Gazze Savaşı üzerine oynanan bahisler ve yeni bölgesel düzenin zorlukları

Hamas, birden fazla tarafın kendi amaçlarına hizmet etmek için kullanması nedeniyle kontrol edilmesi zor bir dalga başlattı

Soru, Ortadoğu'nun yeni bir bölgesel düzene veya yeni bir Amerikan, İslami, Çinli veya Rus Ortadoğu'ya ne ölçüde hazır göründüğüdür (AFP)
Soru, Ortadoğu'nun yeni bir bölgesel düzene veya yeni bir Amerikan, İslami, Çinli veya Rus Ortadoğu'ya ne ölçüde hazır göründüğüdür (AFP)
TT

Gazze Savaşı üzerine oynanan bahisler ve yeni bölgesel düzenin zorlukları

Soru, Ortadoğu'nun yeni bir bölgesel düzene veya yeni bir Amerikan, İslami, Çinli veya Rus Ortadoğu'ya ne ölçüde hazır göründüğüdür (AFP)
Soru, Ortadoğu'nun yeni bir bölgesel düzene veya yeni bir Amerikan, İslami, Çinli veya Rus Ortadoğu'ya ne ölçüde hazır göründüğüdür (AFP)

Refik Huri

Gazze savaşı, güney Lübnan cephesinde yürütülen Hamas'a “destek savaşının” adeta bir ekine dönüşmek üzere. Devreye alınan “arenaların birliği” Gazze savaşına kapsamlı bir savaşa dönüşme özelliği kazandırmadı, geniş çaplı bir savaşa ilişkin yerel, bölgesel ve uluslararası uyarılar da sadece güney Lübnan ve kuzey İsrail cephelerine odaklanıyor.

Gazze'deki tüm "ertesi gün" senaryoları Gazze Şeridi’nin çok ötesindeki jeopolitik ve stratejik alanla çatışıyor. Uluslararası çatışmalar ile tüm bölgesel çatışmaları görmeden, ne tek başına Gazze’de ne yalnızca Gazze ve Batı Şeria’da ne de Suriye, Irak, Ürdün ve Yemen olmadan Filistin ve Lübnan'da ertesi güne ulaşmaya çalışmanın bir anlamı yok.

Şu anda hakim olan izlenim, Gazze savaşı ve Aksa Tufanı sonrasında devreye giren arenaların birliği savaşlarının, sonrasında yeni bir bölgesel düzen arayışını kaçınılmaz kılan tarihi bir dönüm noktası olduğu yönünde. 2006'da Hizbullah ile İsrail arasındaki savaştan sonra da bu konu çok konuşuldu. Dönemin ABD dışişleri bakanı Condoleezza Rice "yeni bir Ortadoğu'nun doğum sancılarından" bahsetmişti. İran Lideri Ali Hamaney, "Amerikan Ortadoğusu'nun değil, İslami bir Ortadoğu'nun" doğuşunu vurgulamak için Hasan Nasrallah'ın "ilahi zafer" dediği şeye tutunmuştu. Ancak Hizbullah'ın iki İsrail askerini kaçırmasının ardından savaş emrini veren İsrail başbakanı Ehud Olmert, sonunda "2006 savaşının amacının Hizbullah'ı yok etmek değil, İsrail’in caydırıcı gücünü tekit etmek olduğunu" itiraf etmişti. Bundan sonra yeni bir bölgesel düzen ve yeni bir Ortadoğu'ya dair tüm konuşmalar buharlaşıp uçtu gitti.

Soru, Ortadoğu'nun yeni bir bölgesel düzene veya yeni bir Amerikan, İslami, Çinli veya Rus Ortadoğu'ya ne ölçüde hazır göründüğüdür? Basit cevabı ise şudur; herhangi bir arayış, değişim ihtiyacı, bunu gerçekleştirme gücünün yanı sıra değişim ve değişim sırasındaki ve sonrasındaki rollere ilişkin bakış açılarındaki farklılıklara bakılmaksızın, bir gerçeklik vizyonundan yola çıkılarak yönetilir. Gerçeklik ise en azından herhangi bir bölgesel sistemi kontrol eden dört temel nokta üzerinde durmaktır.

Birinci nokta, uluslararası bir sistem olmadan bölgesel sistemden bahsetmenin bir yanılsama olduğudur. ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yarattığı, Washington önderliğindeki Batı ile Sovyetler Birliği arasındaki çatışmaların hakim olduğu, “yumuşama” ya da “uluslararası uzlaşma” aşamalarının yaşandığı uluslararası liberal düzenden bu yana, bugün belirli bir uluslararası düzen bulunmuyor. Kissinger anılarında iki blok arasındaki bu yumuşama ya da uzlaşı aşamaları için şöyle der, "Konu Moskova ile dostluk kurmak değil, soğuk savaşın sıcak savaşa dönüşmesinin tehlikelerini azaltmakla ilgiliydi. ABD ve Sovyetler Birliği ideolojik düşmanlardır ve yumuşama bunu değiştirmez.”

Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından zirveye yerleşen Amerikan tek kutupluluğu bugün sona erdi ve Moskova ile Çin'in istediği çok kutuplu sistem, henüz kurulamazken, sistemsiz kutuplaşma aşamasına girdik. Buna ek olarak Ukrayna savaşı NATO’yu Batının diğer adına dönüştürdü, Rusya'yı Çin ile “sınırsız ortaklığa”, hem Kuzey Kore hem de İran ile “stratejik ortaklığa” sürükledi. Büyükler arasındaki zirve mücadelesinin nasıl sonuçlanacağını kimse bilmiyor.

İkinci nokta ise her birinin uluslararası müttefiki ve özel bölgesel hayalleri olan büyük bölgesel güçlerin yükselişidir. Dört Arap ülkesinde kendisini savunan silahlı mezhepçi ideolojik örgütler kuran İran projesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türkiye’nin “Mavi Vatan”ın ötesine geçen emelleri, Siyonist projenin Büyük İsrail ile sadece Filistin topraklarında bir İsrail arasında gidip gelen emelleri, Arapların jeopolitik anlamda projesizliği arasında dengeli bir bölgesel sistem kurmak zor. Böyle bir gerçeklikte, BM Güvenlik Konseyi'ndeki gözle görülür felç ve Arap Birliği'nin zayıflığı arasında bazen kontrol edilemeyen bölgesel çatışmalar yaşanıyor. Çatışmalarla birlikte herhangi bir girizgah olmadan, rekabetten dostluğa ve dostluktan rekabete doğru politikalarda ani dönüşler görülüyor.

Üçüncü nokta ise sözde “Arap Baharı” devrimlerinin Arap gücünü zayıflatmak konusunda yaptıklarıdır. Tunus, Bin Ali'nin otoriter rejimine karşı devrimin ardından gelen Müslüman Kardeşler yönetiminden yine otoriter yönetime geçiyor.  Libya milisler, kabileler, bölgesel güçler ve yabancı güçler arasında bölünmüş durumda ve resmi olarak iki ordusu ve iki hükümeti var. Mısır, hem ekonomik kaygılarıyla hem de etrafındaki Libya, Sudan ve Gazze savaşlarında yaşanan kan kaybı ile uğraşıyor. Suriye beş ordu arasında bölünmüş durumda; bir bölümü rejimin kontrolünde, Fırat’ın doğusu ABD’nin desteklediği Kürtlerin, kuzey Suriye milisleriyle Türkiye, İdlib Nusra Cephesi, çöl bölgesi de DEAŞ’ın kontrolünde. Rusya ve İran rejim bölgelerinde aktif. Lübnan devletsiz ve İran'a bağlı, İsrail'e karşı bir savaş başlatabilecek ve Suriye savaşına katılabilecek silahlı Hizbullah tarafından kontrol ediliyor. Irak, ABD ve İran arasında bölünmüş durumda. Arap dünyasında liderlik, ilginin ekonomik büyümeye, teknolojik ilerlemeye ve insanlara bir gelecek inşa etmeye odaklandığı Körfez'e kayıyor.

Dördüncü nokta ise Arap ülkelerinin tek bir yörüngede olmamasıdır. Bir yanda İsrail ile barış içinde olan ülkeler, diğer yanda İsrail ile savaş halinde olan ülkeler, İsrail ile diplomatik ilişkisi olan ülkeler, İran ile ittifak içinde olan ülkeler, İran projesine karşı olan ülkeler, Türkiye ile dost olan ve ona karşı olan ülkeler var. ABD'nin müttefiki ülkeler ve Rusya'nın müttefiki ülkeler var ve hepsinin de Çin ile ekonomik ilişkileri var. Bütün bunlar, Gazze savaşında ve savaşı bitirme çabalarında hiçbir rolün önüne geçemeyeceği Amerikan rolünün zayıfladığı, genel pozisyonlar dışında Rusya ve Çin'in Gazze savaşında neredeyse yer almadığı bir dönemde yaşanıyor.

Ateşkes olanağı olmadan devam eden, her bölgesel sistemin olmazsa olmaz şartı olan “iki devletli çözümü” reddeden iki tarafın yönettiği Gazze savaşının yeni bir bölgesel düzen yaratacağı üzerine bahse girmek bir yanılsamadır. Hamas, birden fazla tarafın kendi amaçlarına hizmet etmek için kullanması nedeniyle kontrol edilmesi zor bir dalga başlattı. Netanyahu hükümeti hedeflerini gerçekleştiremediği ve kolay kolay çıkamadığı bir savaşın içinde. Buradaki ironi, Netanyahu'nun Hamas'ı ortadan kaldırmak istediği bir savaşta İsrail ordusuna liderlik eden kişinin, “Hiçbir savaş ya da operasyon sorunu çözemez ama mümkün ve önemli olan, savaşlar arasında daha uzun bir boşluk yaratmaktır” teorisinin sahibi General Herzi Halevi olmasıdır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
TT

Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, nüfuz için yoğun rekabet içindeki siyasi güçler arasında bakanlık dağılımı sürecini başlattı.

Iraklı kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı tarafından seçilen ve belirgin bir siyasi profili bulunmayan Zeydi’nin, hükümeti 30 gün içinde kurmak üzere ön görüşmelere başladığını aktardı. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a “Resmî görevlendirme yazısını aldığı andan itibaren destek görmesine rağmen bu görevi başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağını söylemek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynaklara göre Zeydi’nin adaylığı, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında varılan bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Londra ve Paris, dün Zeydi’nin görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladı. Ancak Amerikan kaynaklarına göre Washington, Bağdat’a yönelik tutumunu, başta grupların silahları olmak üzere temel dosyalarda ilerleme sağlanmasına bağlayarak, “kişilerin geçmişinden ziyade bu konuların çözümüne” odaklanıyor.


Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi kim?

Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)
Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)
TT

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi kim?

Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)
Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)

Bağdat’taki Şii parti liderleriyle yakın ilişkilerine ve aday Başbakan Ali Faleh Kazım ez-Zeydi’nin finansal yatırımlarına rağmen, bu durum onun siyasetle doğrudan ilgilenmeyen geniş halk kesimleri tarafından tanınmasını sağlamadı.

Güvenilir kaynaklar, ez-Zeydi’nin iktidar içindeki ve dışındaki siyasi ve finansal figürlerle çok sayıda ortaklığa sahip olduğunu aktarıyor. Onu yakından tanıyan çevreler, kendisini “son on yılda finansal olarak zenginler kulübüne giren genç isim” olarak tanımlıyor ve sosyal yardımlar yaptığını belirtiyor.

1986 doğumlu, Bağdatlı ve hukuk fakültesi mezunu olan ez-Zeydi’nin kamuoyunda görünmeyi tercih etmediği biliniyor. Buna rağmen, 2010–2014 yılları arasında seçim yarışlarına katılan Sünni Karbuli kardeşlerden Cemal ve Muhammed Karbuli’den “Dicle” televizyon satın aldı.  

Eğer ez-Zeydi hükümeti kurmayı başarırsa, 2004’ten bu yana göreve gelen en genç başbakan olacak.

“Siyasal Çerçeve Koalisyonu” (el-İtar et-Tensiki), uzun süren kriz ve yaklaşık beş aylık müzakerelerin ardından ez-Zeydi’yi başbakan adayı olarak sunarak birçok Iraklıyı şaşırttı. Çünkü ismi daha önce olası adaylar arasında yer almıyordu.

Mali faaliyetler

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Ali ez-Zeydi, Irak Borsası’nda işlem gören ve 2016’da kurulan “Güney İslami Bankası (BJAB)” adlı yatırım ve finans kuruluşunun sahibi ve yönetim kurulu başkanıydı. Banka, 2024 Şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kara para aklama suçlamalarıyla yaptırım listesine alınmasının ardından, yönetimden çekildi ve görevi kardeşlerinden birine devretti. Bu süreçte Irak Merkez Bankası da bankanın dolar erişimini kısıtladı.

sdhyt
Irak’ta hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan ve Ali ez-Zeydi’nin başbakan olarak seçildiği toplantıdan bir kare (Siyasal Çerçeve Koalisyonu)

Ez-Zeydi ayrıca “Al-Owais Grubu”nun sahibidir. Şirket, internet sitesine göre gıda, tarım ve hayvancılık, inşaat, baskı, güvenlik, elektronik ve petrol dahil 15 farklı şirkete sahiptir. Ancak şirket sahibi veya kuruluş yılı belirtilmemektedir.

Tapu kayıtlarına göre şirket 2007’de kurulmuş, daha sonra yeniden yapılandırılarak 99 milyar Irak dinarı (yaklaşık 75 milyon dolar) sermayeli özel anonim şirkete dönüştürülmüştür. Ayrıca 2018’de 2 milyar dinar sermayeli bir petrol hizmetleri şirketi kurulmuştur.

Irak Borsası verilerine göre “Güney İslami Bankası”, 2016’da 250 milyar dinar (yaklaşık 191 milyon dolar) sermaye ile kurulmuş; bu durum, bankanın sermayesinin bir gıda sepetinin maliyetinden bile düşük olduğu yönünde eleştiriler doğurmuştur.

Şirketin toplam yatırımlarının 500 milyon dolara ulaştığı, ayrıca Ticaret Bakanlığı’nın gıda sepeti tedarik sözleşmeleri ile Savunma Bakanlığı’na günlük 300 bin askere gıda temini anlaşmalarını yürüttüğü belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl “Şaab Üniversitesi” adında özel bir üniversite de açılmıştır.

Ez-Zeydi’ye yakın kaynaklar, onun eğitim ve medya alanlarında da yatırımları bulunduğunu; bunlar arasında Şaab Üniversitesi, “İştar Tıp Enstitüsü” ve Dicle televizyon kanalının yer aldığını aktarıyor.

Bazı kaynaklara göre Ticaret Bakanlığı, Saddam Hüseyin döneminden kalan ve “petrol karşılığı gıda” anlaşması kapsamında yürütülen gıda sepeti programı için Al-Owais şirketiyle sözleşme yapmıştır. Vatandaşlar ise gıda kalitesinin düşük olmasından ve teslimat gecikmelerinden sıkça şikâyet etmektedir.

Son yıllarda programın kapsamının daraltıldığı ve yaklaşık 18 milyon kişiye indirildiği, bunun gerekçesi olarak ise yüksek gelirli kesimlerin sistemden çıkarılması gösterilmektedir.

Şirketler grubu

Diğer bilgilere göre, Ali ez-Zeydi’nin adına kayıtlı 15 şirket bulunmaktadır. Bu şirketlerin başlangıç sermayeleri toplamda 282 milyar dinar Irak dinarını aşmaktadır. Şirketler; inşaat, gayrimenkul, turizm, petrol ve enerji, gıda sanayisi, cam üretimi, tarım ve hayvancılık, yükseköğretim, sağlık hizmetleri ve finans gibi geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.

xsdvgrt
Ali ez-Zeydi’nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhurbaşkanlık Ofisi)

En dikkat çeken şirketlerden biri, Irak ordusunun gıda tedarikini sağlayan ve gıda kartı ürünlerini ithal eden “Al-Owais” şirketidir. Ayrıca “Şaab Üniversitesi” de bu grubun önemli projeleri arasında yer almaktadır.

Ez-Zeydi’nin şirketi, Irak ordusuna 41 çeşit kuru ve taze gıda sağlayan anlaşmalar kapsamında yaklaşık 300 bin askerin beslenmesinden sorumludur.

Diğer önemli proje ise “gıda sepeti” programıdır. Bu kapsamda Al-Owais şirketi ile Irak Devlet Gıda Ticaret Şirketi arasında yapılan anlaşma ile 40 milyon kişiye yönelik 7 temel gıda maddesinin tedariki gerçekleştirilmektedir.


Orta Darfur'daki bir mülteci kampına İHA’lı saldırı: Ölü ve yaralılar var

Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)
Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)
TT

Orta Darfur'daki bir mülteci kampına İHA’lı saldırı: Ölü ve yaralılar var

Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)
Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altındaki Darfur bölgesinin orta kesimlerinde yer alan Zalinci şehrinde Hamidiye İç Göç Kampı'na dün insansız hava aracı (İHA) ile düzenlenen saldırıda 15 kişi yaralandı. Bu bilgi bölgede faaliyet gösteren Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi tarafından aktarılırken bir insan hakları örgütü ise saldırıda 6 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Adem Rical, yaralılar arasında durumu ağır olanların bulunduğunu belirterek saldırının evlerde hasarın yanı sıra kadınlar ile çocuklar arasında büyük paniğe yol açtığını söyledi.

Rical, merkezin resmi Facebook sayfası üzerinden yaptığı açıklamada gıda, ilaç ve barınak malzemeleri taşıyan insani yardım konvoylarının hedef alınmasının yanı sıra pazarlar ve sağlık merkezlerine yönelik saldırıların, sivillerin hayatını tehdit eden ve insani yardımın ulaşımını engelleyen ciddi bir tırmanma olduğunu vurguladı.

Darfur bölgesinde faaliyet gösteren gönüllü sivil bir kuruluş olan Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi, bu saldırıları en sert ifadelerle kınarken siviller ile insani altyapının hedef alınmaya devam etmesinin yerinden edilmiş kişilerin hayatı için doğrudan tehlike oluşturduğu uyarısında bulundu.

Rical, Birleşmiş Milletleri (BM), Afrika Birliği'ni (AfB), insan hakları ve insani yardım kuruluşlarını sivilleri korumak, yardımın ulaşımını sağlamak ve sorumluları hesaba çekmek amacıyla bağımsız bir uluslararası soruşturma açılması için acilen harekete geçmeye çağırdı.

İnsani durum

Bir insan hakları kuruluşu olan Acil Durum Avukatları Heyeti, Hamidiye Kampı'na yönelik hava saldırısında 6 kişinin hayatını kaybettiğini ve onlarca kişinin çeşitli derecelerde yaralandığını açıkladı.

Heyet tarafından Facebook üzerinden yapılan açıklamada kampın savaştan kaçan binlerce yerinden edilmiş kişiye, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan bu mağdurlara, ev sahipliği yaptığı belirtildi.

Heyetin açıklamasında ayrıca bölgedeki insani durumun daha da kötüleşmesine yol açan ve sivillerin hayatını doğrudan tehlikeye sokan sivil altyapının tekrar tekrar hedef alınmasına ilişkin ciddi endişeler dile getirildi.

Heyet açıklamasında bu saldırının, kamp içindeki hizmetleri sekteye uğratarak yerinden edilmiş kişilerin barınma, sağlık ve beslenme hizmetlerinin sürekliliğini tehdit etmesi nedeniyle hedefleme anını çok aşan ağır insani sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en kırılgan kesimleri derinden etkileyen bu durum, mevcut insani krizi daha da derinleştiriyor.

Heyet, gelişigüzel hava bombardımanının derhal durdurulması, yardım ulaştırılması ve tıbbi tahliye için acil ve güvenli insani koridorların açılması, sivillerin ve insani altyapının korunmasının sağlanması ile bunların askeri operasyonlardan tamamen uzak tutulması yönündeki taleplerini yineledi. Çatışma bölgelerindeki siviller için asgari koruma gerekliliklerinin güvence altına alınmasını talep etti.

Saldırı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin geçtiğimiz cuma günü Kuzey Darfur'a giden insani yardım malzemeleri taşıyan bir konvoyu hedef alan İHA’lı saldırıyı kınamasının ardından Darfur'daki yerinden edilmiş kişileri hedef alan en son saldırı olarak kayıtlara geçti.

Askeri operasyonlar

Öte yandan sahada, Darfur Valisi Minni Minnawi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM-MM) Komutanı Faysal Salih Zekeriya, güçlerinin farklı cephelerde tam hazırlık düzeyine ulaştığını teyit ederek mevcut aşamanın gerekliliklerine göre Darfur bölgesindeki askeri operasyonları sürdürmeye tamamen hazır olduklarını açıkladı.

dfvrfb
SLM-MM Komutanı Faysal Salih Zekeriya (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)

SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi’nin aktardığı açıklamada Zekeriya, komutası altındaki güçlerin ‘görevleri yerine getirmek üzere harekete geçmek için askeri komuta talimatlarını beklediğini’ ifade etti. Zekeriya, El-Faşir şehri muharebelerinin operasyonlar sürecinde kritik bir dönüm noktası oluşturduğunu ve şehrin kurtarılmasının bölgedeki genel güvenlik durumuna olumlu yansıyacağını da vurguladı.

Kordofan'ın batı cephesindeki kuvvetlerin ise ‘kararlılık ve sebatla gelecekteki her türlü muharebeye hazır olduğuna’ dikkati çekti.

Zekeriya sözlerini şöyle sürdürdü:

“El-Faşir'deki ihlaller, savaşı sonuçlandırmak ve ülke toprakları üzerinde tam kontrolü yeniden tesis etmek amacıyla Sudan ordusu ile Ortak Kuvvetler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi yoluyla acil adımlar atılmasını gerektiriyor.”

Daha önce HDK'ya karşı Sudan ordusu saflarına katılan silahlı mücadele hareketlerinden oluşan Ortak Kuvvetler, Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Minni Minnawi liderliğindeki SLM’den oluşuyor.

sdvbrt
SLM-MM’ye bağlı birlikler (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)