İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında işbirlikçiler nasıl rol oynuyor?

İsrail, sıradan Filistinlileri, silahlı grup üyelerini ve suikast hedeflerinin çevresindeki insanları iş birlikçi yapabiliyor

TT

İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında işbirlikçiler nasıl rol oynuyor?

İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında işbirlikçiler nasıl rol oynuyor?

Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Deyf'e yönelik Gazze Şeridi’nde düzenlenen suikast girişimi, otuz yılı aşkın bir süredir devam eden ve sonucu henüz netleşmeyen karmaşık bir insan avının ardından gerçekleşti. Bu süreçte şimdiye kadar Filistinli silahlı örgütlerin liderlerinin yanı sıra farklı milletlerden isimler hedef alındı.

İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad, Filistin devriminin üsleri yurtdışındayken on yıllar boyunca çeşitli ülkelerin başkentlerinde çok sayıda Filistinli lidere suikast düzenlemeyi başardı. İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) ise Filistin topraklarında Filistin Yönetimi'nin kurulmasından bu yana İsrail'in üstünlük sağladığı bir savaşta Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde daha fazla Filistinli lidere suikastlar düzenlemeyi başardı.

xtryn
Hamas'ın Gazze'deki lideri Yahya es-Sinvar (Reuters)

İsrail'in dokuz aydır yürüttüğü savaşta Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderlerine ve komutanlarına ulaşmadaki başarısı halen tartışılıyor. Bazı çevreler dokuz aylık savaşın ardından Hamas'ın üst düzey isimlerine ulaşılamamasının başarısızlık olduğunu söylüyor. Zira İsrail'in ne Deyf’i öldürmeyi başardığı ne de Hamas Hareketi’nin Gazze'deki lideri Yahya es-Sinvar ya da kardeşi Muhammed es-Sinvar’a ulaştığı doğrulandı. Öte yandan eğer doğruysa Deyf'in yanı sıra yardımcısı Mervan İsa ve Kassam Tugayları komutanlarının öldürülmesinin İsrail için büyük bir başarı sayılabileceğini düşünenler de var.

İsrail, birkaç gün önce 30 yılı aşkın bir süredir peşinde bir hayalet olan Deyf’i öldürmeyi amaçlayan büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Bu operasyon sırasında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında nerede olduğuna dair İsrailliler tarafından büyük değeri nedeniyle ‘altın’ olarak nitelendirilen bilgiler aktı. Operasyonda yardımcısı Mervan İsa'nın yanı sıra Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Rafi Selame (ed-Deyf'i hedef alan aynı saldırıda), Merkez Tugay Komutanı Eymen Nevfel, Kuzey Tugayı Komutanı Ahmed el-Gandur, füze birimi komutanı Eymen Siyam ve Hamas’ın Gazze'deki siyasi büro üyeleri Zekeriya Ebu Muammer, Cevad Ebu Şemala ve diğerleri öldürüldü.

as
Hamas liderlerinden Mervan İsa (Sosyal medya siteler)

İsrail’in, bazıları gerçekten öldürülmüş, bazıları ise hayatta kalmış ya da yaralanmış olan çok sayıda Hamas lideri ve saha komutanının yerini tespit etmeyi başardığına şüphe yok.

Peki İsrail, Gazze'deki silahlı grupların liderlerine nasıl ulaşıyor?

İsrail’in güvenlik ve istihbarat servisleri Hamas ve diğer silahlı grupların liderlerine ulaşmak için çeşitli kaynaklara sahip. Bu kaynaklardan biri de hedeflerin belirlenmesi ve izlenmesinin yanında saldırıların nerede ve ne zaman yapılacağını belirlemeye büyük ölçüde yardımcı olan insan faktörüdür. İsrail onlarca yıldır sahada ajanlar kullanıyor. Bu ajanların İsrail’e ‘aranan kişilerin izini sürmeye ve suikastlarını kolaylaştırmaya yardımcı olan büyük hizmetler verdiğini’ söyleyen bazı kaynaklara göre İsrail onlardan ‘adeta bir ordu’ kurdu.

Filistin Yönetimi ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ndeki Filistinli örgütler tarafından son yıllarda yürütülen kapsamlı soruşturmalar, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki her suikastta bir şekilde Filistinli ajanların yer aldığı ve hatta bazılarının suikastların gerçekleştirilmesine bizzat katıldığını ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze Şeridi'nde sahadaki kaynaklar, insan faktörünün herhangi bir istihbarat teşkilatının casusluk sürecindeki en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Gazze'deki direniş ve hükümet güvenlik birimlerinin yıllar içinde İsrail güvenlik birimleriyle bağlantılı yüzlerce kişiyi ele geçirdiğini ve bu kişilerin kendilerini istihdam eden taraflara çeşitli değerlerde bilgi sağladığını belirten kaynaklar, İsrail’in bazen Filistinli örgütler içinde ve hedef kişinin çevresinde hem örgütsel hem de ailevi olarak ya da sosyal ilişkileri (akrabalar ve komşular gibi) aracılığıyla bile insanları kendisi adına çalışması için ajan yapmayı başardığını ekledi.

fvbg
Gazze Şeridi sınırındaki İsrail askerleri, 16 Temmuz 2024 (Reuters)

Kaynaklar, bu ajanların Filistinli örgütlerin ikinci ve üçüncü dereceden liderlerinin, üyelerinin, saha komutanlarının, silah ve füze üretim tesislerinin ve hatta tünellerin yerlerinin tespit edilmesine katkıda bulunduktan sonra İsrail ile olan ilişkileri nedeniyle ifşa edildiklerini de belirttiler.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı detaylara göre 2021 yılında idam edilen Gazze Şeridi’nin Gazze şehrinden A.Ş. adlı bir Filistinli, Hamas'a yakın küçük bir grubun askeri kanatlarından birinin önde gelen üyelerinden biriydi. Sadece aktif olduğu grup içinde değil, diğer grupların askeri kanatları içinde de tanınan biriydi ve bu grupların liderleriyle geniş kapsamlı ilişkileri vardı. A.Ş. silah ve füze üretimiyle ve bu alanda çalışan kişilere nasıl ulaşılabileceğiyle ilgili önemli sağladığını itiraf etti. Bu itirafın, baskı altında yapılıp yapılmadığı ise belirsizliğini koruyor. Aynı kaynaklara göre yine Gazze şehrinde ikamet eden ve roket üretimi alanında aktif çalışmalarda bulunan S.D. adlı bir başka Filistinlinin özel aracının anahtarına gizlenmiş küçük bir kamera olduğu anlaşıldı. S.D. bu kamerayla üretim faaliyetlerinde kullanılan önemli bir yeri belgeledi. Bu yer daha sonra İsrail tarafından bombalandı.

xcdvf
Muhammed ed-Deyf’in arşiv fotoğrafı

İsrail istihbaratı bir silahlı örgüt üyesini İsrail adına çalışmaya ikna etti. Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki farklı bölgelerde girdiği tünellerin taranmasına yardımcı olan casusluk için kullanılan çipler taşıdığı tespit edilen bu kişi yakalandı, ancak Gazze Şeridi'nden kaçmayı başardı. Tünel çalışmalarında yer alan bir başka işçi de İsrail'in tünellerin yerini tespit etmesine yardımcı oldu. Yapılan soruşturmalarda bu kişinin internet üzerinden bilgi aktardığı ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat’a 2015 yılında Gazze'nin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki bir binada Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Deyf'e yönelik suikast girişimine kısmen yardım ettiği tespit edilen bir kızın tutuklandığına dair ilginç bir bilgi aktardılar. Suikast girişiminde Deyf’in eşi ve iki çocuğu ölmüş, ancak kendisi hayatta kalmıştı. Kaynaklar, İsrailli istihbarat görevlilerinin kıza Deyf’in görünüşü hakkında yaklaşık bilgiler ilettiğini, kızdan Deyf’in eşinin kaldığı daireye gitmesini ve içeride erkek olup olmadığına bakmasını istediklerini, kızın da onlara içeride eşi ve çocukları dışında birinin daha sesini duyduğuna dair bir işaret verdiğini ve ardından İsrail’in orayı bombaladığını anlattılar.

frbtg
Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde İsrail bombardımanlarının neden olduğu yıkım, 11 Temmuz 2024 (AFP)

Bu olaydan önce, Filistinli örgütlerden birinde örgüt liderlerinin öldürülmesine katkıda bulunduğu ortaya çıkan üst düzey bir yetkili, örgütün üyeleri tarafından öldürdü.

Gazze'ye yönelik mevcut savaşta ‘casuslar ve ajanlar savaşının’ belki de en son ifşası, İsrailli rehineleri koruyan bir kişinin Şin-Bet adına çalışmaya başladıktan sonra rehinelerin yerlerine dair bilgi sızdırmasıydı. Gazze'deki aynı güvenlik kaynaklarına göre bu kişi, Gazze Şeridi'nden kaçmayı başardığından ne yaptığıyla ilgili detaylar henüz bilinmiyor.

Ancak verdiği bilgilerin, İsrail Özel Kuvvetleri’nin (Gazze'nin merkezi) Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki dört İsrailli rehineye ulaşıp onları kurtarmasına yardımcı olduğu ve şüphelinin İsrail güvenlik servisiyle iş birliği içinde İsrailli rehine Noa Argamani'nin nasıl korunduğuna dair ayrıntıları bildiği anlaşılıyor.

sdfe b
Kudüs'te Hamas tarafından alıkonulan İsrailli rehinelerin resimlerinin asılı olduğu bir duvar, 26 Şubat 2024 (AP)

İsrail, savaşın başlarında Hamas liderlerinin ya da İsrailli rehinelerin nerede olduğuna dair verilecek her türlü bilgi karşılığında büyük miktarlarda para ödülü vereceğini açıkladı.

Ancak bazı Filistinlileri bunu yapmaya iten tek neden kesinlikle para değildi.

İsrail kendi adına çalışacak ajanlar bulmak için cinsel zorlama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlere başvuruyordu. Öyle ki bu yöntemler birçok vakada başarılı oldu. Zira bu kişiler haklarında bir skandalın patlak vermesi korkusuyla iş birliği yapmak zorunda kaldı. İsrail ayrıca Filistinlilerin içinde bulundukları ekonomik durumu kullanmaya çalışarak iş birliği karşılığında para ödüyor ya da küçük projeleri finanse ediyor. Ayrıca bazılarının çalışma, ticaret, seyahat izni ve hatta tıbbi tedavi alma ihtiyacı gibi içinde bulundukları belirli sosyal koşulları istismar ediyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir kaynak, daha önce yapılan soruşturmalarda Erez Sınır Kapısı’ndan Batı Şeria ya da İsrail'e seyahat eden en az 30 kişinin ajan olduğunun ve bu kişilerden geçiş izni verilmesi karşılığında Hamas hakkında bilgi toplamalarının istendiğinin ortaya çıktığını söyledi.

İsrail, bilgi toplamak için sadece insan faktöründen değil, aynı zamanda yapay zeka ve çeşitli teknolojik araçlardan da yararlanıyor.

Gazze'deki Filistinli güvenlik kaynaklarına göre Gazze Şeridi semalarında durmaksızın faaliyet gösteren casus uçaklar, yapay zekaya kaynaklı teknolojisiyle bir kilometrekarelik bir coğrafi alan içinde örgüt liderlerinin yüzlerini ve seslerini tespit edebiliyor. Görünüşe göre geçtiğimiz yıl mayıs ayında suikasta uğrayan İslami Cihad Hareketi lideri İyad el-Hasani'nin başına bu geldi. Hasani, ‘güvenli’ olarak tanımlanan bir hattan telefon görüşmesi yapmıştı. Daha sonra derinlemesine yapılan araştırmalarla İsrail'in ses izini tespit etmeyi başardığı ve onu hemen öldürdüğü ortaya çıktı.

İsrail, Gazze'ye karşı yürüttüğü ve büyük tartışmalara yol açan savaşta yapay zekâ kullandığını doğruladı.

dfvrbg
Gazze'nin Şucaiyye Mahallesi’nde kullanılamaz hale getirilen bir İsrail aracı, 10 Temmuz 2024 (AFP)

İsrail’in Gazze'deki cep telefonlarının yanı sıra kablosuz iletişim cihazlarını da takip ettiği biliniyor. İsrail, birçok örgüt üyesini bu cihazları kullanırken bombaladı. Bu durum Hamas'ı son yıllarda kendi karasal iletişim ağını kurmaya itti.

İsrail tünellerin tespit edilmesi ve yok edilmesinde de teknolojik araçlara başvuruyor.

Hamas'ın geçmişte onlara karşı başlattığı pek çok kampanyaya rağmen mevcut savaşta İsrail işbirlikçileri var olmaya devam ediyor. Bu kişilerden bazıları Hamas tarafından infaz edildi, bazıları da tövbe etti.

Hamaslı kaynaklar, her zaman bilgi sızdırıldığını kabul ediyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, şunları söyledi:

“Bu İsrail için bir başarı değil. Biz bunun (sızmanın) her an mümkün olabileceği kuralıyla hareket ediyoruz ve önlemler alıyoruz. Karmaşık bir güvenlik yaklaşımımız var. Kimsenin (herhangi bir lider) ister yer altında ister yer üstünde uzun süre kaldığı tek bir yer yok. Güvenlik ihlalleri olabilir. Sadece Filistinli grupların içinde ya da dışında değil. Çok sayıda kabiliyete sahip bir güvenlik ve istihbarat sisteminden bahsediyoruz. Nihayetinde direnişe katılan her lider ve direnişçi olası kaderi bilir ya da sonunda bununla yüzleşir. Bir örgütün kaderi, hiç kimseye bağlı değildir. Direniş dersini almıştır ve çalışmaları belirli ilkelere göre yönetebilecek hiyerarşik bir örgütsel yapı piramidine sahiptir.”



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”