Suriye'deki yeni ‘Ulusal Diyalog’ ölü mü doğdu?

Ulusal Diyalog Komitesi, ilk toplantısını Kurban Bayramı'ndan sonra yapmak üzere mekanizmalarını ve görev tanımını belirledi.

Ulusal Diyalog Komitesi Suriye'de iktidardaki Baas Partisi tarafından kuruldu (Ajanslar)
Ulusal Diyalog Komitesi Suriye'de iktidardaki Baas Partisi tarafından kuruldu (Ajanslar)
TT

Suriye'deki yeni ‘Ulusal Diyalog’ ölü mü doğdu?

Ulusal Diyalog Komitesi Suriye'de iktidardaki Baas Partisi tarafından kuruldu (Ajanslar)
Ulusal Diyalog Komitesi Suriye'de iktidardaki Baas Partisi tarafından kuruldu (Ajanslar)

Baha el-Avam

Suriye’nin eski Devlet Başkanı Yardımcısı Faruk eş-Şara’nın öncülüğünde Şam’da gerçekleştirilen Ulusal Diyalog toplantısının üzerinden 13 yıl geçti. Bu ilk deneme başarısızlıkla sonuçlandı. Ardından ülke bir milyon Suriyelinin ölümü, yüz binlerce kişinin tutuklanması ve kaybolmasının yanı sıra milyonlarca kişinin göç etmesine ya da yerinden edilmesine yol açan bir savaşa tanık oldu. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre ülkede kalanların büyük bölümü şu an yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, bundan birkaç gün önce yeni bir ‘ulusal diyalog’ başlatma kararı aldı. Bu ifadeyi duyar duymaz Suriyelilerin akıllarına ‘Neden şimdi?  Neden Suriye krizi uluslararası kaygılar listesinden düşmüşken? Muhaliflere göre iktidardakiler halkı temeli anlaşılmaz tanımlara göre ‘hainler’ ve ‘vatanseverler’ olarak sınıflandırırken ulusal diyaloga kimler davet edilecek?’ gibi sorular geliyor. 

Aynı şekilde diyalogun amacı da sorulabilecek sorular arasında yer alıyor. Geçmişte uluslararası, bölgesel, yerel taraflarca ve Arap ülkelerince devletin siyasi geleceğinin tartışıldığı diyaloglar başlatılmış, ancak başarısız olmuşlardı. Bu yüzden yeni ulusal diyalog girişimi de ya Suriye’deki siyasi gerçekliğe yaklaşmayacak ya da iktidardakilerin zihinlerindeki bir amaç için sahnelenen bir gösteriden ibaret olacak.

Sabiteler ve parametreler

Suriye hükümetinin danışmanlarından ve Ulusal Diyalog Komitesi üyesi Dr. Abdulkadir Azzuz, Ulusal Diyalog Komitesi’nin görev tanımını ve çalışma mekanizmalarını belirlemek için iç toplantılar yapıldığını ve ulusal diyalogun ilk oturumunun Kurban Bayramı’ndan sonra gerçekleştirilmesinin planlandığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Dr. Azzuz, ‘ulusal güçler’ tanımını yaptığı terörizmi, işgali ya da ülkenin bölünmesini desteklemeyen herkesin diyaloğa davetli olduğunu belirtti. Diyalog toplantılarının sonuçlarının her oturumdan hemen sonra açıklanacağını ifade eden Dr. Azzuz, ardından tüm sürecin çıktısının uygulanması için bir mekanizma oluşturulacağını kaydetti. Ulusal diyaloğun başlıca dayanağının, Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarının birliği ve bağımsızlığının tüm sabitelerini içeren anayasanın olduğunu vurgulayan Dr. Azzuz, diyaloğa katılmaya hak kazananlarla yapılacak toplantılarda herhangi bir ‘bağımsızlık önerisinin’ ya da ‘ayrılıkçı önerinin’ ele alınmayacağını, bölünmeye yönelik önerilerin desteklemediğini vurguladı. Ancak Dr. Azzuz, adem-i merkeziyetçi yönetimin desteklendiğini ve ‘bölgelerde ekonomik denge’ sağlamaya yönelik planlar yapılmasında bir sakınca görülmediğini de ifade etti.

Ulusal Diyalog Komitesi’nin iktidardaki Arap Sosyalist Baas Partisi’ne bağlı olduğunu belirten Dr. Azzuz, komitenin, mevcut anayasanın temellerini etkilemediği sürece, yapılması planlanan ulusal diyalog toplantıları için kırmızı çizgiler çizilmeden, ülkenin ekonomik ve siyasi olarak toparlanmasını isteyen Suriyelilerle iletişimde Devlet Başkanı Esed’in direktifleri doğrultusunda hareket ettiğini kaydetti.

Diyalog için diyalog

Gazeteci yazar Samira el-Mesalime, Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, ilan edilen diyalog girişiminin parametrelerini, rejimin muhataplarına yönelik sabitelerini ve terörizmi ya da işgali desteklemekten ne kastettiğini şöyle açıklıyor:

“Bu sayede herhangi bir girişimi tartışmadan reddetmek, ondan faydalanmaya çalışmak ve onun üzerine inşa etmek suretiyle geçmişte yapılan hataları tekrarlamamış olacağız. Bana göre Suriye dramının çözümü her zaman yerel bir mesele, yani bir Suriye’nin iç meselesidir. Bunun yanında sadece diyalog için diyalog yararlı değil. Rejimin diyalog kurmak istediği kişilere yönelik önerilerine ve koşullarına eklediği formüle göre kendisiyle bile diyalog için diyalog kurulması doğru değil.”

Mesalime’ye göre rejim, muhalefeti ya da muhalefetin çoğunluğunu teröristler ya da terör destekçileri olarak görüp Türkiye, ABD ya da Arap ülkeleri tarafından desteklendiklerini düşünürken muhalefet de rejimin yanında yer alan İran ve Rusya gibi ülkeleri işgalci olarak görüyor.

Mesalime 2008-2011 yılları arasında Tishreen gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptıktan sonra 2013-2017 yılları arasında Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun (SMDK) üyesi oldu ve başkan yardımcılığını yaptı. Ancak herhangi bir diyalog için Suriye'deki siyasi krizin ve siyasi değişimin ihtiyaçlarının tanımlanmasının gerektiğini düşünen Mesalime, “Ama Esed bunu istemiyor. Çünkü Suriye'yi tekelinde ve kendisine kalan bir miras olarak görüyor. Sonuç olarak Suriyeliler, 13 yıldır kendi görüşünü dayatmak ve başkalarına teslim olmak için pazarlık yapan bir rejim ile destekçilerinin çıkarlarıyla kısıtlanan bir muhalefet arasında sıkışıp kalmış durumda” ifadelerini kullandı.

“Diyalog rejim için bir seçenek değil”

Astana'dan Soçi'ye ve ardından Cenevre'ye kadar çeşitli forumlarda Suriye rejimiyle diyalog deneyimi hiç kolay değildi. Rejimin temsilcilerinin masaya yatırdığı ‘sabiteler’ de dahil olmak üzere çeşitli engellerle karşılaşan Arap ülkelerinin ve yerel tarafların girişimleri dahi işe yaramadı. Toplantılar durdu ve kriz bir kısır döngüye girdi. Bu kısır döngü en az 2015 yılından bu yana her yıl tekrarlanıyor.

SMDK’nın eski danışmanlarından ve Cenevre'de diyalog için kurulan Anayasa Komitesi'nin eski üyesi olan Dr. Yahya el-Aridi, Suriye rejimiyle diyalog başlatmanın bir anlamı olmadığını düşünüyor. Çünkü Dr. Aridi’ye göre eğer diyalog rejim için bir seçenek olsaydı, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine, bir milyon kişinin öldürülmesine, yüz binlerce kişinin tutuklanmasına, şehirlerin yıkılmasına ve kalan nüfusun açlıktan ölmesine izin vermezdi. Bu diyaloğun başlatılmasının nedenlerine gelince Dr. Aridi, öncelikle Esed'in kendisine normalleşme elini uzatan, ancak karşılığında umduğunu bulamayan Arap ülkelerini tatmin etmeye çalıştığına inanıyor. Dr. Aridi’ye göre ikincisi nedense Fırat'ın doğusundaki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin ve ülkenin güneyindeki Suveyda'daki muhalif hareketin kapısını çalarak bir çeşit uzlaşı arayışı olabilir.

dcfvergty
Şam, 2011 yılında Faruk eş-Şara başkanlığında Suriye ulusal diyalog toplantısına ev sahipliği yapmıştı (Sosyal medya siteleri)

Suriye Devlet Başkanı Esed'in Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgelerini güç kullanarak geri alamayacağını ve Suveyda'yı varil bombalarıyla bombalayamayacağını belirten Dr. Aridi, “Bu yüzden (Esed’in) her iki tarafla da barışçıl bir şekilde anlaşmaktan başka çaresi yok. Ona göre bu, uluslararası ve bölgesel atmosfer izin verdiği sürece kendisinden istenenleri geçiştirmeye çalışmak anlamına geliyor” yorumunda bulundu. Suriye rejiminin ‘değişmeye ya da değiştirilmeye müsait olmadığını’ belirten Dr. Aridi, “(Esed) 2011 yılındaki ulusal diyalogda teklif etmediğini, tüm bu olanlardan sonra masaya koymayacaktır” diye konuştu.

Suveyda’dan Independent Arabia’nın sorularını yanıtlayan Dr. Aridi, ulusal diyalog çağrısının son 10 aydır rejim karşıtı protesto hareketine sahne olan Suveyda’da olumlu yankı bulmayacağını öngörüyor. Suveyda’daki protesto hareketi, geçim sıkıntısından kaynaklanan ekonomik taleplerle başlayıp daha sonra iktidarı etkileyen başlıklara dönüşmüştü. Buna rağmen Suveyda, hala tüm kurumlarıyla Şam'a bağlı ve Fırat'ın doğusundaki bölgelerde olduğu gibi özerk bir yönetim haline gelmiş değil. 

Adem-i merkeziyetçilik formülü

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) siyasi kolu olan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, rejimin başlatmayı planladığı ulusal diyaloğunun ana hedeflerinden biri olabilir. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin en büyük partisi olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Halkla İlişkiler Ofisi Direktörü Sihanouk Dibo, bugün Suriyelilerin çoğunun, ‘ciddi olmayan ya da sadece medya için’ yapılan girişimler ve açıklamalarla değil, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını temel alan bir yolla krizlerine çözüm getiren tutumlar görmeyi istediğini söyledi.

Tercihlerinin her zaman Suriye coğrafyasındaki çıkmazı ve çatışmaları sona erdirecek gerçekçi bir iç diyalogdan yana olduğunu belirten Dibo, uluslararası müdahalenin ve onun farklı gündemlerinin krizin çözümünü bir çıkmaza dönüştürdüğünü ve geciktirdiğini vurguladı. Independent Arabia'ya açıklamalarda bulunan Dibo, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Suriye'de ulusal diyaloğa inandığını, bu inancının da merkeziyetçi bir sistemin yeniden üretilemeyeceği, aksine tüm koşulların çoğulcu ve demokratik bir ademi merkeziyetçilik formülünün önünü açan diyaloglara elverişli olduğu inancına dayandığını belirtti.

Bazı çevreler Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ayrılıkçı bir Kürt projesi olarak görürken, bazı çevreler de Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) üyeleri başta olmak üzere birçok ülkede terör örgütü olarak listelenen PKK’nin desteklediğini söylüyor. Ancak Dibo, SDG’nin DEAŞ’la mücadelede 35 binden fazla ölü, yaralı ve esir verdiğini, bir milyon Suriyelinin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolü altındaki bölgelerde yaşadığını ve ‘Suriye'nin egemenliği, birliği ve parçalanmasının önlenmesi için ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon, Rusya ve Arap ülkeleriyle temas halinde’ olduğunu vurguladı.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.