Hochstein'ın Lübnan planı savaşı erteleyebilir, ama topyekun bir çatışma ihtimalini ortadan kaldıramaz

ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)
ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)
TT

Hochstein'ın Lübnan planı savaşı erteleyebilir, ama topyekun bir çatışma ihtimalini ortadan kaldıramaz

ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)
ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştükten sonra bir basın toplantısı düzenledi, 18 Haziran 2024 (AFP)

David Schenker

İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi’nde savaş dokuz aydır devam ederken, İsrail ile İran destekli Lübnanlı Şii milis gücü Hizbullah arasında orta yoğunluklu çatışmalarda da şiddet tırmanıyor. İki taraf arasındaki açıklamalar kızıştıkça İsrail, Hizbullah'ın üst düzey askeri komutanlarını hedef alırken Hizbullah, güneydeki İsrail sınırında giderek daha fazla saldırı düzenliyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, geçtiğimiz hafta ‘İsrail’in korkması gerektiği’ uyarısında bulundu. Nasrallah, savaş durumunda ‘hiçbir yerin Hizbullah’ın füzelerinden ve insansız hava araçlarından (İHA) güvende olmayacağını’ vurguladı. Buna karşın İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hizbullah'a karşı ‘farklı ölçekte’ bir çatışmaya dair uyardı.

İsrail ve Hizbullah, yüksek maliyetli ve ölümcül olabilecek bir çatışmayı ertelemeyi ya da bundan kaçınmayı tercih etse de yeni bir savaş giderek daha kaçınılmaz hale geliyor gibi görünüyor. Öte yandan Washington, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim'de İsrail’e saldırmasından ve ardından İran'ın bölgedeki vekillerinin İsrail'e karşı harekete geçmesinden bu yana durumu yatıştırmaya ve çatışmanın tırmanmasını önlemeye odaklanmaya devam ediyor. Ancak ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, önemli diplomatik çabalara rağmen bu hedeflerin gerisinde kalıyor ve kötü gidişatı önlemesi için zaman giderek daralıyor.

Biden yönetiminin bu savaşı önleme stratejisi, ABD Başkanı'nın Lübnan Özel Temsilcisi Amos Hochstein’ın öncülüğünde İsrail özel kuvvetlerini Hizbullah’ın elit gücü Rıdvan Tugayı’ndan ayırmaya yönelik diplomatik bir girişimdir. İsrail, 7 Ekim'den sonra Rıdvan Tugayı’nın Hamas’ın taktiklerini taklit ederek sınırı geçip İsraillileri kaçırmasından korktuğu için kuzeydeki sınır bölgesinden 70 bin kadar vatandaşını tahliye etti. Aslında Hamas, Hizbullah'ın taktiğini taklit etmişti. İsrail, 2018 yılında Lübnan-İsrail sınırında Hizbullah tarafından açılan dört tünel keşfettiğini açıklamıştı. O dönem yapılan açıklamalara göre bu tüneller gizli saldırıları ve olası adam kaçırma eylemlerini kolaylaştırmak için tasarlanmıştı. O dönemde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hizbullah'ın bu tünelleri İsrail'e sızmak ve İsraillileri kaçırmak için kullanmayı amaçladığını belirtmişti.

Bu durumda İsrail'in bölge sakinlerinin evlerine dönmesini isterken sınırdaki mevcut durumun diplomasi ya da silah zoruyla değiştirilmesi gerektiğinde ısrar etmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İsrail, Lübnan’ın güneyindeki kuzey sınırı boyunca Hizbullah'tan arındırılmış bir tampon bölge oluşturmakta kararlı.

Hochstein çözüm olarak 2006 yılında İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı etkili bir şekilde sona erdiren ve diğer hükümlerin yanı sıra Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinde İsrail sınırı boyunca konuşlanmamasını şart koşan 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararının bazı değişiklikler yapılmış bir versiyonunu canlandırmayı ve hayata geçirmeyi önerdi. Ancak Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü (UNIFIL) Hizbullah'ın sınırdaki varlığını yeniden tesis etmesini engelleyecek kapasiteye ve iradeye sahip değildi.

Hochstein şimdi, Hizbullah güçlerini sınırın yaklaşık 7 kilometre kuzeyine, Litani Nehri sınırına taşıyacak bir ateşkes anlaşmasına arabuluculuk yapmaya çalışıyor. İsrail'in Lübnan'a yönelik hava saldırılarına son vermesi karşılığında Lübnan Ordusu'ndan birkaç bin asker bölgeye konuşlandırılmasını öngören ateşkes anlaşmasına göre Mavi Hat olarak adlandırılan tartışmalı sınır noktaları üzerinde görüşmelere başlayacak. Bu da sınırdaki tartışmalı Gacar köyünün Lübnan’a iade edilmesinin önünü açabilir.

İsrail, bölge sakinlerinin evlerine dönmesini isterken sınırdaki mevcut durumun diplomasi ya da silah zoruyla değiştirilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Son olarak Hochstein'ın çözüm önerisine göre halihazırda dünyada kişi başına düşen en büyük uluslararası barış gücü olan UNIFIL'in Lübnan'ın güneyinde konuşlu 13 bin askerine, Hizbullah'ın kandırma taktiklerini daha iyi izlemek, raporlamak ve güçlerini kısıtlı bölgelerde yeniden konuşlandırmak için muhtemelen Almanya'dan takviye güçler katılacak.

uı8l8l
Lübnan'ın güneyinde UNIFIL’ın bir zırhlı aracı, 11 Ekim 2022 (Reuters)

Hochstein’ın çözüm önerisi üzerinde anlaşmaya varılması halinde birçoklarının tahmin ettiği gibi uzun soluklu olmasa bile İsrail'in Rıdvan Tugayı güçlerini geri püskürtme talebini yerine getirecek ve kuzeyde yaşayanların geçici olarak evlerine dönmelerine olanak sağlayacak, İsrail ordusuna bir sonraki çatışmadan önce büyük ihtiyaç duyduğu soluklanma imkanı verecektir. Hizbullah'a da İsrail'e karşı askeri operasyonlarla daha fazla Lübnan toprağını geri alarak somut bir zafer kazandıracak, muhtemelen böyle bir sonucu 2006 yılındaki savaştan sonraki söylemine benzer şekilde ikinci bir ‘ilahi zafer’ olarak kutlamasının önünü açacaktır.

Her iki tarafında elde edeceği bu olası faydalara rağmen Hochstein'ın çözüm önerisi halen gerekli ilgiyi çekmekte zorlanıyor ve zaman geçtikçe de daralan zaman en önemli sorun olmaya devam ediyor. Öte yandan geniş kapsamlı bir savaş istemeyen Hizbullah, İsrail ile Hamas arasında resmi bir ateşkes sağlanana kadar İsrail'e karşı bir direniş operasyonu yürütmeye kararlı. Ancak hiç değilse İsrailli rehinelerin iadesini ve çatışmaların durdurulmasını gerektiren bir ateşkes anlaşmasına varılması zor ve uzak bir ihtimal gibi görünüyor.

Diğer taraftan İsrail hükümeti, aynı zamanda vatandaşlarını 2024 eğitim-öğretim yılının başlayacağı Eylül ayı sonuna kadar kuzeydeki bölgelerine geri dönmelerini sağlaması için içeriden yapılan ve giderek artan bir baskıyla karşı karşıya. Gazze'de ateşkes sağlanamadığı ve eylül ayı yaklaştığı için İsrail Lübnan'daki operasyonlarına hız kazandırdı. Neredeyse her gün Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından birini öldürüyor. Hizbullah da saldırılarında dozu artırdı. Kısa bir süre önce Hayfa semalarında keşif uçakları uçurdu ve Aşağı Celile'ye kadar güneydeki İsrail kasabalarını hedef aldı.

Ancak savaş hala önlenebilir. Gazze Şeridi’nin Refah şehrinde gerçekleştirdiği kara saldırısının son aşamalarına geldiği söylenen İsrail’in önümüzdeki haftalarda ‘büyük muharebe operasyonlarının’ sona erdiğini duyurması bekleniyor. Fakat İsrail, Gazze’de yeniden canlanan Hamas oluşumlarına karşı periyodik saldırılar düzenlemeye devam etmesi halinde İsrail ve Hamas arasında resmi bir ateşkes olmadan Hizbullah'ın operasyonlarını tamamen durdurması pek olası değil.

Hizbullah, yaklaşık 400 savaşçısını kaybetmesine ve 70 bin kadar Şii seçmenin Lübnan'ın güneyinden sürülmesine rağmen mevcut durumdan nispeten rahat görünüyor ve taviz vermekte acele etmiyor. İsrail hükümeti ise Lübnan'ın güneyindeki mevcut durumu değiştirmek ve kuzey sakinlerinin güvenli bir şekilde evlerine dönmesini kolaylaştırmak için ciddi bir baskı altında. Bunun için sadece çatışmaların durdurulması yeterli olmayacağından bu durum İsrail'in Hizbullah'a karşı operasyonlarını yoğunlaştırmasına neden olabilir. Hizbullah İsrail'in derinliklerine ateş açmaya devam ettikçe, kitlesel sivil kayıpların yaşanma ihtimali artacak ve bu da bir başka potansiyel savaş nedeni olacaktır.

İsrail ordusu Hizbullah'la yapılacak bir savaşın vahim sonuçları olacağını biliyor. Böyle bir çatışma, askeri ve sivil kayıpların yanı sıra altyapıya verilen zarar açısından İsrail tarihindeki en maliyetli çatışma olacaktır. Bunun da ötesinde İsrail kendisini İran'la savaş halinde bulabilir ve durum daha da kötüleşebilir. Lübnan’ın ödeyeceği bedelin ise daha da ağır olması muhtemel.

Hizbullah mevcut durum karşısında nispeten rahat görünüyor ve taviz vermek için acele etmiyor. İsrail hükümeti ise Lübnan'ın güneyindeki mevcut durumu değiştirmek için ciddi bir baskı altında.

ABD diplomasisi, İsrail'in Hizbullah'a karşı gerçekleştirdiği ‘Gazap Üzümleri Operasyonu'nun ardından 1996 yılında eski ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher öncülüğünde varılan ateşkes anlaşmasına benzer bir anlaşmaya varılmasını sağlamayı sonunda başarabilir. Ancak böyle bir anlaşma muhtemelen kısa ömürlü olacaktır. 7 Ekim saldırısı, İran'ın Yemen ve Irak'taki vekillerinin ardı arkası kesilmeyen saldırıları ve İran'ın 13 Nisan'da İsrail’e karşı gerçekleştirdiği daha önce eşine rastlanmayan füze saldırısının ardından İsrail, kendisine yönelik yakın tehditler karşısında daha proaktif bir tutum benimsemek zorunda kalacak. Ne yazık ki Gazze’deki savaşın sona ermesi Hizbullah’ın yarattığı tehdidi azaltmıyor. İsrail ve Hizbullah arasındaki bir savaş ertelenebilse de sonunda topyekûn bir savaş kaçınılmaz hale gelebilir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.