde hareketin liderlik kademelerinde yükselmesini ve İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasından bu yana birçok sorumluluk üstlenmesini sağladı.

El-Amudi, Hamas’ın eski lideri Yahya Sinvar’a hem İsrail hapishanelerinde hem de hapishane dışında oldukça yakındı. İkili, serbest bırakılmadan önce aynı dönemde tutuklu bulunuyordu. El-Amudi, İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında Filistinli tutukluların salıverildiği takas anlaşması kapsamında özgürlüğüne kavuşmuştu.

Hamas Siyasi Büro üyesi olan el-Amudi, savaş öncesinde hareketin medya biriminden sorumluydu. Aralık 2025’te ise hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro faaliyetlerini yürütmekle görevlendirildi. Bu görevlendirme, Sinvar’a yakın bazı isimlerle birlikte hareketin Gazze’deki yönetimini üstlenmesi amacıyla yapıldı. Söz konusu isimlerin çoğu, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yaşıyordu. Ancak Hamas’ın bazı yöneticileri, bu görevlendirme ve aday gösterme sürecinin hareketin iç tüzüğünü dolanmanın bir yolu olduğu gerekçesiyle karara karşı çıktı.

Suikast girişiminden günler önce el-Amudi, Hamas’ın Gazze’deki liderliğini belirlemek amacıyla düzenlenen iç seçimlerde yarıştı. Ancak rakibi Nizar Avadullah karşısında sonuç alamadı. İtiraz üzerine durdurulan seçimlerin ikinci turunun yapılması planlanıyordu.

El-Amudi, Hamas’ın hem Gazze Şeridi’nde hem de dışında kilit isimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve hareketin aldığı birçok karar üzerinde etkili oluyor.


Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı
TT

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen’de Taiz ve Lahic cephelerinde askeri çatışmalar devam ediyor. Yemen Silahlı Kuvvetleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun desteğiyle başlatılan Yemen Şafağı operasyonunun başlamasından bu yana düzenlenen hava ve kara saldırılarının toplamının 17 bini aştığını açıkladı. Birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşanırken, çatışmalar özellikle Taiz kenti çevresi ile kentin güneyi ve batısındaki bölgelerde yoğunlaştı.

Gerilim, yerleşim bölgeleri ve hükümet tesislerine de yayıldı. Yemen makamları, Marib’de Husilerin yerleşim bölgelerini balistik füzeler ve diğer mühimmatlarla hedef aldığını bildirdi. Yetkililer, yerleşim alanlarının hedef alınmasının yol açabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulundu.

Aden’de Cumhurbaşkanlığı Maşık Sarayı ile kentin batısındaki Bureyka bölgesini hedef alan füze saldırısında ölenlerin sayısı 5’e, yaralananların sayısı ise 16’ya yükseldi. Yemen Halk Sağlığı Bakanı Kasım Buhaybeh, saldırının bilançosunu açıkladı. Bu sırada cepheleri güçlendirmek ve Husilerin Lahic ile Bab el-Mendeb’e hakim stratejik bölgelere doğru ilerlemesini engellemek amacıyla askeri hareketlilik sürüyor.

Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden ve giderek yoğunlaşan saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Konsey, 2015 yılında kabul edilen 2216 sayılı karar ile sonraki kararların eksiksiz uygulanması gerektiğini vurguladı. Husilerin saldırılarını sürdürmelerine olanak sağlayacak silah, teçhizat ve yardımlara erişmesini engellemek için somut işbirliği çağrısında bulunan Konsey, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliğini savunma hakkına sahip olduğunu teyit etti.

Riyad yönetimi, BM Güvenlik Konseyi’nin açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Suudi Arabistan, topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında Konsey üyelerinin gösterdiği dayanışmayı takdir ettiğini belirtti. Riyad ayrıca güvenliğini, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumak için gerekli tedbirleri alma hakkını teyit etti.