Lübnan ve güneyindeki savaşın sınırlarına dair bazı notlar

Lübnan Başbakanı Mikati’nin barış ve savaş kararının ne kendisinin ne de hükümetinin elinde olduğu açıklamasında Lübnan ve güneyindeki savaşın sınırlarına dair bazı satır araları

İsrail dün Güney Lübnan’daki Mervahin köyüne saldırı düzenledi / Fotoğraf: AFP
İsrail dün Güney Lübnan’daki Mervahin köyüne saldırı düzenledi / Fotoğraf: AFP
TT

Lübnan ve güneyindeki savaşın sınırlarına dair bazı notlar

İsrail dün Güney Lübnan’daki Mervahin köyüne saldırı düzenledi / Fotoğraf: AFP
İsrail dün Güney Lübnan’daki Mervahin köyüne saldırı düzenledi / Fotoğraf: AFP

Aliye Mansur

İran İslam Cumhuriyeti, Hamas Hareketi’nin İsrail’e karşı düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu'ndan bir gün sonra yani 8 Ekim'de İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların yeniden başlaması için Güney Lübnan cephesini açma kararı aldı. Çatışmalar, Nisan 1996 mutabakatıyla belirlenen angajman kurallarına göre başladı. Çatışmalar, topyekûn bir savaşa dönüşürken bazı çevreler İsrail'in artan tehditleriyle savaşın kapsamının daha da genişlemesini bekliyor.

Savaş ilan etme kararını resmi olarak Lübnan almamış olsa da Lübnan’ın geçici Başbakanı Necip Mikati’nin 13 Ekim’de ‘barış ve savaş kararı ne benim ne de hükümetimin elinde’ şeklindeki açıklaması şaşkınlık yarattı.

Savaşı Lübnan'a Hizbullah getirdi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, girdikleri bu savaşın İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşının şiddetini azaltacağını iddia etti. Ancak böyle olmadı ve şimdi savaşın bedelini tüm Lübnan ödüyor. Ancak en büyük bedeli Hizbullah kontrolündeki bölgelerde yaşayan Lübnanlıların ödediğine şüphe yok.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir “Şimdi Lübnan'ın yanma vakti geldi” açıklamasında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hizbullah ile savaşa girilmesi halinde Lübnan'ı ‘taş devrine döndürme’ tehdidi savururken İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar, kuzeydeki savaşın daha fazla ertelenemeyeceğini savundu. Zohar, “Hamas ile savaşın ertelenmesi 7 Ekim 2023'ü getirirken Hizbullah ile ertelenmesi daha büyük bir felakete neden olacaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail'in bu kez, pratikte İran'ın kararına bağımlı hale gelen Lübnan'la savaşa girmeye kararlı olduğu, Lübnan hükümetinin ise bu konuda söz sahibi olmadığını kabul etmekten başka çaresi kalmadığı açıkça ortada.

Devletin ve devlete inananların mezhepçi, coğrafi ve hatta siyasi aidiyetleri nedeniyle vatandaşlarını terk etmesi, onları giderek daha fazla Hizbullah ve İran'a bağlı kalmaya itecek.

Hizbullah, 2006 yılının temmuz ayında iki İsrail askerini esir aldığında İsrail bunu Lübnan'a savaş açmak için bir bahane olarak kullandı. Dönemin Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora, ‘hükümetinin Hizbullah’ın saldırılarından haberdar olmadığını, bunları onaylamadığını ve bunların sorumluluğunu kabul etmediğini’ vurgulamakla yetindi. Ancak hükümet, sorumlu olmadığını ve Hizbullah'ın yaptıklarını kabul etmediğini vurgulasa da o dönemde biri Hizbullah'ı temsil eden iki grup ile Sinyora'nın mensubu olduğu, devleti inşa etmek ve silahlar ile savaş ve barış kararını elinde tutmak isteyen 14 Mart Grubu arasındaki siyasi bölünmeye rağmen elinden gelen her şeyi yapıp seferber oldu.

Meslektaşımız Bedia Fahs birkaç hafta önce Al-Majalla'da yayınlanan bir makalesinde, Lübnan hükümetinin sınır köylerinden yerinden edilmiş kişilere karşı görevlerini yerine getirmekteki başarısızlığını rapor etti. Fahs’ın makalesine göre hükümetin sınır köylerinden göç edenlere karşı görevlerini yerine getirememesi, Hizbullah ve Emel Hareketi’nin savaşın ilk gününden bu yana gerek belediyeler gerekse parti kurumları aracılığıyla yerinden edilmiş kişilere ve güney halkına yardım sağlama konusundaki faaliyetleriyle tezat oluşturuyor.

Lübnan, Hizbullah'ın savaş ve barış kararlarının yanı sıra tüm devlet kararları üzerindeki hegemonyasından şikayetçi. Lübnan’da iki yıldır cumhurbaşkanlığı makamı boş. Çünkü Hizbullah, anayasal hayatı bozmaya ve istediği kişiyi cumhurbaşkanı olarak getirmeye ya da makamın boş kalmasına karar verdi. Hizbullah'ın hegemonyası yeni ortaya çıkmadı. 2006 yılında İsrail'e karşı savaşta, Suriye’de muhaliflere karşı Suriye rejiminin yanında saf tuttuğu savaşta ve Yemen ve Irak'ta üstlendiği rollerle bu ülkelerdeki savaşlarda Lübnan'ı ilk kez çatışma ortamlarına sürüklemiyor. Lübnan, Hizbullah'ın gücü ve kudreti karşısındaki çaresizliğinin bedelini her zaman ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Ancak ne Güney Lübnan İran toprağı ne Güney Lübnan halkı İran vatandaşı ne de Güney Lübnan halkının tamamı Şii. Bununla birlikte tüm Şiiler Hizbullah ve İran ile aynı safta da değil. Buna karşı eskiden devlet, devlet kavramı ve devlet mantığı için çağrı yapanların bazılarının bugün, devletin ülkenin güneyi ve güney halkı üzerindeki sorumluluğunu yerine getirmemesini ve bu insanlar için hiçbir tazminat ödememesi ya da yardım sağlamamasını istedikleri görülüyor. Büyük bir kısmı Hizbullah'a yakın olan güney halkına yönelik toplu bir cezalandırma olarak ortaya koydukları bu tutum, aslında Hizbullah'ın muhaliflerinin son yıllarda Hizbullah'a verdiği pek çok hediyeden sadece biri.

Eğer devlet ve devlete inananlar vatandaşları mezhepçi, coğrafi ve hatta siyasi aidiyetleri nedeniyle terk ederse, bu kişiler Hizbullah'a ve onun arkasında duran İran'a daha fazla yönelecektir.

Lübnan için mücadele devlet mantığı ile milis mantığı arasında olduğunda dünya, özellikle de Arap dünyası Lübnan'ın yanında yer aldı. Ancak mücadele milise karşı milis mantığına dönüşmeye başladığında herkes geri çekilmeye başladı.

İsrail'in İran eksenine tamamen bağlı hale gelen Lübnan'la ve tüm Lübnan'la görmek istediği bazı hesapları var. Lübnanlılardan bazıları, bu bağı kırmak ve direnmek yerine, bazen temiz bazen de kötü niyetle daha fazla Lübnanlıyı bu bağı güçlendirmeye itiyor. Savaş kimin diğerinden daha mezhepçi olduğu ya da kimin en güçlü silahlara ve en çok sayıda silahlı adama sahip olduğu arasında değil, devlet ile devlet dışı arasında olmalı. Eğer Hizbullah'ın muhaliflerinden bazıları milis mantığını benimsemeye karar verirse, söylemleriyle ne kadar göklere çıkarlarsa çıkarsınlar, her düzeyde ilk kaybedenler onlar olacaktır.

Lübnan için mücadele devlet mantığı ile milis mantığı arasında olduğunda dünya, özellikle de Arap dünyası Lübnan'ın yanında yer aldı. Ancak mücadele milise karşı milis mantığına dönüşmeye başladığında herkes geri çekilmeye başladı. Bölge artık yeni bir milis çatışmasını kaldıramaz. Ancak İran ile büyük bir anlaşma yapmak isteyenler, Lübnan'ın resmi kurumlarının arabulucuya, Lübnan'ın tamamının ise kurbana dönüştüğü bir dönemde Hizbullah ile pazarlık yapıyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
TT

İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)

Üç bakan ve iktidar koalisyonundaki yaklaşık 10 milletvekilinin girişimiyle, dün Knesset'te (İsrail parlamentosu) “Gazze - Ertesi Gün” başlıklı bir konferans düzenlendi. Şeridin Geleceği için Siyasi Plan Yerleşim liderleri ve yüzlerce konuk konferansa katıldı ve konferans sırasında, Yahudilerin tarihi hakkı olduğunu iddia ederek oraya geri dönüp yerleşmeyi müzakere ettiler.

Konferans, Parlamento Anayasa ve Adalet Komitesi Başkanı Simcha Rotman'ın girişimiyle, Yerleşim Bakanı Orit Strock, Yahudi Mirası Bakanı Amichai Eliyahu ve Diaspora İşleri Bakanı'nın katılımıyla gerçekleşti. Bu isimlerin tamamı, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonist bloktan ve Likud'dan Avichai Shekli de konferansa katıldı. Konferansta, Gazze çevresinde yaşanan siyasi olaylarla ilgilenmediklerini, bununla ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sona erdirme planını kastettiklerini açıkladılar.

Gazze Şeridi'nin işgalini savunanlar, “Gazze Şeridi için tek gerçekçi planın İsrail'in burayı tamamen kontrol altına alması ve yerleşim yerlerini yeniden inşa etmesi olduğunu” iddia ediyorlar. Gazze'deki her binayı ve ev kalıntısını yerle bir eden ordunun mevcut operasyonlarını, kendi faaliyetleri için bir teşvik olarak görüyorlar.

Strook konuşmasında, “Mesele tek bir şeyle ilgili: topraklarımız üzerindeki hakkımızı tanıyıp tanımadığımız” dedi ve ekledi: “Kendimize şunu sormalıyız: Başbakanımız Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı'na Gazze'nin bizim olduğunu söyledi mi?” Rotman ise şöyle dedi: “Savaştan öğrendiğimiz en önemli şey, her şeyin Netanyahu ile ilgili olmadığıdır. Ona toplumsal baskı uygulamalıyız.”

cdfgth
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Savaşın başında Gazze'ye nükleer bomba atılması çağrısında bulunmasıyla bilinen Bakan Eliyahu, "Bu konferans, hükümet üzerinde kaçınılmaz olarak etki yaratacak ve istenen sonuçları elde edecek güçlü bir kamuoyu baskısının başlangıcıdır" ifadelerini kullandı.

Ona göre, “Gazze'deki gelişmeler, Amerikalıların (Hamas'ın) kendilerine karşı dürüst olmadığını ve iktidarı veya silahlarını bırakmak istemediğini keşfedeceklerini gösteriyor. Bu nedenle İsrail, Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye hazırlanmalı, ancak bu sefer sadece savaşı askeri olarak çözmekle kalmayıp, yerleşimcilerin haklarını geri vermeli ve onları Gazze'deki Gush Katif'e geri döndürmelidir.”

Bakan Shekli, “İsrail'in bu savaşta evlatlarının kanıyla elde ettiği kazanımlar, yüzeysel siyasi anlayışlarla heba edilmemeli, aksine yerleşimcilik gibi büyük bir Siyonist eylemle taçlandırılmalıdır. Bunun başlangıcının, bugün tamamen İsrail'in kontrolünde olan Kuzey Gazze Şeridi'nde olması gerektiğini" belirtti.

vfevfe
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Bakan Yardımcısı Almog Cohen, konferansın başlığına itiraz ederek şunları söyledi: “Gazze'den sonraki günü istemiyorum. Şimdi gereken düşmanın ortadan kaldırılmasıdır. Öfkem henüz dinmedi ve sönmedi. Düşmandan daha fazla kan dökülmesini istiyorum (...) Araplar toprak kaybetmeli ki onları yendiğimizi anlasınlar.”

Bu yerleşim faaliyetinin, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projelerinin yoğunlaştığı ve İsrail ordusunun himayesinde yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının arttığı bir dönemde gerçekleştiği unutulmamalıdır.

Son günlerde, Eriha yakınlarındaki Ras Ein el-Auja'da evlerinin yakınlarına bir karakol kurulmasının ardından 100'den fazla vatandaş evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Şarku’l Avsat Haaretz'den aktardığına göre güvenlik yetkilileri, ordunun 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik bin 720 yerleşimci saldırısı kaydettiğini; geçen yıl ise 845 olayın kaydedildiğini, bu olaylarda 200 kişinin yaralandığını ve 4 kişinin öldüğünü söyledi.

40 binden fazla konutun inşası onaylandı, 69 yerleşim yeri kuruldu ve mevcut yerleşim yerlerinin alanları iki katına çıkarılarak genişletildi.

İsrail hükümeti, bir bölgedeki çatışmayı körükleyerek başka bir bölgedeki faaliyetlerden dikkati dağıtmak gibi bilinen bir yöntemi izliyor; örneğin, Gazze savaşı sırasında Batı Şeria'da yerleşim genişletme ve yerinden etme operasyonları yürüttü. Bunun tam tersi de geçerli.


Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi
TT

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Filistinli bir yazarın katılmasına izin verilmemesinin ardından, Avustralya'nın önde gelen edebiyat festivali iptal edildi

Avustralya'nın en büyük yazarlar festivallerinden birinin organizatörleri, 180 yazarın etkinliği boykot etmesinin ardından bugün etkinliği iptal etti. Festival direktörü istifa ederek, Filistinli bir yazarı susturmaya ortak olmayacağını ve Sidney'deki toplu katliamın ardından protestoları yasaklama girişimlerinin ifade özgürlüğünü tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Holokost'tan sağ kurtulan ebeveynleri olan Louise Adler, bugün yaptığı açıklamada, festival yönetim kurulunun Filistin kökenli Avustralyalı bir yazarın davetini iptal etme kararı almasının ardından, şubat ayında düzenlenecek Adelaide Kitap Festivali'ndeki görevinden istifa ettiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Filistinli romancı ve akademisyen Randa Abdul Fettah, bu kararın “utanç verici, bariz bir anti-Filistin ırkçılığı ve sansür eylemi” olduğunu belirtti.

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese bugün 22 Ocak'ı, geçen ay Sidney'deki Bondi Plajı'nda bir Yahudi kutlaması sırasında meydana gelen silahlı saldırıda hayatını kaybeden 15 kişiyi anmak için ulusal yas günü ilan etti.

Polis, saldırganların militan grup DEAŞ'tan ilham aldığını söylüyor. Olay, ülke çapında antisemitizmle mücadele çağrılarına, eyalet ve federal hükümetlerin nefret söylemi yasalarını sıkılaştırma girişimlerine yol açtı.

Festival yönetim kurulu bugün yaptığı açıklamada, Randa Abdul Fettah'ın “Bondi olayından kısa bir süre sonra” edebiyat etkinliğine katılması, kültürel hassasiyetleri göz ardı ettiği gerekçesiyle davetini iptal etme kararının “bu felaketin acısını yaşayan topluma saygıdan” alındığını duyurdu. Yönetim kurulu açıklamasında, “Ancak bu karar daha fazla bölünmeye yol açtı ve bunun için içtenlikle özür dileriz” denildi.

Yönetim kurulu, festivalin gerçekleştirilmeyeceğini ve kalan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinden istifa edeceğini duyurdu.

Avustralya medyası, Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern, İngiliz yazar Zadie Smith, Avustralyalı yazar Kathy Lette, ⁠ve Pulitzer Ödülü sahibi Amerikalı yazar Percival Evert ile eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varufakis'in önümüzdeki ay Güney Avustralya'da düzenlenecek festivale katılmayacaklarını açıkladıklarını bildirdi.

Festival yönetim kurulu bugün, Randa Abdul Fettah'a “kararın sunulma şekli” nedeniyle özür diledi.

Açıklamada, “Bu, kimlik veya muhalefetle ilgili değil, Avustralya tarihinin en kötü terör saldırısının ardından ülkemizde ifade özgürlüğünün kapsamı konusunda ulusal söylemde yaşanan hızlı ve sürekli bir değişimle ilgilidir” denildi.

Adler daha önce The Guardian gazetesinde, konseyin kararının “ifade özgürlüğünü zedelediğini ve lobiciler ile siyasi baskılar kimin konuşma hakkına sahip olduğunu belirlediği, daha az özgür bir ulusu müjdelediğini” yazmıştı.


Suriye ordusu, sivilleri Halep kırsalındaki silahlı grupların mevzilerinden uzak durmaya çağırdı

Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
TT

Suriye ordusu, sivilleri Halep kırsalındaki silahlı grupların mevzilerinden uzak durmaya çağırdı

Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)
Suriye ordusuna ait araçlar (SANA)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı bugün sivillere Halep'in doğu kırsalındaki silahlı grupların bulunduğu bölgelerden uzak durmaları çağrısında bulundu.

Suriye Haber Ajansı (SANA), Harekat Komutanlığı'nın “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) terörist milisleri ve rejim kalıntılarının bu bölgede güçlerini seferber etmeye devam etmeleri ve bu bölgenin Halep şehrini bombalayan İranlıların saldırılarının başlangıç noktası olması nedeniyle” kırmızı ile işaretlenen bölge, bu tarihten itibaren kapalı askeri bölge olarak kabul edilecektir."

xssfr
Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı tarafından yayınlanan uyarı haritası (SANA)

Operasyon Komutanlığı yaptığı açıklamada, “Sivil halkımızı bu bölgedeki SDG mevzilerinden uzak durmaya çağırıyoruz. Bu bölgedeki tüm silahlı gruplar Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmelidir... Hayatlarınızı kurtarın” ifadelerini kullandı.

Açıklama şu şekilde sona erdi: “Suriye Arap Ordusu, bu bölgede toplanan silahlı grupların burayı suç faaliyetleri için üs olarak kullanmasını önlemek için gerekli her şeyi yapacaktır.”