İsrail'in Gazze'de “ertesi gün" seçenekleri

Ertesi gün ile ilgili seçenekler, yalnızca savaş ve askeri sonuç kriterlerine göre değerlendirilemez

İsrail’in Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde düzenlediği bombardımanın ardından yükselen dumanlar, 22 Haziran 2024 (AFP)
İsrail’in Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde düzenlediği bombardımanın ardından yükselen dumanlar, 22 Haziran 2024 (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'de “ertesi gün" seçenekleri

İsrail’in Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde düzenlediği bombardımanın ardından yükselen dumanlar, 22 Haziran 2024 (AFP)
İsrail’in Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde düzenlediği bombardımanın ardından yükselen dumanlar, 22 Haziran 2024 (AFP)

Macid Kayali

İsrail'in Hamas'ın 7 Ekim saldırısını fırsat bilerek Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı savaşın üzerinden sekiz ay geçerken, bu daha önce eşi benzeri görülmemiş savaşın hedefleri de netleşti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti kaçırılan ya da esir tutulan İsraillileri kurtarmaya, Hamas tehdidini ortadan kaldırmaya ve gelecekte böyle bir saldırının tekrarlanmasını önlemeye odaklanarak gerçek niyetleri hakkında kasıtlı olarak belirsiz sinyaller verse de amaç sahada son derece açık.

Bu savaşın gerçek hedeflerinin araştırmak için İsrailli yetkililerin çelişkili açıklamalarına değil, benimsedikleri savaş yöntemlerine, hedeflerine, silahlarının kalitesine ve savaşın genel siyasi, güvenlik, sosyal ve ekonomik yansımalarına bakılmalı.

İsrail, savaşın ilk günlerinden itibaren geçtiğimiz sekiz ay boyunca askeri gücünü Filistinlilere en büyük insani kayıpları verdirmek, binalarını ve evlerini yıkmak için kullandı. Gazze Şeridi'ni yaşanmaz bir yer haline getirmek ve Gazzelileri bölgeyi terk etmeye zorlamak gibi açık ve özel bir amaçla (bazı tahminlere göre 200 bin Gazzeli büyük meblağlar ödeyerek Gazze Şeridi’ni terk etti) Filistinlileri su, elektrik, gıda, yakıt, ilaç ve barınak dahil olmak üzere tüm temel yaşam olanaklarından mahrum bıraktı.

Ancak bu durum Filistinli silahlı örgütlerin savaşmaya, çatışmaya ve bombalamaya devam ettiği ve İsrail'in esirlerini kurtaramadığı gerçeğini değiştirmese de direnişin yapabildikleri ile İsrail'in Gazze Şeridi'ne ve savaşın ertesi günü dünyaları yok olan ve geri dönebilecekleri hiçbir şey kalmayan iki milyondan fazla Filistinliye yaptıkları arasında bir kıyaslama yapılması mümkün değil.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da İsrail'in Gazze'deki savaş modeliyle Filistinlileri terörize etmeye ve nehirden denize kadar onları kendi diktalarına tabi kılmaya çalışmasıdır. Netanyahu, eski İsrail Başbakanı İzak Rabin’e düzenlenen suikastın ardından göreve geldiği ilk başbakanlık döneminden (1996-1999) bu yana Filistin devleti kurulması fikrini bir Yahudi devleti olarak İsrail'in aleyhine olduğunu öne sürerek bir saplantı haline getirmiş ve bu saplantılı düşüncesini sonraki iki dönemi boyunca sürdürmüştür. Netanyahu, ikinci başbakanlığı döneminde (2009-2021), İsrail'in bir Yahudi devleti olduğu fikrini (2018 yılında) yasalaştırmayı başardı. Netanyahu, 2022 yılında üçüncü kez seçildiği ve halen sürdürdüğü başbakanlığı sırasında ise Filistin meselesini kesin olarak çözerken, İsrail'i liberal ve demokratik bir devletten Yahudi ve dini bir devlete dönüştürdü.

Ancak savaşın ertesi günü fikri, tam bir samimiyetsizliktir. İsrail, Gazze Şeridi’nden tamamen ya da kısmen çekilse bile savaştan sonra Filistinlilerin elinde ne kalacak? Bu fikir Gazze'deki Filistinlilerin durumuna değil, yaratılacak otoriter gerçekliğe işaret ediyor. Gazze'deki Filistinliler savaşın ertesi günü, Gazze Şeridi'nin devasa bir çorak araziye, dünyanın en büyük çorak arazisine, dünyanın en büyük mezarlığına ve Gazze'de kalanların yaşamasını zar zor sağlayan dış yardımlar dışında, insanların barınaksız, iş olanaklarından yoksun ve hayati ihtiyaçlara ulaşamadıkları en büyük yere dönüşmüş olduğunu görecekler.

Savaşın ertesi gününden bahsederken, ertesi gün için bir plan olmadığı yönündeki yaygın söylemin aksine İsrail’in sahada haritalandırdığı açık senaryoları söz konusu. Udi Dekel’in 1 Mart 2024 tarihli makalesine göre Netanyahu’nun 23 Şubat 2024 tarihinde terörizmin yeniden canlanmasını önlemek ve Gazze'den gelebilecek tehditleri engellemek amacıyla İsrail'in Gazze Şeridi'nin tamamında zaman sınırı olmaksızın operasyon özgürlüğünü sürdüreceğini belirten çok maddeli bir plan yayınladı. Bu plana göre ‘İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki teröristlerin takviyelere ulaşmasını önlemek için Gazze ile Mısır arasındaki güney sınırını kapatması gerektiği’ gerekçesiyle Gazze Şeridi'nde İsrail sınırları yakınlarında oluşturulan güvenlik bölgesi, güvenlik ihtiyacı olduğu sürece kalmaya devam edecek.

sacdfrgth
Gazze’deki İsrailli rehinelerin kurtarılması talebiyle Başbakan Binyamin Netanyahu'ya karşı düzenlenen miting sırasında pankart tutan bir protestocu 22 Haziran 2024 (Reuters)

Planda sivil işlerle ilgili olarak ise ‘Gazze Şeridi'nde sivil idare ve kamu düzeninden, idari alanda uzmanlığı olan terörizmi destekleyen kurum ve kuruluşlarla ilişkisi olmayan yerel yetkililer sorumlu olacağı’ belirtiliyor.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden (INSS) Udi Dekel, 21 Mart 2024 tarihli makalesinde ise “En nihayetinde Netanyahu, tek taraflı bir Filistin devletinin kurulmasına karşı olduğunu yineliyor... Yani ne Hamasistan ne de Fetihistan” ifadelerine yer verdi.

İsrailli gazeteci Ron Ben-Yishai, Yediot Aharonot gazetesinde 16 Mart 2024 tarihinde yayınlanan makalesinde Gazze Şeridi’nde savaşın ertesi günüyle ilgili olarak bu plandan bahsederken şunları söylüyor:

“Netanyahu Gazze Şeridi'nin ayrı bir oluşum haline gelmesi üzerinde duruyor. Gazze Şeridi dünyaya kara ve deniz olmak üzere iki koridor üzerinden bağlanıyor. Bu iki koridor Gazzelilerin (yani hayatta kalanların) İsrail'den geçmeden Gazze Şeridi’ne nispeten serbestçe girip çıkmalarına, yabancı ülkelerle ticari ve ekonomik ilişkiler kurmalarına ve kendi kıyılarında balıkçılık yapmalarına olanak sağlayacaktır. Ancak İsrail, silah üretimine ve terörist yapıların kurulmasına olanak sağlayan silah ve hammadde kaçakçılığını önlemek amacıyla iki koridordaki hareketleri izleyecektir. Netanyahu, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını finanse etmek için ABD ile bazı Arap ve bölge ülkelerinin destek vermesini, yatırımların boşa gitmemesi için Gazze Şeridi'nin askerden arındırılmasını ve terör eylemlerinin önlenmesini istiyor. Bugünlerde Gazze kıyısındaki yüzer iskelenin Başbakan’ın orijinal bir girişiminin parçası olduğu varsayılabilir.”

Netanyahu, terörizmin yeniden canlanmasını önlemek ve Gazze'den gelebilecek tehditleri bertaraf etmek amacıyla İsrail'in Gazze Şeridi'nin tamamında zaman sınırlaması olmaksızın operasyon özgürlüğünü sürdürmesini de içeren çok maddeli bir plan yayınladı.

INSS, Gazze’de savaşın ertesi günü için olası ve farklı seçenekleri şu şekilde özetliyor:

1 - Gazze Şeridi'nin İsrail'den tamamen ayrılması ve iki bölge arasındaki tüm sınır kapılarının kapatılması.

2 – Gazze Şeridi’nin işgal edilmesi ve İsrail ordusunun orada uzun süreli konuşlandırılmasının yanı sıra sivil bir yönetimin oluşturulması ya da sıkıyönetimin getirilmesi.

3 - ABD, Arap ülkeleri ve uluslararası toplum tarafından tercih edilen bir seçenek olarak yenilenmiş bir Filistin Yönetimi'nin Gazze'yi kontrol etmesine izin verilmesi.

4 - Gazze'nin Filistin Yönetimi'ne bağlı federal bir valiliğe dönüştürülmesi, Gazze'deki yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve Gazze Şeridi'nde Filistin Yönetimi'nin himayesinde ve önceki anlaşmalara bağlı teknokratik bir yönetimin kurulması.

5 – Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi’nin dahil olduğu ya da desteklediği bir Filistin ulusal birlik hükümetinin kurulması.

6 - Gazze Şeridi’nin Filistin Yönetimi’ne ya da Batı Şeria'ya bağlı olmayan ayrı bir bölgesel oluşum haline getirilmesi.

Tüm bu seçenekler arasında İsrail'in seçeneklerinin işgal ve yerleşim birimleri inşası, Gazze üzerinde siyasi, güvenlik ve ekonomik hakimiyetini sürdürmesi ve Gazze’nin Batı Şeria ile bağlantısının tamamen kesilmesi olduğu açıkça ortada. İsrail’in önünde ayrıca geçici güvenlik kontrolünden Gazze'nin Filistin Yönetimi'nin bir parçası haline geldiği bir geçiş aşamasına kadar değişen orta ve alt düzeylerde seçenekleri de var. Bu orta ve alt düzeylerdeki seçenekler, ABD’nin Gazze’deki savaşın İsrail'in bölgeye entegre olmasını sağlayacak, imajını ve statüsünü iyileştirecek, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkilerde köklü bir değişikliğe yol açacak ve belki de bu düzenlemelere uyum sağlayabilecek parametrelere sahip bir Filistin devletinin kurulmasına ön ayak olacak bölgesel düzenlemeler yaratmasını öngören politikasıyla uyumlu.

Açıkçası bu seçenekler sadece savaşın kriterleri ve askeri sonuçları tarafından değil, aynı zamanda bu savaşın sonuçlarından kaynaklanan gerçekler tarafından, özellikle de Gazze'deki iki milyon Filistinlinin her şeye ihtiyaç duyması açısından da değerlendirilmeli. Bu ihtiyaçlar arasında temel ihtiyaçlara ulaşılması, geçim kaynağı, güvenlik istikrarı ve Gazze'nin yeniden inşası yer alırken bunların hiçbiri belirli siyasi, güvenlik ve ekonomik koşullar olmadan sağlanamaz.

Örneğin şimdiye kadar ABD’nin himayesinde Gazze Şeridi kıyısında bir yüzer iskele inşa edildi. İsrail'in dayattığı, bir kilometre genişliğinde olan ve Gazze'nin yüzölçümünün yüzde 16'sını kapsayan güvenlik kuşağı, Gazze Şeridi'ni kara ve deniz yoluyla komşularından ayırıyor. Bu kuşak artık (Mısır ile Gazze arasındaki sınır şeridi) Philadelphia (Salahaddin) Koridoru'nu da kapsıyor.

Gazze Şeridi kıyısında ABD’nin himayesinde bir yüzer iskele inşa edilirken İsrail'in dayattığı, bir kilometre genişliğinde olan ve Gazze'nin yüzölçümünün yüzde 16'sını kapsayan güvenlik kuşağı, Gazze Şeridi'ni kara ve deniz yoluyla komşularından ayırıyor. Kuşak, Philadelphia Koridoru'nu da kapsıyor.

Bu sadece mevcut verilere göre yapılan siyasi bir analiz. Dileklerin, arzuların ya da duyguların burada hiçbir anlamı yok ya da hiçbir şeye yardımcı olamazlar. Bu analiz, Filistinli grupların meşruiyetini ya da fedakarlıklarını zayıflatmaz. İsrail sömürgeci, ırkçı ve saldırgan bir devlet olmaya ve işgal tüm biçimleriyle devam ettiği sürece El Fetih, Hamas ya da başka herhangi bir isim altında direniş de devam edecektir.

xscdvfbgyhn
İsrail'in Gazze Şehrindeki et-Tuffah bölgesine yönelik bombardımanında ölen yakınlarının cenazelerine eşlik eden Filistinliler, 22 Haziran 2024 (AFP)

Belki de burada farkına varılması gereken en önemli nokta, 7 Ekim’deki saldırının ne sömürgeleştirilenin sömürgeciye karşı direnişi ne güçsüzün güçlüye karşı savaşı kriterlerine ne de tüm biçimleriyle uzun vadeli halk direnişine dayanmadığıdır. Meleklerin müdahalesi de dahil olmak üzere kaderci düşüncelere, ‘meydanların birliği’ sloganına ya da yanılsamasına dayanan, ‘Cihat, ya zafer ya şehitlik’ düsturuyla ordudan orduya bir savaş olarak farklı algılar içinde yürütülen Hamas liderliği tarafından yapılan bir seçimdir, gökten gelen bir emir değil. Dolayısıyla tıpkı Filistin liderliğinin 1993 tarihli Oslo Anlaşması’na gitme tercihinin eleştiriyi, hesap verilebilirliği ve hesap sorulabilirliği hak etmesi gibi, gözden geçirilmeyi ve eleştirilmeyi hak ediyor. Filistin liderliği o dönemde, yanılmaz olduğunu ve Filistin halkının çıkarlarıyla uyumlu olduğunu iddia ederek tüm bunları reddetmişti.

Temelde direniş savaşçılarının kararlılık ve fedakarlıklarını takdir etmekle birlikte, yukarıda belirtilenler, Aksa Tufanı Operasyonu’nun ağır bedelini Hamas'ın değil, Filistin halkının ödediği gerçeğini gizleyemez. Aslında Hamas liderlerinin açıklamalarına göre Gazze'deki Filistinliler, bazıları Hamas ile aynı fikirde olsun ya da olmasın tüm bedeli canlarıyla ve mallarıyla ödediler.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.


SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
TT

SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)

Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından dün yapılan, Suriye'nin doğusundaki askeri, güvenlik ve idari kurum ve güçlerin Suriye devletine "sıralı entegrasyon süreci" başlatılmasına yönelik "kapsamlı" bir anlaşmanın duyurulması, bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir onay gördü.

Yeni anlaşma, "Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugaydan oluşan bir tümenin kurulmasının yanı sıra, Halep Valiliği'ne bağlı bir tümen içinde Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın kurulmasını" da içeriyor.

Anlaşma ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı merkezlerinde "askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesini" de içeriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu kapsamlı anlaşmanın Suriye'nin barış, güvenlik ve istikrar yolunda ilerlemesine katkıda bulunacağı umudu dile getirilirken, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmayı Suriye'nin ulusal uzlaşma, birlik ve istikrar yolculuğunda bir "kilometre taşı" olarak değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ülkesinin "istikrar, adalet ve yeniden yapılanma yolunda Suriye'yi ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceğini" teyit etti.


Kordofan'da "HDK" tarafından büyük çaplı İHA saldırısı

Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
TT

Kordofan'da "HDK" tarafından büyük çaplı İHA saldırısı

Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)

Sudan'ın batısındaki Kordofan bölgesinin en büyük şehri el Ubeyd, dün Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından gerçekleştirildiğine inanılan ve askeri ve hükümet binalarını hedef alan en büyük insansız hava aracı (İHA) saldırılarından birine maruz kaldı.

Yerel tanıklara göre iki saatten fazla süren saldırılar, bir askeri üssü, polis merkezini, bölgesel parlamentoyu, telekomünikasyon şirketi ofislerini ve belediye stadyumunun çevresini hedef aldı.

Şehir, ordunun kontrolü altında kalmaya devam ederken, HDK de şehri aylardır kuşatma altında tutuyor. El Ubeyd, stratejik bir ticaret yolu üzerinde yer alıyor ve önemli askeri tesisler içeriyor.

Yerel kaynaklar Şarku’l Avwsat'a, "uçaksavar savunmasının intihar dronlarının saldırısını püskürttüğünü ve birçoğunu düşürdüğünü" söyledi.

Hızlı Destek Kuvvetleri'ne ait İHA’lar son aylarda el Ubeyd şehrindeki askeri ve sivil tesisleri defalarca hedef alarak hem askeri personel hem de siviller arasında onlarca ölüm ve yaralanmaya neden oldu. Bu arada, Sudan Başbakanı Kamil Idris'in, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'nin (IGAD) mevcut başkanı Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Gulle ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmede Sudan'ın örgüte ve Afrika Birliği'ne geri dönmesinin gerekliliğinin ele alındığı belirtildi.