Irak’taki silahlı grupların İsrail'e fırlattığı roketler ABD’yi ve İran'ı endişelendirdi

Irak’taki silahlı grupların İsrail’e yönelik roketli saldırıların son dönemde artması, bölgede gerilimin tırmanmasına yol açabileceği endişesine neden oldu

Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)
Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)
TT

Irak’taki silahlı grupların İsrail'e fırlattığı roketler ABD’yi ve İran'ı endişelendirdi

Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)
Iraklı silahlı gruplardan Hizbullah Tugayları, üyelerinin İsrail bayrağını çiğnediği bir askerî geçit töreni düzenledi (Reuters)

Irak'taki İran yanlısı silahlı grupların son birkaç haftadır İsrail'e yönelik roket saldırılarını arttırması Washington'da endişelere yol açarken, İran'ın müttefiklerinden bazıları da saldırıların kan dökülmesine yol açması halinde İsrail'in misilleme yapmasından ve bölgede gerilimin tırmanmasından korkuyor.

Batılı yetkililer ve İsrailli uzmanlar her ne kadar yüzlerce kilometre uzaktan düzenlenen bu saldırıları İsrail için Hamas Hareketi’nin ve Hizbullah’ın doğrudan saldırıları kadar büyük bir tehdit olarak görmese de saldırıların sıklığı ve karmaşıklığı artmış durumda.

ABD'li yetkililere ve İsrail ordusunun kamuoyuna yaptığı açıklamalara göre saldırılardan en az ikisi hedeflerini vururken, ABD ve İsrail savunma sistemleri çok sayıda füze ve mermiyi karşılamak zorunda kaldı.

İran’ın ve ABD'nin endişeleri

ABD merkezli düşünce kuruluşu Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Michael Knights, genel olarak kullanılan silah sistemlerinin çeşitliliğinin ve saldırıların sıklığının arttığını belirtti. Knights, bu durumun ‘İsrail'in görevini zorlaştıracağını ve savunma alanındaki maliyetlerini arttıracağını’ söyledi.

Reuters, aralarında Iraklı silahlı gruplar ve İran'ın Direniş Ekseni olarak bilinen bölgesel müttefik ağındaki diğer gruplardan kaynakların yanı sıra, ABD ve bölge ülkelerinden yetkililerin de araların bulunduğu 10'dan fazla kişiyle konuştu. Bu kişilerin çoğu hassas bir konuda samimi değerlendirmelerde bulunabilmek için isimlerinin gizli kalmasını şart koştu.

Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) ve Nuceba Hareketi gibi Iraklı silahlı grupların saldırılarının Washington'da giderek artan bir endişeye yol açtığı belirtiliyor. Bunun yanı sıra kapsamlı bir bölgesel çatışmadan kaçınmak için İsrail ile çatışmalarını dikkatle ölçüp biçen İran ve Lübnan'daki müttefiki Hizbullah’ta da bazı çevreler bu konuda tedirgin.

İran’a yakın Iraklı gruplar arasındaki hâkim görüşü aktaran Direniş Ekseni komutanlarından biri, “Direniş Ekseni’ni, şu an istemediği bir duruma bulaştırabilirler” dedi.

“Doğal bir seyir”

Direniş Ekseni’nin en örgütlü unsurları olan İran ve Hizbullah geçmişte Iraklı grupları dizginlemeye çalışmıştı.

Irak’ta İsrail’e yönelik saldırılara katılan başlıca silahlı gruplardan biri olan Nuceba Hareketi Sözcüsü Hüseyin el-Musevi Reuters'a yaptığı açıklamada, saldırıların, Iraklı grupların rolünün ‘doğal bir seyri’ olduğunu ve Gazze'deki savaşın maliyetini arttırmayı amaçladığını söyledi.

Direniş Ekseni tarafından yürütülen operasyonların zaman ya da mekanla sınırlı olmadığını söyleyen Musevi, “Direniş Ekseni gruplarından biri olarak haklı olduğumuz ve arkamızdaki halk ve resmi iradeyi temsil ettiğimiz sürece sonuçlarından korkmuyoruz” ifadelerini kullandı.

xscdvfrgb
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İran Dışişleri Bakan Vekili Ali Bakıri'yi Beyrut'ta ağırladı (Hizbullah Medya Ofisi/Reuters)

Hem Washington hem de Tahran'la ittifakını dikkatli bir şekilde dengeleyen Irak hükümeti, saldırıları resmen onaylamadı, ancak durduramadı ya da durdurmak istemedi.

Eleştirmenlere göre bu durum, İran'a yakın Iraklı silahlı grupların siyasi kanatlarının yer aldığı bir koalisyon tarafından kurulan hükümetin başında olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin otoritesinin sınırlarını gösterirken, aynı zamanda Irak'ın iş dünyasına kapılarını açan istikrarlı bir ülke olarak imajını düzeltme çabalarını da baltalayabilir.

Iraklı silahlı grupların kökleri

Irak İsrail'i tanımıyor ve 2022 tarihli bir yasa, İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye çalışanlar ya ölüme ya da müebbet hapis cezasına çaptırılmasını öngörüyor.

Ne İsrail ne de Irak hükümetleri yorum taleplerine yanıt verirken, ABD Dışişleri Bakanlığı da konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Iraklı silahlı grupların kökleri 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin düşürülmesinin ardından Irak'ta ABD güçlerine karşı verilen mücadeleye dayanıyor. O zamandan beri bölgede daha fazla alana erişen bu grupların ve Kızıldeniz'deki gemilere saldırılar düzenleyen Yemen'deki Husiler gibi İran’ın diğer müttefiklerinin rolleri de ivme kazandı.

Iraklı silahlı gruplar, İran'ın Suriye savaşında desteklediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed'e bağlı güçlerin yanında yer alarak, İsrail sınırına yakın bölgelerde mevziler edindiler. Bunun yanında 2021 ve 2022'de Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) karşı insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırıların sorumluluğunu kimliği belirsiz bir Iraklı grup üstlendi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’dan aktardığı habere göre Michael Knights, Iraklı silahlı grupların İsrail'e yönelik saldırılarının Bağdat'ın güneyindeki bölgelerden ve Irak-Suriye sınırında İran yanlısı grupların kontrolündeki bölgelerden düzenlendiğini söyledi.

Füzelerin Irak'tan İsrail'e ulaşabilmesi için Suriye, Ürdün ya da Suudi Arabistan üzerinden geçmesi gerekiyor.

Yanlış hesaplama

Direniş Ekseni komutanlarından biri, İran’ın Iraklı grupların İsrail'e karşı bölgesel savaşa katılmasını istemesine rağmen, yanlış hesap yapmalarından her zaman endişe duyduğunu ifade etti.

Iraklı silahlı gruplar, geçtiğimiz ocak ayında Ürdün'de ABD üssüne İHA ile düzenledikleri saldırıda üç ABD askerini öldürerek, istemeden de olsa büyük bir bölgesel gerilimi tetiklemişlerdi.

Irak’a komşu bir Arap ülkesini hedef alarak ve ABD askerlerini öldürerek ABD'nin ve bölge ülkelerinin kırmızı çizgilerini aşan saldırı üzerine ABD hem Irak’ta hem Suriye'de hava saldırıları düzenledi. Saldırılar sonucunda çok sayıda kişi öldü.

İranlı ve Iraklı kaynaklar o dönemde Reuters'a yaptıkları açıklamalarda gerilimin tırmanma riskinin, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun yurt dışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat'a giderek, Iraklı silahlı gruplardan saldırılarını azaltmalarını istemesini gerektirecek kadar ciddi olduğunu söylediler.

ABD askerlerini hedef alan saldırılar durduktan sonra kısa bir süre sakin bir ortam hâkim olsa da bu sürenin ardından Iraklı silahlı gruplar bu kez İsrail'e odaklandılar.

Konunun hassas olması nedeniyle isminin açıklanmaması şartıyla konuşan İranlı üst düzey bir yetkili, Iraklı grupların odak noktasının Gazze savaşı nedeniyle İsrail üzerindeki baskıyı sürdürme planı çerçevesinde İsrail’e kaydığını söyledi.

Bu saldırıların karmaşık ve sık olmasının Iraklı silahlı grupların yarattığı tehditteki artışa işaret ettiğini söyleyen İranlı yetkili, “ABD ordusu, askerlerini korumak ve müttefiklerinin savunmasını güçlendirmek için harekete geçmekte tereddüt etmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Artan tehditler

Irak daha önce de 1991 yılında Körfez Savaşı sırasında İsrail'i tehdit etmiş, Saddam Hüseyin, Tel Aviv ve Hayfa’yı scud füzeleriyle yaylım ateşine tutmuştu.

Washington, o dönemde, Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ABD öncülüğünde Arap ordularından oluşan koalisyona zarar verebilecek bir gerilimden kaçınmak için İsrail'i karşılık vermemeye ikna etti.

Hamas üyelerinin 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e saldırması ve ardından Gazze'deki savaşın başlamasından sonra, Iraklı silahlı grupların yanı sıra İran'la müttefik olan diğer gruplar da Filistinli gruplarla dayanışma içinde saldırılar düzenleyeceklerini açıkladılar.

Söz konusu gruplar başlangıçta ağırlıklı olarak ABD’nin Irak ve Suriye'deki askeri üslerini hedef alsalar da 2 Kasım'da İsrail'e yönelik ilk saldırılarını duyurdular.

Bunu takip eden aylarda İran yanlısı silahlı grupların saldırıların sorumluluğunu üstlendikleri açıklamalara göre silahlı grupların ABD güçlerine yönelik saldırıları açıkça durdurmasından sonra bile, dördü şubat ayında olmak üzere İsrail'e başka saldırılar düzenlendiği iddiası ortaya atıldı.

İddia edilen saldırıların sayısı mart ayında 17'ye yükseldi. Bu ise söz konusu saldırıların mayıs ayında iki kattan fazla aratarak günlük ortalama bir saldırıya tekabül ettiği anlamına geliyor. Ancak ABD'li yetkililer ve İran yanlısı Direniş Ekseni’nden bir kaynak, iddia edilen saldırıların hepsinin gerçek olduğundan emin olmadıklarını söylediler.

Reuters, tam olarak kaç saldırı düzenlendiğini ya da kaçının hedefini vurduğunu belirleyemedi.

İddialara genellikle sosyal medya platformlarında yayınlanan ve füzelerin Irak'ın uzak çöl bölgelerinden fırlatıldığını gösteren videolar eşlik ederken, silahlı unsurların dini figürlerin isimlerini zikrettikleri duyuruluyordu. Reuters bahsi geçen videoların ne zaman ve nerede çekildikleri de teyit edemedi.

“Sınırsız yetki”

İsrail, komşusu olduğu ülkelerde düzenlediği hava saldırıları hakkında nadiren yorum yapıyor. Ancak 2019 yılında Irak'ta İran yanlısı gruplara ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğine inanılıyor. Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya ‘İran'ın planlarını engellemek’ üzere harekete geçmeleri için ‘sınırsız yetki’ verdiğini söyledi.

İsrail ordusu, Irak'taki İran yanlısı gruplar tarafından fırlatıldığı öne sürülen füzeler hakkında bilgi istendiğinde yorum yapmaktan kaçındı.

İsrailli yetkililer, ilki kasım ayında bir okulu, ikincisi ise nisan ayında bir deniz üssünü hedef alan ve İsrail basınında saldırının Irak’tan yapıldığı belirtilen, kıyı kenti Eilat'a yönelik en az iki saldırıyı kamuoyu önünde teyit ettiler.

Bunun yanında İsrail ordusu, ‘doğudan’ gelen ve Irak’tan fırlatıldıkları düşünülen füzelerin hava savunma sistemi tarafından imha edildiğini, saldırılar sonucunda herhangi bir yaralanma ya da ölüm vakası bildirilmediğini açıkladı.

İsrail Hava Kuvvetleri'nden emekli general ve eski askeri istihbarat şefi Amos Yadlin, İsrail'e yönelik saldırıların oluşturduğu tehdidin düzeyinin, Lübnan'daki Hizbullah’ın ya da Yemen'deki Husilerin oluşturduğu tehditten ‘daha düşük’ olarak sınıflandırıldığını söyledi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) bir yetkili, Ortadoğu'nun çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren ABD güçlerinin, ABD’nin İsrail'i ve bölgesel güvenliğini savunma taahhüdü çerçevesinde Irak'tan fırlatılan füzeleri önlediğini açıkladı. Yetkili, artan tehditler karşısında bu tür önlemlerin de arttığını ifade etti.



Ürdün ordusu: İran'dan ateşlenen üç füze topraklarımıza düştü

Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
TT

Ürdün ordusu: İran'dan ateşlenen üç füze topraklarımıza düştü

Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, İran'dan ateşlenen üç füzenin pazar sabaha karşı ülke topraklarına düştüğünü, olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığını açıkladı. Gelişme, İran ile ABD arasında İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nda bir gemiyi hedef almasının ardından yeniden başlayan karşılıklı saldırılar sırasında yaşandı.

Şarku’l Avsat’ın Ürdün Haber Ajansı Petra'dan aktardığı haber göre Ürdün Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı'ndan üst düzey bir askeri kaynak, "İran topraklarından gelen üç füze bu sabah erken saatlerde ülkenin farklı bölgelerine düştü. Olayda herhangi bir can kaybı yaşanmazken, yalnızca sınırlı maddi hasar meydana geldi" ifadelerini kullandı.

Kaynak, Kraliyet İstihkâm Birlikleri ekiplerinin derhal olay yerlerine sevk edildiğini, bölgeleri güvenlik altına alarak füze parçaları ve kalıntılarını teknik prosedürlere uygun şekilde etkisiz hale getirdiğini, ilgili kurumların ise sahadaki gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüğünü belirtti.

Açıklamada ayrıca Ürdün Silahlı Kuvvetleri'nin (Arap Ordusu), ülke hava sahasının veya topraklarının çatışma alanı olarak kullanılmasına izin vermeyeceği vurgulandı. Ordu, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini hedef alan her türlü tehdide kararlılıkla karşılık verileceğini, tüm birliklerin olası tehditlere karşı en üst seviyede hazırlıklı olduğunu bildirdi.

Öte yandan ABD ordusu da bugün İran'a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını duyurdu. Saldırıların, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisini hedef almasının ardından ve ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada bunun bu hafta İran'a yönelik düzenlenen üçüncü saldırı dalgası olduğunu belirterek, operasyonun "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan Kıbrıs bayraklı bir konteyner gemisine açık bir saldırı düzenlemesinin ardından" gerçekleştirildiğini ifade etti.


Ali et-Tahir Geçidi ile Hürmüz Boğazı arasında Lübnan’ın Güneyi

İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
TT

Ali et-Tahir Geçidi ile Hürmüz Boğazı arasında Lübnan’ın Güneyi

İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)
İsrail’in düzenlediği hava saldırıları sonucu enkaza dönüşen bir bina (Şarku’l Avsat)

Önce Sur'a, oradan Nabatiye'ye giden yolda sizi karşılayan fotoğraflar tüm hikâyeyi anlatıyor. Bunlar Hasan Nasrallah ve yol arkadaşlarının fotoğrafları, Ayetullah Humeyni ve Ali Hamaney'in oğlu Mücateba Hamaney’in yan yana görüldükleri fotoğraflar ve Kasım Süleymani'nin portreleriydi. Bir de yanından geçtiğimiz El-Musalih'teki kalesinin yakınlarında yer alan Meclis Başkanı Nebih Berri'nin fotoğrafları.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan'ın güneyindeki köy ve kasabalarda gerçekleştirdiği gezide ziyaretçi, bu bölgenin kaderinin bugün Nebatiye şehri yakınlarındaki stratejik tepe olan ‘Ali et-Tahir Geçidi’nde ve Körfez'deki Hürmüz Boğazı'nda yaşananların seyrinde ne kadar süredir askıda kaldığını dinleyebilir. Ali et-Tahir tepesinin tünellerinde Hizbullah savaşçılarının tahkimat kurduğu düşünülse de İsrail, tepenin eşiğinde bekleyerek burayı ele geçirmekle tehdit ediyor. Bu da Lübnan Hizbullah’ının müttefiki İran'ın da içine çekileceği yeni bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir. Gerçek şu ki bu tabloyu izleyen biri, Lübnan'ın güneyini bölgedeki büyük krizle birbirine bağlayan İran ipliğini ona hatırlatacak birine ihtiyaç duymuyor. Mesele yalnızca Lübnan'ın ABD-İran mutabakat muhtırasının birinci maddesinde ve ateşkes çerçevesinde anılmasıyla sınırlı değil. İran ipi muhtıranın bir ürünü olmanın ötesinde çok daha derin ve çok daha eski.

Güney köylerindeki yıkım insanı ürkütüyor. Bu küçük taşlar bir zamanlar birer duvardı. Sakinlerine yaz sıcağını, kış soğuğunu ve rüzgârların hainliğini savuşturacaklarını vaat eden birer çatıydı. Annenin altında çocuklarını kucakladığı çatılar. Açlığı kovalayacak yemekler pişirdiği çatılar. Çocukların okula gidip babaların gözleri, dedelerin gülümsemeleri ve duvarlara asılı fotoğraflar eşliğinde büyüdüğü çatılar. Kasırga esip geçmeden önceydi bunlar, ama artık öyle değil.


Irak’taki silahlı gruplar Hamaney’e bağlılık yemini ediyor ve silahlarını teslim etmeyi reddediyor

Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)
Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)
TT

Irak’taki silahlı gruplar Hamaney’e bağlılık yemini ediyor ve silahlarını teslim etmeyi reddediyor

Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)
Irak’taki Ketaib Hizbullah mensupları, Bağdat’ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor. (AFP)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Washington’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretten yaklaşık bir hafta önce, Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırılan yapıyla bağlantılı grup ve oluşumlar, silahlarını devlete teslim etmeyi reddettiklerini açıkladı.

ABD yönetimi, Bağdat’a bağlı silahlı grupların silahsızlandırılması ve İran’la bağlarının koparılması yönündeki baskısını sürdürürken, söz konusu grupların son açıklamaları Başbakan Zeydi’yi karmaşık siyasi ve güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya bırakıyor.

Irak hükümeti daha önce, uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri varlığının hükümetle varılan anlaşma uyarınca sona ereceği döneme denk gelecek şekilde, silahların teslim edilmesi ve silahsızlanma süreci için gelecek eylül ayı sonunu nihai tarih olarak belirlemişti.

Zeydi geçen hafta yaptığı açıklamada, hükümetin silahlı gruplarla diyalog yürüttüğünü ve bu yapıların faaliyetlerinin ilerleyen süreçte siyasi ve toplumsal alana kayacağını söylemişti.

Zeydi, silahların teslim edilmesi ve silahsızlandırma için belirlenen sürenin sona ermesiyle birlikte, silahlı gücün tamamen devletin resmî kurumları ile yetkili silahlı ve güvenlik birimlerinin tekelinde olacağını ifade etti.

Ketaib Hizbullah uyarıda bulundu

Sert ifadeler kullanan ve Ebu Hüseyin el-Humeydavi olarak bilinen Ketaib Hizbullah yetkilisi, Irak hükümetinden ‘direnişe boyun eğmesini’ istedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, nisan ayında İran’a en yakın silahlı grup liderlerinden biri olarak bilinen Humeydavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyurmuştu.

Humeydavi yayımladığı açıklamada, Ketaib Hizbullah’ın, hayatını kaybeden İran Dini Lideri Ali Hamaney’in talimatıyla kurulduğunu belirterek, “Mensupları o çizgiye bağlıydı ve bağlı kalmaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Humeydavi açıklamasında, “Bu tarihi dönemeçte siyasi liderleri ve hükümet yetkililerini, direniş ve cihat halkının iradesine uymaya, küresel güçlerin projelerinin peşinden sürüklenmemeye ve onların kötü niyetli gündemleriyle uyumlu hareket etmemeye çağırıyoruz. Rotadan sapılması halinde halkımız kendi sözünü ve kararını ortaya koyacaktır." ifadeleriyle silahların teslim edilmesine yönelik plana atıfta bulundu.

Irak’taki İslami Direniş olarak adlandırılan oluşum da silahlarını teslim etmeyi reddettiğini açıkladı. Silahlı koalisyon, kamuoyuna açık olmayan ve gündemleri İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetleriyle örtüşen çeşitli gruplardan oluşurken, bu yapılar İran’a yakın bilinen silahlı grupların gizli kanatları olarak değerlendiriliyor.

Oluşum dün yayımladığı açıklamada, “Direniş çizgisine bağlılığımızı sürdürüyoruz. Düşmanlar bilsin ki Hak Ekseni güçleri tek bir beden gibidir ve liderimiz Hamaney’in çizdiği cihat çerçevesi doğrultusunda hareket etmektedir. Hiçbir zorluk bizi yolumuzdan döndüremeyecek, aksine mazlumlara destek vermek ve Irak ile bölgedeki işgalcileri çıkarmak yönündeki kararlılığımızı artıracaktır” ifadelerine yer verdi.

Açıklamada, “Silahımız hiçbir zaman pazarlık konusu olmadı; o bizim inancımız ve omuzlarımızdaki emanettir. Bu silahla hegemonya zincirlerini kıracak ve zorba güçlerin önünü keseceğiz” denildi.

Oluşum ayrıca, "Bugüne kadar ulaştığımız noktada durmayacağız. Karşı karşıya olduğumuz büyüyen tehditler doğrultusunda askerî ve güvenlik kapasitemizi nitelik ve nicelik bakımından geliştirmeyi, hazırlık seviyemizi yükseltmeyi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, silahların yalnızca devletin elinde toplanması çağrısına olumlu yanıt verdi. Sadr, geçen ay Seraya es-Selam’a bağlı güçlere silahlarını ve resmî karargâhlarını devlete teslim etme talimatı vermişti. Asaib Ehli’l Hak ile İmam Ali Tugayları da aynı çağrıya uyarken, bazı grupların bu adıma karşı çıkmayı sürdürmesinin hükümet açısından söz konusu dosyadaki zorluk ve karmaşıklıkları artıracağı değerlendiriliyor.

Yargıdan beklenen adım

Gözlemciler, silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda ikiye ayrılıyor. Bir kesim, İran’dan bu yönde açık bir onay ya da esneklik gelmediği sürece bunun mümkün olmadığını savunurken, diğer kesim ise hızla değişen bölgesel koşulların hükümete bu hedefi gerçekleştirme imkânı sağlayacağı görüşünü dile getiriyor.

Siyasi analist Nizar Haydar, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, silahlı grupların kamuoyuna açıkladıkları ile perde arkasında yürüttükleri süreçler arasında ayrım yapılması gerektiğini belirterek, “Gizli mutabakatlar, nihayetinde silahların tamamen teslim edilmesi ve bu grupların askerî yapılanmalarının dağıtılmasıyla sonuçlanacaktır” dedi.

Haydar, Irak yargısının da silahlarını devlet denetimi dışında tutmaya devam eden taraflara karşı caydırıcı bir tutum benimsemesinin beklendiğini ifade ederek, yargının 2003 yılından bu yana ilk kez kapsamlı bir hukuk metni yayımlamaya hazırlandığını söyledi.

ergt
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)

Haydar, “Devlet dışında faaliyet gösteren her türlü askerî oluşum veya askerî faaliyetin terör eylemi olarak sınıflandırılması ve yürürlükteki Irak yasaları uyarınca bunun cezasının idama kadar varması bekleniyor” ifadesini kullandı.

Söz konusu hukuk metninin yürürlüğe girmesi halinde, hükümetin silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik planlarını hayata geçirmesine önemli katkı sağlayacağını savunan Haydar, silahlı grupların tasfiyesi sürecinin hükümetin güvenlik ve askerî kurumları, bağlı oldukları grup liderlerinden kopmayı reddeden milis unsurlarından arındırmaya yönelik adımlarıyla da güçlendiğini belirtti.

Haydar, geçmiş dönemde bazı grupların güvenlik ve askerî karar alma yetkilerini Başkomutan’a devretmeyi kabul ettiğini hatırlatarak, hükümetin aynı yaklaşımı benimsemeyen unsurları güvenlik kurumlarından uzaklaştırmayı hedeflediğini sözlerine ekledi.