Han Yunus'ta ‘olağandışı’ bir saldırıyla Deyf ve yardımcısını hedef alan İsrail yeni bir katliam gerçekleştirdi

İsrail, bölgeyi 5 adet ağır zırh delici bomba ile bombaladı. Filistin Devlet Başkanlığı, saldırıyı kınarken Hamas, yalan olduğunu söylediği iddiaları reddetti. Tel Aviv, olayın sonuçları bekliyor

İsrail'in cumartesi günü Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi bölgesine düzenlediği hava saldırısının gerçekleştiği yerde Filistinli bir kadın (Reuters)
İsrail'in cumartesi günü Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi bölgesine düzenlediği hava saldırısının gerçekleştiği yerde Filistinli bir kadın (Reuters)
TT

Han Yunus'ta ‘olağandışı’ bir saldırıyla Deyf ve yardımcısını hedef alan İsrail yeni bir katliam gerçekleştirdi

İsrail'in cumartesi günü Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi bölgesine düzenlediği hava saldırısının gerçekleştiği yerde Filistinli bir kadın (Reuters)
İsrail'in cumartesi günü Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi bölgesine düzenlediği hava saldırısının gerçekleştiği yerde Filistinli bir kadın (Reuters)

İsrail'in 30 yılı aşkın bir süredir arananlar listesinin bir numarası olarak peşinde olduğu İzzettin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Deyf'in akıbeti, dün Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi bölgesinde düzenlenen ‘olağandışı’ bir bombardımanla hedef alınmasının ardından bilinmezliğini korurken, saldırı onlarca kurbanın öldürüldüğü korkunç bir katliama neden oldu. Böylece İsrail, gerçekte istediğine ulaşmayı başardı.

Saldırının ilk saatlerinde kafa karışıklığı hakimdi. İsrail ordusunun Deyf ile beraber yardımcısı Han Yunus Tugayı Komutanı Rafi'i Selame’yi de hedef aldığını duyurmasının ardından açıklama geri çekildi ve yapılan ikinci açıklamada sadece ‘Hamas’ın iki önemli komutanının hedef alındığı' belirtildi. İsrail televizyonu Kanal 12, ilk değerlendirmenin Deyf ve Selame’nin gerçekten suikasta uğradığı yönünde olduğunu bildirdi. Ardından Kanal 12, İsrail’de bu yöndeki ‘iyimserliğin’ yerini ‘kötümserliğin’ almaya başladığını ve sadece Selame’nin öldürülmüş olabileceğini kaydetti. İsrail'in en çok aranan adamlarından biri olan Deyf uzun yıllar Kassam Tugayları'nın lider kadrosunda bir hayalet olarak kaldı. İsrail ordusu geçtiğimiz yıl daha önceleri sadece eski bir fotoğrafı yayınlanan Deyf'e ait olduğu iddia edilen iki yeni fotoğrafı yayınladı.

Bndn
Dün İsrail’in Han Yunus’un el-Mevasi bölgesine düzenlediği saldırının neden olduğu yıkım (Reuters)

Saldırı tünellerde değil yer üstünde gerçekleştiği için Deyf ve yardımcısına ulaştıklarını teyit etmek için bir güne daha ihtiyaç duyabileceklerini düşünen İsrailli yetkililerin resmi bir açıklama yapmaları bekleniyor. İsrail basını, ordu ve hava kuvvetlerinin değerlendirmelerinin Deyf'in en azından ciddi şekilde yaralandığını gösterdiğini, ancak akıbetinin henüz teyit edilmediğini bildirdi.

İsrail savaş uçakları Han Yunus yakınlarındaki el-Mevasi’de bir yerleşim bölgesine saldırdı. İsrail ordusu, yerinden edilen kişilerin kaldığı çadırlardan yaklaşık 200 metre uzakta gerçekleşen saldırı sırasında orada bulunan ve bölgeye ulaşmaya çalışan herkesin öldürüldüğünden emin olma amacıyla peş peşe bombalar fırlattı.

İsrail ordusu sözcüsü, Hava Kuvvetleri ve Güney Komutanlığı'nın İsrail ordusu askeri istihbarat birimi AMAN ve iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet'e (Şabak) gelen bilgilere dayanarak ortak bir operasyonla Tastra yerleşkesinde siviller arasındaki Hamas’ın üst düzey iki komutanını ve birkaç sabotajcıyı hedef aldığını söyledi. Sözcü, hedef alınan yerleşkenin çok sayıda bina ve baraka içeren açık ve engebeli bir alan olduğunu da sözlerine ekledi.

Hhdb
İsrail'in dün el-Mevasi'ye düzenlediği hava saldırısında İsrail tarafından babaları öldürülen çocuklar (EPA)

İsrail televizyonu Kanal 13, ordunun Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, Deyf ve Selame’yi ortadan kaldırmak için bir ton ağırlığında en az 5 ağır bomba kullanılarak ‘olağandışı saldırılar’ gerçekleştirdiğini bildirdi.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, bazıları zırh delici olan beş büyük bombanın Deyf’in bulunduğu yere atıldığını bildirdi.

İsrail Ordu Radyosu, Deyf'in hedeflenen yerde bulunduğuna dair alınan kesin istihbarat sonucunda buraya sekiz bomba atıldığını, Deyf'in yerleşkede uzun süre kalmayacağının tahmin edildiğini ve bombaların atılmaları sırasında zaman aralığının çok kısa olduğunu açıkladı.

İsrailli üst düzey yetkililer, “Deyfi ortadan kaldırmaya çalıştık ve bu fırsat elimize geçti” açıklamasında bulundular.

Ancak Filistin Devlet Başkanlığı, Hamas Hareketi ve Gazze'deki Hükümet Medya Ofisi gibi Filistinli kurumlar, İsrail'i el-Mevasi bölgesinde yeni bir katliam yapmakla suçladı.

İsrail tarafından geçtiğimiz yıl dağıtılan ve Deyf’e ait olduğu öne sürülen bir fotoğraf

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, Mevasi bölgesine düzenlenen saldırıda 71 Filistinlinin öldüğünü, 289 kişinin yaralandığını açıkladı.

Saldırı sonrasına ait görüntülerde Filistinliler paniklemiş halde bölgeden kaçarken bölgenin üzerinde yoğun dumanların yükseldiği görüldü.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne katliamı kınayarak bunun soykırım savaşının devamı olduğunu söyledi ve yaşananlardan ABD yönetimini sorumlu tuttu. Hamas Hareketi, Deyf suikastını ‘asılsız bir iddia’ olarak değerlendirdi. Han Yunus'ta yaşanan korkunç katliamı kınayan Hamas, tüm Filistinlileri İsrail'e yönelik saldırıları artırmaya çağırdı.

Kanal 12'ye göre İsrail buna, öldürülenlerin çoğunun Deyf ve Selame’nin çevresindeki güvenlik görevlileri ve hareket üyeleri olduğunu teyit ederek karşılık verdi ve ABD'yi bu konuda bilgilendirdi.

Bdbbd
İsrail tarafından geçtiğimiz yıl dağıtılan ve Deyf’e ait olduğu öne sürülen bir fotoğraf

İsrail'in saldırıdan kısa bir süre önce Deyf’in bölgeye geldiğine dair istihbarat aldığı anlaşılıyor. Üst düzey bir güvenlik yetkilisi, saldırıdan sadece birkaç saat önce Deyf’i ortadan kaldırmak için bir fırsatın ele geçirilmiş olabileceği tahmininde bulundu.

Kanal 12 televizyonu Deyf'i ortadan kaldırmaya yönelik operasyonel fırsatın son gün ortaya çıktığını ve İsrail ordusu ve Şin-Bet yetkilileri arasında İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın da katılımıyla cumayı cumartesiye bağlayan gece boyunca toplantılar yapıldığını bildirdi.

Kanal 13, bu kez yakalanan fırsatın aylardır kollanan fırsat olduğunu vurguladı.

Yedioth Ahronoth'a göre Deyf ve Selame’nin yerlerine ilişkin bilgi AMAN ve Şin-Bet'ten aynı anda geldi.

İsrail televizyonu Kanal 14, gece yarısından sonra Şin-Bet Direktörü ve AMAN yetkilisinin Başbakan Binyamin Netanyahu'yu arayarak durumdan haberdar ettiğini ve Netanyahu'nun birkaç soru sorduğunu aktardı. Kanal 14’e göre Netanyahu, Deyf ve yardımcısının etrafında İsrailli rehineler olmadığı bilgisi doğrulanınca suikastları için yeşil ışık yaktı.

İsrail, en çok arananlar listesinin 1 numarası olarak onlarca yıldır Deyf'in peşinde

Netanyahu saldırı hakkında yorum yapmasa da Hamas’ın üst düzey isimlerinin ortadan kaldırılmasına zaten yetki vermiş olması nedeniyle ‘bu başarıda’ rolü olduğunu ima etti. Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada Netanyahu'nun savaşın başında Hamas’ın üst düzey isimlerinin ortadan kaldırılması talimatı verdiği ve el-Mevasi’ye düzenlenen saldırı öncesindeki ve sonrasındaki tüm gelişmeler hakkında bilgilendirildiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca Netanyahu’nun gelişmeleri ve sonraki adımları görüşmek üzere tüm güvenlik yetkililerinin katılacağı bir oturumla durumu değerlendireceği ifade edildi.

Gallant, daha önce Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve Şin-Bet Direktörü Bar ile operasyonel durum değerlendirmesi yaptığını açıklamıştı.

Netanyahu ve Gallant liderliğinde yapılan toplantılarda savaşın geleceği de ele alındı.

Deyf’e suikast düzenlenmesi kararı, taraflar arasındaki ateşkes görüşmelerinde ilerleme kaydedilmesine rağmen alınırken İsrail tarafı söz konusu ilerlemenin kendilerine bir şekilde yardımcı olduğuna inanıyor.

Bir güvenlik yetkilisi, ateşkes anlaşmasıyla ilgili müzakerelerin ilerlemiş olması nedeniyle Deyf’in gizlendiği yerden çıkmaya karar vermiş olabileceğini söyledi.

Bdndn
Dün Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Belah'ta İsrail’in düzenlediği bombardımanda hayatını kaybedenlerin ardından ağlayan Filistinliler (AFP)

İsrail'deki gözlemcilere göre mevcut aşamada Deyf'e düzenlenen suikastın doğrulanması halinde ateşkes anlaşmasına ilişkin kaydedilen ilerlemede ne gibi sonuçları olacağını bilmek için henüz çok erken.

İsrail’de, Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi'ndeki liderlerinin yarısının öldürülmesinin hareketin karar alma sürecini etkileyebileceği ve savaşı sona erdirebilecek bir anlaşma için iç baskı yaratabileceği iddia ediliyor.

İsrailli askeri analist Ron Ben-Yishai, Yediot Aharonot'taki yazısında yaptığı işin çok ötesinde anlamlar taşıyan sembolik bir isim olan Deyf'in gerçekten tasfiye edilmiş olması halinde bunun Hamas Hareketi ve genel olarak Gazze halkı için ağır bir darbe olacağını belirtti. Ben-Yishai’ye göre morallerin bozulmasına neden olacak olan bu durum Hamas üyelerinin Gazze'deki İsrail ordusuna karşı direnişinde önemli bir gerilemeye yol açabilir. İsrailli askeri analist, Deyf'in uzun süredir birlikte çalıştığı ve kendisi gibi Han Yunus’taki bir mülteci kampında büyümüş olan Hamas’ın Gazze'deki lideri Yahya Sinvar üzerinde psikolojik bir etkisi olacağını da sözlerine ekledi.

İsrailli kaynaklara göre bu olay, ilk aşamada ateşkes için yapılan görüşmeler ertelense ya da durdurulsa bile uzun vadede anlaşma şansını arttırabilir.

Yedioth Ahronoth gazetesi, suikastın Hamas üzerindeki baskıyı artırarak lider kadrosunun zayıflamasını sağlayacak bir ateşkesi kabul etmek zorunda bırakacağı tahmininde bulunurken, Kanal 12 televizyonu, İsrail'de saldırının rehinelerin iadesi amacıyla Hamas üzerinde askeri baskı yaratmaya devam etme stratejisine hizmet edeceğini gösterdiği değerlendirmelerinin yapıldığını bildirdi. Kanal 12’nin aktardığına göre yetkililer, suikastın taktiksel olarak şu anda bir anlaşmaya varmak için yapılan müzakerelere zarar verse bile, uzun vadede rehinelerin iadesi hedefi için stratejik olarak son derece yararlı olduğunu açıkladılar.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.