Uluslararası alanda anlayamama aşaması

Dünya, geleneksel aşırılıklara eklenecek veya onların aleyhine olacak yeni bir gücün ortaya çıkmasını bekliyor

Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
TT

Uluslararası alanda anlayamama aşaması

Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)

Nebil Fehmi

Aylardır, yarısı gelecekteki uluslararası düzen, diğeri ise Ortadoğu'daki yeni biçim hakkında olmak üzere çok sayıda kapalı seminer, konferans ve diyalog düzenlendi. Her iki konunun da ortak unsurları var; bunlardan en önemlisi, uluslararası durumun şu anda ve bir sonraki aşamada bir değişim ve gelişim aşamasında olduğu ve geleneksel aşırılıklara eklenecek veya onların aleyhine olacak yeni bir gücün ortaya çıkışına tanık olacağımız konusunda da neredeyse fikir birliğinin bulunduğudur.

 Geleceğe yönelik politika ve olaylara ilişkin uluslararası ve bölgesel düzeyde net bir görüşün olmadığı ortaya çıkrı. Aynı biçimde, öncü ülkelerin uluslararası ve bölgesel düzeyde aktif, müdahaleci ve etkileşimli politikalar mı benimseyecekleri, yoksa mümkün olduğu kadar içe kapanma ve izolasyona yönelip sadece temel ve doğrudan ulusal çıkarlara odaklanmaya mı meyledecekleri konusunda da net bir görüş bulunmuyor.

Uluslararası ve bölgesel olarak yaşadığımız istisnai durumlar çerçevesinde görüşlerimi belirtmeden önce, geleneksel gerekçe sunma kalıplarından biraz uzaklaşmak, bu forum ve etkinliklerin bir kısmına çeşitli katılımlarım ve takiplerim sonrasında gözlemlerimin özetinin en önemli noktasını önceden sunmam belki daha uygun olabilir. Bu noktaya göre uluslararası ve bölgesel olarak öncülerin kim olduğu, politikaları, pozisyonları ve uygulamalarının içeriği konusunda uzun süreli çelişkilerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bir doğum sancısı ve oluşum aşaması yaşadığımız aşikâr.

Artık anlayamama aşamasına geldiğimizi gösteren çok sayıda ve kapsamlı göstergeler, çelişkili ve mantıksız pozisyonlar var.

Bugün sadece uluslararası duruma odaklanacağım ve bunun sayısız örneklerinden biri, küreselleşme teorisinin ortaya çıkışından beri konunun pek çok tartışmaya ve çelişkili görüşlere yol açmış olmasıdır. Dünya başlangıçta küreselleşmenin toplumların entegrasyonu için ideal bir araç, liberal Batı toplum felsefelerinin bireyin kişilik haklarının belirlenmesi açısından mükemmellik ve üstünlüğünün açık bir göstergesi olduğunu savundu. Ayrıca piyasa ekonomilerinin etkin işleyişini ve üreticiler açısından malların en düşük fiyat ve en yüksek kâr marjıyla tüketiciye ulaşmasını sağlamanın en iyi yolu olduğunu iddia etti.

Başlangıçta küreselleşme “eğilimi”, Batı'nın düşmanları ve rakipleri olan Sovyetler Birliği ve Çin'de bile olumlu karşılandı. Çünkü bu eğilim, iki ülkede, yani Sovyetler Birliği’nde Soğuk Savaş’tan, Çin’de ise Kültür Devrimi'den sonraki büyük ekonomik dönüşümlere tanık olan reform aşamasına denk gelmişti.

Buna karşılık gelişmekte olan dünya, küreselleşmenin, modern sömürgeciliğin gelişmiş ekonomik mekanizmalar yoluyla uygulanan bir özelliği olduğunu, büyük, çok taraflı ekonomik oluşumların çıkarlarını üstün tuttuğunu ve gelişmekte olan ülkelerde daha büyük oranlarda yaygın olan KOBİ’leri boğduğunu ve öldürdüğünü hissettiler.

Çeşitli deneyimler ve olaylarla birlikte, büyük tüketici sistemlerine ve özellikle küreselleşmeye ilişkin görüşler değişti ve pek çok vizyon oluştu. Birlikte yaşadığımıza, ilerlediğimize veya başarısız olduğumuza dair giderek artan küresel bir kanaat ortaya çıktı.

Bu nedenle herkes için sürdürülebilir kalkınmaya her zaman daha fazla önem vermeli ve kalkınma çarkının çevre, iklim, su kaynakları vb. üzerindeki etkisini hesaba katmalıyız. Sıfır toplamlı denklemler genellikle uzun ve hatta orta vadede kamu çıkarının pahasına kısa vadeli başarılardır.

Tüm uyarılara ve sosyal maliyetlerine rağmen, pek çok ülkenin küresel yoksulluk sınırını aşması ve çok sayıda iş fırsatı yaratması ile birlikte, gelişmekte olan ülkeler küreselleşmeye daha olumlu bakmaya başladı.

Zaman geçtikçe ve deneyimler çeşitlendikçe Rusya ve Çin'in, Batı'nın ekonomik küreselleşme mekanizmalarının, Batı'nın siyasi hegemonyasını uluslararası sisteme dayatma girişimi için siyasi ve sosyal bir kılıf olduğuna dair çekinceleri ve endişeleri yoğunlaştı. Söz konusu endişe ve çekinceler, özellikle Soğuk Savaş'ın ardından gelen tek kutuplu dünya döneminde belirginleşti. Dünyaya daha fazla açılmaya ve ekonomi politikalarının benimsenmesine karşı uyarıda bulunan Batılı siyasi eğilimler görüldü.

Ukrayna savaşı, Avrupa arenasının barış ve diyalog alanı olduğu, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geri dönülemez biçimde askeri çatışmaları ve çekişmeleri aştığı, yalanını yerle bir eden son dönemdeki uluslararası çelişki ve karşıtlıkların yansımalarından biriydi. Ukrayna'daki sonuçlar sahadaki durumun artık savaşın başlangıcından önceki döneme göre çok daha kötü olduğunu gösterirken, her iki tarafın da olumlu sonuçlar elde ettiğini iddia ettiği bir aşamadayız.

Batı, Rusya'yı işgal ettiği topraklardan çekilmeye zorlayamadı. Ama Rusya, Finlandiya ve İsveç'in katılımından sonra artık komşu ülke olarak sınırlarında daha fazla sayıda NATO üyesi ülke ile karşı karşıya kaldı. Putin, yakın zamanda bazı askeri liderlerini değiştirdi. Bunlara bir de Wagner askeri liderliği ile ilgili tanık olduğumuz komedi eklendi. Bunların hepsi zorunlu ve belirsiz göstergelerdi.

Avrupa arenasında, küreselleşmenin getirdiği zorluklar, ulusal kimliği koruma isteği, mültecilerin Avrupa'ya göçünün yarattığı baskılar, bir yandan Rusya'ya karşı kutuplaşmayı, diğer yandan izolasyonu artıran Ukrayna savaşının yansımaları gibi çeşitli olaylara tepki olarak değerlendirilen şaşırtıcı olay ve gelişmeler yaşandı.

Bu olaylar, birçok Avrupa ülkesinde ve Avrupa Parlamentosu seçimleri sırasında sağcı hareketlerin yükselişi de dahil olmak üzere, Avrupa'nın görünüşte çelişkili pek çok tutumunun nedeni olabilir. Sağcı hareketlerin yükselişi, Fransa Cumhurbaşkanı'nı hemen bir erken parlamento seçimleri çağrısında bulunmaya sevk etti ve seçimler, beklentilerinin aksine sağ kanadın yükselişi ile sonuçlandı. Bu sonuç, Macron'un seçim kampanyasının Ukrayna meselesiyle ilgili olarak Putin'e karşı güçlü tutumuna çok fazla odaklanmasına bağlandı. Macron’un seçim çağrısını, kamuoyu yoklamaları Muhafazakâr Parti’nin aleyhine olmasına rağmen İngiltere Başbakanı'nın geçen hafta sonunda yaptığı hızlı seçim çağrısı izledi.

ABD-Batı aktivizmini dengelemek amacıyla Rusya-Çin yakınlaşmasına tanık olduk. Bunun yanı sıra, 20 yılı aşkın bir süreden sonra ilk kez Rusya ile Kuzey Kore arasında başkanlık düzeyinde bir ziyarete de şahit olduk. Bu ziyaretin Batı açısından taşıdığı hassasiyet ve orada hep farklı bir role sahip olan Çin’in bu konudaki duyarlılığı göz önünde bulundurulmalı. Keza Çin-Asya gerilimlerine, hatta Latin Amerika'da bile bölgenin en büyük ekonomilerinden olan Brezilya ile Arjantin arasında zıt yönlere yönelmelerinden kaynaklanan gerilimlere tanık olduk. Öyle ki Brezilya Devlet Başkanı, Arjantin'in sağ görüşlü yeni seçilmiş Devlet Başkanı ile görüşmekten kaçındı.

21. yüzyılda Amerikan toplumunun eğilimlerine ilişkin belirsizlik nedeniyle ABD'deki durumla ilgili de birçok soru işareti var. Amerikan başkanlık seçimleri bu kafa karışıklığının en iyi kanıtı. Yaşı ve sağlık durumu nedenleriyle görevini yerine getirme yeteneğinden şüphe duyulan bir aday ile birçok davada kendisine suçlamalar yöneltilmiş ve ceza almış, dahası kamusal konulara ilgisi hakkında esasında şüpheler bulunan başka bir adayın varlığı işleri daha da karıştırıyor. Aralarındaki yarışın ya da önümüzdeki haftalarda yaşanacak ani değişikliklerin sonuçları ne olursa olsun, işler karışık.

Gazze'deki kanlı olaylar ve İsrail'in oradaki masum insanlara karşı işlediği suçlar konusunda, hukuku ve hakları destekleyen, özgürlük ve insan hakları bayrağını yükselten dünya ülkelerinin, çelişkili uluslararası tutumlarına tanık olduk. Bunlar bir sonraki aşamada değişkenler ve çağdaş uluslararası sistem üzerinde net ve hızlı etki yaratacak çelişkiler ve ihlallerdir.

Şu anda yaşadığımız süreci, tam tahminlerde bulunmak zor olduğu için bir ‘anlayamama aşaması’ olarak nitelersek abartmış olmayız. Bu, gelecekteki fırsatlara ve zorluklara hazırlık için sabır, tedbir, belirli ve hesaplanmış adımların dikkatli bir şekilde atılmasını gerektiren hassas bir aşama.

Sorunlu bölgemizi konu edinecek gelecekteki bir makalede, Orta Doğu'nun yeniden şekillendirilmesi hakkında daha fazla bilgi bulacaksınız.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
TT

Hükümetin Hartum’a dönüşü… Yerinden edilenlerin geri dönüşüne katkı sağlar mı?

Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)
Port Sudan’dan dönecek hükümeti karşılamaya hazırlanan Hartum’daki simge yapılardan biri (Şarku’l Avsat)

Sudan hükümeti, savaş nedeniyle uzun süredir uzak kaldığı başkent Hartum’daki varlığını yeniden tesis etmeyi planlıyor. Bu kapsamda hükümet, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’dan yürüttüğü faaliyetlerini yeniden Hartum’a taşımak üzere savaşın izlerini silme, ortamı hazırlama, kamu hizmetlerini yeniden başlatma ve altyapıyı onarma yönünde yoğun çaba sarf ediyor. Ancak bazı analistler ve gözlemciler bu adımı “siyasi pazarlama” olarak nitelendirirken, hizmet sunumuna somut bir katkı sağlamayacağını savunuyor. Gündemdeki temel soru ise şu: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı?

Hükümet, Nisan 2023’te Hızlı Destek Kuvvetleri ile savaşın patlak vermesinin ardından ülkenin doğusundaki Kızıldeniz eyaletine bağlı Port Sudan’dan çalışmaya başlamıştı.

Altı bakanlık geri döndü

Geçen temmuz ayında, Egemenlik Konseyi üyesi İbrahim Cabir başkanlığında, bakanlıkların ve devlet kurumlarının Hartum’a dönüşü için uygun koşulları hazırlamak ve vatandaşların geri dönüşüne elverişli ortamı oluşturmak amacıyla bir komite kuruldu. Şarku’l Avsat, Hartum’daki “Kuleler Kompleksi”nde son hazırlıkların tamamlandığını ve altı bakanlığın geri döndüğünü tespit etti. Dönen bakanlıklar şunlar: Adalet, Madenler, Sanayi ve Ticaret, Sosyal Refah, Kültür ve Enformasyon ile Yükseköğretim. Ayrıca Başbakanlık Ofisi de yeniden Hartum’da faaliyete geçti.

Son günlerde, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, bakanlıkların yeni binalarını, Sudan Maden Kaynakları Şirketi’nin merkezini ve Öğretmen Hastanesi’ni ziyaret ederek Hartum’dan yeniden çalışmalara başlanmasını inceledi.

28 Aralık’ta Bakanlar Kurulu İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lamiya Abdulgafar, Başbakan Kamil İdris’in “önümüzdeki günlerde” görevine Hartum’dan başlayacağını açıkladı. Resmî haber ajansı SONA, bakanın, yeni yılın başından itibaren bakanlıkların Hartum’daki yeni binalarına taşınarak çalışmalarına başlamasına yönelik düzenlemeleri incelediğini bildirdi.

Hartum Eyaleti Hükümeti Sözcüsü et-Tayyib Saadeddin, federal bakanlıkların başkentten yeniden görev yapmaya başlamasının, vatandaşların evlerine dönüşü için genel ortamın hazırlanmasına yönelik üst komitenin çalışmalarına güçlü bir ivme kazandıracağını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Saadeddin, özellikle sağlık ve yükseköğretim başta olmak üzere hizmet sunan bakanlıkların Hartum’da bulunmasının, vatandaşların zorunlu işlemler için Port Sudan’a seyahat etme külfetini ortadan kaldıracağını ifade etti. Eyalet hükümetinin dönüşü desteklediğini vurgulayan Saadeddin, elektrik, su ve temizlik gibi temel hizmetlerin sağlanması ve bakanlıkların vatandaşlara hizmet verebilmesi için uygun ortamın hazırlanması konusunda taahhütte bulunduklarını kaydetti.

fvbgh
Hartum’daki devlet kurumlarından biri; savaş sırasında tamamen tahrip edildi (Şarku’l Avsat)

Başbakanın Basın Danışmanı Muhammed Abdülkadir de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bakanlıkların Hartum’a dönüşünün başlıca hedeflerinin sivil hayatı normalleştirmek, yeniden imar programlarını canlandırmak ve başarıya ulaştırmak, yerinden edilenler ile mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek olduğunu söyledi. Dönüşün, devlet yönetiminin talimatları doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeken Abdülkadir, bunun siyasi ve hizmet alanında istikrarı pekiştirme, başkent Hartum’a yeniden hayat verme ve savaşın yol açtığı büyük yıkımın ardından imar sürecini hızlandırma açısından önemli bir işaret olduğunu vurguladı.

Hizmet sunumu

Enformasyon Bakanlığı Medya Direktörü Neda Osman ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, devlet kurumlarının Hartum’a dönüşünün güvenlik açısından da hayatın geri dönmesi anlamına geldiğini belirterek, mahallelerdeki olumsuz görüntülerin denetlenmesi ve yabancı unsurların varlığının kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını, savaşın tahrip ettiği alanlarda yaşamın yeniden canlanmasına yardımcı olacağını söyledi.

Siyasi pazarlama mı?

Yazar ve siyaset analisti Muhammed Hamid Cuma Nawar ise bakanlıkların Hartum’a dönüşünün, vatandaşlara somut fayda sağlamaktan ziyade daha çok siyasi bir boyut taşıdığı görüşünde. Şarku’l Avsat’a konuşan Nawar, “Bakanlıklar, kurum ya da yapı olarak genellikle vatandaşlara doğrudan hizmet sunan birimler değildir. Örneğin Elektrik ya da Petrol Bakanlığı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu hizmetleri doğrudan kendisi vermez; bu hizmetler, bakanlığın Port Sudan’da ya da Hartum’da olmasından bağımsız olarak faaliyet göstermesi gereken şirketler veya kurumlar aracılığıyla sunulur” dedi.

fgth
Hartum Havalimanı’ndan bir görünüm; altyapıda meydana gelen yıkımın izleri ve yanmış bazı uçaklar (Şarku’l Avsat)

Nawar, bakanlıkların Hartum’da bulunmasının istikrar mesajı verdiğini ve dış kamuoyuna yönelik bir siyasi pazarlama niteliği taşıdığını, bunun anlaşılır bir hedef olduğunu belirtti. Ancak vatandaşlar açısından daha acil ihtiyaçların bulunduğunu vurgulayan Nawar, bunların başında elektrik ve su hizmetlerinin yeniden sağlanması, güvenliğin temini, sağlık merkezleri, okullar ve üniversitelerin hizmete dönmesi geldiğini, bu alanlarda ilerlemenin daha yavaş olduğunu ifade etti.

“Bakanlıkların dönüşü tek başına, vatandaşların geri dönüş programları üzerinde büyük bir etki yaratmaz” diyen Nawar, daha istikrarlı bölgelerde elektrik ve su hizmetleri sağlandığı için dönen vatandaşların, geri dönüşlerini bakanlıkların dönüşüne bağlamadıklarını söyledi.

Bu çerçevede, sosyal medya üzerinden çok sayıda gözlemcinin sorduğu kritik soru gündemdeki yerini koruyor: Bu adım, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin başkente geri dönmesine ve yeniden imara katkı sağlar mı, yoksa yalnızca siyasi bir tanıtım hamlesi midir?


Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Halep'te SDG'nin düzenlediği bombardımanda bir asker ve üç sivil hayatını kaybetti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'ın devrilmesinin birinci yıldönümünde Halep'te düzenlenen askeri geçit töreninde, tanksavar füzeleri taşıyan Suriye askerleri (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) bugün, SDG'nin Şeyh Maksud mahallesi yakınlarındaki ordu mevzilerini insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alması sonucu Halep'te bir Suriye askerinin öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Ajans daha sonra, SDG'nin Halep'in el-Meydan mahallesindeki konut binalarını bombalaması sonucu 3 sivilin öldüğünü ve birçok kişinin yaralandığını bildirdi.

SDG ise Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların Şeyh Maksud mahallesini keşif uçağıyla hedef aldığını ve mahalle sakinlerinden birinin öldüğünü açıkladı.

cdfvgthy
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 10 Mart'ta Şam'da SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın SDG Lideri Mazlum Abdi ile imzalanması sırasında (EPA)

Geçen ay Halep'te SDG ile Suriye hükümet güçleri arasında kanlı çatışmalar çıktı ve onlarca kişi öldü veya yaralandı. Suriye hükümeti, SDG'yi Halep'te hükümetin iç güvenlik güçlerine saldırmakla suçlarken, SDG ise Savunma Bakanlığı'na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını iddia etti.

10 Mart'ta SDG, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir anlaşma imzaladı ve bu anlaşma uyarınca, tüm sivil ve askeri kurumlarını geçen yılın sonuna kadar Suriye devletine entegre etmeyi kabul etti.

SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki son çatışmalar, her iki tarafın liderlerinin Şam'da bir araya gelerek aralarındaki askeri entegrasyonu görüşmelerinden iki gün sonra meydana geldi.


Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
TT

Suudi Arabistan'ın kapsamlı ve sorumlu yaklaşımı, Yemen'in güneyindeki gelişmeleri nasıl kontrol altına aldı?

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad'da Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ile bir araya geldi. (Tarık Salih'in X hesabı)

Suudi Arabistan, Güney Yemen’deki son gelişmelere karşı yüksek düzeyde bir ihtiyat ve sakin bir yaklaşım sergiledi. Analistler, bu yaklaşımın, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü ele geçirmesine rağmen, Yemen hükümeti veya Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile herhangi bir koordinasyon sağlanmaması sonrası gösterildiğini belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Riyad’da Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarından isimleri kabul etmesini (Bunlar arasında Yemen Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Tarık Salih ve Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura da yer aldı), Suudi Arabistan’ın Yemen’deki karmaşık durumu yönetirken izlediği akıllı ve temkinli politikanın somut bir örneği olarak değerlendirdi.

Suudi Arabistan, Yemen’deki son gelişmelere karşı izlediği ihtiyatlı ve kapsayıcı politikasını sürdürdü. Bin Sakr, “Suudi Arabistan, kuruluşundan bu yana Merhum Kral Abdulaziz döneminden itibaren ihtiyat ve bilgelik temelinde bir dış politika izliyor. Bu anlayış, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Yemen siyasi hareketinin farklı taraflarıyla yaptığı görüşmede de ortaya çıktı” dedi.

Bin Sakr, Suudi yaklaşımını şöyle açıkladı: “Taraflar doğru yola döndüklerinde ve Suudi çağrılarına yanıt verdiklerinde, Prens Halid ve Suudi yönetimi onları kucaklayarak ihtiyat ve kapsayıcılık ilkelerini uyguladı. Bu yaklaşım, Suudi yönetiminin temel değerlerini ve etik anlayışını yansıtıyor. Suudi Arabistan, Yemen’e sadece komşu olduğu için değil, iki halk arasındaki ortak gelenekler ve sosyal bağlar nedeniyle de özel önem veriyor.”

Gelişmeler çerçevesinde, 3 Aralık’ta GGK, doğu eyaletlerine askeri konvoylar göndererek Seyun’daki Birinci Askerî Bölge Karargâhı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil olmak üzere bazı kilit kurumları kontrol altına aldı. GGK güçleri ayrıca Mukalla ve el-Mehra’da da konuşlandı; ancak buralarda çatışma yaşanmadı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak amacıyla Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani başkanlığında bir heyet gönderdi. Heyet, GGK güçlerinin Aden ve doğudaki ilgili vilayetlere geri çekilmesini ve Vatan Kalkanı Güçleri’nin söz konusu bölgelere yerleşmesini talep etti.

vfgbhyj
Durumu yatıştırmak ve gerilimi azaltmak için Hadramut'u ziyaret eden Tuğgeneral Muhammed Ubeyd el-Kahtani (X)

27 Aralık’ta Halid bin Selman, ‘Yemen’deki Halkımıza’ başlıklı bir mesaj yayımladı. Mesajında güneyin davasının adaletini anlattı, güvenli güney vilayetlerinin boşuna çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı ve Yemen’in karşı karşıya olduğu büyük zorlukların farkında olunmasını istedi. Ayrıca fırsat kollayan güçlerin Yemen ve bölgedeki hedeflerine ulaşmalarına izin verilmemesi çağrısında bulundu.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki siyasi yapıda düşmanı olmadığını ve tüm tarafların tutumlarını anladığını belirterek, bunun Riyad’ı Yemen’deki çatışmaların çözümünde hem kapsayıcı hem de arabulucu bir rol üstlenmeye uygun kıldığını söyledi.

Bin Sakr, “Yemen’deki durumun iki ana boyutu var: Birincisi Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin korunması, ikincisi ise Yemen’in istikrarının ve refahının sağlanması” dedi.

frgt
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman Ebu Zura ile yaptığı görüşmede (Ebu Zura'nın X hesabı)

Son günlerde meşru hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun hava desteğiyle birlikte Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü yeniden sağladı. GGK’ye bağlı güçler ise sınırlı çatışmaların ardından kendi bölgelerine çekildi.

Bin Sakr, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyine yönelik yapıcı tutumunu ve tarafların görüşlerine açık yaklaşımını, ‘Yemen’de uzun vadeli istikrarın sağlanması sürecinin bir parçası’ olarak nitelendirdi.

Bin Sakr, “Yemen birliğinin mevcut entegrasyon yapısında bazı sorunların olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Bu nedenle güneyin taleplerini makul çözümlerle karşılamak, Suudi stratejisinin bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Yemen’deki istikrarı tehdit eden dış müdahalelerin önünü kesmeyi ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik çıkarlarını korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik tutumunun net olduğunu, amacın ülkenin tüm bileşenleriyle birlikte Yemen’in güvenliğini ve istikrarını sağlamak olduğunu belirtti. El-Habbas, Riyad’ın Yemen’in güneyindeki gelişmelerle ilgili yaklaşımını değerlendirirken, “Yemen, Suudi Arabistan için stratejik bir alan. Burada yaşananlar, doğrudan Suudi ulusal güvenliğini etkiliyor” dedi.

xscdfvgbhyju
Mukalla şehrine konuşlandırılan Vatan Kalkanı Güçleri (Reuters)

El-Habbas, Suudi Arabistan’ın kendi güvenliği ve istikrarını desteklemeye kararlı olduğunu ve tüm ulusal bileşenler arasında eşit mesafede durduğunu vurguladı.

El-Habbas’a göre, Riyad’ın yakın bir tarihte düzenleyeceği Güney Diyalog Konferansı’na, tüm ilgili güney güçlerinin, hatta GGK’nin de katılacak olması, Suudi Arabistan’ın sorumlu ve kapsayıcı yaklaşımının açık bir göstergesi. Bu yaklaşım, güney meselesinin kaderinin zorla dayatma veya askeri darbe yoluyla değil; diyalog ve diplomatik süreç yoluyla belirlenmesini sağlıyor.