İsrail'in katliama dönüşen rehineleri kurtarma operasyonunda neler yaşandı?

Filistinliler öfke kusarken, rehine kurtarma operasyonunda Washington'ın rolüyle ilgili bazı bilgiler sızdırıldı. Savaş sırasındaki üçüncü esir kurtarma operasyonunda rehinelerin hepsinin apartmanlarda olduğu anlaşıldı. Gantz istifasını erteledi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki rehineleri kurtarmak için düzenlediği operasyon sırasında yaralanan Filistinliler el-Avde Hastanesi’ne getirildi (EPA)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki rehineleri kurtarmak için düzenlediği operasyon sırasında yaralanan Filistinliler el-Avde Hastanesi’ne getirildi (EPA)
TT

İsrail'in katliama dönüşen rehineleri kurtarma operasyonunda neler yaşandı?

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki rehineleri kurtarmak için düzenlediği operasyon sırasında yaralanan Filistinliler el-Avde Hastanesi’ne getirildi (EPA)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki rehineleri kurtarmak için düzenlediği operasyon sırasında yaralanan Filistinliler el-Avde Hastanesi’ne getirildi (EPA)

İsrail ordusu düzenlediği özel bir operasyonla Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda tutulan İsrailli 4 rehineyi sağ olarak kurtardı. Operasyon sırasında karada, denizde ve havada her türlü silah kullanıldı. İsrail’in rehine kurtarma operasyonu sırasında gerçekleştirdiği katliamda en az 210 Filistinli öldürüldü, 400 Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusunun Yamam özel biriminden bir asker öldürüldü. Operasyon sırasında İbranice kısaltmasıyla ‘Yamam’ ismiyle tanınan özel harekât ekibinin bir üyesi de öldü. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, tüm rehineler evlerine dönene kadar Gazze Şeridi'nde rehine kurtarma operasyonlarının tekrarlanacağını söylerken, İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz hükümetten istifasını açıklayacağı basın toplantısının ertelendiğini duyurdu.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, düzenlenen operasyon sırasında 4 rehinenin yoğun ateş altında Hamas'ın esaretinden kurtarıldığını açıkladı.

İsrailli rehineleri kurtarmak için düzenlenen operasyon Nuseyrat Mülteci Kampı’nda geniş çaplı yıkıma yol açtı (AFP)İsrailli rehineleri kurtarmak için düzenlenen operasyon Nuseyrat Mülteci Kampı’nda geniş çaplı yıkıma yol açtı (AFP)

İsrailli askerlerin ‘en zorlu yerlerde, bir mülteci kampının merkezinde ve gün ortasında ağır ateş altında büyük bir cesaret gösterdiğini’ söyleyen Gallant, operasyonu son 47 yıldır gördüğü en etkileyici operasyonlardan biri olarak tanımladı. İsrailli bakan, “Bu kadar çok şeyi böyle güçlü ve iş birliği içinde, böyle başarılı bir şekilde yaptığımızı hatırlamıyorum” dedi.

Gallant, kaçırılanların kurtarılmasını sadece etkileyici bir operasyonel başarı değil, aynı zamanda savaşın hedeflerine ulaşılması için de bir fırsat olarak değerlendirdi.

Operasyon, özel kuvvetlerin Nusayrat Mülteci Kampı'nın merkezine sızmasıyla başladı. Ancak İsrail özel kuvvetlerinin kampa sızdığı fark edildi. Bunun üzerinde İsrail'in havadan, karadan ve denizden her türlü silahı kullandığı çatışmalar patlak verdi ve bölgede bir katliam yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan sahadaki kaynaklar, İsrail özel kuvvetlerinin yardım kamyonlarıyla sivil kıyafetler içinde Nuseyrat Mülteci Kampı’nın merkezine sızdığını, ancak fark edildiklerini ve şiddetli çatışmaların yaşandığını söylediler. Aynı kaynaklar, daha sonra İsrail özel kuvvetlerine diğer kuvvetlerden eşi ve benzeri görülmemiş bir destek sağlanmasıyla operasyonun tamamlandığını aktardılar.

İsrail'in Deyr el-Belah'a düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin cenaze namazını kılan Filistinliler (Reuters)İsrail'in Deyr el-Belah'a düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin cenaze namazını kılan Filistinliler (Reuters)

Kaynaklar, şöyle devam ettiler:

“Operasyona her şeyi ağır bombardımana tutarak başladılar. Operasyonu desteklemek ve kamufle etmek için daha önce benzerine rastlanmamış bombardımanlardı. Dört rehineyi kurtarmayı başardılar ama bu hiç kolay olmadı. Silahların, RPG'lerin ve uçak füzelerinin kullanıldığı çok şiddetli ve karmaşık bir çatışmaydı. Rehinelerin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da yaralandı. Hatta bindirildikleri araç bile isabet aldı.”

Gündüz operasyonu ve yoğun çatışmalar

İsrail ordusu, ‘gün ortasında’ gerçekleştirdiği cesur bir operasyonla Hamas’ın elindeki dört rehineyi sağ olarak kurtardığını açıkladı. Ordu tarafından yapılan açıklamaya göre 7 Ekim sabahı Kibbutz Re'im yakınlarındaki Supernova müzik festivalinden kaçırılan Noa Argamani (26), Almog Meir Jan (21), Andrey Kozlov (27) ve Shlomi Ziv (40) düzenlenen operasyonla kurtarıldı.

Noa Argamani babası Yaakov ile birlikte Ramat Gan'da bir araya geldi (İsrail ordusu - Reuters)Noa Argamani babası Yaakov ile birlikte Ramat Gan'da bir araya geldi (İsrail ordusu - Reuters)

Yapılan ortak açıklamaya göre İsrail polis özel harekât ekibi Yamam üyeleri ve iç güvenlik birimi Şin Bet ajanları tarafından eş zamanlı olarak Gazze'nin orta kesimlerindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın merkezinde Hamas tarafından kullanılan iki binaya baskın düzenlendi. Binalardan birinden Argamani, diğerinden ise Meir Jan, Kozlov ve Ziv kurtarıldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göre operasyona yüzlerce asker katıldı.

İsrail Ordu Sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, özel kuvvetlerin rehineleri ateş altındayken kurtardığını söyledi. Hagari açıklamasında, “Operasyon sırasında bölgedeki güçlerimize yönelik tehditleri hedef aldık. Bu tehditler karadan, havadan ve denizden vuruldu, böylece birliklerimizi ve kaçırılan insanları (İsrailli rehineleri) kurtarabildik” diye konuştu.

Nuseyrat Mülteci Kampı Gazze'de son birkaç aydır İsrail askerleri tarafından karadan girilmeyen az sayıdaki bölgeden biri.

Kurtarılan rehinelerden biri olan Andrey Kozlov getirildiği helikopterden askerlerle birlikte inerken (Reuters)Kurtarılan rehinelerden biri olan Andrey Kozlov getirildiği helikopterden askerlerle birlikte inerken (Reuters)

Rehine kurtarma operasyonunun ‘üst düzey istihbarat ve karmaşık operasyonel planlama ile birkaç haftadır’ planlandığını söyleyen Hagari, “Bu operasyon için istihbarat edinmek karmaşık bir süreçti” ifadesini kullandı.

Operasyonla ilgili İsrail basınında yer alan ayrıntılarına göre operasyon haftalar öncesinden planlanmış ve bu kapsamda İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin Bet, kaçıranların durumu ve yeri hakkında bilgi edinmişti. Operasyonu gerçekleştirmek için gerekli koşullar oluştuğunda, perşembe akşamı büyük gizlilik içinde yapılan bir görüşme çerçevesinde operasyonun üst düzey siyasi yetkililer tarafından onaylanmasının ardından, operasyona başlandı.

Kurtarılan rehinelerden biri olan Almog Meir Jan (Reuters)Kurtarılan rehinelerden biri olan Almog Meir Jan (Reuters)

Operasyonun başlatılması emri, saat 11.00 sularında Başbakan Netanyahu, Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, Savunma Bakanı Gallant ve diğer yetkililerin bulunduğu odadan verildi. Operasyon çeşitli oyalama ve aldatmacalarla başlatıldı. Ardından İsrail ordusunun 98. Tümeni, Nuseyrat Mülteci Kampı’nın doğusuna baskın düzenledi. Eş zamanlı olarak iki bölgeye baskın düzenlemek üzere özel istihbarat ve gizli gözetleme güçleri getirildi.

İsrailli kaynaklar, operasyonun olağandışı endişe anları içerdiğini doğruladı.

İsrail ordu radyosuna göre İsrailli dört rehinenin tutulduğu iki bina birbirine yakındı. Binalardan birinde olan Argamani kolayca kurtarılırken üç rehinenin tutulduğu diğer binada zorlu ve karmaşık bir çatışma yaşandı. Bu esnada Yamam özel birliğinden bir subay yaralandı. Yaralanan subayın daha sonra öldüğü açıklandı.

İsrail saldırısı sırasında Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampı’ndan kaçan Filistinliler (AFP)İsrail saldırısı sırasında Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampı’ndan kaçan Filistinliler (AFP)

Operasyon sırasında RGB roketleri kullanan silahlı kişiler, yakınlardaki ara sokaklardan ve evlerden İsrail güçlerine yoğun ateş açtı. Operasyonda kullanılan araçlar ateş altına alındı. Bu senaryo için önceden hazırlanan 98. Tümen'in birkaç taburu ateş altında olay yerine ulaşmadan önce araçlardan biri kullanılamaz hale getirildi. Olay yerine gelen kurtarma helikopterleri, karadan havaya füzelerle hedef alındı.

İsrail ve zafer atmosferi

Rehineler serbest bırakılırken İsrail zafer ve sevinç atmosferi yaratmak istiyordu. Argamani babasıyla birlikte kameralara poz verdikten sonra Netanyahu’yla konuştuğu sırada heyecanlı olduğunu ve sekiz aydır İbranice duymadığını söyledi. Argamani, viral olan bir videoda, motosikletle Gazze'ye kaçırıldığı sırada çığlık atarken görülüyordu. Gazze'den gelen ikinci videoda da yer alan Argamani, Gazze'den bir ses kaydında ise İsraillilere kendisini unutmamaları ve hükümete kurtarılmaları için baskı yapmaları çağrısında bulunmuştu.

Almog Meir Jan kurtarılmasının ardından annesi Orit ile birlikte (İsrail ordusu- Reuters)Almog Meir Jan kurtarılmasının ardından annesi Orit ile birlikte (İsrail ordusu- Reuters)

Bir başka videoda kurtarılan rehinelerden Andrei Kozlov ve Almog Meir Jan, Sheba Hastanesi'nde helikopterden inerlerken, İsraillilerin alkışları ve çevrelerini saran güvenlik güçleri arasında görülüyorlardı.

Bir diğer rehine Shlomi Ziv’in ise eşi Mirin ile ilk kez video görüşmesinde konuştu.

Dolaşımdaki başka videolarda İsrailli dört rehinenin kurtarıldığının hoparlörden anons edilmesi sonrası, İsraillilerin Tel Aviv sahilinde alkış tutup ıslık çaldıkları görüldü.

Böylece İsrail, 7 Ekim'den bu yana üçüncü başarılı rehine kurtarma operasyonunu da gerçekleştirmiş oldu. Bu operasyonlardan ilki ekim ayı sonlarında İsrail askeri Uri Megiddish'in kurtarıldığı operasyondu. Ardından İsrail ordusu aralık ayı başlarında başka bir rehineyi kurtarmaya çalışmış, ancak operasyon sırasında rehine öldürülmüştü. Şubat ayında ise Gazze'nin güneyindeki Refah şehrinden Fernando Marman (61) ve Louis Har (70) adlı rehineler kurtarılmıştı.

İsrail ordusunun Gazze'den kurtardığı rehineler, tünellerde değil, binalarda tutuluyordu.

Müzakerelere yönelik mesaj

İsrail Başbakanı Netanyahu, rehine kurtarma operasyonu sonrası yaptığı açıklamada, “Bugünkü operasyon terörizme ve teröristlere boyun eğmediğimizi kanıtladı. Bunu gelecekte de tekrarlamaya ve kaçırılan tüm insanları (Gazze'deki İsrailli rehineleri) canlı ya da ölü evlerine geri getirmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Binyamin Netanyahu, Ramat Gan'daki Sheba Tel-HaShomer Hastanesi'nde basın toplantısı düzenledi (AP)Binyamin Netanyahu, Ramat Gan'daki Sheba Tel-HaShomer Hastanesi'nde basın toplantısı düzenledi (AP)

Netanyahu bu açıklamayı, Gazze’de ateşkes ve esir takası amacıyla yapılan müzakerelerin büyük zorluklarla karşılaştığı hassas bir süreçte yaptı.

Netanyahu, Hamas’a müzakerelerin alternatifinin bu olduğu yönünde bir tehdit gibi görünen açıklamasında, İsrail'in tüm rehineleri ‘bu şekilde ya da başka bir şekilde’ geri getireceğini söyledi.

İsrail Ordu Sözcüsü Tuğamiral Hagari ise açıklamasında “Kaçırılanları geri getirmeye kararlıyız. Bunun için her yola başvuracağız. Bizim müzakerelere mesajımız budur” dedi.

Ancak Hamas, İsrailli rehinelerin kurtarılmasının İsrail ordusunun stratejik başarısızlığını değiştirmeyeceğini savundu.

Hamas, işgalci İsrail ordusunu Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda masum sivillere yönelik korkunç bir katliam gerçekleştirmekle suçladı.

ABD’nin operasyondaki yardımı ve Filistinlilerin öfkesi

ABD’nin Nuseyrat'ta işgalci İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen operasyona katıldığına dair edinilen bilgileri yorumlayan Hamas, açıklamasında, “Bu, ABD’nin Gazze Şeridi'nde işlenen savaş suçlarında suç ortağı olduğunu ve sivillerin hayatlarını umursamadığını kanıtlıyor” denildi.

ABD olayla ilgili herhangi bir resmî açıklama yapmazken, ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili, İsrail merkezli haber sitesi Walla’ya yaptığı açıklamada, İsrailli dört rehine için Nuseyrat Mülteci Kampı'na düzenlenen operasyonda bir Amerikan biriminin İsrail güçleri ile birlikte çalıştığını söyledi.

‘Nuseyrat katliamı’

Öte yandan Filistin Devlet Başkanlığı, ‘Nuseyrat katliamı’ olarak nitelendirdiği operasyondan tamamen ABD yönetimini sorumlu tuttu. ‘Her şeyi yerle bir edeceğini’ vurguladığı bu savaşı durdurma çağrısında bulunan Filistin Devlet Başkanlığı’nın açıklamasında, “Bu savaş, hiç kimse için güvenlik ya da barış sağlamayacak tehlikeli bir aşamaya doğru ilerliyor” denildi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’in Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisine ‘işgalci İsrail ordusunun Nuseyrat Mülteci Kampı’nda gerçekleştirdiği kanlı katliamla ilgili BM Güvenlik Konseyi'nden (BMGK) acil toplantı talep etmesi’ talimatı verdi. BMGK'nın acil toplanması için Arap ülkeleri ve uluslararası taraflarla yoğun temaslarda bulunan Abbas, BMGK’yı, İsrail'in Filistin halkına yönelik devam eden saldırganlığını durdurmak ve işgalci İsrail’i derhal ateşkes çağrısında bulunan uluslararası meşru kararlara uymaya zorlamak için sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria'da Filistin halkının yaşadığı dramın durması için uluslararası toplumun acilen müdahale etmesi gerektiğini vurgulayan Filistin Devlet Başkanı, İsrail'in, uluslararası toplumun sessizliğinden ve ABD'nin desteğinden yaralanarak uluslararası hukuku hiçe sayan suçlar işlemeye devam ettiğini belirtti.

Gazze'deki Hükümetin Medya Ofisi tarafından yayınlanan son rakamlara göre İsrail, Nuseyrat Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda 210 Filistinliyi öldürdü ve 400 Filistinliyi yaraladı.

İsrail’in Nuseyrat Mülteci Kampı’na düzenlediği operasyonun ardından Hamas'ın elinde 120 İsrailli rehine bulunuyor. İçlerinden dördü 2014 yılında rehin alınmıştı ve hiçbirinin hayatta olmadığı düşünülüyor.

İsrail, Gazze'ye giren askerler tarafından elde edilen yeni veri ve sonuçlara dayanarak, Hamas'ın elinde 41 rehinenin cesedinin olduğunu açıkladı.

​​​​​​​Hükümetten istifasını açıklaması beklenen Benny Gantz, operasyondan sonra açıklamayı erteledi (DPA)Hükümetten istifasını açıklaması beklenen Benny Gantz, operasyondan sonra açıklamayı erteledi (DPA)

Operasyon Gantz'ın istifasını ertelemesine neden oldu

Diğer taraftan İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz, cumartesi akşamı hükümetten istifasıyla ilgili yapmayı planladığı açıklamayı erteledi.

Ulusal Birlik Partisi’nin lideri Gantz, Netanyahu'ya 18 Mayıs'a kadar süre vererek, Gazze için savaş sonrası bir plan hazırlanmasını istemiş, aksi takdirde istifa edeceğini söylemişti.

ABD, Gantz'a hükümette kalması için büyük baskı yapıyor.

Gantz, İsrailli rehinelerin geri getirilmesine diğer hedeflerden daha fazla öncelik verilmesini istiyor.

Bu arada Gazze'de rehin alınanların ailelerini temsil eden İsrailli bir grup olan Kaçırılan ve Kayıp Aileleri Forumu, İsrail ordusunu öven bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “İsrail'de büyük bir sevinç yaşanırken hükümet, Hamas tarafından kaçırılan 120 kişinin tamamını, yaşayanları tedavi edilmeleri, ölenleri ise toprağa verilmeleri için geri getireceğine dair verdiği sözü unutmamalı” denildi.



Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.


Libya sahilinde 7 kaçak göçmenin cesedi bulundu

Libya Kızılayı mensupları, Zaviye şehrindeki sahilden kimliği belirsiz bir ceset çıkarıyor (Libya Kızılayı, Facebook üzerinden)
Libya Kızılayı mensupları, Zaviye şehrindeki sahilden kimliği belirsiz bir ceset çıkarıyor (Libya Kızılayı, Facebook üzerinden)
TT

Libya sahilinde 7 kaçak göçmenin cesedi bulundu

Libya Kızılayı mensupları, Zaviye şehrindeki sahilden kimliği belirsiz bir ceset çıkarıyor (Libya Kızılayı, Facebook üzerinden)
Libya Kızılayı mensupları, Zaviye şehrindeki sahilden kimliği belirsiz bir ceset çıkarıyor (Libya Kızılayı, Facebook üzerinden)

Libya Kızılayı çalışanı dün AFP’ye verdiği demeçte, Libya'nın başkenti Trablus'un doğusundaki bir plajda Sahra altı ülkelerden gelen 7 kaçak göçmenin cesetlerinin bulunduğunu söyledi.

Kaynak, kurbanlardan üçünün çocuk olduğunu belirterek, birçok göçmenin hala kayıp olabileceğini belirtti. Libya Kızılayı, ölümlerin koşullarını açıklamadı.

Kurum yaptığı açıklamada şunları belirtti: “Libya Kızılayı - Al-Hums şubesinden gönüllüler, Kasr el-Akyar bölgesindeki plajdan, yasadışı göç etmeye çalışan göçmenlere ait yedi ceset çıkardı.”

Kıyı kasabası Kasr el-Akyar, Trablus'un yaklaşık 73 kilometre doğusunda yer almaktadır.

Libya, her yıl Avrupa'ya ulaşmaya çalışan binlerce göçmen için önemli bir geçiş ülkesidir ve sık sık göçmen ölümleri bildirilmektedir.

Şarku’l Avsat’ın Uluslararası Göç Örgütü verilerinden aktardığına göre, geçen yıl 2 bin 100'den fazla yasadışı göçmen Akdeniz'i geçerek Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken öldü veya kayboldu.


Çatışan çıkarlar: Somali bölgesel bir çatışma sahasına mı dönüşüyor?

Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
TT

Çatışan çıkarlar: Somali bölgesel bir çatışma sahasına mı dönüşüyor?

Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)

Ahmed Abdulhakim

Bölgesel ittifakların değişkenliği nedeniyle, jeopolitik açıdan son derece önemli Afrika Boynuzu üzerindeki şiddetli rekabet yaşanıyor. Bu durum Somali’yi, Aden Körfezi'ne bakan stratejik konumu ve dünyanın en önemli ticaret ve enerji arterlerinden biri olan Bab el-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle, artan dış müdahalelerle birlikte bölgesel güvenlik denklemlerinde hızla odak noktası haline getirmektedir.

On yıllardır iç savaşların yaşandığı ve kurumları kronik kırılganlıkla boğuşan Somali, coğrafi konumu ve karmaşık durumu nedeniyle, nüfuz, limanlar ve askeri üsler için rekabet eden bölgesel güçler arasında açık bir rekabet arenasına dönüştü. Somali'nin askerileşmesi artık ‘milli ordunun kapasitesinin geliştirilmesi’ veya silahlı gruplara karşı operasyonların yoğunlaştırılmasıyla sınırlı kalmayıp, savunma anlaşmaları, eğitim ve silahlanma programlarına da uzanmıştır. Bu hareket, komşu ülkelerin hesaplamalarının, Afrika Boynuzu'nda kalıcı bir yer edinmek isteyen daha geniş bölgesel güçlerin bahisleriyle kesiştiği gergin bir bölgesel ortamda gerçekleşiyor.

Gözlemcilerin Mogadişu'nun ‘iç isyanla mücadele eden bir Afrika başkenti’ olmaktan ziyade ‘güç dengesinin yeniden yapılandırılması için savaş alanına dönüştüğünü’ ifade ettikleri bir ortamda, her yeni askeri ittifak veya genişletilmiş savunma anlaşması artık caydırıcılık dengesinin değişmesi veya belirli taraflara karşı bir pozisyon alma olarak yorumlanıyor. Bu da caydırıcılık dengesinde bir kayma veya belirli taraflara yönelik konumlandırma olarak görülüyor ve iç ve dış güçler arasındaki sorunların karmaşıklığı ve iç içe geçmesi nedeniyle çatışmalara veya ‘vekalet savaşına’ kayma olasılığını artırıyor.

Kahire ve “bölgesel varlığını güçlendirmenin kaçınılmazlığı”

Mısır'ın Somali'deki Afrika Birliği (AfB) Barış Gücü Misyonu’na (AUSSOM) katılmak üzere planlanan ve ülkenin üst düzey askeri liderleri ile Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un katıldığı son askeri geçit töreni, Kahire'nin Mogadişu'nun dış varlık denklemindeki konumuna ilişkin geçici bir mesaj değildi.

Somali ile karşılıklı savunma anlaşması imzalayan Mısır, stratejik öneminden ötürü Afrika Boynuzu bölgesindeki ‘tehdit altında olan’ çıkarlarına yıllardır hassas davranıyor. Uluslararası deniz ticaret yollarına doğrudan bağlantısı nedeniyle, bu bölgedeki güç dengesinin değişmesinin küresel ticareti ve Süveyş Kanalı'nın güvenliğini etkileyebileceğini değerlendiriyor. Süveyş Kanalı, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği ve Kahire'nin en önemli döviz kaynaklarından biri olan, Mısır ekonomisi için hayati öneme sahip bir arter olarak kabul ediliyor.

fefevf
İsrail Somaliland'ı tanıdıktan sonra Somalililer İsrail'e karşı protesto gösterisi düzenledi (Reuters)

Mısır'ın hesaplarına göre İsrail'in ‘Somaliland’ olarak bilinen bölgeyi bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almasıyla Somali'deki varlığının artması, Mısır için bir ‘tehdit’ oluşturuyor. Zira bu adım, Mısır'ın hayati deniz koridorlarının yakınlarına ona düşman olan yeni ittifakların kurulmasına veya daha fazla askeri üssün kurulmasına zemin hazırlıyor. Bununla birlikte Mısır, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı konusunda Mısır ile gergin ilişkiler içinde olan Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabalarını da kendi çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyordu.

Mısır'ın eski Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali el-Hafeni, Mısır'ın Somali krizi ve Afrika Boynuzu'ndaki zorluklara yaklaşımının ‘bu karmaşık durumların, Afrika Boynuzu bölgesiyle yakından bağlantılı olan bölgesel güvenlik veya ulusal güvenliği etkilememesini sağlama konusundaki hassasiyetinden kaynaklandığını’ değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Hafeni açıklamasında, Mısır'ın çıkarlarının ‘Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nda deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölgeyi bir bütün olarak olumsuz etkileyen geçmişte biriken sorunların üstesinden gelmek için sosyal ve ekonomik kalkınma çabalarını teşvik etme yönünde de ilerlediğini’ belirtti.

Hafeni'ye göre Kahire, bölgedeki ulusal kurumların istikrarını ve kaosun yayılmasının önlenmesini daha çok önemsiyor. Bu kaos, bölgelerdeki gerginliğin artmasını durdurmak için ciddi uluslararası ve bölgesel çabalar gösterilmediği için bu ülkelerin kaynaklarını ve kapasitelerini büyük ölçüde etkiledi. Hafeni, genel olarak Afrika Boynuzu'nun özelde ise Somali'nin ‘birçok uluslararası ve bölgesel güç için hassas ve son derece önemli bir bölge olmaya devam ettiğini belirterek, bu yüzden Mısır'ın bölgedeki ülkelerle ikili eylemler yoluyla veya Afrika Birliği (AfB), Arap ve uluslararası kuruluşlar gibi ilgili kuruluşlar aracılığıyla ve bölgede bulunan güçlerle birlikte çalışarak üstlendiği rol, bu vizyonu gerçekleştirmeye yönelik adımların önem taşıdığını vurguladı.

Hafeni, sözlerini şöyle sürdürdü:

Mısır, Mogadişu'nun devlet kurumlarını korumak, kalkınmayı sağlamak, kaybedilen istikrarı yeniden tesis etmek ve özellikle kalkınmaya odaklanmak için gösterdiği çabaları desteklemeyi amaçlıyor.”

Özelde Somali, genel olarak ise Afrika Boynuzu bölgesindeki durumun ‘tüm olasılıklara açık’ olduğunu düşündüğünü belirten Hafeni, ‘yabancı müdahale ve bazı iç tarafların bu müdahaleyi bölgesel güvenliği tehlikeye atarak kendi dar çıkarlarına hizmet edecek şekilde istismar etmelerinin, Mısır da dahil olmak üzere bir dizi ülkenin ulusal güvenliğine zarar verdiğini’ söyledi.

Öte yandan Mısır'ın Afrika İşlerinden Sorumlu Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muna Amr, ülkesinin Afrika Boynuzu ve Somali'deki ‘varlığını güçlendirmenin kaçınılmazlığı’ konusundaki hesaplarına ‘uluslararası taraflar arasındaki çatışma ve çıkar farklılıklarının ardından, Mısır için hayati önem taşıyan bu bölgede vekalet savaşlarının yayılması’ gibi bir boyut daha ekliyor. Amr, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sudan'daki iç savaşın şiddetlenmesi ve dış tarafların artan müdahalesi, dış güçlerin devletin ulusal kurumlarını feda ederek bir tarafı desteklemesi ve bu tarafın hayatta kalmasını sağlayan sürekli siyasi, güvenlik ve askeri destek almasıyla, durumun tırmanmaya ve alevlenmeye devam etmesinin en güçlü örneğidir” değerlendirmesinde bulundu.

fddf
Somaliland ile Mogadişu'daki merkezi hükümet arasındaki kriz 1990'lı yıllara kadar uzanıyor, ancak bu konudaki çatışma ister doğrudan ister dolaylı olsun, son yıllarda daha belirgin hale geldi (AFP)

Kahire Üniversitesi Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen Şabana da bu değerlendirmeye katılıyor. Şabana yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın çıkarlarına yönelik en büyük tehdidin, İsrail'in Somaliland'ı ilk kez tanıması ışığında, devletlerin, özellikle Somali'nin bölünmesi ve parçalanması olduğunu düşünüyor. Mısır'ın çeşitli yollarla gerçekleştirdiği eylem ve müdahalelerin, ulusal güvenliği için hayati önem taşıyan bölgedeki çıkarlarını güvence altına almayı amaçladığını belirten Şabana, özellikle de Kahire için hayati öneme sahip iki konuyu, Kızıldeniz ve Nil sularında seyrüsefer özgürlüğünü içerdiğini belirtiyor.

Şabana, Mısır'ın çıkarlarını korumaya istekli olduğunu ve aslında Somali'ye güç gönderme sürecinde olduğunu, bunun amacının çatışmayı kışkırtmak veya mevcut sorunları karmaşıklaştırmak değil, Somali'nin egemenliğini ve istikrarını ve resmi kurumlarını korumak için çözümün bir parçası olmak olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim'e göre Mısır'ın Afrika Boynuzu'nda, özellikle Somali'de artan faaliyetleri, öncelikle Etiyopya'yı izole etmeyi amaçlamaktadır ve bu yeni bir şey değil. Etiyopya’nın bunun farkında olduğunu ve bu yüzden Mısır'ın hamlelerine karşı koymak için ters yönde hareket ettiğini söyleyen İbrahim, “Bölgedeki herhangi bir yabancı ülkenin hareketi, kendi çıkarlarını korumak ve etkisini güçlendirmek içindir ve mevcut çatışma ışığında, Sudan'da olduğu gibi vekalet savaşlarının artmasına tanık olabiliriz” yorumunda bulundu.

Son yıllarda Kahire, Afrika Boynuzu'ndaki varlığını önemli ölçüde güçlendirdi. Bu gelişme, Somali, Cibuti ve Eritre ile ekonomik, siyasi, güvenlik ve hatta askeri ilişkilerinin güçlenmesinin ardından gerçekleşti. Addis Ababa, bu adımları uzun süredir “kendisini doğrudan hedef alan” adımlar olarak nitelendiriyor, ancak Kahire bunu reddediyor.

Somali ile ilgili olarak Mısır, Somali'nin birliğini korumak ve çıkarlarını tehdit eden herhangi bir yabancı genişlemeye karşı denge oluşturmak amacıyla, güvenlik ve askeri iş birliği ile eğitim ve ekipman desteği sağlayarak federal hükümetle ilişkilerini güçlendirdi. Mogadişu ise dış güçlerin emellerine karşı koymak için Mısır ve Türkiye'nin desteğine güveniyor.

5hj
Kahire, yıllardır stratejik öneme sahip Afrika Boynuzu bölgesinde ‘tehdit altındaki’ çıkarlarını korumak için çabalarını yoğunlaştırmaya çalışıyor (Mısır Cumhuriyeti Başkanlığı)

Kahire'nin son hamlesi, Mısır ordusunun 11 Şubat Çarşamba günü Somali Cumhurbaşkanı’nın AUSSOM’a katılan güçlerin düzenlenmesine tanık olduğunu duyurmasının ardından gerçekleşti. Bu, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve bir dizi silahlı kuvvetler komutanının huzurunda gerçekleşti. Bu önlemler, ‘tüm silahların ve uzmanlık alanlarının hazırlık ve savaşa hazır olma durumunu yansıtıyor’ olarak değerlendirildi ve ardından eğitim faaliyetleri ve misyona katılan araçların modelleri sergilendi.

Mısır Ordu Sözcüsü Albay Garib Abdulhafız, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Somali'li mevkidaşı ile gerçekleştirdiği son görüşmede yaptığı açıklamaları aktararak, “Mısır, Afrika kıtasına olan bağlılığı ve Somali'nin tamamında güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki kararlılığı doğrultusunda, misyon kapsamında kuvvetlerini konuşlandırmaya devam edecek” dedi.

Çelişkili ittifaklar ve çelişkili çıkarlar

Afrika Boynuzu'nda, özellikle Somali'de artan yabancı müdahale, bölgeyi nüfuz, limanlar ve askeri üsler için rekabet eden bölgesel güçler arasında açık bir çatışma alanına dönüştürdü. Kızıldeniz'in güney girişinde, bu güçler arasındaki rekabet artık gizli veya örtülü değil, daha açık ve çatışmacı hale geldi.

Son zamanlarda ilgi gören Somali'deki sıcak noktalardan biri, Somaliland bölgesi ve Somali merkezi hükümeti ile yaşadığı karmaşık kriz olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorun 1990'lı yıllara kadar uzanmasına rağmen, coğrafi konumu nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak yaşanan rekabet çatışması, bölgeye uluslararası müdahalenin artmasına neden olan en önemli faktör haline geldi ve yeni boyut ve biçimler aldı.

Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim'e göre genel olarak Afrika Boynuzu bölgesi (Somali, Etiyopya, Cibuti, Eritre ve Kenya dahil), özelde ise Somali, birbirinden farklı birçok ittifak arasındaki vekalet savaşlarının sahnesine dönüştü. İbrahim yaptığı değerlendirmede, rekabetin boyutu ve projeler ile çıkarların çatışması, ilgili aktörlerin hızlanan dinamikleri ile birleştiğinde, mevcut ittifakların yapısında bir değişikliğe yol açabileceğini ve gelecekte yeni ittifakların ortaya çıkabileceğini belirtti.

vfgrthy
Somali Ulusal Ordusu bir şehri terörist gruplardan korurken (AFP)

Bu coğrafi bölgedeki mevcut akımların veya ittifakların temel olarak çıkarlar, güvenlik ve askeri hegemonyanın peşinde olma ve nüfuzun güçlendirilmesi tarafından yönetildiğini ifade eden İbrahim, bu müdahalelerin genel olarak zaten kırılgan olan Afrika Boynuzu bölgesi ve bu bölgedeki ülkeler için zararlı olduğunu ve herhangi bir çatışmanın olumsuz etkisini daha da artırabileceğini düşündüğünü belirtti. İbrahim, jeopolitik gerçekliğin zaman zaman önemli değişikliklere uğradığı göz önüne alındığında, bu özellikle doğru olsa da Etiyopya ile Somali arasında Somaliland bölgesi üzerindeki ilişkileri yöneten anlaşmazlıklara ve hem Addis Ababa ile Asmara arasındaki hem de Hartum ve Kahire arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilimlere işaret etti. Bu gerilimin, bölgedeki ülkeleri bir ittifaka yaklaşmaya veya uzaklaşmaya ittiğini ve bunun da nihayetinde Afrika Boynuzu'ndaki hükümetlerin çıkarlarını tehdit ettiğini, bölgede binlerce yıldır var olan siyasi, sosyal ve tarihi sabitleri ve bağları aştığını düşünüyor.

Kahire Üniversitesi Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen Şabana ise Afrika Boynuzu'nun stratejik öneminin uluslararası deniz ticaret yolunu kontrol etmesinden kaynaklandığını ve bu nedenle bu bölge için rekabetin muhtemel ve devamlı olduğunu söylüyor. Her ülkenin kendi görüşüne göre çıkarlarını elde etmeye çalıştığını belirten Şabana, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlamak ve bölgedeki güç olarak niteliksel üstünlüğünü korumak istediğini örnek olarak gösteriyor. Şabana’ya göre diğer ülkelerin çıkarları ise mineral ve enerji ithalatını güvence altına almak isteyenler, bu stratejik koridorda seyrüseferi güvence altına almak isteyenler ve ekonomik ve ticari nedenlerle bölgede istikrarı güvence altına almak isteyenler arasında değişiklik gösteriyor.

Şabana, Afrika Boynuzu'nun son zamanlarda önemli gelişmelere tanık olduğunu, bunların başında İsrail'in Somaliland'ı tanımasının ve bundan önce Etiyopya ile Somaliland arasında Addis Ababa'nın 2024 yılında denize erişimini garanti eden bir mutabakat zaptının imzalanmasının geldiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin, diğer tarafları da bölgedeki varlıklarını, etkilerini ve çıkarlarını korumak için çabalarını hızlandırmaya ittiğine dikkat çeken Şabana, bölgedeki nüfuzunu güvence altına almak ve çıkarlarını en üst düzeye çıkarmak için bölgesel ve uluslararası güçler arasında rekabetin şiddetli olduğunu ve bunun etkisinin bölgenin coğrafyasının ötesinde bölgesel ve uluslararası düzeylere uzandığını ifade etti.

Somaliland, merkezi devletin çöküşünün ardından 1991 yılında Somali'den ayrıldığını ilan etmesine rağmen, uluslararası toplum tarafından tanınmadı. Bölgesel istikrarın garantisi ve kırılgan devletlerin parçalanmasını önlemenin bir yolu olarak Somali'nin birliğini temel alan bu yaklaşım, Etiyopya ve İsrail bu ilkeyi açıkça çiğnemeye çalışana kadar sürdürüldü. Addis Ababa'nın iki yıl önceki hamlesi sonuçsuz kalırken, Tel Aviv'in hamlesi nihayet çıkmaza son verdi ve bölgeyi bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu.

Şabana, Somali'deki durum ve bölgeler arasındaki bölünmeye atıfta bulunarak konuşmasına devam etti. Örneğin, dünyanın Somaliland'ı fiili bir otorite olarak kabul ettiğini ve bazı ülkelerin kendi çıkarları için bu durumu pekiştirmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak aynı zamanda, Afrika'da ve uluslararası alanda reddedilen bir devleti parçalamak ve egemenliğine müdahale etmek gibi ağır siyasi sorumluluğu üstlenmemek için ayrılıkçı bölgeyi tanımak istemiyorlar. Afrika Boynuzu'nda hızlı gelişmeler olduğunu, ancak her tarafın bunları kendi çıkarlarına göre çerçevelemeye çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan, Sudanlı araştırmacı ve yazar Kaddafi Menhal Cuma, Somali ve Afrika Boynuzu bölgesinde artan gerginliği, Etiyopya'nın bu bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolüne, özellikle de komşu ülkelerin egemenliği ve istikrarını hiçe sayarak Kızıldeniz'e erişim sağlamaya yönelik kesintisiz çabalarına bağladı. Cuma yaptığı açıklamada, “Afrika ülkesi olmasına rağmen Etiyopya, bir süredir Afrika Boynuzu ülkelerini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Bölgedeki etkili ülkelere, özellikle İsrail'e açıkça düşman olan ülkelerle artan iş birliği, jeopolitik hamlelerini daha da karmaşık hale getiriyor” dedi.

Cuma, Etiyopya ile İsrail arasındaki iş birliğinin Afrika Boynuzu ülkelerini istikrarsızlaştırmayı ve Mısır gibi bazı ülkeleri zayıflatıp izole etmeyi amaçladığından şüphe olmadığını ve bunun da Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu daha da karmaşık hale getirdiğini belirtti.

Peki, hangi olası senaryolar var?

Afrika Boynuzu'ndaki rekabetin artık küresel güçlerle sınırlı olmadığı bir dönemde, Kızıldeniz'in güney girişinde etki alanlarını genişletmeye çalışan bölgesel aktörlerin sayısı giderek artıyor. Tüm gözler, bu şiddetli rekabetin yansımaları ve sonuçlarına çevrilmişken özellikle de bu aktörlerin çoğu birbirleriyle çatışma halinde olduğundan, bölgeyi siyasi ve ekonomik dengeleri yeniden şekillendirmek için ‘nüfuz alanlarının askerileştirilmesi’ aşamasına itiyor.

Eymen Şabana, gerginliğin tırmanması ve çok sayıda çatışmalı projenin geleceği ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Öncelikle, bu bölgedeki rakip bölgesel güçlerin bir tür koordinasyonla birleşip birleşmediklerini sormalıyız. Buna cevap vermek gerekirse, bence öyle değil. Aslında, her ülkenin hareketleri kısıtlanmış olsa da aralarında şiddetli bir rekabet söz konusu. Örneğin, Etiyopya, Mısır ve Sudan ile tartışmalı Rönesans (Hedasi) Barajı sorunu nedeniyle kısıtlanmış durumda. Türkiye de Etiyopya, Mısır, Körfez ülkeleri ve diğerleri gibi bölgedeki ülkelerle olan çıkarları nedeniyle kısıtlı hareket edebiliyor. Öte yandan ABD, bu konuyu İsrail ve bölgedeki müttefiklerinin lehine kullanmaya çalışıyor. Bu da mevcut karmaşık durum göz önüne alındığında, Afrika Boynuzu'nun daha da kötüleşmesi ve gerginliklerin artmasının muhtemel olduğu anlamına geliyor.”

Somali'de yabancı müdahalenin yaygınlaşması ve birbirine zıt ittifakların ortaya çıkmasına da değinen Şabana, “Bunları Somali'deki dış müdahalelere karşı kurulan ittifaklar olarak tanımlayamayız, daha çok iki ana müdahale akımı olarak tanımlayabiliriz. İlki Somali topraklarının birliğini ve devletin bölünmemesi gerektiğini vurgularken, diğeri diğer sabiteleri gözetmeksizin kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor” dedi. Şabana ayrıca, bu iki akımın çatışması veya ‘tüm taraflar için zararlı’ olarak nitelendirdiği uzun soluklu silahlı çatışmaya dönüşmesi ihtimalinin ortadan kaldırılabileceğine inandığını ifade etti.

cdvfg
Somali'de kurulan her yeni askeri ittifak veya genişletilmiş savunma anlaşması, caydırıcılık dengesindeki bir değişiklik veya belirli taraflara karşı bir pozisyon alma olarak yorumlanıyor (AFP)

Şabana, Somali'de yaşananların, Sudan'daki iç savaş veya Nil suyu ve Büyük Etiyopya Rönesans Barajı sorunu gibi bölgedeki diğer sorunları ve zorlukları da etkilediğini, bölgedeki kutuplaşma ve istikrarsızlığı artırdığını ve iş birliği olanaklarını olumsuz etkilediğini düşündüğünü belirtti.

Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali el-Hafeni ise, Somali'deki durumun 30 yılı aşkın bir süre önce Siad Barre rejiminin düşüşünden bu yana kaos ve istikrarsızlıkla karakterize olduğunu söyledi. Hafeni, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, ‘o anın bölgede sayısız yabancı müdahalenin başlangıcı olduğunu ve daha sonra projeler arasında çatışma ve rekabetin başladığını’ belirtti.

Hafeni, değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Son yıllarda Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki kriz, Ortadoğu'daki gerilimler, özellikle İran'ın bölgedeki artan etkisi ve Kızıldeniz'in diğer tarafındaki Yemen'e varışıyla iç içe geçerek daha karmaşık hale geldi. Bu bağlamda, durum her geçen yıl daha da karmaşık hale geldi ve karmaşıklaştıkça, bölgedeki yabancı müdahale ve müdahil olma düzeyleri de arttı.”

Birçok ülkenin çıkarları açısından Babu’l-Mendeb ve Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğinin hayati önem taşıdığını belirten Hafeni, bunu korumak için birçok bölgesel ve yabancı gücün, Afrika Boynuzu'ndaki bölgesel ve ulusal güvenliği tehlikeye atsa bile, kendi vizyonlarını ve projelerini gerçekleştirmeye çalıştığına işaret etti.

Büyükelçi Muna Ömer ise Somali'nin Babu’l-Mendeb Boğazı, Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyinde yer alması, Husilerin varlığı ve Sudan ile Gazze'deki olaylar göz önüne alındığında, Ortadoğu'daki koşullar nedeniyle mevcut uluslararası rekabetin yeni bir boyut kazandığını düşünüyor. Tüm bu koşullar, birçok yabancı filonun bu bölgedeki uluslararası sularda yoğunlaşmasına yol açtığını belirten Ömer’e göre çok sayıda ve çelişkili müdahalelerin ve çatışmaların olması, askeri gerilimden ziyade caydırıcılık dengesine yol açabilir.

Somali'nin stratejik konumu ve hükümetinin ve kurumlarının zayıflığı nedeniyle uluslararası güçlerin Somali'ye olan ilgisinin Mogadişu'yu terörist hareketlerin hedefi haline getirdiğini belirten Muna Ömer, stratejik konumu ve zayıf hükümeti nedeniyle Somali'nin bir rekabet sahası haline geldiğini ve son on yıllarda birçok yabancı gücün Somali'de varlık gösterdiğini söyledi. Ömer, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de en fazla askeri üssün bulunduğu bölge haline gelen Cibuti örneğine işaret etti.

Büyükelçi Ömer, şunları söyledi:

“On yıllardır Afrika Boynuzu'nda, özellikle de Somali'de birçok yabancı müdahaleye tanık olduk. Güvenlik ve ekonomi alanında Rusya'nın, ekonomi, kalkınma ve ticaret alanında Türkiye'nin varlığını gördük. Ayrıca Kenya ve Etiyopya gibi komşu ülkeler de askeri, ekonomik ve diğer alanlarda varlık gösteriyor. Son olarak, Somaliland'da İsrail var ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğerleri gibi Körfez ülkeleri de bu rekabet halindeki güçlere ekleniyor.”

Öte yandan Afrika Boynuzu'nun uluslararası güçlerin şiddetli rekabetine sahne olmasının ardından, dünyanın herhangi bir bölgesine yönelik yabancı müdahalenin olumsuz niteliğini ve bunun kısa ve uzun vadede çatışma olasılığını artırıcı etkisini vurgulayan Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim, “Yabancı müdahale ve yabancı ülkelerin Afrika Boynuzu'na, özellikle de Somali'ye müdahil olması, bölgeyi daha fazla çatışmaya ve gerilime sürükledi. Bu durum İsrail'in bölgeye girmesi ve Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanıması ve ondan önce Rusya, Çin ve ABD arasında devam eden rekabet gibi bölgenin çıkarlarına aykırı büyük hedefleri ve amaçları olan projelerin müdahalesine kapı açtı. Bu da nihayetinde daha fazla bölünmeye ve AfB, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve diğerleri gibi anlaşmazlıkları çözmede başarısız olduğunu gördüğümüz bölgesel kuruluşların rolünün azalmasına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.