Suriyeli çocukların yabancılaşması ebeveynlerinin tecrit edilmişlik duygusunu ikiye katlıyor

Gençler savaştan kaçmak ve yeni bir hayat kurmak arayışıyla anavatanlarını terk etseler de geride hasret çeken ebeveynlerini bu duyguyla yaşamak zorunda bıraktılar

Ebeveynlerin ayrılık acısının hikayesi, çocuklarının yolculuğa çıkma düşüncesiyle başlıyor (AFP)
Ebeveynlerin ayrılık acısının hikayesi, çocuklarının yolculuğa çıkma düşüncesiyle başlıyor (AFP)
TT

Suriyeli çocukların yabancılaşması ebeveynlerinin tecrit edilmişlik duygusunu ikiye katlıyor

Ebeveynlerin ayrılık acısının hikayesi, çocuklarının yolculuğa çıkma düşüncesiyle başlıyor (AFP)
Ebeveynlerin ayrılık acısının hikayesi, çocuklarının yolculuğa çıkma düşüncesiyle başlıyor (AFP)

Sena eş-Şami

Suriyeliler saatlerini durdurup yerine kalplerini koydular ve eskiden gerçek olan bir serabı beklemeye başladılar. Ancak bugün bu serap, saatleri, günleri ve yılları uzatan bir yalnızlığa ve bekleyişe dönüştü. Bir zamanlar evlerini hayatla ve sesleriyle dolduranlar, bu sesleri de yanlarına alıp yollara düştüler. Birçok Suriyeli anne ve baba, güneşin ülkesinde savaştan ve sonuçlarından uzak bir yaşam arayışıyla başka ülkelere giden çocuklarıyla vedalaştı.

Yolculuk ve acı ayrılık

Suriye’de ayrılık acısının hikâyesi bir uçağın havalanması ya da bir otobüsün ufukta kaybolmasıyla değil, yolculuğa çıkma düşüncesiyle başlıyor. Oğlu Yusuf'u birkaç kez gitmekten vazgeçirmeye çalışan Basime, bir süre önce kızıyla vedalaşırken oğlunu yanında kalmasıyla teselli buldu. Fakat çocuklarının bitmek bilmeyen yolculuk arayışları, hayatlarını çocuklarının gözünden gören anne ve babaların yüzlerine adeta bir tokat gibi iniyor.

Suriye'deki yeni nesil, özellikle de lise ve üniversite yılları savaşla geçen gençler, tüm yaşananlara tepkili. Birçoğu, özellikle de büyük şehirlerde, bir orada bir burada gerçekleşen bombardımanlardan kurtulduktan sonra yaşadıkları bu travma yüzünden ülkelerinde kalmakla gitmek arasında seçim yapamaz hale geldiler. Çünkü gitmek bir araya geldikleri her seferinde gündemlerinin en önemli maddesi olmuştu.

Ekonomi eğitimini tamamlayan Yusuf, ailesinin yanında kalabilmek için bir süre yaptığı işi çalkantılı ekonomik ve sosyal duruma uydurmaya çalışsa da tüm çabalarına rağmen yaşadığı acıyı uzun süre gizlemeyi başaramadı. Annesi bir gün onun ağladığını duyunca büyük bir şok yaşadı. Bu yüzden ülkeden gitmeyi isteyen oğlunu desteklemek zorunda kaldı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Abdullah ve Ragide, üç oğulları yurtdışına gittikten sonra Şam'da kedileriyle birlikte yalnız yaşamaya başladılar. Oğulları gittikten sonra evleri onlar için en yalnız, ama en sıcak yer haline geldi. Abdullah, “Oğullarımın bu kadar çabuk gideceğini ve hayatımızın mutlak bir sessizliğe bürüneceğini bilseydim, işimi bırakıp emekli olmazdım. Çünkü yalnızlık ve beklemekle geçen saatler, kalan yıllarımızı yiyip bitiriyor” dedi.

Yalnızlık ve bekleyiş

Yalnızlık ve bekleyişle geçen saatler kalplerini yoruyor, çocuklarına, onların seslerine, hareketliliklerine ve gürültülerine, eskiden onları rahatsız eden ve sinirlendiren her şeye artık büyük bir özlem duyuyorlar. Eskiden çocuklarının dağıttıklarını toplamaktan duyduğu yorgunluk ve bitkinlikten şikâyet eden Ragide, şimdi bu yorgunluğu özlüyor. Gülerek “Oğlum Visam'ın her yere fırlattığı çantalarını yerine koymayı özlüyorum. Kızım Sarah'ın ıvır-zıvır, kitap, defter, kalem ve makyaj malzemesi alma takıntısını özlüyorum. Küçücük odası ağzına kadar doluydu ve ben çok meşgul olduğumda benden odasını düzenlemesine yardım etmemi isterdi” diyor.

Şam'dan Hama'ya taşınan Ebu Mecd ailesi üç erkek çocuğa sahipti. Ancak savaş, Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) tarafından vurularak öldürülen oğullarından birini onlardan çaldı. Diğer ikisi de okumak ve çalışmak için Almanya'ya gitmesiyle anne ve babaları yalnız kaldı. Evini öldürülen oğlunun fotoğraflarıyla dolduran anne Fadiya, “Sanki hiç çocuğum olmamış gibi, savaş en büyük oğlumu benden aldı. Diğer iki oğlum kendilerine bir gelecek kurmak için yurtdışına gitti. Bugün yalnızım, günlerimi işte ve ailemle geçirmeye çalışıyorum, ama zamanımın çoğunu evde iki oğlumdan telefon bekleyerek geçiriyorum” dedi.

İletişim araçları mesafeleri kısaltıyor

Bu durum, gözlerini sosyal medyadan ayırmayan ve çocuklarının işlerini bitirip onları aramasını bekleyen çoğu ebeveyn aynı durum geçerli. Bazıları çocuklarıyla konuşmak için akrabalarıyla iletişim kurmaya çalışıyor ve ayrıntılı bilgiler edinmeye çalışıyor. Bazıları hala çocuklarının önemli eşyalarını saklıyor, temizliyor, düzenliyor ve eşyalarıyla hala etkileşim halinde olduklarını hissetmenin bir yolu olarak onlara dokunuyor. Basime hala çocuklarının odasını olduğu gibi tutuyor. Yusuf’un küçük masası hala onun eşyalarıyla, Belçika'da evli olan kızının dolabı hala onun kıyafetleriyle dolu. Kızının sevdiği şeylerden satın alıp onları ziyaret edene kadar onun için saklıyor.

Visam, saatlerce bekleyen anne ve babası Abdullah ve Ragide'yi WhatsApp üzerinden görüntülü aradı. Anne ve babası onun aramasını sevgi sözcükleriyle ve sıcak bir karşılamayla yanıtladı. Ardından onlarla konuşurken yaptığı ev işleri anne ve babasını güldürdü. Suriye'den ayrılan genç erkeklerin çoğu ev işlerine alışık değildi. Başta anneleri olmak üzere kendilerinden ev işlerine yardımcı olmaları için yapılan her talepten kaçıyorlardı. Ancak yakınlarıyla yaptıkları bu telefon görüşmeleri, yabancılaşmamaları ve en küçük ayrıntıdan en büyüğüne kadar hayatlarının tüm sorumluluklarını üstlenmeleri için eğitilmeleri gerektiğini ortaya koydu. Görüntülü konuşma sırasında Visam, ebeveynleriyle konuşması uzun süreceği için bir yandan kıyafetlerini katlarken ve ütülenmesi gerekenleri düzenlerken daha önce annesine bıraktığı bir sürü işi bitirebiliyor.

Tecridin kırılması

Her ne kadar iletişim araçları mesafeleri kısaltmış ve ebeveynlerin çocuklarını görmelerine ve hayatlarının bazı ayrıntılarını paylaşmalarına yardımcı olmuş olsa da, onları kucaklama ve onlarla yan yana yaşama özlemlerini tatmin etmiyor. Onları yılda bir ya da iki kez de olsa görme umuduyla yaşıyorlar, özellikle de seyahat edebilenler... Ebu Mecd ailesinin oğlu da böyle yaptı. Bir gece karşılarına çıkarak anne babasını şaşırtan oğlu için babası, “Vail tecridimizi kırdı ve bize bir bayram hediyesi gibi geldi” ifadelerini kullandı.

Bu tecrit sadece ebeveynlere yönelik değil. Yolculuğu ve evlerinden uzak kalmayı hiç deneyimlememiş olan çocukları da kimseye güvenemedikleri yabancı bir ülkede, ebeveynlerinin yanlarında olmasına duydukları ihtiyaç ve özlemle çetin anların yanında destek ve güç duygularını kaybetmiş, acı veren yabancılaşma duygularının eşlik ettiği hayal kırıklıkları yaşıyorlar. Bu da bir fırsatını bulduklarında birkaç günlüğüne bile olsa geri dönme düşüncesini güçlü bir ihtiyaç haline getiriyor.

Yusuf da anne ve babasını şaşırtan, kalplerine yeniden neşe, günlerine yeniden hayat getiren Vail’in iki yıl önce yaptığını yaparak bu yaz onları ziyaret etmeyi planlıyor. Annesi, onun ilgi ve sevgiye, kendisinin de barınak, güvenlik ve şefkate olan ihtiyacını telafi etmek umuduyla, Yusuf'un sevdiği en lezzetli yemekleri ve tatlıları yapmak için hazırlık yapıyor.

Para birlikte geçirilen anları satın alamaz

Çocuklar, her ne kadar tarihinin en büyük ekonomik enflasyonunu yaşayan bir ülkede hayatta kalmalarına yardımcı olmak için Suriye'deki ebeveynlerine para gönderiyor olsalar da para onların kahkahalarını ve tutkularını geri getirmiyor. Abdullah, “Birçok kişi bana çocuklarımızın bize gönderdikleriyle maddi olarak iyi durumda olduğumuzu söylüyor. Ama bilmiyorlar ki çocuklarımız olmadan hayatımızın ne tadı ne tuzu var. Her gün onlardan bir telefon gelmesini bekleyerek ve onlarla görüşmeyi umarak yaşıyoruz. Artık bizim için bir sığınak ve aynı zamanda bir hapishane haline gelen evlerimizden dışarı çıkmıyoruz, çıksak da özellikle bir takım vesilelerle ve belli bir amaç için onlara ulaşmaya, onlarla anılarımızı ve gittikleri ülkede gezdikleri yerleri paylaşmaya çalışıyoruz” diyor.

Aynı yalnızlık Humuslu Mustafa'yı da çocuklarının yurtdışına gitmesi ve eşinin ölümünden sonra bulmuş. Bu durum onu hayvanlarla ilgilenmeye, bazı sokak köpekleri ve kedilerine bakmaya ve onlara yiyecek vermeye itmiş. Ancak Mustafa’yı bir hafta önce arkadaşıyla vedalaşıp süt almaya gittikten sonra bir daha gören olmadı. Bunun üzerine onu aramaya başladılar. Cesedini terk edilmiş bir binada, köpekleri beslemek için peşinden koşarken düştüğü dar bir çukurda buldular. Yurtdışındaki çocukları babalarının ölüm haberiyle şok olurken bu haber sevenlerini de üzdü.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.