İsrail’in savunma sistemleri Hizbullah’ın İHA’larıyla baş edemiyor mu?

Tel Aviv, kuzey cephesindeki eşi ve benzeri görülmemiş gerilim ve Hizbullah'ın İHA’ları karşısında tedirgin. İsrail ile Sırbistan arasındaki silah anlaşmaları arttı.

Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)
Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)
TT

İsrail’in savunma sistemleri Hizbullah’ın İHA’larıyla baş edemiyor mu?

Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)
Güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerin Yukarı Celile'deki Safed kenti eteklerine düşmesinin ardından çıkan yangını söndürmeye çalışan bir yangın söndürme uçağı (AFP)

Emel Şehade

İsrail, dün kuruluşundan bu yana yaşadığı en uzun savaşın 250’nci gününü geride bırakırken, Lübnan topraklarından fırlatılan 200'den fazla roket ve insansız hava aracı (İHA) ile hedef alındı. İsrail’in kuzeyinde, Lübnan sınırı yakınlarındaki Hayfa şehrine kadar sirenler susmadı.

Bu eşi ve benzeri görülmemiş miktardaki roket ve İHA ile gerçekleştirilen saldırı, Safed, Akka, Nahariya, Tiberya ve Golan Tepeleri’ne kadar geniş bir alanı kapladı. Söz konusu bölgelerin sakinleri olağanüstü hâl kapsamında güvenli yerlere sığınmak zorunda kaldı.

Böylece savaşın 250’nci günü Hizbullah'ın İsrail'in Meron ve Amiad askeri üslerine onlarca roket ve İHA ile saldırmasının ardından, kuzey cephesinin durumunda bir dönüm noktası oldu.

İsrail'in Lübnan'a saldırması ve aralarında Talib Abdullah’ın da bulunduğu dört Hizbullah liderinin öldürülmesine misilleme olarak gerçekleştirilen saldırı, geçtiğimiz yıl ekim ayında kuzey cephesinin her iki tarafında çatışmaların başlamasından bu yana gerçekleşen en şiddetli saldırıydı.

Güvenlik kaosu

İHA’ların yaygınlaşması ve bunların tespit edilip karşı konulamaması, hava savunması da dahil olmak üzere tüm İsrail güvenlik kurumları arasında kaos yarattı. Askeri yetkililer, Tel Aviv'in, Hizbullah'ın cephaneliğine karşı savunmasız olduğunu ve bunlara karşı koyabilecek savunma sistemlerine sahip olmadığını itiraf etti. Uçaksavar füzeleri de dahil olmak üzere gelişmiş füzeler de İsrail için en az İHA’lar kadar büyük bir sorun teşkil ediyor.

İsrailli yedek Tuğgeneral Zvika Haimovich, ‘İHA’lar savaşı’ olarak adlandırdığı bu duruma karşı bir çözüm bulmak için acil ve hızlı adımlar atılması gerektiğini belirterek, “Açıkça söylemek gerekirse, Hizbullah İHA’lar dünyasında çok büyük bir güç. Bunu günlük olarak görüyoruz. Bu saldırılar Hizbullah'ın sahip olduğu İHA’ların miktarını, büyüklüğünü ve kapasitesini yansıtıyor. Gerçek şu ki, böyle bir İHA’lar savaşı ile yüzleşmeye hazır değildik. Hizbullah, bizi bu hazırlıksız halimizde İHA’larla bizi şaşırttı” ifadelerini kullandı.

cfv
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibqin bölgesine düzenlediği hava saldırısı sonrası yükselen dumanlar (AFP)

Hizbullah'ın çeşitli hedefleri olan büyük bir İHA cephaneliğine sahip olduğunu vurgulayan Haimovich, “Tespit edilememeleri nedeniyle şu an için en büyük sorun onlar (İHA’lar). Mevcut durumun devam etmesi Hizbullah'a karşı herhangi bir caydırıcılık yaratmamıza yardımcı olmayacak” diye konuştu.

Öte yandan İsrail, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş ve savaş suçu işlediği suçlamaları nedeniyle bazı ülkelerin silah tedarikini durdurmasının ardından orduya askeri teçhizat ve silah sağlamak için gelişmiş savunma sistemleri edinmenin yollarını arıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre İsrailli silah şirketleri, Hizbullah'ın İHA’larına karşı koyabilmek için mevcut sistemleri geliştirmeye çalışıyor.

Sihirli bir çözümü yok

İsrail ordusu, kuzey sınırının her iki tarafında da tırmanan gerilimin ardından yayınladığı bir raporda, Hizbullah tarafından kullanılan İHA’lara karşı bir çözümü olmadığını ve mevcut füze sistemlerinin roketleri ve füzeleri engellediği gibi İHA’ları da engelleyemeyeceği belirtildi. Raporda ayrıca, İHA’ların hedeflerine ulaşmalarından önce imha edilmesi için savunma sistemlerini harekete geçirmek amacıyla yapılan dört girişimin de başarısız olduğu itiraf edildi.

Ordu raporunda, İHA’ların küçük boyutu, hedefe ulaşmadan önceki uçuş süresi ve hedeflenen yerlerin arazisi gibi çeşitli faktörlerin İHA’ya karşı koymayı imkânsız hale getirdiği belirtiliyor.

İsrail Ordu Radyosu’nun bildirdiğine göre 120 kilometreden fazla bir alana yayılan kuzey sınır bölgesinin arazi yapısının da bunda etkisi var. Burası hava savunma sistemleri için son derece zor olan karmaşık bir topoğrafyaya sahip. Radyo, Hizbullah’ın İHA’ları araziyi, vadileri ve tepeleri iyi kullanarak tespit edilmesi daha zor güzergahlar üzerinden uçurduğuna dikkati çekti.

Önceki saldırılardan ders çıkarıp buna göre hareket etme çabası

İHA’lar savaşının kapsamı daha da genişlemeden önce acil çözümler bulunana kadar ordu, çeşitli ülkelerdeki İHA saldırılarından çıkarılan derslerden faydalanmaya çalışıyor.

Çözümlerden biri, düşman uçakları durdurmak için kullanılan M61 Vulcan uçak topları. İsrail ordusu, tehditle başa çıkmanın ilave bir yolu olarak kuzey sınırındaki çeşitli yerlere Vulcan bataryaları yerleştirmeye başladı.

İsrail ordusunun silah sıkıntısı, yedek askerlerin ailelerinin savaşa son verilmesi çağrısında bulunduğu ve karar alıcılar üzerinde baskı aracı olarak çocuklarının Gazze'yi terk etmelerini ve savaşmaya devam etmemelerini istediği bir dönemde, Gazze ve Lübnan cephelerinde savaşmaya devam etme kararı konusunda da büyük bir ikilem oluşturuyor. Bu husus, silah sıkıntısı ve ordunun Gazze ve Lübnan'da savaşmaya devam etmek için en az 15 muharip birliğe ihtiyaç duyması çerçevesinde savaşın mevcut durumunun da bir yansıması oldu.

Sırbistan'ın silah desteği

İsrail gazetesi Haaretz’in Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı (BIRN) ile birlikte yürüttüğü özel bir araştırma, Sırbistan'dan İsrail'e yapılan silah ihracatının Gazze'deki savaşın patlak vermesinden bu yana büyük oranda arttığını ortaya koydu.

Araştırma, şubat ayında İsrail'in Sırbistan'dan yarım milyon euro (yaklaşık 540 bin 725 dolar) değerinde silah aldığını gösteren, Sırbistan'ın vergi ve ihracat kayıtlarına dayanıyordu. Bir ay sonra 14 milyon euro (yaklaşık 15 bin 140 dolar) değerinde bir anlaşma yapıldı ve 26 Mayıs'ta silahlar İsrail’e ait üç uçakla taşındı.

zxcdvfb
Güney Lübnan'dan atılan roketlerin Golan Tepeleri'nin Banyas bölgesine isabet etmesinin ardından bir tarlada alevler yükselirken, yangını izleyen bölge sakinlerinden Dürzi erkekler, 9 Haziran 2024 (AFP)

Araştırmaya göre Sırbistan'dan yapılan satışlar, dünya genelinde yapılan pek çok çağrıya rağmen arttı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK) başta olmak üzere uluslararası kurumlar ‘uluslararası hukukun ihlal edilmeye devam edilmesine’ yardımcı olan İsrail'e silah ihracatının durdurulması çağrısında bulundular.

Araştırmada Sırp dış politika analisti Bosko Jaksic’in, İsrail’e silah tedarikini Sırbistan için silah ticaretinin ötesinde jeopolitik kazanımları olduğunu söylediği aktarıldı. İsrail’in verileri, son savaşın patlak vermesinden bu yana Hamas ve Hizbullah'a karşı yüz binlerce füze, roket, bomba ve anti-füzenin eşi ve benzeri görülmemiş yoğunlukta kullanılmasından dolayı bu kullanımı telafi etmek için çoğu ABD'nin dünya genelindeki stratejik silah depolarının olduğu konumlardan olmak üzere, çeşitli bölgelerden havalanan 200'den fazla uçağın İsrail Hava Kuvvetleri'nin Nevatim Hava Üssü’ne indiğini gösteriyor.

Mücadeleyi genişletme kararı

Güvenlik yetkililerine göre İsrail ordusunun savaş ekipmanı eksikliği ve giderek artan ağır kayıpları, Tel Aviv'in kuzey cephesindeki savaşı Lübnan'a doğru genişletme kararını belirleyecek.

İsrail’de yayınlanan bir raporda, Lübnan’a karşı bir savaşın, ekonomik faaliyetlerde beklenen önemli düşüş nedeniyle, devlet hazinesine girmeyecek miktarların yanında doğrudan askeri harcamalar ve Hayfa şehrine kadar tüm kuzey nüfusunun tahliyesi de dahil olmak üzere İsrail'e ağır ekonomik kayıplara mal olacağı belirtildi.

İsrail merkezli ekonomi gazetesi TheMarker'a göre kuzey cephesindeki mevcut çatışmaların devam etmesi, özellikle de savaşın sonu görünmediğinden mali açığı daha da artıracak.

Bölgesel bir savaşa dönüşmesi beklenen savaşın Lübnan'a doğru genişleme riski konusunda emniyet yetkililerinin ve askeri yetkililerin uyarılarını aktaran gazete, “Cephanelikler boşalıyor ve kredi notu düşüyor. Ekonomi durgunlaşıyor ve uluslararası arenada zorluklarla karşılaşıyor. Bir sonraki savaşta, savaşın bedeli her İsraillinin yaşam standardına ciddi zarar vereceğinden, hükümetin bu savaşı finanse etmesi daha da zorlaşacak. Bu durum ekonomiyi uzun yıllar sürecek bir durgunluğa ya da yavaş bir toparlanmaya ve İsrail ile Batı ülkelerinin ekonomileri arasındaki uçurumun açılmasına neden olacak” ifadelerine yer verdi.

Reichman Üniversitesi Aaron Enstitüsü'nün tahminlerine göre bu yıl ekonomik büyüme, eksi yüzde iki olarak gerçekleşecek. Bu ise on milyarlarca şekel vergi geliri kaybı anlamına geliyor.



Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
TT

Irak: İki silah ve iki seçenek arasında Zeydi hükümetinin sıkıntısı

Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026
Irak'ın Basra kentindeki Rumeyle petrol sahasında, Irak Enerji Polisi'nin silahlı devriyesi sırasında görülen gaz alevleri, 8 Haziran 2026

İyad el-Anbar

Irak'taki silahlı milis grupların silahsızlandırılmasını talep eden herkese karşı vatana ihanet suçlamaları yöneltilirdi. Fraksiyonların liderleri ve çevreleri, silahlarının meşruiyetinden ve “siyasi kazanımları”, “siyasi sistemi” ve “devleti koruma” işlevinden bahsetmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Öyle bir noktaya gelindi ki, bu silah kutsallaştırıldı ve teslim edilmesi yönündeki talepleri kabul etmek, devletin meşruiyetini inkâr etmekle eşdeğer hale geldi. “Silahlarımız ancak beklenen İmam Mehdi”ye yani Şiiler tarafından On İkinci olarak kabul edilen İmam’a teslim edilecektir sözü yaygın bir nakarata dönüştü.

Silahın devleti aşan bir güç olduğu söyleminin arkasında, 2018'den sonra siyasi arenaya giren ve etkileri artmaya başlayan fraksiyon liderleri vardı. Bir ellerinde silah bayrağı, diğer ellerinde siyaset bayrağı taşırken bu arenadaki varlıkları güçlenmeye devam etti. İronik bir şekilde, şimdi de silahlarından vazgeçtiklerini ve silahlı örgütlerle bağlarını kopardıklarını açıklıyorlar!

“Silahın devletin elinde toplanması” ifadesi, 2003'ten sonra kurulan her Irak hükümetinin bakanlık programında tekrarlanmış olsa da Ali el-Zeydi hükümeti, kurulmasının ardından silahsızlandırmayla ilgili bir dizi duyurunun geldiği ilk hükümet gibi görünüyor. Bu duyurular, bu hükümete güvenoyu veren siyasi taraflarla sınırlı kalmayıp, Mukteda es-Sadr örneğinde olduğu gibi, hükümet dışından taraflardan da geldi.

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır

“Koordinasyon Çerçevesi” içindeki bazı tarafların milis faaliyetler ile aralarına bir mesafe koyup tamamen siyasete yönelme hamleleri ile ilgili öne sürülen tüm gerekçelere rağmen, bu hamleler aslında dini bir merci olan Ayetullah Ali es-Sistani'nin silahın devletin elinde toplanmasıyla ilgili çağrılarına yanıttır. Ancak zaman olarak, Zeydi hükümetinde “siyasi silahlı” güçlere yer olmadığını vurgulayan Amerikan koşullarının baskısı altında yapılmış hamlelerdir. Silahların bırakılması, Zeydi ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı kanada sahip güçler arasında varıldığı ve hükümette bakanlık sahibi olma karşılığında silahı teslim etme esasına dayandığı konuşulan bir anlaşmanın parçasıdır.

Koordinasyon Çerçevesi’nin silahı

Koordinasyon Çerçevesi içinde, silahlı ve siyasi katılım ikilisiyle faaliyet gösteren altı kuruluş bulunuyor; bunların en açık örneği, Temsilciler Meclisi içinde Sadikun Hareketi tarafından siyasi olarak temsil edilen Asaib Ehlil Hak Hareketidir. İmam Ali Tugayları Hizmetler İttifakı tarafından temsil edilirken, Ensarullah el-Evfiya Hareketi ve İmam’ın Askerleri Tugayları ise İmar ve Kalkınma Koalisyonu listelerinden “Sümerliler” başlığı altında seçimlere katıldılar. Seyyid el-Şuhada Tugayları da Hukuk Devleti Koalisyonu içindeki Muzaffer İttifak tarafından temsil ediliyor. Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedr Örgütü de söz konusu koalisyonun bir parçası.

 Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Şimdiye kadar iki hareket silahsızlanma kararı aldı. Bunlar, Şeyh Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ile Şibl el-Zeydi liderliğindeki İmam Ali Tugayları'dır. Pozisyonları özetle “Haşdi Şabi Güçleri ile bağları koparma ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul etme” duyurusuydu.

İronik olan şu ki, bu açıklamalar, Haşdi Şabi Güçleri bayrağı altında faaliyet gösterseler bile, devlet kontrolü dışında ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın yetkisine tabi olmayan bir silahın var olduğunun açık bir itirafıdır. Bu durum, silahlı grupların Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderlerinin, Haşdi Şabi Güçleri Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olduğu için, silahının devlet kontrolündeki kurumsal çerçeveler içinde faaliyet gösterdiği yönündeki iddialarıyla çelişiyor. Kaldı ki eğer durum böyleyse, yani Haşdi Şabi devlet kontrolünde faaliyet gösteriyorsa neden şimdi onunla bağları koparma duyuruları yapılıyor?

Ayrıca, bu durum, “Haşdi Şabi Güçleri Kanunu” olan 2016 tarihli 40 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 5. fıkrasıyla da çelişiyor; bu fıkrada “Haşdi Şabi Güçleri'ne katılan üyeler tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçeveler ile bağlarını koparacak ve saflarında siyasi faaliyette bulunulmasına izin verilmeyecektir” denmektedir.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor

Aynı şekilde bu duyurular, 2015’teki (36 numaralı) Irak Siyasi Partiler Kanunu’nun 8-Üçüncü Maddesi’nde yer alan bir siyasi partinin kurulması için gereken şartları ihlal ettiği için, bu grupların Koordinasyon Çerçevesi’ne siyasi olarak katılmalarının meşruiyetini de sorgulamaya açıyor. Zira bu maddede, “bir partinin kuruluşu ve faaliyetleri askeri veya paramiliter örgütler şeklinde olmamalı ve herhangi bir silahlı kuvvetle bağlantılı olmamalıdır” denmektedir.

Ancak, siyasi kurumların ve yasaların işleyişinde hiçbir rol oynamadığı ve devlet mantığına inanmayan bir siyasi sınıf tarafından kontrol edilen melez ve çarpık bir siyasi sistemde, bu hukuki itirazlar, devlet ve devlet dışı aktörler arasında bir geçiş halinde yaşayanların gerçekleri çarpıtmaya yönelik girişimden başka bir şey değil.

uktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)Muktada Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef şehrinde bir konuşma yapıyor, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Bakanlıklar karşılığında silah

Ali Zeydi hükümetine katılım karşılığında silahın bırakılması şartı, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı siyasi tarafların davranışlarında bir değişikliği değil, silahı elde tutmanın siyasi nüfuzu kaybetme anlamına geldiğinin anlaşıldığını gösteriyor.

Başbakan Ali Zeydi'nin, siyasi silahlı gruplar ile silahlarını teslim etmeyi ve silahın devletin elinde toplanmasını kabul ettiklerini duyurmaları karşılığında, Amerikalıları onların hükümete katılmalarını kabul etmeye ikna etme temeline dayanan bir anlaşma yaptığı konuşuluyor. Bu temele dayanarak, Şii siyasi güçlere tahsis edilen Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı ve diğer bakanlıklara yapılacak atamalar, ayrıca başbakan yardımcılarının atanması da ertelendi.

Ancak bu anlaşmanın sınırları, Zeydi hükümetinin meclisten geçmesini sağlamak ve engellenmesini önlemekle sınırlı olabilir. Hükümet de parlamentodan zaten güvenoyu aldığı için bu anlaşmadan en çok fayda sağlayacak olan taraf odur. Zira artık manevra kabiliyeti açısından üstünlüğe sahip. Zeydi hükümetinin bilhassa ABD'den aldığı ve silahlı fraksiyonlar silahlarını bırakacaklarını deklare etseler bile bu hükümete katılmayacaklarına dair mesajlar göz önüne alındığında, silahlı fraksiyonlara bakanlık verme anlaşmasını yerine getirmemesi mümkün.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor

Görünüşe göre, silahların teslimi, Koordinasyon Çerçevesi güçleri içinde bile üzerinde anlaşılmış bir konu değil; nitekim siyasi olarak Hukuk Devleti Koalisyonu içinde temsil edilen Seyyid el-Şuhada Tugayları bunu reddetti. Geri kalan üç fraksiyon da henüz pozisyonlarını açıklamadı. Bu durum, bahsi geçen dört fraksiyonun artık Ali Zeydi hükümetindeki kalan bakanlıklarda bir pay sahibi olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Buna dayanarak, silahlarını teslim etmelerinin, bir bakanlık elde eden ve kendisine bir başbakanlık yardımcılığı sözü de verilen Asaib Ehlil Hak Hareketine fayda sağlayacağını düşünüyorlar. Siyasi silahın geri kalan fraksiyonlarına gelince, silahlarını teslim etmenin karşılığında ya hiçbir şey elde edemeyecekler ya da teslim etmelerine değmeyecek pozisyonlar elde edecekler.

Direniş silahı

Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi, bölgede İran liderliğindeki “direniş eksenine” bağlılıklarını açıkça deklare eden en önde gelen silahlı örgütler arasında yer alıyor. Bu iki örgüt, lider kadrosunun bilinmesi ve Amerikalıların onları arananlar listesinin başına koyarak yakalanmalarını sağlayacak bir bilgi için 10 milyon dolarlık ödül vaat etmesi ile diğerlerinden ayrılıyor. Bu nedenle, bu iki örgüt, liderlerinin kim olduğu bilinmeden saldırı eylemlerinin sorumluluğunu üstlenen diğer örgütlerden farklı. Bu örgütlere örnek olarak Ashab-ı Kehf, Saraya Evliya el-Dem ve Kerbela Tugayları verilebilir.

 Ketaib Hizbullah, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonların duyurularına bir dereceye kadar alaycı bir şekilde tepki gösterdi. Bu alaylı işaretler, Ketaib Hizbullah'ın güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Assaf'ın açıklamalarında açıkça görülüyordu. Bir açıklamasında, Hizbullah’ın silahların bir kısmını devlet yerine teslim almaya hazır olduğunu duyurdu. Bilhassa, “devlet kurumlarında kendisini kullanacak uzmanının bulunmadığı bazı özel silahları, örneğin insansız hava araçları ve kamikaze dronları teslim almayı ve bedellerini ödemeye hazırız” dedi. Başka bir açıklamasında ise, Assaf, silahlarını teslim ettiklerini açıklayan Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı fraksiyonları artık “direnişçi” olmamakla tanımlayarak, “İslami Direniş saflarında yer almadıkları için bu durum garip görünmüyor, dahası bu kararların İslami Direniş ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur” dedi.

Direniş bayrağını taşıyan örgütlerin sorunu, hâlâ ideolojiye bağlı kalmalarıdır. Henüz siyasi faaliyetlere dahil olmadıklarına ve bu nedenle silahlı mücadele ideolojisi ile siyasi arenaya girme arasında bir seçimle karşı karşıya olmadıklarına inanıyorlar. Belki de bu, silahlı fraksiyonların “ideolojik” bağlılığını devlete bağlılıktan daha öncelikli tutan tutumunda daha da açık bir şekilde kendini gösteriyor.

Ali Zeydi hükümeti, Koordinasyon Çerçevesi içindeki silahlı güçler ile silahları konusunda bir sorun yaşamayabilir, çünkü bu silahların elde tutulmasını haklı çıkaran anlatılar, güç ve nüfuzun cazibesine kıyasla çekiciliğini yitirmiş gibi görünüyor. Bu nedenle, silahları ile ideolojileri ve sloganları ile siyasi nüfuz alanında kalıp ganimetleri paylaşmak arasında bir seçim yapma anları geldi. Bu, silahlı hareketlerin savaş alanından siyasi eyleme geçiş yaptığı birçok ülkenin deneyimlerinde yaşanmış bir durumdur.

Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değil. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir

Bu noktada, İbn Haldun'un dediği gibi, “rehavet ve sükûnet” aşamasına, yani yönetimin ve otoritenin zevklerinin tadını çıkarmaya geçişle denklem daha da netleşiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre siyasi geçiş deneyimlerinde, ayrıcalıkları ve fonları korumak karşılığında silahlardan ve hatta hükümet pozisyonlarından vazgeçmek, kamusal alana entegre olmak isteyen silahlı örgütlerin sorununa bir çözüm olarak görülmektedir.

Direniş örgütlerine gelince, Zeydi hükümetinin onlarla başa çıkmak için sadece iki seçeneği bulunuyor. Birincisi, siyasi diyaloga ve örgütler ile ateşkesle başlayan, devletin savaş ve barış kararı alma hakkını gasp etmek için silah kullanımını ve Irak'ın bölgesel komşularına karşı zor durumda kalmasını önleyen bir yol haritası oluşturmaya dayanmaktadır. Ardından, güvenlik kurumlarına entegrasyonları için atılacak adımlar konusunda bir anlaşmaya varılabilir. Bu adımlar, Irak'taki silahlı fraksiyonların kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olan İran ile silahlarını teslim etmeye yönelik baskılara katılması için diplomatik çabaları aktifleştirmeyi gerektiriyor; zira bu fraksiyonlar, Tahran'ın müttefik olarak gördüğü iktidar sisteminin varlığını tehdit ediyor. Bağdat hükümetinin yaptırımlara maruz kalması veya Washington'un gözünde güvenilmez bir ortak olması İran’ın çıkarına değildir.

İkinci seçenek ise silahlı örgütlerin devletin silahlı kuvvetleriyle çatışması ve karşı karşıya gelmesidir. Bu seçeneğin bedeli kolay olmayabilir, ancak devletin otoritesini yeniden tesis etmek için gerekli olacaktır.

Sonuç olarak, Irak, 7 Ekim 2023'te başlayan Ortadoğu'daki Tufan’ın gelişmelerinden izole bir ada değildir. Bu Tufan, bölgedeki kırılgan devletlerin gerçekliğini yeniden şekillendirecektir ve artık devletin silahlı gücüne paralel olarak faaliyet gösteren silahlı örgütler ve ideolojik ajandalar kapsamında faaliyet gösteren silahlı kollar var olmayacaktır. Bu denklemi kavrayamayanlar, kendilerini yeni Ortadoğu'nun yeniden şekillenen haritasının dışında bulacaklardır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak hükümeti, ülkenin dış politikasında kademeli bir yeniden konumlanmaya işaret eden adımlar atıyor. Bağdat yönetimi, İran’ın yıllar boyunca Irak’ın siyasi ve güvenlik kararları üzerindeki geniş nüfuzunun ardından, ABD ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor.

Bu gelişme, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin bir gün önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya Bağdat ile Şam arasında yeni bir koordinasyon mekanizması kurulması çağrısında bulunmasının ardından geldi. Aynı dönemde Irak Dışişleri Bakanlığı, İran’ın ABD’nin İran’daki hedeflere yönelik saldırılarına karşılık olarak Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’e düzenlediği füze saldırılarını ilk kez kınayan bir açıklama yayımladı.

Irak Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, söz konusu saldırıların bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu belirtilerek, ‘bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenme tehlikesi’ konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, bunun bölgesel ve uluslararası güvenlik üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanırken, mevcut koşulların diyalog ve sağduyunun öne çıkarılmasını, gerilimin kontrol altına alınmasına yönelik çabaların artırılmasını gerektirdiği ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Arap ülkeleri ile komşu devletlerin istikrarı, Irak’ın istikrarı ve ulusal güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır” değerlendirmesinde bulunarak, bölge ülkeleri arasındaki stratejik ilişkilerin korunmasının ve kalkınma ile istikrara hizmet eden ortak çıkarların gözetilmesinin önemine dikkat çekti.

Gözlemciler, bu kınamanın yeni hükümetin attığı bir dizi adımın parçası olduğunu belirtiyor. Bu adımlar arasında silahların yalnızca devletin kontrolünde tutulmasını amaçlayan düzenlemelerin başlatılması ve Zeydi’nin çok sayıda Iraklı iş insanının yer alacağı bir heyetle Washington’a yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların sürdürülmesi de bulunuyor. Söz konusu girişimlerin, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmayı hedeflediği ifade ediliyor.

Irak ile ABD arasındaki ilişkiler son yıllarda, Irak’taki Amerikan çıkarlarını hedef alan saldırılar nedeniyle sık sık gerilimlere sahne oldu. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Erbil’deki ABD Konsolosluğu’na yönelik saldırılar da bu kapsamda öne çıkarken, söz konusu eylemler İran’a yakın silahlı gruplara atfedildi. Bu durumun, iki ülke arasında daha kapsamlı bir siyasi ve ekonomik ortaklığın geliştirilmesi yönündeki fırsatları sınırladığı değerlendiriliyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)

Artan mali baskılar

Bu diplomatik ve siyasi adımlar, Zeydi hükümetinin ciddi ekonomik ve mali zorluklarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde atılıyor. Iraklı kaynaklara göre yeni hükümet, ciddi nakit sıkıntısı yaşayan bir hazine devraldı. Kullanılabilir mali rezervlerin 1 milyar doları aşmadığı belirtilirken, hükümetin yaklaşık 8 trilyon Irak dinarı, yani yaklaşık 6 milyar dolar tutarında acil mali yükümlülüklerle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Zeydi’nin, Iraklı siyasi gruplara yeni bir halk protestosu dalgasının önüne geçebilmek amacıyla zor ekonomik tedbirler almayı planladığını bildirdiği aktarıldı. Söz konusu protestoların, eski Başbakan Adil Abdülmehdi döneminde patlak veren 2019 gösterilerine benzer bir nitelik taşımasından endişe ediliyor.

Bu çerçevede, Zeydi hükümetinin kurulmasını destekleyen ve Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, ülkenin karşı karşıya bulunduğu ‘mali baskıların’ bazı toplumsal kesimlere yönelik ödemelerin gecikmesine yol açabileceğini kabul etti. Hekim, bu durumun nedenleri arasında bölgesel gerilimlerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatlarını etkileyen istikrarsızlıkların devam etmesini gösterdi.

Irak siyasetinin karşı karşıya olduğu krizin boyutlarına işaret eden bir diğer gelişme ise eski Başbakan Adil Abdülmehdi’den geldi. İran’la yakın ilişkileriyle bilinen Abdülmehdi, ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Zeydi’nin Washington’a yapması beklenen ziyaretin başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulundu.

Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)

Dış politikanın yeniden yönlendirilmesi

Mustansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi İsam el-Feyli’ye göre son dönemde yaşanan bölgesel gelişmeler, Irak’ı bölgesel dengeler içindeki konumunu yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

El-Feyli, bölgenin tanık olduğu son savaşın Irak’ı da etkilediğini belirterek, bunun Irak’ın dış politika karar alma süreçlerinde daha bağımsız bir çizgi izlemesini zorunlu kıldığını söyledi. Pek çok ülkenin Bağdat’ı Tahran’a en yakın başkentlerden biri olarak gördüğüne dikkat çeken el-Feyli, bu algının da Irak’ın dış politika yaklaşımını etkilediğini ifade etti.

Zeydi’nin son dönemdeki girişimlerinin, Irak’ın Arap dünyası ve uluslararası toplumla daha dengeli ilişkiler kurma isteğine işaret ettiğini kaydeden el-Feyli, bunun aynı zamanda hükümetin karşı karşıya bulunduğu iç siyasi ve ekonomik sorunlarla da bağlantılı olduğunu dile getirdi.

El-Feyli, Bağdat’ın İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınamasını, Irak dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. Mevcut bölgesel ve uluslararası dönüşümlerin, Irak’ın İran’a yakın konumunu sürdürmesini geçmişe kıyasla daha az avantajlı hale getirdiğini savunan el-Feyli, bu yaklaşımın artık yalnızca Zeydi’nin kişisel tercihi olmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Feyli, Irak siyasi sistemi içinde giderek güçlenen bir kanaatin, mevcut gelişmelerin Tahran’la sıkı bağların sürdürülmesine hizmet etmediği yönünde olduğunu belirtti. El-Feyli ayrıca, Bağdat-Washington ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesine ilişkin Amerikan talepleri arasında İran destekli silahlı gruplar dosyasının da bulunduğunu ifade etti.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının kınanmasının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen el-Feyli, Irak hükümetinin bunu artık doğrudan bir ulusal çıkar meselesi olarak gördüğünü kaydetti.

Öte yandan Kufe Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Galib ed-Daami, mevcut göstergelerin Irak’ın hızla ABD ile ilişkilerini güçlendirme ve İran ekseninin etkisinden kademeli olarak uzaklaşma yönünde ilerlediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Daami, bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden birinin, silahlı grupların nüfuzunu sınırlandırmaya ve silahları devletin elinde toplamaya yönelik yürütülen çalışmalar olduğunu belirtti. Bunun, ülke içindeki güç dengelerinde somut bir değişime işaret ettiğini ifade eden Daami, resmî güvenlik kurumlarının rolünün güçlenmesinin ve devlet dışı silahlı yapıların etkisinin azalmasının daha istikrarlı bir devlet yapısının oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Daami’ye göre bu süreç, Irak ekonomisinin desteklenmesi için daha elverişli bir ortam oluştururken, bölgesel çatışmaların ve rekabet halindeki eksenlerin ülkenin kalkınma süreci üzerindeki etkisini de azaltabilir.


Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
TT

Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, Hizbullah’a ülkeyi kurtarma, Lübnan'ın ulusal çıkarlarını İran'ın çıkarlarının üstünde tutma ve İsrail ordusunun Güney Lübnan'dan çekilmesini sağlamak adına hükümetle aynı çizgide hareket etme çağrısında bulundu.

Reuters haber ajansına konuşan Selam, Hizbullah’ın esnek davranması gerektiğini belirterek, "Hizbullah bizden daha hızlı olmalı ya da en azından bizimle aynı hızda hareket ederek Washington’da yürüttüğümüz müzakerelere desteğini ilan etmelidir" dedi.

ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında yürütülen bu doğrudan müzakerelerin bir sonraki turunun 22 Haziran'da yeniden başlaması planlanıyor.

Görüşmelere yakın Lübnanlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a, Beyrut yönetiminin İsrail ile bağımsız bir şekilde masaya oturma kararının Tahran'da büyük bir öfkeye yol açtığını belirtti. Kaynağa göre İran, bu adımı Washington ile yürüttüğü büyük pazarlıklarda elindeki en güçlü müzakere kartlarından birinin alınması olarak değerlendiriyor.

Lübnan tarafı, İsrail’in ülkeden tamamen çekilmesini ve yüz binlerce yerinden edilmiş sivilin Lübnan ordusunun denetimi altında evlerine geri dönmesini sağlayacak kalıcı bir ateşkesi müzakerelerin temeli olarak talep ediyor. İsrail ise işgal ettiği topraklardan çekilmeden önce, en azından Güney Lübnan’da Hizbullah’ın askeri bir güç olarak tamamen tasfiye edilmesini ve askeri varlığının bittiğinin kanıtlanmasını şart koşuyor.

Biz müstakil bir devletiz, adımıza kimse müzakere edemez

Başbakan Selam, bölgedeki karmaşık diplomatik trafiğe ve özellikle İslamabad merkezli yürütülen (ABD-İran) arabuluculuk görüşmelerine de değindi. Lübnan'ın bölgedeki her gelişmeden etkilendiğini kabul eden Selam, ancak müstakil bir devlet olarak müzakere etme kararlılığını şu sözlerle yineledi:

"İslamabad’daki müzakere sürecinden elbette etkileniyoruz. En sonunda sonuçları ve acısı bizim topraklarımızda yaşanan bir savaş var. Bölgedeki savaştan da barıştan da sakinleşmeden de etkileniriz. İslamabad ya da başka bir yerdeki gelişmelerin üzerimizde yansımaları olması doğaldır. Eğer bu süreç bölgede bir ateşkese ve sakinleşmeye yol açacak ise bundan kesinlikle biz de faydalanırız. Ancak Lübnan adına hiç kimse müzakere yürütemez."

Selam, Lübnan devletinin ülke için en az maliyetli yolu seçtiğini vurgulayarak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını bir "İsrail şartı" olarak görmeyi reddetti ve sert bir üslupla şunları söyledi:

"Artık bu boş lafları bir kenara bırakalım. Lübnanlılar daha 1989 yılındaki Taif Anlaşması'nda Lübnan devletinin otoritesinin tüm ülke topraklarında tesis edilmesi konusunda anlaşmışlardı. Biz de hükümet programımızda bu hususu onayladık; silahın sadece devletin elinde olması ve savaş-barış kararının yalnızca devletin tekelinde kalması gerektiğini vurguladık. Şimdi soruyorum: İsrail bizimle masaya oturup hükümet programımızı yazmamıza yardım mı etti? Elbette hayır."

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)

Hizbullah ile sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Başbakan, "Hizbullah'tan tek istenen taahhütlerine sadık kalmasıdır. Güney Lübnan'ın silahlardan arındırılmış bir bölge olması gerekiyor. Hizbullah, programında silahın sadece devlete ait olduğunu vurgulayan bu hükümete iki kez güvenoyu verdi. Kendisinden bundan fazlası istenmiyor" ifadelerini kullandı.

Hizbullah müzakereleri "utanç verici" buldu

Hizbullah ise Lübnan ve İsrail hükümetlerinin Washington’daki görüşmelerde üzerinde uzlaştığı ateşkes planını sert bir dille reddetti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, yürütülen müzakereleri "utanç verici" olarak nitelendirerek Washington’da varılan çerçeveyi, "Lübnan halkının bir kısmını yok etme, geri kalanını ise köleleştirme yol haritası" diyerek geri çevirdi.

Bu tepkiye doğrudan cevap veren Başbakan Selam, Hizbullah'a seslenerek, "Eğer gerçekten iddia ettiğin gibi kendi tabanını, halkını ve onların yaşadığı trajedileri önemsiyorsan, senden tek beklenen taahhütlerine sadık kalmandır. Senden fazlasını istemiyoruz" şeklinde konuştu.

Washington yönetimi, Lübnan-İsrail müzakerelerinin geleceğine dair henüz kesin bir garanti sunmuş değil. Ancak Selam, bu konuda siyasi dedikodulara kulak asmamak gerektiğini belirterek, "Hakem düdüğünü Amerikan arabulucuya bırakmak en doğrusudur" dedi.

Öte yandan Tahran, Lübnan’da bir ateşkes sağlanmasını, Washington ile yürüttüğü daha geniş kapsamlı bölgesel anlaşmanın ön şartı haline getirmeye çalışıyor. Dün ABD ve İran kanadından gelen açıklamalar, iki büyük güç arasında savaşı sonlandıracak bir uzlaşı metnine çok yaklaşıldığını ve Washington'un önümüzdeki günlerde bir ön anlaşmaya imza atabileceğini gösteriyor.

Başbakan Selam ise iç cephedeki asıl düğümü şu sözlerle özetledi: "Bizim Hizbullah ile sorunumuz, Hizbullah'ın silahıdır. Biz onu Lübnanlı siyasi bir güç olarak kabul ediyoruz ve sadece Lübnan'a karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyoruz."