İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında işbirlikçiler nasıl rol oynuyor?

İsrail, sıradan Filistinlileri, silahlı grup üyelerini ve suikast hedeflerinin çevresindeki insanları iş birlikçi yapabiliyor

TT

İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında işbirlikçiler nasıl rol oynuyor?

İsrail'in Gazze'deki operasyonlarında işbirlikçiler nasıl rol oynuyor?

Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Deyf'e yönelik Gazze Şeridi’nde düzenlenen suikast girişimi, otuz yılı aşkın bir süredir devam eden ve sonucu henüz netleşmeyen karmaşık bir insan avının ardından gerçekleşti. Bu süreçte şimdiye kadar Filistinli silahlı örgütlerin liderlerinin yanı sıra farklı milletlerden isimler hedef alındı.

İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad, Filistin devriminin üsleri yurtdışındayken on yıllar boyunca çeşitli ülkelerin başkentlerinde çok sayıda Filistinli lidere suikast düzenlemeyi başardı. İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) ise Filistin topraklarında Filistin Yönetimi'nin kurulmasından bu yana İsrail'in üstünlük sağladığı bir savaşta Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde daha fazla Filistinli lidere suikastlar düzenlemeyi başardı.

xtryn
Hamas'ın Gazze'deki lideri Yahya es-Sinvar (Reuters)

İsrail'in dokuz aydır yürüttüğü savaşta Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderlerine ve komutanlarına ulaşmadaki başarısı halen tartışılıyor. Bazı çevreler dokuz aylık savaşın ardından Hamas'ın üst düzey isimlerine ulaşılamamasının başarısızlık olduğunu söylüyor. Zira İsrail'in ne Deyf’i öldürmeyi başardığı ne de Hamas Hareketi’nin Gazze'deki lideri Yahya es-Sinvar ya da kardeşi Muhammed es-Sinvar’a ulaştığı doğrulandı. Öte yandan eğer doğruysa Deyf'in yanı sıra yardımcısı Mervan İsa ve Kassam Tugayları komutanlarının öldürülmesinin İsrail için büyük bir başarı sayılabileceğini düşünenler de var.

İsrail, birkaç gün önce 30 yılı aşkın bir süredir peşinde bir hayalet olan Deyf’i öldürmeyi amaçlayan büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Bu operasyon sırasında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında nerede olduğuna dair İsrailliler tarafından büyük değeri nedeniyle ‘altın’ olarak nitelendirilen bilgiler aktı. Operasyonda yardımcısı Mervan İsa'nın yanı sıra Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Rafi Selame (ed-Deyf'i hedef alan aynı saldırıda), Merkez Tugay Komutanı Eymen Nevfel, Kuzey Tugayı Komutanı Ahmed el-Gandur, füze birimi komutanı Eymen Siyam ve Hamas’ın Gazze'deki siyasi büro üyeleri Zekeriya Ebu Muammer, Cevad Ebu Şemala ve diğerleri öldürüldü.

as
Hamas liderlerinden Mervan İsa (Sosyal medya siteler)

İsrail’in, bazıları gerçekten öldürülmüş, bazıları ise hayatta kalmış ya da yaralanmış olan çok sayıda Hamas lideri ve saha komutanının yerini tespit etmeyi başardığına şüphe yok.

Peki İsrail, Gazze'deki silahlı grupların liderlerine nasıl ulaşıyor?

İsrail’in güvenlik ve istihbarat servisleri Hamas ve diğer silahlı grupların liderlerine ulaşmak için çeşitli kaynaklara sahip. Bu kaynaklardan biri de hedeflerin belirlenmesi ve izlenmesinin yanında saldırıların nerede ve ne zaman yapılacağını belirlemeye büyük ölçüde yardımcı olan insan faktörüdür. İsrail onlarca yıldır sahada ajanlar kullanıyor. Bu ajanların İsrail’e ‘aranan kişilerin izini sürmeye ve suikastlarını kolaylaştırmaya yardımcı olan büyük hizmetler verdiğini’ söyleyen bazı kaynaklara göre İsrail onlardan ‘adeta bir ordu’ kurdu.

Filistin Yönetimi ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ndeki Filistinli örgütler tarafından son yıllarda yürütülen kapsamlı soruşturmalar, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki her suikastta bir şekilde Filistinli ajanların yer aldığı ve hatta bazılarının suikastların gerçekleştirilmesine bizzat katıldığını ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze Şeridi'nde sahadaki kaynaklar, insan faktörünün herhangi bir istihbarat teşkilatının casusluk sürecindeki en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Gazze'deki direniş ve hükümet güvenlik birimlerinin yıllar içinde İsrail güvenlik birimleriyle bağlantılı yüzlerce kişiyi ele geçirdiğini ve bu kişilerin kendilerini istihdam eden taraflara çeşitli değerlerde bilgi sağladığını belirten kaynaklar, İsrail’in bazen Filistinli örgütler içinde ve hedef kişinin çevresinde hem örgütsel hem de ailevi olarak ya da sosyal ilişkileri (akrabalar ve komşular gibi) aracılığıyla bile insanları kendisi adına çalışması için ajan yapmayı başardığını ekledi.

fvbg
Gazze Şeridi sınırındaki İsrail askerleri, 16 Temmuz 2024 (Reuters)

Kaynaklar, bu ajanların Filistinli örgütlerin ikinci ve üçüncü dereceden liderlerinin, üyelerinin, saha komutanlarının, silah ve füze üretim tesislerinin ve hatta tünellerin yerlerinin tespit edilmesine katkıda bulunduktan sonra İsrail ile olan ilişkileri nedeniyle ifşa edildiklerini de belirttiler.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı detaylara göre 2021 yılında idam edilen Gazze Şeridi’nin Gazze şehrinden A.Ş. adlı bir Filistinli, Hamas'a yakın küçük bir grubun askeri kanatlarından birinin önde gelen üyelerinden biriydi. Sadece aktif olduğu grup içinde değil, diğer grupların askeri kanatları içinde de tanınan biriydi ve bu grupların liderleriyle geniş kapsamlı ilişkileri vardı. A.Ş. silah ve füze üretimiyle ve bu alanda çalışan kişilere nasıl ulaşılabileceğiyle ilgili önemli sağladığını itiraf etti. Bu itirafın, baskı altında yapılıp yapılmadığı ise belirsizliğini koruyor. Aynı kaynaklara göre yine Gazze şehrinde ikamet eden ve roket üretimi alanında aktif çalışmalarda bulunan S.D. adlı bir başka Filistinlinin özel aracının anahtarına gizlenmiş küçük bir kamera olduğu anlaşıldı. S.D. bu kamerayla üretim faaliyetlerinde kullanılan önemli bir yeri belgeledi. Bu yer daha sonra İsrail tarafından bombalandı.

xcdvf
Muhammed ed-Deyf’in arşiv fotoğrafı

İsrail istihbaratı bir silahlı örgüt üyesini İsrail adına çalışmaya ikna etti. Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki farklı bölgelerde girdiği tünellerin taranmasına yardımcı olan casusluk için kullanılan çipler taşıdığı tespit edilen bu kişi yakalandı, ancak Gazze Şeridi'nden kaçmayı başardı. Tünel çalışmalarında yer alan bir başka işçi de İsrail'in tünellerin yerini tespit etmesine yardımcı oldu. Yapılan soruşturmalarda bu kişinin internet üzerinden bilgi aktardığı ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat’a 2015 yılında Gazze'nin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki bir binada Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Deyf'e yönelik suikast girişimine kısmen yardım ettiği tespit edilen bir kızın tutuklandığına dair ilginç bir bilgi aktardılar. Suikast girişiminde Deyf’in eşi ve iki çocuğu ölmüş, ancak kendisi hayatta kalmıştı. Kaynaklar, İsrailli istihbarat görevlilerinin kıza Deyf’in görünüşü hakkında yaklaşık bilgiler ilettiğini, kızdan Deyf’in eşinin kaldığı daireye gitmesini ve içeride erkek olup olmadığına bakmasını istediklerini, kızın da onlara içeride eşi ve çocukları dışında birinin daha sesini duyduğuna dair bir işaret verdiğini ve ardından İsrail’in orayı bombaladığını anlattılar.

frbtg
Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi’nde İsrail bombardımanlarının neden olduğu yıkım, 11 Temmuz 2024 (AFP)

Bu olaydan önce, Filistinli örgütlerden birinde örgüt liderlerinin öldürülmesine katkıda bulunduğu ortaya çıkan üst düzey bir yetkili, örgütün üyeleri tarafından öldürdü.

Gazze'ye yönelik mevcut savaşta ‘casuslar ve ajanlar savaşının’ belki de en son ifşası, İsrailli rehineleri koruyan bir kişinin Şin-Bet adına çalışmaya başladıktan sonra rehinelerin yerlerine dair bilgi sızdırmasıydı. Gazze'deki aynı güvenlik kaynaklarına göre bu kişi, Gazze Şeridi'nden kaçmayı başardığından ne yaptığıyla ilgili detaylar henüz bilinmiyor.

Ancak verdiği bilgilerin, İsrail Özel Kuvvetleri’nin (Gazze'nin merkezi) Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki dört İsrailli rehineye ulaşıp onları kurtarmasına yardımcı olduğu ve şüphelinin İsrail güvenlik servisiyle iş birliği içinde İsrailli rehine Noa Argamani'nin nasıl korunduğuna dair ayrıntıları bildiği anlaşılıyor.

sdfe b
Kudüs'te Hamas tarafından alıkonulan İsrailli rehinelerin resimlerinin asılı olduğu bir duvar, 26 Şubat 2024 (AP)

İsrail, savaşın başlarında Hamas liderlerinin ya da İsrailli rehinelerin nerede olduğuna dair verilecek her türlü bilgi karşılığında büyük miktarlarda para ödülü vereceğini açıkladı.

Ancak bazı Filistinlileri bunu yapmaya iten tek neden kesinlikle para değildi.

İsrail kendi adına çalışacak ajanlar bulmak için cinsel zorlama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlere başvuruyordu. Öyle ki bu yöntemler birçok vakada başarılı oldu. Zira bu kişiler haklarında bir skandalın patlak vermesi korkusuyla iş birliği yapmak zorunda kaldı. İsrail ayrıca Filistinlilerin içinde bulundukları ekonomik durumu kullanmaya çalışarak iş birliği karşılığında para ödüyor ya da küçük projeleri finanse ediyor. Ayrıca bazılarının çalışma, ticaret, seyahat izni ve hatta tıbbi tedavi alma ihtiyacı gibi içinde bulundukları belirli sosyal koşulları istismar ediyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir kaynak, daha önce yapılan soruşturmalarda Erez Sınır Kapısı’ndan Batı Şeria ya da İsrail'e seyahat eden en az 30 kişinin ajan olduğunun ve bu kişilerden geçiş izni verilmesi karşılığında Hamas hakkında bilgi toplamalarının istendiğinin ortaya çıktığını söyledi.

İsrail, bilgi toplamak için sadece insan faktöründen değil, aynı zamanda yapay zeka ve çeşitli teknolojik araçlardan da yararlanıyor.

Gazze'deki Filistinli güvenlik kaynaklarına göre Gazze Şeridi semalarında durmaksızın faaliyet gösteren casus uçaklar, yapay zekaya kaynaklı teknolojisiyle bir kilometrekarelik bir coğrafi alan içinde örgüt liderlerinin yüzlerini ve seslerini tespit edebiliyor. Görünüşe göre geçtiğimiz yıl mayıs ayında suikasta uğrayan İslami Cihad Hareketi lideri İyad el-Hasani'nin başına bu geldi. Hasani, ‘güvenli’ olarak tanımlanan bir hattan telefon görüşmesi yapmıştı. Daha sonra derinlemesine yapılan araştırmalarla İsrail'in ses izini tespit etmeyi başardığı ve onu hemen öldürdüğü ortaya çıktı.

İsrail, Gazze'ye karşı yürüttüğü ve büyük tartışmalara yol açan savaşta yapay zekâ kullandığını doğruladı.

dfvrbg
Gazze'nin Şucaiyye Mahallesi’nde kullanılamaz hale getirilen bir İsrail aracı, 10 Temmuz 2024 (AFP)

İsrail’in Gazze'deki cep telefonlarının yanı sıra kablosuz iletişim cihazlarını da takip ettiği biliniyor. İsrail, birçok örgüt üyesini bu cihazları kullanırken bombaladı. Bu durum Hamas'ı son yıllarda kendi karasal iletişim ağını kurmaya itti.

İsrail tünellerin tespit edilmesi ve yok edilmesinde de teknolojik araçlara başvuruyor.

Hamas'ın geçmişte onlara karşı başlattığı pek çok kampanyaya rağmen mevcut savaşta İsrail işbirlikçileri var olmaya devam ediyor. Bu kişilerden bazıları Hamas tarafından infaz edildi, bazıları da tövbe etti.

Hamaslı kaynaklar, her zaman bilgi sızdırıldığını kabul ediyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, şunları söyledi:

“Bu İsrail için bir başarı değil. Biz bunun (sızmanın) her an mümkün olabileceği kuralıyla hareket ediyoruz ve önlemler alıyoruz. Karmaşık bir güvenlik yaklaşımımız var. Kimsenin (herhangi bir lider) ister yer altında ister yer üstünde uzun süre kaldığı tek bir yer yok. Güvenlik ihlalleri olabilir. Sadece Filistinli grupların içinde ya da dışında değil. Çok sayıda kabiliyete sahip bir güvenlik ve istihbarat sisteminden bahsediyoruz. Nihayetinde direnişe katılan her lider ve direnişçi olası kaderi bilir ya da sonunda bununla yüzleşir. Bir örgütün kaderi, hiç kimseye bağlı değildir. Direniş dersini almıştır ve çalışmaları belirli ilkelere göre yönetebilecek hiyerarşik bir örgütsel yapı piramidine sahiptir.”



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.