Uluslararası alanda anlayamama aşaması

Dünya, geleneksel aşırılıklara eklenecek veya onların aleyhine olacak yeni bir gücün ortaya çıkmasını bekliyor

Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
TT

Uluslararası alanda anlayamama aşaması

Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)
Ukrayna güçleri Rus güçlerinin ilerleyişi karşısında geri çekiliyor (AFP)

Nebil Fehmi

Aylardır, yarısı gelecekteki uluslararası düzen, diğeri ise Ortadoğu'daki yeni biçim hakkında olmak üzere çok sayıda kapalı seminer, konferans ve diyalog düzenlendi. Her iki konunun da ortak unsurları var; bunlardan en önemlisi, uluslararası durumun şu anda ve bir sonraki aşamada bir değişim ve gelişim aşamasında olduğu ve geleneksel aşırılıklara eklenecek veya onların aleyhine olacak yeni bir gücün ortaya çıkışına tanık olacağımız konusunda da neredeyse fikir birliğinin bulunduğudur.

 Geleceğe yönelik politika ve olaylara ilişkin uluslararası ve bölgesel düzeyde net bir görüşün olmadığı ortaya çıkrı. Aynı biçimde, öncü ülkelerin uluslararası ve bölgesel düzeyde aktif, müdahaleci ve etkileşimli politikalar mı benimseyecekleri, yoksa mümkün olduğu kadar içe kapanma ve izolasyona yönelip sadece temel ve doğrudan ulusal çıkarlara odaklanmaya mı meyledecekleri konusunda da net bir görüş bulunmuyor.

Uluslararası ve bölgesel olarak yaşadığımız istisnai durumlar çerçevesinde görüşlerimi belirtmeden önce, geleneksel gerekçe sunma kalıplarından biraz uzaklaşmak, bu forum ve etkinliklerin bir kısmına çeşitli katılımlarım ve takiplerim sonrasında gözlemlerimin özetinin en önemli noktasını önceden sunmam belki daha uygun olabilir. Bu noktaya göre uluslararası ve bölgesel olarak öncülerin kim olduğu, politikaları, pozisyonları ve uygulamalarının içeriği konusunda uzun süreli çelişkilerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bir doğum sancısı ve oluşum aşaması yaşadığımız aşikâr.

Artık anlayamama aşamasına geldiğimizi gösteren çok sayıda ve kapsamlı göstergeler, çelişkili ve mantıksız pozisyonlar var.

Bugün sadece uluslararası duruma odaklanacağım ve bunun sayısız örneklerinden biri, küreselleşme teorisinin ortaya çıkışından beri konunun pek çok tartışmaya ve çelişkili görüşlere yol açmış olmasıdır. Dünya başlangıçta küreselleşmenin toplumların entegrasyonu için ideal bir araç, liberal Batı toplum felsefelerinin bireyin kişilik haklarının belirlenmesi açısından mükemmellik ve üstünlüğünün açık bir göstergesi olduğunu savundu. Ayrıca piyasa ekonomilerinin etkin işleyişini ve üreticiler açısından malların en düşük fiyat ve en yüksek kâr marjıyla tüketiciye ulaşmasını sağlamanın en iyi yolu olduğunu iddia etti.

Başlangıçta küreselleşme “eğilimi”, Batı'nın düşmanları ve rakipleri olan Sovyetler Birliği ve Çin'de bile olumlu karşılandı. Çünkü bu eğilim, iki ülkede, yani Sovyetler Birliği’nde Soğuk Savaş’tan, Çin’de ise Kültür Devrimi'den sonraki büyük ekonomik dönüşümlere tanık olan reform aşamasına denk gelmişti.

Buna karşılık gelişmekte olan dünya, küreselleşmenin, modern sömürgeciliğin gelişmiş ekonomik mekanizmalar yoluyla uygulanan bir özelliği olduğunu, büyük, çok taraflı ekonomik oluşumların çıkarlarını üstün tuttuğunu ve gelişmekte olan ülkelerde daha büyük oranlarda yaygın olan KOBİ’leri boğduğunu ve öldürdüğünü hissettiler.

Çeşitli deneyimler ve olaylarla birlikte, büyük tüketici sistemlerine ve özellikle küreselleşmeye ilişkin görüşler değişti ve pek çok vizyon oluştu. Birlikte yaşadığımıza, ilerlediğimize veya başarısız olduğumuza dair giderek artan küresel bir kanaat ortaya çıktı.

Bu nedenle herkes için sürdürülebilir kalkınmaya her zaman daha fazla önem vermeli ve kalkınma çarkının çevre, iklim, su kaynakları vb. üzerindeki etkisini hesaba katmalıyız. Sıfır toplamlı denklemler genellikle uzun ve hatta orta vadede kamu çıkarının pahasına kısa vadeli başarılardır.

Tüm uyarılara ve sosyal maliyetlerine rağmen, pek çok ülkenin küresel yoksulluk sınırını aşması ve çok sayıda iş fırsatı yaratması ile birlikte, gelişmekte olan ülkeler küreselleşmeye daha olumlu bakmaya başladı.

Zaman geçtikçe ve deneyimler çeşitlendikçe Rusya ve Çin'in, Batı'nın ekonomik küreselleşme mekanizmalarının, Batı'nın siyasi hegemonyasını uluslararası sisteme dayatma girişimi için siyasi ve sosyal bir kılıf olduğuna dair çekinceleri ve endişeleri yoğunlaştı. Söz konusu endişe ve çekinceler, özellikle Soğuk Savaş'ın ardından gelen tek kutuplu dünya döneminde belirginleşti. Dünyaya daha fazla açılmaya ve ekonomi politikalarının benimsenmesine karşı uyarıda bulunan Batılı siyasi eğilimler görüldü.

Ukrayna savaşı, Avrupa arenasının barış ve diyalog alanı olduğu, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geri dönülemez biçimde askeri çatışmaları ve çekişmeleri aştığı, yalanını yerle bir eden son dönemdeki uluslararası çelişki ve karşıtlıkların yansımalarından biriydi. Ukrayna'daki sonuçlar sahadaki durumun artık savaşın başlangıcından önceki döneme göre çok daha kötü olduğunu gösterirken, her iki tarafın da olumlu sonuçlar elde ettiğini iddia ettiği bir aşamadayız.

Batı, Rusya'yı işgal ettiği topraklardan çekilmeye zorlayamadı. Ama Rusya, Finlandiya ve İsveç'in katılımından sonra artık komşu ülke olarak sınırlarında daha fazla sayıda NATO üyesi ülke ile karşı karşıya kaldı. Putin, yakın zamanda bazı askeri liderlerini değiştirdi. Bunlara bir de Wagner askeri liderliği ile ilgili tanık olduğumuz komedi eklendi. Bunların hepsi zorunlu ve belirsiz göstergelerdi.

Avrupa arenasında, küreselleşmenin getirdiği zorluklar, ulusal kimliği koruma isteği, mültecilerin Avrupa'ya göçünün yarattığı baskılar, bir yandan Rusya'ya karşı kutuplaşmayı, diğer yandan izolasyonu artıran Ukrayna savaşının yansımaları gibi çeşitli olaylara tepki olarak değerlendirilen şaşırtıcı olay ve gelişmeler yaşandı.

Bu olaylar, birçok Avrupa ülkesinde ve Avrupa Parlamentosu seçimleri sırasında sağcı hareketlerin yükselişi de dahil olmak üzere, Avrupa'nın görünüşte çelişkili pek çok tutumunun nedeni olabilir. Sağcı hareketlerin yükselişi, Fransa Cumhurbaşkanı'nı hemen bir erken parlamento seçimleri çağrısında bulunmaya sevk etti ve seçimler, beklentilerinin aksine sağ kanadın yükselişi ile sonuçlandı. Bu sonuç, Macron'un seçim kampanyasının Ukrayna meselesiyle ilgili olarak Putin'e karşı güçlü tutumuna çok fazla odaklanmasına bağlandı. Macron’un seçim çağrısını, kamuoyu yoklamaları Muhafazakâr Parti’nin aleyhine olmasına rağmen İngiltere Başbakanı'nın geçen hafta sonunda yaptığı hızlı seçim çağrısı izledi.

ABD-Batı aktivizmini dengelemek amacıyla Rusya-Çin yakınlaşmasına tanık olduk. Bunun yanı sıra, 20 yılı aşkın bir süreden sonra ilk kez Rusya ile Kuzey Kore arasında başkanlık düzeyinde bir ziyarete de şahit olduk. Bu ziyaretin Batı açısından taşıdığı hassasiyet ve orada hep farklı bir role sahip olan Çin’in bu konudaki duyarlılığı göz önünde bulundurulmalı. Keza Çin-Asya gerilimlerine, hatta Latin Amerika'da bile bölgenin en büyük ekonomilerinden olan Brezilya ile Arjantin arasında zıt yönlere yönelmelerinden kaynaklanan gerilimlere tanık olduk. Öyle ki Brezilya Devlet Başkanı, Arjantin'in sağ görüşlü yeni seçilmiş Devlet Başkanı ile görüşmekten kaçındı.

21. yüzyılda Amerikan toplumunun eğilimlerine ilişkin belirsizlik nedeniyle ABD'deki durumla ilgili de birçok soru işareti var. Amerikan başkanlık seçimleri bu kafa karışıklığının en iyi kanıtı. Yaşı ve sağlık durumu nedenleriyle görevini yerine getirme yeteneğinden şüphe duyulan bir aday ile birçok davada kendisine suçlamalar yöneltilmiş ve ceza almış, dahası kamusal konulara ilgisi hakkında esasında şüpheler bulunan başka bir adayın varlığı işleri daha da karıştırıyor. Aralarındaki yarışın ya da önümüzdeki haftalarda yaşanacak ani değişikliklerin sonuçları ne olursa olsun, işler karışık.

Gazze'deki kanlı olaylar ve İsrail'in oradaki masum insanlara karşı işlediği suçlar konusunda, hukuku ve hakları destekleyen, özgürlük ve insan hakları bayrağını yükselten dünya ülkelerinin, çelişkili uluslararası tutumlarına tanık olduk. Bunlar bir sonraki aşamada değişkenler ve çağdaş uluslararası sistem üzerinde net ve hızlı etki yaratacak çelişkiler ve ihlallerdir.

Şu anda yaşadığımız süreci, tam tahminlerde bulunmak zor olduğu için bir ‘anlayamama aşaması’ olarak nitelersek abartmış olmayız. Bu, gelecekteki fırsatlara ve zorluklara hazırlık için sabır, tedbir, belirli ve hesaplanmış adımların dikkatli bir şekilde atılmasını gerektiren hassas bir aşama.

Sorunlu bölgemizi konu edinecek gelecekteki bir makalede, Orta Doğu'nun yeniden şekillendirilmesi hakkında daha fazla bilgi bulacaksınız.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.


Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.


Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.