Uluslararası alanda anlayamama aşaması

Dünya, geleneksel aşırılıklara eklenecek veya onların aleyhine olacak yeni bir gücün ortaya çıkmasını bekliyor

Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
TT

Uluslararası alanda anlayamama aşaması

Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)

Nebil Fehmi

Aylardır, yarısı gelecekteki uluslararası düzen, diğeri ise Ortadoğu'daki yeni biçim hakkında olmak üzere çok sayıda kapalı seminer, konferans ve diyalog düzenlendi. Her iki konunun da ortak unsurları var; bunlardan en önemlisi, uluslararası durumun şu anda ve bir sonraki aşamada bir değişim ve gelişim aşamasında olduğu ve geleneksel aşırılıklara eklenecek veya onların aleyhine olacak yeni bir gücün ortaya çıkışına tanık olacağımız konusunda da neredeyse fikir birliğinin bulunduğudur.

 Geleceğe yönelik politika ve olaylara ilişkin uluslararası ve bölgesel düzeyde net bir görüşün olmadığı ortaya çıkrı. Aynı biçimde, öncü ülkelerin uluslararası ve bölgesel düzeyde aktif, müdahaleci ve etkileşimli politikalar mı benimseyecekleri, yoksa mümkün olduğu kadar içe kapanma ve izolasyona yönelip sadece temel ve doğrudan ulusal çıkarlara odaklanmaya mı meyledecekleri konusunda da net bir görüş bulunmuyor.

Uluslararası ve bölgesel olarak yaşadığımız istisnai durumlar çerçevesinde görüşlerimi belirtmeden önce, geleneksel gerekçe sunma kalıplarından biraz uzaklaşmak, bu forum ve etkinliklerin bir kısmına çeşitli katılımlarım ve takiplerim sonrasında gözlemlerimin özetinin en önemli noktasını önceden sunmam belki daha uygun olabilir. Bu noktaya göre uluslararası ve bölgesel olarak öncülerin kim olduğu, politikaları, pozisyonları ve uygulamalarının içeriği konusunda uzun süreli çelişkilerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bir doğum sancısı ve oluşum aşaması yaşadığımız aşikâr.

Artık anlayamama aşamasına geldiğimizi gösteren çok sayıda ve kapsamlı göstergeler, çelişkili ve mantıksız pozisyonlar var.

Bugün sadece uluslararası duruma odaklanacağım ve bunun sayısız örneklerinden biri, küreselleşme teorisinin ortaya çıkışından beri konunun pek çok tartışmaya ve çelişkili görüşlere yol açmış olmasıdır. Dünya başlangıçta küreselleşmenin toplumların entegrasyonu için ideal bir araç, liberal Batı toplum felsefelerinin bireyin kişilik haklarının belirlenmesi açısından mükemmellik ve üstünlüğünün açık bir göstergesi olduğunu savundu. Ayrıca piyasa ekonomilerinin etkin işleyişini ve üreticiler açısından malların en düşük fiyat ve en yüksek kâr marjıyla tüketiciye ulaşmasını sağlamanın en iyi yolu olduğunu iddia etti.

Başlangıçta küreselleşme “eğilimi”, Batı'nın düşmanları ve rakipleri olan Sovyetler Birliği ve Çin'de bile olumlu karşılandı. Çünkü bu eğilim, iki ülkede, yani Sovyetler Birliği’nde Soğuk Savaş’tan, Çin’de ise Kültür Devrimi'den sonraki büyük ekonomik dönüşümlere tanık olan reform aşamasına denk gelmişti.

Buna karşılık gelişmekte olan dünya, küreselleşmenin, modern sömürgeciliğin gelişmiş ekonomik mekanizmalar yoluyla uygulanan bir özelliği olduğunu, büyük, çok taraflı ekonomik oluşumların çıkarlarını üstün tuttuğunu ve gelişmekte olan ülkelerde daha büyük oranlarda yaygın olan KOBİ’leri boğduğunu ve öldürdüğünü hissettiler.

Çeşitli deneyimler ve olaylarla birlikte, büyük tüketici sistemlerine ve özellikle küreselleşmeye ilişkin görüşler değişti ve pek çok vizyon oluştu. Birlikte yaşadığımıza, ilerlediğimize veya başarısız olduğumuza dair giderek artan küresel bir kanaat ortaya çıktı.

Bu nedenle herkes için sürdürülebilir kalkınmaya her zaman daha fazla önem vermeli ve kalkınma çarkının çevre, iklim, su kaynakları vb. üzerindeki etkisini hesaba katmalıyız. Sıfır toplamlı denklemler genellikle uzun ve hatta orta vadede kamu çıkarının pahasına kısa vadeli başarılardır.

Tüm uyarılara ve sosyal maliyetlerine rağmen, pek çok ülkenin küresel yoksulluk sınırını aşması ve çok sayıda iş fırsatı yaratması ile birlikte, gelişmekte olan ülkeler küreselleşmeye daha olumlu bakmaya başladı.

Zaman geçtikçe ve deneyimler çeşitlendikçe Rusya ve Çin'in, Batı'nın ekonomik küreselleşme mekanizmalarının, Batı'nın siyasi hegemonyasını uluslararası sisteme dayatma girişimi için siyasi ve sosyal bir kılıf olduğuna dair çekinceleri ve endişeleri yoğunlaştı. Söz konusu endişe ve çekinceler, özellikle Soğuk Savaş'ın ardından gelen tek kutuplu dünya döneminde belirginleşti. Dünyaya daha fazla açılmaya ve ekonomi politikalarının benimsenmesine karşı uyarıda bulunan Batılı siyasi eğilimler görüldü.

Ukrayna savaşı, Avrupa arenasının barış ve diyalog alanı olduğu, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geri dönülemez biçimde askeri çatışmaları ve çekişmeleri aştığı, yalanını yerle bir eden son dönemdeki uluslararası çelişki ve karşıtlıkların yansımalarından biriydi. Ukrayna'daki sonuçlar sahadaki durumun artık savaşın başlangıcından önceki döneme göre çok daha kötü olduğunu gösterirken, her iki tarafın da olumlu sonuçlar elde ettiğini iddia ettiği bir aşamadayız.

Batı, Rusya'yı işgal ettiği topraklardan çekilmeye zorlayamadı. Ama Rusya, Finlandiya ve İsveç'in katılımından sonra artık komşu ülke olarak sınırlarında daha fazla sayıda NATO üyesi ülke ile karşı karşıya kaldı. Putin, yakın zamanda bazı askeri liderlerini değiştirdi. Bunlara bir de Wagner askeri liderliği ile ilgili tanık olduğumuz komedi eklendi. Bunların hepsi zorunlu ve belirsiz göstergelerdi.

Avrupa arenasında, küreselleşmenin getirdiği zorluklar, ulusal kimliği koruma isteği, mültecilerin Avrupa'ya göçünün yarattığı baskılar, bir yandan Rusya'ya karşı kutuplaşmayı, diğer yandan izolasyonu artıran Ukrayna savaşının yansımaları gibi çeşitli olaylara tepki olarak değerlendirilen şaşırtıcı olay ve gelişmeler yaşandı.

Bu olaylar, birçok Avrupa ülkesinde ve Avrupa Parlamentosu seçimleri sırasında sağcı hareketlerin yükselişi de dahil olmak üzere, Avrupa'nın görünüşte çelişkili pek çok tutumunun nedeni olabilir. Sağcı hareketlerin yükselişi, Fransa Cumhurbaşkanı'nı hemen bir erken parlamento seçimleri çağrısında bulunmaya sevk etti ve seçimler, beklentilerinin aksine sağ kanadın yükselişi ile sonuçlandı. Bu sonuç, Macron'un seçim kampanyasının Ukrayna meselesiyle ilgili olarak Putin'e karşı güçlü tutumuna çok fazla odaklanmasına bağlandı. Macron’un seçim çağrısını, kamuoyu yoklamaları Muhafazakâr Parti’nin aleyhine olmasına rağmen İngiltere Başbakanı'nın geçen hafta sonunda yaptığı hızlı seçim çağrısı izledi.

ABD-Batı aktivizmini dengelemek amacıyla Rusya-Çin yakınlaşmasına tanık olduk. Bunun yanı sıra, 20 yılı aşkın bir süreden sonra ilk kez Rusya ile Kuzey Kore arasında başkanlık düzeyinde bir ziyarete de şahit olduk. Bu ziyaretin Batı açısından taşıdığı hassasiyet ve orada hep farklı bir role sahip olan Çin’in bu konudaki duyarlılığı göz önünde bulundurulmalı. Keza Çin-Asya gerilimlerine, hatta Latin Amerika'da bile bölgenin en büyük ekonomilerinden olan Brezilya ile Arjantin arasında zıt yönlere yönelmelerinden kaynaklanan gerilimlere tanık olduk. Öyle ki Brezilya Devlet Başkanı, Arjantin'in sağ görüşlü yeni seçilmiş Devlet Başkanı ile görüşmekten kaçındı.

21. yüzyılda Amerikan toplumunun eğilimlerine ilişkin belirsizlik nedeniyle ABD'deki durumla ilgili de birçok soru işareti var. Amerikan başkanlık seçimleri bu kafa karışıklığının en iyi kanıtı. Yaşı ve sağlık durumu nedenleriyle görevini yerine getirme yeteneğinden şüphe duyulan bir aday ile birçok davada kendisine suçlamalar yöneltilmiş ve ceza almış, dahası kamusal konulara ilgisi hakkında esasında şüpheler bulunan başka bir adayın varlığı işleri daha da karıştırıyor. Aralarındaki yarışın ya da önümüzdeki haftalarda yaşanacak ani değişikliklerin sonuçları ne olursa olsun, işler karışık.

Gazze'deki kanlı olaylar ve İsrail'in oradaki masum insanlara karşı işlediği suçlar konusunda, hukuku ve hakları destekleyen, özgürlük ve insan hakları bayrağını yükselten dünya ülkelerinin, çelişkili uluslararası tutumlarına tanık olduk. Bunlar bir sonraki aşamada değişkenler ve çağdaş uluslararası sistem üzerinde net ve hızlı etki yaratacak çelişkiler ve ihlallerdir.

Şu anda yaşadığımız süreci, tam tahminlerde bulunmak zor olduğu için bir ‘anlayamama aşaması’ olarak nitelersek abartmış olmayız. Bu, gelecekteki fırsatlara ve zorluklara hazırlık için sabır, tedbir, belirli ve hesaplanmış adımların dikkatli bir şekilde atılmasını gerektiren hassas bir aşama.

Sorunlu bölgemizi konu edinecek gelecekteki bir makalede, Orta Doğu'nun yeniden şekillendirilmesi hakkında daha fazla bilgi bulacaksınız.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Sudan’da dengeleri değiştirecek Pakistan hamlesi: 1,5 milyar dolarlık anlaşmada sona gelindi

Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)
Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)
TT

Sudan’da dengeleri değiştirecek Pakistan hamlesi: 1,5 milyar dolarlık anlaşmada sona gelindi

Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)
Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)

Askerî kaynaklar, Pakistan’ın Sudan ile yaklaşık 1,5 milyar dolar değerinde bir silah anlaşmasını sonuçlandırmanın son aşamasına geldiğini açıkladı.  Sudan’daki kriz, askerî ve diplomatik cephelerde hızlanan gelişmelerle yeni bir aşamaya girerken, özellikle Darfur ve Kordofan bölgelerinde savaşın yıkıcı biçimde sürmesi, uluslararası toplumun insani felaketin derinleştiğine yönelik uyarılarını artırdı. Çatışmaların bölgesel boyut kazanabileceğine dair endişeler de giderek güçleniyor.

Anlaşmanın, Sudan ordusuna hafif saldırı uçakları, keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçları ile gelişmiş hava savunma sistemlerinin tedarikini kapsadığı belirtildi. Eski bir üst düzey hava kuvvetleri yetkilisi ile Reuters’a konuşan kaynaklara göre pakette yaklaşık 10 adet “Karakoram-8” tipi uçak, 200’den fazla insansız hava aracı ve “Super Mushshak” eğitim uçakları yer alıyor. Çin ile ortak geliştirilen “JF-17” savaş uçaklarının da anlaşmaya dahil edilmesi ihtimali bulunuyor; ancak teslimat takvimi ve kesin sayılar konusunda bilgi verilmedi.

vfedv
Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Pakistan Hava Kuvvetleri’nde daha önce üst düzey görevlerde bulunan emekli Mareşal Amir Masood, söz konusu anlaşmanın “fiilen tamamlandığını” belirterek, bu satışın, Sudan ordusunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin insansız hava araçlarını yoğun biçimde kullanmaya başlamasıyla kaybettiği hava üstünlüğünü yeniden kazanmasına katkı sağlayabileceğini söyledi. Buna karşın, Pakistan ve Sudan hükümetlerinden şu ana kadar resmi bir açıklama yapılmadı.

Pakistan’ın savunma sanayii hamlesi

Pakistan’ın savunma alanındaki hedefleri, son yıllarda büyüme kaydeden askerî sanayisini güçlendirmeye odaklanıyor. Yetkililere göre bu sektör, özellikle geçen yıl Hindistan’la yaşanan gerilimde Pakistan uçaklarının kullanılması sonrasında artan ilgi ve yatırımlarla daha da öne çıktı. İslamabad, geçen ay Doğu Libya’daki Libya Ulusal Ordusu ile değeri 4 milyar doları aşan büyük bir silah satış anlaşması imzaladı. Anlaşma, “JF-17” savaş uçakları ile eğitim uçaklarını kapsıyor.

Pakistan ayrıca, Dakka ile ilişkilerin iyileşmesiyle birlikte Bangladeş ile de “Super Mushshak” eğitim uçakları ve “JF-17” savaş uçaklarını içerebilecek bir savunma anlaşması konusunda görüşmeler yürütüyor. Hükümet, büyüyen savunma sanayiinin uzun vadeli ekonomik istikrar için önemli bir itici güç olabileceğini değerlendiriyor.

Sahada çatışmalar sürüyor

Sahada ise Sudan ordusu, Darfur ve Kordofan eyaletlerinde, ayrıca Güney Libya’dan gelen ikmal hatlarını hedef alan yoğun hava ve kara saldırıları düzenlediğini açıkladı. Ordu Sözcülüğü’nden yapılan açıklamada, operasyonlarda “Hızlı Destek Kuvvetleri”ne ait 240’tan fazla savaş aracının imha edildiği, yüzlerce unsurun öldürüldüğü, ayrıca Nyala Havalimanı’ndaki insansız hava araçları, askerî depolar ve operasyon merkezlerinin hedef alındığı bildirildi. Nyala, Güney Darfur’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin önemli merkezlerinden biri olarak biliniyor.

Buna karşılık Hızlı Destek Kuvvetleri, Nyala üzerinde uçan bir insansız hava aracını düşürdüklerini duyurdu. Grup, Sudan ordusunu sivilleri ve altyapıyı, özellikle de sağlık tesislerini hedef alan hava saldırıları düzenlemekle suçladı ve hava savunma unsurlarının olası yeni saldırılara karşı hazır olduğunu vurguladı.

Bu gelişmeler, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin daha önce Sudan-Libya-Mısır sınırındaki üçgen bölgenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Kahire’nin olası güvenlik sonuçlarına dair artan kaygılarıyla birlikte yaşanıyor. Sudan’da iki buçuk yılı aşkın süredir devam eden savaş, dünyadaki en ağır insani krizlerden birine yol açarken, ülkenin stratejik konumu, Kızıldeniz kıyıları ve önemli altın üretimi nedeniyle dış aktörlerin de çatışmaya dahil olmasına neden oluyor.

İngiltere-Almanya girişimi

Siyasi cephede ise İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İngiltere’nin Almanya ile birlikte Nisan ayında Berlin’de Sudan konulu bir uluslararası konferans düzenleyeceğini açıkladı. Konferansın, savaşın üçüncü yıl dönümüne denk geleceğini belirten Cooper, ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başkanlığını, Sudan dosyasının uluslararası gündemdeki önceliğini korumak için kullanacağını ifade etti.

sdfvgt
İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper (AP)

Cooper, Şarku’l Avsat’ta yayımlanan makalesinde, Londra’nın Sudan’da işlenen ihlalleri gündemde tutmayı ve 2026’da barışa yönelik yeni bir ivme oluşturmak için uluslararası desteği seferber etmeyi sürdüreceğini kaydetti. ABD’nin, ABD-Suudi Arabistan-Mısır-BAE’den oluşan dörtlü mekanizma aracılığıyla ateşkes sağlanmasına yönelik girişimlerine de değinen Cooper, Washington’da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Donald Trump’ın üst düzey danışmanlarıyla görüşmeler yaptığını aktardı. Cooper, Sudan’daki savaşın artık yerel bir kriz olmaktan çıktığını, bölgesel ve küresel bir nitelik kazandığını ve uluslararası toplumun etkili ittifaklar kurma kapasitesi açısından ciddi bir sınav teşkil ettiğini vurguladı.


Halep’te SDG’yi şoke eden hamle: Saf değiştirdiler

Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)
Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)
TT

Halep’te SDG’yi şoke eden hamle: Saf değiştirdiler

Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)
Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’nın bir güvenlik kaynağına dayandırdığı habere göre bugün (Cuma) Halep’in kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı 100 unsurun saf değiştirdiğini, iç güvenlik güçlerinin söz konusu kişileri koruma altına aldı.

Olay, İçişleri Bakanlığı’nın, SDG’ye bağlı silahlı grupların çekilmesinin ardından devlete devredilen mahallelerde güvenliğin yeniden sağlanması planı çerçevesinde Eşrefiye Mahallesi’nde iç güvenlik güçlerinin görevlendirildiğini duyurmasından saatler sonra gerçekleşti.

SANA’nın bir askeri kaynağa dayandırdığı habere göre SDG, Cuma günü İran yapımı insansız hava araçlarıyla Halep’in kuzeyindeki sivil ve güvenlik noktalarını hedef alarak saldırılarda çok sayıda kişi yaralandı.

Ajans, kaynaklarına dayanarak, PKK mensuplarının hükümet güçlerine karşı çatışmalara katılmayı reddeden dört Kürt’ü öldürdüğünü aktardı. Aynı kaynak, PKK’nın SDG unsurlarının da yardımıyla Halep’teki Şeyh Maksud Mahallesi’nden ayrılan sivillere ait evleri ateşe verdiğini ileri sürdü.

dfvg
Halep kentindeki Şeyh Maksud Mahallesi’nden sivillerin insani bir koridor üzerinden tahliyesi (SANA)

Suriye basınında yer alan haberlerde, Şeyh Maksud Mahallesi’nde SDG’ye ait büyük bir mühimmat deposunun imha edildiği bildirildi. Suriye Savunma Bakanlığı ise SDG’nin Halep’te bir hastanenin hedef alındığı yönündeki iddiasının doğru olmadığını, vurulan hedefin bir mühimmat deposu olduğunu açıkladı.

Günün erken saatlerinde Suriye ordusu, ateşkes ilanından kısa süre sonra, Halep’teki Kürt mahallesinde bazı bölgelerin bombardıman öncesinde boşaltılması çağrısında bulunarak, SDG’yi bu alanları askerî amaçlarla kullanmakla suçladı. SANA, ordunun hedef alınması planlanan noktaları gösteren haritalar yayımladığını, sivillerden bu bölgeleri “derhal terk etmelerini” istediğini ve SDG’nin buraları “Halep kentinin mahallelerini ve sakinlerini hedef almak için askerî mevzi olarak kullandığını” ileri sürdüğünü aktardı.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığı habere göre askeri bir kaynak yaptığı açıklamada, orduya ait insansız hava araçlarının, SDG’nin Şeyh Maksud Mahallesi’nde yolları kapattığını, halkı korkutarak mahalleden çıkmalarını engellediğini ve sivilleri, ordu ve güvenlik güçlerine yönelik saldırılar sırasında “canlı kalkan” olarak kullanmayı amaçladığını belirtti.

Suriye televizyonu, ordunun harekât birimine dayandırdığı haberinde, Şeyh Maksud Mahallesi’nin “kapalı askerî bölge” ilan edildiğini ve saat 18.30’dan itibaren “ikinci bir duyuruya kadar” tam sokağa çıkma yasağı uygulandığını bildirdi. Harekât birimi, mahalledeki sivillere pencerelerden uzak durmaları, alt katlara inmeleri ve SDG mevzilerine yaklaşmamaları yönünde uyarıda bulundu.

Öte yandan SDG, Şeyh Maksud Mahallesi’nin “Suriye hükümetine bağlı gruplar tarafından yoğun ve şiddetli bombardımana maruz kaldığını”, hükümet güçlerinin tanklarla ilerlemeye çalıştığını ve buna karşı “şiddetli ve sürekli bir direniş” gösterdiklerini savundu.

Ordu daha önce, sivillerin Şeyh Maksud’dan çıkışı için yerel saatle 16.00–18.00 (13.00–15.00 GMT) arasında bir geçiş noktası açıldığını, SDG savaşçıları ise “silah bırakma” çağrısı yapıldığını duyurmuştu. AFP muhabiri, Şeyh Maksud yakınlarında bazı sivillerin mahalleden ayrıldığını gözlemledi.

SDG güçleri, günün erken saatlerinde, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmeyi reddettiklerini açıklamıştı. Yetkililer, ateşkes kapsamında bu bölgelerin saatler içinde tahliye edileceğini duyurmuştu.

Suriye Savunma Bakanlığı, Cuma günü şafak vakti yaptığı açıklamada, ateşkesin gece yarısından sonra saat 03.00’te yürürlüğe girdiğini, silahlı grupların bu saatten itibaren en geç 09.00’a kadar bölgeyi terk etmeleri gerektiğini bildirdi. Açıklamada, militanların yalnızca hafif bireysel silahlarını taşıyabilecekleri, Suriye ordusunun ise “güvenli şekilde refakat ve kuzeydoğu bölgelerine ulaşana kadar tam güvenlik sağlama” taahhüdünde bulunduğu belirtildi.

Salı günü, Halep’teki Kürt ağırlıklı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde hükümet güçleri ile Kürt güçler arasında çıkan şiddetli çatışmalarda 21 kişi hayatını kaybetmiş, taraflar olayların sorumluluğu konusunda birbirini suçlamıştı. Gelişmeler, Mart ayında imzalanan ve Kürt özerk yönetimine bağlı kurumların Suriye devleti çatısı altında birleştirilmesini öngören anlaşmaya rağmen, Şam ile SDG arasındaki müzakerelerin tıkanması ortamında yaşanıyor.


SDG Halep'ten ayrılmayı reddediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
TT

SDG Halep'ten ayrılmayı reddediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bugün yaptıkları açıklamada, yetkililerin ateşkes kapsamında saatler içinde tahliye edileceklerini duyurmasına rağmen Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmeyi reddettiklerini bildirdi. Söz konusu ateşkes, günler süren kanlı çatışmaların ardından sağlanmıştı.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye Halk Meclisi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şam hükümeti güçlerinin halkımıza ve güvenlik güçlerimize yaptığı çağrı bir teslimiyet çağrısıdır. Ancak bu mahallelerdeki halkımız, yaşadığı yerlerde kalma ve onları savunma konusunda kararlıdır” denildi. Açıklamada ayrıca, “Mahallelerimizde kalma ve onları savunma yönünde kararımızı aldık” ifadesine yer verildi.

ı8
Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinde, Şeyh Maksud mahallesine girmek ve SDG milislerini iki bölgeden tahliye etmek için sıraya giren otobüsler, 9 Ocak 2026... (AFP)

Halep’teki yerel yetkililer bugün erken saatlerde yaptıkları açıklamada, kentte kuşatma altında bulunan SDG  milislerinin saatler içinde Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelere nakledileceğini duyurmuştu.

Halep Valiliği Basın Müdürlüğü tarafından yayımlanan açıklamada, ‘Savunma Bakanlığı’nın günler süren kanlı çatışmaların ardından ateşkes ilan etmesinin akabinde, önümüzdeki saatlerde SDG unsurlarının hafif bireysel silahlarıyla birlikte Fırat’ın doğusuna nakledileceği’ belirtildi. Açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürt güçleri ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmaların binlerce sivili yerinden ettiği kaydedildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise bugün şafak vakti yayımladığı açıklamada, ateşkesin gece yarısından sonra saat 03.00’te yürürlüğe girdiğini bildirdi. Açıklamada, mahallelerdeki silahlı gruplardan ateşkesin başlamasından itibaren cuma sabahı saat 09.00’a kadar bölgeyi terk etmeleri istendi. Bakanlık, silahlı unsurların yalnızca hafif bireysel silahlarını yanlarına alarak ayrılabileceklerini belirterek, Suriye ordusunun ‘kendilerine eşlik etmeyi ve ülkenin kuzeydoğusundaki bölgelere güvenli şekilde ulaşmalarını sağlamayı taahhüt ettiğini’ duyurdu.

dfrgthy
Suriye iç güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile şiddetli çatışmaların ardından 8 Ocak 2026 günü geç saatlerde Halep'in Eşrefiye mahallesine girerken sokakları güven altına alıyor. (AFP)

Yetkililer, söz konusu adımın ‘bu mahallelerdeki askerî durumu sona erdirmeyi, hukukun ve resmî kurumların yeniden tesis edilmesini sağlamayı, ayrıca evlerinden zorla ayrılmak zorunda kalan sivillerin geri dönerek güven ve istikrar ortamında normal hayatlarına dönmelerine imkân tanımayı’ amaçladığını açıkladı.

Açıklamada, herkesin güvenliğinin sağlanması ve sahada herhangi bir sürtüşmenin önlenmesi için belirlenen süreye titizlikle uyulması çağrısında bulunulurken, silahlı grupların mahallelerden Suriye’nin kuzeydoğusuna çıkışının, iç güvenlik güçleri ile Suriye ordusundaki operasyonlar biriminin koordinasyonunda düzenleneceği bildirildi.

Öte yandan Suriye ordusuna bağlı birliklerin, açıklamadan saatler önce Halep’te SDG’nin kontrolünde bulunan mahallelerden biri olan Eşrefiye’nin büyük bölümünde kontrolü sağladığı belirtildi. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü, Eşrefiye mahallesinin “güvenli hale geldiğini, diğer eksenlerde de ilerlemenin sürdüğünü” söyledi. Sözcü ayrıca, SDG güçlerinin evleri ve iş yerlerini mayınladığını belirterek, bakanlık birliklerinin Eşrefiye mahallesini mayınlardan arındırmak için çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.