Tüccarlar, Suriye’den gelen meyve kamyonlarının Ürdün'e girişinin engellendiğini söylüyor

Kaynaklar, Amman ile Şam arasında dolaylı mesajlardan bahsediyor.

 Captagon kaçakçılığını önlemek için yoğun aramaların yapıldığı Suriye ile Ürdün arasındaki Cabir Sınır Kapısı’nda bekleyen kamyonlar. (arşiv – Getty Images)
Captagon kaçakçılığını önlemek için yoğun aramaların yapıldığı Suriye ile Ürdün arasındaki Cabir Sınır Kapısı’nda bekleyen kamyonlar. (arşiv – Getty Images)
TT

Tüccarlar, Suriye’den gelen meyve kamyonlarının Ürdün'e girişinin engellendiğini söylüyor

 Captagon kaçakçılığını önlemek için yoğun aramaların yapıldığı Suriye ile Ürdün arasındaki Cabir Sınır Kapısı’nda bekleyen kamyonlar. (arşiv – Getty Images)
Captagon kaçakçılığını önlemek için yoğun aramaların yapıldığı Suriye ile Ürdün arasındaki Cabir Sınır Kapısı’nda bekleyen kamyonlar. (arşiv – Getty Images)

Şam'da yaz meyve ve sebzelerinin fiyatlarındaki düşüş, çoğu yüksek fiyatları nedeniyle son iki aydır bunları yemekten mahrum kalan Suriyeliler için bir bilmece oldu. Sezon başında bir kilo şeftali 75 bin Suriye lirasından satılırken, son zamanlarda 20 bin liraya, kiraz ise yaklaşık 50 bin liradan 12 bin liraya düşerek üretim maliyetinin altına indi.

Şam’daki Şeyh Muhyiddin meyve ve sebze pazarı (arşiv - AP) Şam’daki Şeyh Muhyiddin meyve ve sebze pazarı (Arşiv - AP)

Yerel basında yer alan haberlere göre bunun nedeni, ihracatın askıya alınmasından kaynaklanan arz fazlası ve son günlerdeki yüksek sıcaklıklar. El-Hal Pazar Komitesi üyesi Muhammed el-Akkad, Ürdün'ün, Suriye'den Ürdün'e ihraç edilen meyveleri taşıyan soğutuculu kamyonların girişini günde 150 araçtan 25 araca düşürerek engellediğini ve bu konuda Ürdün'ün açık bir kararı ya da talimatı olmadığını belirtti.

El-Akkad, yerel Şam FM radyosuna yaptığı açıklamada, şu anda meyve-sebze ihraç edildiğini ve Suriye araçlarının (soğutuculu kamyon) Ürdün topraklarına girişini engelleyen bir karar olmadığını belirterek, konunun ‘Ürdün tarafının engellemesinden başka bir şey olmadığını’ öne sürdü. “Suriye’den gelen araçlar, Ürdün'e girişlerine izin verilmeden önce 10 güne kadar Ürdün sınırında bekletiliyor ve bu süre zarfında mallar zarar görmüş oluyor” diyen el-Akkad, bir ihracatçının mallarının girişini hızlandırmak istemesi halinde, 25 milyon liraya kadar bir maliyetle malları Ürdün'e taşıyabileceğini kaydetti.

Suriye-Ürdün sınırındaki çiftliklerde saklanan büyük miktarda esrarın Suriye güvenlik birimleri tarafından paylaşılan fotoğrafı

Suriye-Ürdün sınırındaki çiftliklerde saklanan büyük miktarda esrarın Suriye güvenlik birimleri tarafından paylaşılan fotoğrafı

Şam'daki kaynaklar, Ürdün'ün Suriye'ye ait meyve kamyonlarını engellediğine dair haberleri, Ürdün'ün Suriye tarafına, Ürdün'ü endişelendiren uyuşturucu kaçakçılığı dosyasıyla ciddi bir şekilde ilgilenmesi için verdiği dolaylı bir mesaj olarak değerlendirirken, Şam'ın da Ürdün'e giden uyuşturucu sevkiyatlarına el koyduğunu duyurarak, bu konudaki ciddiyetini teyit ettiğini belirtti.

Kaynaklar, Amman ve Şam'ın doğrudan bir çatışmayı önlemek için ‘dolaylı mesajlar’ yöntemini kullandığını ifade etti. Amman’da, Şam'ın bu dosyada gerekli çabayı göstermediği inancı hâkim. Şam ise sınırda konuşlanmış kaçakçılık şebekelerinin faaliyetleri üzerinde tam bir kontrolü olmadığını söylüyor.

Suriye-Ürdün ilişkileri, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Hizbullah ve Suriye askeri ve güvenlik güçlerine bağlı milislerin bu ticarete karıştığı yönündeki suçlamalar nedeniyle uyuşturucu kaçakçılığı konusunda zaman zaman gerilime tanık oluyor. Ancak yerel kaynaklar, Dera ve Suveyda vilayetlerinin güney sınır bölgelerinde yüzlerce Bedevi'nin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını, kötüleşen ekonomik durum ve Bedevi topluluklarının hükümet tarafından marjinalleştirilmesi göz önüne alındığında,bunun gençler için cazip bir geçim kaynağı olduğunu belirtiyor.

Şam, geçtiğimiz pazar günü, Suriye-Ürdün sınırındaki çiftliklerde saklanmış ‘büyük miktarda’ esrar ele geçirildiğini duyurdu. Bir ton olduğu tahmin edilen esrarın, ‘eş-Şeyah bölgesindeki bir çöplükte gizlendiğini’ belirten devlet medyası, çöplüğün ‘uyuşturucu toplama merkezi olarak kullanıldığını’ yazdı.

Suriye'den uyuşturucu taşıyan bir insansız hava aracı, Temmuz 2023'te Ürdün ordusu tarafından düşürüldü. (Reuters)Suriye'den uyuşturucu taşıyan bir insansız hava aracı, Temmuz 2023'te Ürdün ordusu tarafından düşürüldü. (Reuters)

Şam'ın açıklaması, Ürdün ordusunun Suriye'den gelen büyük miktarda uyuşturucu maddeyi ülkeye sokma girişimini engellemesinden birkaç gün sonra geldi. Kaçakçılarla çıkan çatışmalarda kaçakçılardan biri ölürken diğerleri yaralandı. Yaralılar, Suriye topraklarına geri çekildi. Operasyonla ilgili bir açıklama yapan Ürdün ordusu, ‘Ürdün'ün ulusal güvenliğine müdahale etme cüretini gösteren herkesi vurmak için tüm imkân ve kapasitelerini kullandıklarını’ duyurdu. Daha önce Ürdün, 5 Haziran'da komşu ülkelere gitmekte olan 9,5 milyon Captagon hapı ve 143 kilogram esrar kaçakçılığını engellemiş ve bölgesel uyuşturucu kaçakçılığı şebekeleriyle bağlantılı iki çetenin üyelerini tutuklamıştı.

Mayıs 2023'te düzenlenen Suriye konulu Amman istişare toplantısı (Reuters) Mayıs 2023'te düzenlenen Suriye konulu Amman istişare toplantısı (Reuters)

Ürdün, Arap Birliği Temas Komitesi aracılığıyla Suriye tarafını kendisine yönelik uyuşturucu akışını engellemek için ciddi bir şekilde çalışmak zorunda bırakacak formüle ulaşılması için baskı yapıyor. Zira uyuşturucu dosyası, mültecilerin geri dönüşü ve Suriye'de siyasi bir çözüme ulaşılması için Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının uygulanması ile birlikte Arapların Şam ile yürüttüğü müzakerelerin temelini oluşturuyor.

Arap Birliği Temas Komitesi, Amman (Mayıs 2023) ve Cidde (Nisan 2023) bildirileri ile Arap Birliği'nin Şam'ı Birliğe geri döndürme kararı temelinde, BM'nin 2254 sayılı kararı doğrultusunda Suriye'de çözüme yönelik adımlar atılması çerçevesinde oluşturuldu.



Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.