Hochstein'ın Lübnan planı savaşı erteleyebilir, ama topyekun bir çatışma ihtimalini ortadan kaldıramaz

ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)
ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)
TT

Hochstein'ın Lübnan planı savaşı erteleyebilir, ama topyekun bir çatışma ihtimalini ortadan kaldıramaz

ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)
ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)

David Schenker

İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi’nde savaş dokuz aydır devam ederken, İsrail ile İran destekli Lübnanlı Şii milis gücü Hizbullah arasında orta yoğunluklu çatışmalarda da şiddet tırmanıyor. İki taraf arasındaki açıklamalar kızıştıkça İsrail, Hizbullah'ın üst düzey askeri komutanlarını hedef alırken Hizbullah, güneydeki İsrail sınırında giderek daha fazla saldırı düzenliyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, geçtiğimiz hafta ‘İsrail’in korkması gerektiği’ uyarısında bulundu. Nasrallah, savaş durumunda ‘hiçbir yerin Hizbullah’ın füzelerinden ve insansız hava araçlarından (İHA) güvende olmayacağını’ vurguladı. Buna karşın İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hizbullah'a karşı ‘farklı ölçekte’ bir çatışmaya dair uyardı.

İsrail ve Hizbullah, yüksek maliyetli ve ölümcül olabilecek bir çatışmayı ertelemeyi ya da bundan kaçınmayı tercih etse de yeni bir savaş giderek daha kaçınılmaz hale geliyor gibi görünüyor. Öte yandan Washington, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim'de İsrail’e saldırmasından ve ardından İran'ın bölgedeki vekillerinin İsrail'e karşı harekete geçmesinden bu yana durumu yatıştırmaya ve çatışmanın tırmanmasını önlemeye odaklanmaya devam ediyor. Ancak ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, önemli diplomatik çabalara rağmen bu hedeflerin gerisinde kalıyor ve kötü gidişatı önlemesi için zaman giderek daralıyor.

Biden yönetiminin bu savaşı önleme stratejisi, ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein’ın öncülüğünde İsrail özel kuvvetlerini Hizbullah’ın elit gücü Rıdvan Tugayı’ndan ayırmaya yönelik diplomatik bir girişimdir. İsrail, 7 Ekim'den sonra Rıdvan Tugayı’nın Hamas’ın taktiklerini taklit ederek sınırı geçip İsraillileri kaçırmasından korktuğu için kuzeydeki sınır bölgesinden 70 bin kadar vatandaşını tahliye etti. Aslında Hamas, Hizbullah'ın taktiğini taklit etmişti. İsrail, 2018 yılında Lübnan-İsrail sınırında Hizbullah tarafından açılan dört tünel keşfettiğini açıklamıştı. O dönem yapılan açıklamalara göre bu tüneller gizli saldırıları ve olası adam kaçırma eylemlerini kolaylaştırmak için tasarlanmıştı. O dönemde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hizbullah'ın bu tünelleri İsrail'e sızmak ve İsraillileri kaçırmak için kullanmayı amaçladığını belirtmişti.

Bu durumda İsrail'in bölge sakinlerinin evlerine dönmesini isterken sınırdaki mevcut durumun diplomasi ya da silah zoruyla değiştirilmesi gerektiğinde ısrar etmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İsrail, Lübnan’ın güneyindeki kuzey sınırı boyunca Hizbullah'tan arındırılmış bir tampon bölge oluşturmakta kararlı.

Hochstein çözüm olarak 2006 yılında İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı etkili bir şekilde sona erdiren ve diğer hükümlerin yanı sıra Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinde İsrail sınırı boyunca konuşlanmamasını şart koşan 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararının bazı değişiklikler yapılmış bir versiyonunu canlandırmayı ve hayata geçirmeyi önerdi. Ancak Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü (UNIFIL) Hizbullah'ın sınırdaki varlığını yeniden tesis etmesini engelleyecek kapasiteye ve iradeye sahip değildi.

Hochstein şimdi, Hizbullah güçlerini sınırın yaklaşık 7 kilometre kuzeyine, Litani Nehri sınırına taşıyacak bir ateşkes anlaşmasına arabuluculuk yapmaya çalışıyor. İsrail'in Lübnan'a yönelik hava saldırılarına son vermesi karşılığında Lübnan Ordusu'ndan birkaç bin asker bölgeye konuşlandırılmasını öngören ateşkes anlaşmasına göre Mavi Hat olarak adlandırılan tartışmalı sınır noktaları üzerinde görüşmelere başlayacak. Bu da sınırdaki tartışmalı Gacar köyünün Lübnan’a iade edilmesinin önünü açabilir.

İsrail, bölge sakinlerinin evlerine dönmesini isterken sınırdaki mevcut durumun diplomasi ya da silah zoruyla değiştirilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Son olarak Hochstein'ın çözüm önerisine göre halihazırda dünyada kişi başına düşen en büyük uluslararası barış gücü olan UNIFIL'in Lübnan'ın güneyinde konuşlu 13 bin askerine, Hizbullah'ın kandırma taktiklerini daha iyi izlemek, raporlamak ve güçlerini kısıtlı bölgelerde yeniden konuşlandırmak için muhtemelen Almanya'dan takviye güçler katılacak.

uı8l8l
Lübnan'ın güneyinde UNIFIL’ın bir zırhlı aracı, 11 Ekim 2022 (Reuters)

Hochstein’ın çözüm önerisi üzerinde anlaşmaya varılması halinde birçoklarının tahmin ettiği gibi uzun soluklu olmasa bile İsrail'in Rıdvan Tugayı güçlerini geri püskürtme talebini yerine getirecek ve kuzeyde yaşayanların geçici olarak evlerine dönmelerine olanak sağlayacak, İsrail ordusuna bir sonraki çatışmadan önce büyük ihtiyaç duyduğu soluklanma imkanı verecektir. Hizbullah'a da İsrail'e karşı askeri operasyonlarla daha fazla Lübnan toprağını geri alarak somut bir zafer kazandıracak, muhtemelen böyle bir sonucu 2006 yılındaki savaştan sonraki söylemine benzer şekilde ikinci bir ‘ilahi zafer’ olarak kutlamasının önünü açacaktır.

Her iki tarafında elde edeceği bu olası faydalara rağmen Hochstein'ın çözüm önerisi halen gerekli ilgiyi çekmekte zorlanıyor ve zaman geçtikçe de daralan zaman en önemli sorun olmaya devam ediyor. Öte yandan geniş kapsamlı bir savaş istemeyen Hizbullah, İsrail ile Hamas arasında resmi bir ateşkes sağlanana kadar İsrail'e karşı bir direniş operasyonu yürütmeye kararlı. Ancak hiç değilse İsrailli rehinelerin iadesini ve çatışmaların durdurulmasını gerektiren bir ateşkes anlaşmasına varılması zor ve uzak bir ihtimal gibi görünüyor.

Diğer taraftan İsrail hükümeti, aynı zamanda vatandaşlarını 2024 eğitim-öğretim yılının başlayacağı Eylül ayı sonuna kadar kuzeydeki bölgelerine geri dönmelerini sağlaması için içeriden yapılan ve giderek artan bir baskıyla karşı karşıya. Gazze'de ateşkes sağlanamadığı ve eylül ayı yaklaştığı için İsrail Lübnan'daki operasyonlarına hız kazandırdı. Neredeyse her gün Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından birini öldürüyor. Hizbullah da saldırılarında dozu artırdı. Kısa bir süre önce Hayfa semalarında keşif uçakları uçurdu ve Aşağı Celile'ye kadar güneydeki İsrail kasabalarını hedef aldı.

Ancak savaş hala önlenebilir. Gazze Şeridi’nin Refah şehrinde gerçekleştirdiği kara saldırısının son aşamalarına geldiği söylenen İsrail’in önümüzdeki haftalarda ‘büyük muharebe operasyonlarının’ sona erdiğini duyurması bekleniyor. Fakat İsrail, Gazze’de yeniden canlanan Hamas oluşumlarına karşı periyodik saldırılar düzenlemeye devam etmesi halinde İsrail ve Hamas arasında resmi bir ateşkes olmadan Hizbullah'ın operasyonlarını tamamen durdurması pek olası değil.

Hizbullah, yaklaşık 400 savaşçısını kaybetmesine ve 70 bin kadar Şii seçmenin Lübnan'ın güneyinden sürülmesine rağmen mevcut durumdan nispeten rahat görünüyor ve taviz vermekte acele etmiyor. İsrail hükümeti ise Lübnan'ın güneyindeki mevcut durumu değiştirmek ve kuzey sakinlerinin güvenli bir şekilde evlerine dönmesini kolaylaştırmak için ciddi bir baskı altında. Bunun için sadece çatışmaların durdurulması yeterli olmayacağından bu durum İsrail'in Hizbullah'a karşı operasyonlarını yoğunlaştırmasına neden olabilir. Hizbullah İsrail'in derinliklerine ateş açmaya devam ettikçe, kitlesel sivil kayıpların yaşanma ihtimali artacak ve bu da bir başka potansiyel savaş nedeni olacaktır.

İsrail ordusu Hizbullah'la yapılacak bir savaşın vahim sonuçları olacağını biliyor. Böyle bir çatışma, askeri ve sivil kayıpların yanı sıra altyapıya verilen zarar açısından İsrail tarihindeki en maliyetli çatışma olacaktır. Bunun da ötesinde İsrail kendisini İran'la savaş halinde bulabilir ve durum daha da kötüleşebilir. Lübnan’ın ödeyeceği bedelin ise daha da ağır olması muhtemel.

Hizbullah mevcut durum karşısında nispeten rahat görünüyor ve taviz vermek için acele etmiyor. İsrail hükümeti ise Lübnan'ın güneyindeki mevcut durumu değiştirmek için ciddi bir baskı altında.

ABD diplomasisi, İsrail'in Hizbullah'a karşı gerçekleştirdiği ‘Gazap Üzümleri Operasyonu'nun ardından 1996 yılında eski ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher öncülüğünde varılan ateşkes anlaşmasına benzer bir anlaşmaya varılmasını sağlamayı sonunda başarabilir. Ancak böyle bir anlaşma muhtemelen kısa ömürlü olacaktır. 7 Ekim saldırısı, İran'ın Yemen ve Irak'taki vekillerinin ardı arkası kesilmeyen saldırıları ve İran'ın 13 Nisan'da İsrail’e karşı gerçekleştirdiği daha önce eşine rastlanmayan füze saldırısının ardından İsrail, kendisine yönelik yakın tehditler karşısında daha proaktif bir tutum benimsemek zorunda kalacak. Ne yazık ki Gazze’deki savaşın sona ermesi Hizbullah’ın yarattığı tehdidi azaltmıyor. İsrail ve Hizbullah arasındaki bir savaş ertelenebilse de sonunda topyekûn bir savaş kaçınılmaz hale gelebilir.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.