Suriye-Türkiye yakınlaşmasında İran'ın yokluğu ve Irak'ın yükselişi

Bağdat'ın Rusya'nın desteğiyle durgun suları hareketlendirmeye başlamasının ardından Tahran'ın rolünün akıbetine ilişkin soru işaretleri belirdi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
TT

Suriye-Türkiye yakınlaşmasında İran'ın yokluğu ve Irak'ın yükselişi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)

Mustafa Rüstem

Suriye ve Irak basınında yer alan haberlerde Suriye-Türkiye normalleşmesi sürecinin Irak'ın başkenti Bağdat'ta Rusya'nın da katılımıyla yapılması planlanan görüşmeye hazırlık amacıyla her iki tarafın da taleplerini okuma ve inceleme döneminden geçtiği belirtildi. Görüşmenin tarihi henüz belirlenmemiş olsa da sahada açıkça tartışılanların hayata geçirilmesi için yeni bir aşamaya zemin hazırlayacak olması görüşmenin gerçekleşmesi halinde önemini teyit ediyor.

İran'ın rolü

Irak’ın müzakereci olarak Rusya'nın desteğiyle Şam ve Ankara arasındaki durgun suları hareketlendirmek için devreye girmesinin ardından, özellikle de iki tarafı birbirine yakınlaştırmak için önceki ve uzun soluklu müzakere deneyimi çerçevesinde İran’ın gözlemci rolünün akıbetine ve doğasına ilişkin soru işaretleri ortaya çıktı.

Rusya ve Türkiye ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde gerginliğin azaltılması ve akabinde ateşkes sağlanması amacıyla gerçekleşen Astana Süreci’nin garantör ülkelerinden biri olan İran, sonuncusu 24 Ocak'ta olmak üzere 21 tur yapılan garantör ülkeler toplantılarına katıldı.

zxcvfbg
Masadaki en çetrefilli konulardan biri Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü (Independent Arabia)

Suriye krizini sona erdirecek herhangi bir çözümün, görüşmenin ya da müzakerenin İran'ın onayından geçmesi gerektiğini düşünen gözlemciler, aksi takdirde başarısızlığa mahkum olacağına ve Tahran'ın yer almadığı herhangi bir müzakere sürecinin başarılı olması ve Tahran'ın bundan fayda sağlayamaması halinde sonucun kaçınılmaz olarak gelecekte çeşitli engellerle karşılaşacağına inanıyorlar.

Labirentte kaybolmak

Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi (YTSAM) araştırmacılarından Ali el-Esmer, Suriye ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecini, tüm tarafları her an bir çıkmaz sokağa götürebilecek karmaşık bir labirent olarak tanımladı. Esmer, Rusya ve Irak'ın arabuluculuğunda gerçekleşen son müzakerelerin, İran'ın olup bitenleri dikkatle izlediği bir dönemde gerçekleştiğini ifade etti.

Tahran'ın Şam'a Türk askerlerinin çekilmesini müzakerelere önkoşul olarak sunması için baskı yaparak süreci engellemeye çalışacağına inandığını söyleyen Esmer, İran'ın Türkiye'nin bu normalleşmedeki amacının çekilmek değil, Suriye'deki varlığını meşrulaştırmak olduğunu çok iyi bildiğine dikkati çekti.

Esmer, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İran'ın tutumunun aynı olduğunu ve hiç değişmediğini tahmin ediyorum. Zira daha önce İran'ın Türkiye'nin Suriye ile normalleşme sürecinin durmasındaki rolüne şahit olmuştuk. Bugün de İran'ın Şam üzerinde baskı kurduğu ve hükümete kabarık mali borçlarını hatırlattığı aynı senaryonun sahneye koyulduğunu görüyoruz. İran'ın stratejisi Irak, Suriye ve Lübnan'dan geçen ve 'direniş ekseni' olarak bilinen yolla İsrail sınırında aktif bir varlık göstermeye dayanıyor. Bu da İran'ın Suriye'nin jeopolitik konumuyla her şeyden daha fazla ilgilendiği anlamına geliyor.”

İran'ı Suriye'den çekilmeye ikna etmenin çok zor olduğuna inanan Esmer, Tahran’ın Türkiye’nin Suriye'de kaydedeceği herhangi bir ilerlemenin kendi zararına olacağına inandığını ve bu yüzden normalleşmeyi engellemek için mümkün olan her şeyi yapacağını değerlendirdi. Türk gazetelerine göre normalleşme sürecinde olumlu bir gelişme olması halinde İran'ın PKK ve Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) desteğini artırması bekleniyor.

Nüfuz mücadelesi

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme trenini harekete geçirmek için var gücüyle çalışan Moskova, Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün zayıflaması gibi bölgesel ve uluslararası gelişmelerin ortasında Türkiye'yi kendi tarafına çekmek için zaman kazanmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Kremlin aynı zamanda ABD’nin kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimi yarışıyla meşgul olmasından faydalanmayı amaçlıyor. Bu da Washington’ın, ABD Senatosu'nda normalleşmeye karşı çıkan sesler dışında, Suriye ve Türkiye arasındaki yakınlaşma konusundaki sessizliğini açıklıyor.

Moskova, 10 Mayıs 2023 tarihinde Suriye, Türkiye ve İran dışişleri bakanlarının katıldığı görüşmelere ev sahipliği yaptı. Bu, 2011 yılında Suriye’de savaşın patlak vermesinden ve 2012 yılında Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin kesilmesinden bu yana üst düzey bir isimle yapılan ilk görüşmeydi. Aynı ülkelerin savunma bakanları da 2022 yılının aralık ayında Moskova'da bir araya geldi. Üst düzey istihbarat yetkilileri de müzakerelere hazırlık amacıyla toplantılar düzenledi.

Ancak bugün yaşananlar çok farklı. Normalleşme süreci İran olmadan ilerliyor ve Tahran'ın rolü, gizlice İran'ın nüfuzunun genişlemesiyle mücadele eden Rusya’nın niyetinin bu olup olmadığı ya da Tahran'ın şu an görüşmelere girmekten uzak mı durduğu ya da buna hazır olup olmadığı ve doğru zamanda dokunuşunu yapıp yapmayacağı gibi soru işaretleri arasında açıkça marjinalleşiyor.

Suriye’nin dış politikası konusunda uzman bir isim olan Muhammed Huveydi, İran'ın tutumunun net olmadığını ve bugüne kadar açıklanmış resmi bir tutumu bulunmadığını, ancak Tahran'ın daha önce taraflar arasında yakınlaşmayı desteklediğini ve 2022 yılında Moskova'da dışişleri bakanları düzeyinde toplantılara katılan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki yakınlaşmaya destek veren ülkelerden biri olduğunun düşünüldüğünü söyledi.

ascdv
Masadaki en çetrefilli konulardan biri Türkiye'ki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü (Independent Arabia)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 Temmuz'da Washington'da gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi kapsamında düzenlenen basın toplantısında bir soru üzerine Suriye Devlet Başkanı Esed'i Türkiye'de ya da üçüncü bir ülkede görüşmeye davet ettiğini söylediği ve hem İran'ın hem de ABD'nin Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesini desteklemesi gerektiğini vurgulayan açıklaması bunun bir kanıtıdır. Erdoğan’ın Suriye-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesinin desteklenmesine ilişkin vurgusu, özellikle Tahran'ın Şam'ın stratejik bir müttefiki olması nedeniyle, Türkiye açısından İran'ın tutumların yakınlaştırılmasındaki rolünün önemine işaret ediyor.

Huveydi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İran’ın nüfuzuna gelince Rusya'nın desteğiyle Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin Suriye-İran ilişkilerini etkilemeyeceğine inanıyorum. Ancak İran’ın Suriye’de Türkiye lehine oynadığı rolü de azaltmayacaktır. Çünkü Suriye ve Türkiye arasında varılacak her türlü mutabakat Suriye'nin müttefiklerinin çıkarlarını da dikkate alacaktır. Bugün bile Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinde Arapların önemli bir rolü bulunuyor. Eğer bu gerçekleşirse İran'ın nüfuzunda bir azalmaya sebep olmaz. Ne var ki jeopolitik değişimler ve İran'ın Suriye'deki gözle görülür yıpranması nedeniyle bu rol etkisini biraz olsun yitirebilir.”

Huveydi, şöyle devam etti:

İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın politikaları henüz net değil, dış politikaları ise kazanımlar elde etmek üzerine kurulu ve bölgedeki nüfuzuyla elde ettiği çıkarların meyvelerini toplamayı hedefliyor. Irak, Rusya ve Arap ülkeleriyle birlikte yakınlaşmada rol oynayabilir.

Türkiye'nin Suriye topraklarının yüzde 10'unu kontrol ettiği ve mülteci kartı da dahil olmak üzere oynayabileceği birçok karta sahip olduğu düşünüldüğünde İran'ın herhangi bir engel çıkaracağını düşünmeyen Huveydi, bunun yanında Türkiye ve İran arasında ekonomik çıkarlar da dahil olmak üzere göz ardı edilemeyecek ortak çıkarların olduğunun altını çizdi.

Suriye arenasının tekelleştirilmesi

Fakat Huveydi'nin görüşünün aksine gözlemciler ekonomik çıkarları en önemli gizli engellerden biri olarak görüyor. İlişkilerin yeniden kurulmasının ardından Türkiye’nin Suriye pazarlarına hakim olması ve İran'ın ulaşım, telekomünikasyon, enerji gibi sektörleri elde etmeye çalışırken Suriye'nin yeniden yapılanma ve inşa ihtiyacının ortasında yeni bir rakibin gelişiyle ülkenin ekonomik arenasındaki rakipsiz konumunu kaybetmesi bekleniyor.

Gözlemciler İran ve ABD’nin tutumlarının henüz netleşmediğini düşünüyorlar. ABD seçimlerle meşgul. Donald Trump'ın Beyaz Saray’a geri dönmesi ve ülkedeki tüm askerlerini geri çekerek mevcut Başkan Joe Biden ve ABD öncülüğündeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nundan (DMUK) eşi ve benzer görülmemiş bir destek alan SDG ve çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Koruma Güçleri'ni (YPG) desteklemeyi bırakma ihtimali söz konusu.

zxcvdfbgt
Suriye savaşının başlamasından bu yana kapalı olan Suriye'nin kuzeyinde yer alan Halep'teki Türk konsolosluğu (Independent Arabia)

SDG, 2014-2019 yılları arasında ABD güçleriyle birlikte DEAŞ’a karşı savaştı. İran'ın tutumu ise anlaşmayı kendi çıkarları lehine ya da özellikle Tahran, Suriye, Irak ve Lübnan'ı tek bir yolla birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle nüfuzuna zarar vermeyecek şekilde olabilir. Dolayısıyla ABD ve SDG’nin potansiyel tehdidini sona erdirme çabası, taraflar arasındaki yakınlaşmayı düzenlemeye ve hızlandırmaya yardımcı olabilir.

Öte yandan SDG lideri Mazlum Abdi, Suriye'deki çatışmaları durdurmak ve ülkede siyasi bir çözüme ulaşmak için Şam ve Ankara gibi tüm taraflarla her türlü diyaloğa hazır olduklarını ifade etti. Abdi yaptığı açıklamada, “Suriye krizinin şiddet, savaş ve kavga yoluyla çözülemeyeceğini herkes biliyor, herkes bu gerçeği görmeli. Kriz diyalog olmadan çözülemez ve biz kendi adımıza sadece krizi sona erdirmek için diyaloğa hazırız” ifadelerini kullandı. Ankara'yı en çok endişelendiren konulardan biri Kürt grupların nüfuzunun genişlemesi ve Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçılığa sebep olması.

Öte yandan, Türkiye'nin Şam ile yakınlaşma girişimini kabul etmeyen Suriyeli muhalif grupların kontrolü altındaki bölgelerde halk protestoları devam ediyor. Protesto gösterilerinin kapsamı genişlese de herhangi bir çatışma ya da şiddet olayı yaşanmıyor. İdlib ve Halep'in kuzey kırsalındaki bölgelerde her gün oturma eylemleri düzenleyen protestocular, uzlaşıyı reddederek, egemen kararlarının Türkiye tarafından gasp edilmesini ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ofislerinin kapatılmasını kınayıp SMDK’nın bölgeyi kontrol eden Türk güçlerinin nüfuzuna bağlı olmakla suçluyorlar.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre Fırat Kalkanı bölgesinde yer alan Halep'in kuzey kırsalındaki Azez’de onlarca kişinin katılımıyla normalleşmeye karşı protesto gösterisi düzenlendi. Göstericiler, son dönemde Suriye sahasında izlenen politikaları kınayan pankartlar taşıdı.

Uzlaşmaya giden yoldaki tuzaklar

Suriye’nin dış politikası üzerine uzman olan Huveydi, görüşmelerin sorunsuz geçmesini beklemediğini, çözümü zorlaştıran çetrefilli dosyaların bulunduğunu ve yolun tuzaklarla dolu olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla her iki ülkenin ulusal güvenliğinin yanı sıra PKK’nın Suriye’de ve Irak'ta büyüyen nüfuzuyla ilgili koşullar göz önüne alındığında bu yolun zorlu ve yorucu olduğunun altını çizen Huveydi, “Bence tarafların birbirlerine, ekonomik meselenin çözümüne ve Türkiye'nin kara koridorları aracılığıyla Körfez ülkelerine açılmasına ihtiyaçları var” yorumunda bulundu.

Huveydi, şunları söyledi:

Mülteci kartı, iç ekonomik kriz ve herkesi aynı masaya oturtacak iç faktörler de dahil olmak üzere Türkiye'nin Suriye dışında ele alamayacağı dosyalar bulunuyor. Çok uzun bir zamana ve aynı zamanda bölgesel desteğe ihtiyacı var. İran'ın şu an olmasa da bölgede kendi çıkarlarına hizmet edecek bir uzlaşı ve mutabakat formülü oluşmasıyla bu dosyaya katılacağına inanıyorum.

Moskova müzakerelerde arabulucu olarak aktif hareket etmeye devam ediyor. Ancak bu tur, İranlı müzakerecinin aniden istifa etmesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanan diğer turlara benzemiyor. Suriye'nin doğu komşusu Irak müzakerelere dahil oldu. Türkiye ile Suriye arasında, Suriye yargısı tarafından aranan ve Türkiye'de bulunan tüm Suriyelilerin, Türk güçlerinin İdlib ve Halep kırsalından çekilmesinden vazgeçilmeksizin teslim edilmesi, sınır kapılarının ve Fırat'ın doğusunun kontrolünün devredilmesine karşın, Türkiye’nin mültecilerin Şam tarafından haklarında soruşturma açılmadan geri dönmeleri, güvenli geri dönüşün garanti edilmesi ve ihtiyaç duyulması halinde Türk ordusunun Suriye topraklarının 30 kilometre derinliğine kadar girmesine izin verilmesi gibi talepleri olduğuna dair bazı bilgiler sızdırıldı.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independenr Arabia’dan çevrilmiştir.



Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat, Gazze Barış Kurulu temsilcileri tarafından hazırlanan öneriye ilişkin ayrıntılara ulaştı. Söz konusu temsilciler arasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Mısır, Katar ve Türkiye’den arabulucuların yanı sıra ABD de yer alıyor. Öneri, özellikle Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına odaklanıyor.

‘Yol haritası’ başlığını taşıyan belge, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde kapsamlı barış planının uygulanmasını tamamlamayı amaçlıyor. Belgede, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesine yönelik 15 madde yer alıyor.

Hamas’tan üst düzey bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu önerinin İsrail’e de iletildiğini belirtti. Kaynak, tüm tarafların teklif hakkındaki yanıtlarının ele alınacağı toplantıların bugün Kahire’de başlayabileceğini ifade etti.

Kaynak, Hamas’ın konuya ilişkin iç istişareler yürüttüğünü söyledi, ancak sunacakları nihai tutuma dair ayrıntı vermekten kaçındı.

Diğer kaynaklar, Mladenov’un dün Mısır’a geçmeden önce İsrail’i ziyaret ederek sunulan belgeye ilişkin İsrail’in tutumu hakkında görüşmeler yapacağını bildirmişti.

Belgede, ‘Uygulamanın Doğrulanması’ adı verilen bir komitenin kurulması öngörülüyor. Söz konusu komitenin, Mladenov tarafından oluşturulacağı; garantör ülkeler, uluslararası istikrar gücü ve Barış Kurulu temsilcilerinden oluşacağı belirtiliyor. Komitenin, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamakla görevli olacağı ve güçlendirilmiş bir izleme mekanizmasıyla destekleneceği ifade ediliyor.

sdfvfr
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov (Reuters)

Belgenin ilk maddesinde ise tüm tarafların Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararını ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan kapsamlı planı eksiksiz uygulamasının önemi vurgulanıyor. Bu iki unsurun, uluslararası düzeyde mutabık kalınmış bir çerçeve oluşturduğu ve sürecin yürütülmesinde rehber alınacağı kaydediliyor. Ayrıca bunun; sivil yaşamın yeniden tesisi, Filistin yönetiminin güçlendirilmesi, yeniden imar, güvenlik ve ekonomik toparlanmanın sağlanması ile kendi kaderini tayin hakkı ve Filistin devletine giden güvenilir bir sürecin oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belge, Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından kısa süre önce dile getirilen taleplerin karşılanmasını öngörüyor. Buna göre İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasından kalan tüm yükümlülükleri eksiksiz ve gecikmeksizin yerine getirmesi şart koşuluyor. Bu sürecin, ikinci aşamaya geçilmeden önce Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından denetleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, ikinci aşamanın herhangi bir maddesine geçiş, bir önceki aşamaya ilişkin tüm yükümlülüklerin tamamlanmasına bağlı olacak. Bu süreç, komitenin gözetim ve denetimi altında yürütülecek.

Belge ayrıca, Barış Kurulu’na Gazze Şeridi’nin yönetimi, yeniden inşası ve kalkınmasının denetlenmesi için yetki verilmesini öngörüyor. Bu yetkinin, reformdan geçirilmiş bir Filistin yönetiminin sorumlulukları devralmasına kadar geçerli olacağı ve Filistin devletinin kendi kaderini tayin sürecine giden güvenilir bir yolun oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belgede, Barış Kurulu’nun ayrıca, uluslararası istikrar gücünün kurulması ve planın hedeflerinin hayata geçirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olacağı kaydediliyor.

Belge, Hamas veya diğer Filistinli grupların Gazze Şeridi’nin yönetiminde doğrudan ya da dolaylı herhangi bir rol üstlenmeyeceğini açıkça vurguluyor. Buna karşılık, sivil bakanlıklarda görev yapan mevcut çalışanların (Hamas kadroları) yasal ve adil biçimde ele alınacağı, tüm haklarına saygı gösterileceği belirtiliyor.

Belge, Gazze Şeridi’nin ‘tek otorite, tek yasa ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu kapsamda, silah bulundurmanın yalnızca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından yetkilendirilen kişilerle sınırlı olacağı, tüm silahlı grupların ise askeri faaliyetlerini durduracağı ifade ediliyor.

Ayrıca, yeni eğitilmiş polis unsurlarının mevcut polis teşkilatına entegre edileceği ve tamamının güvenlik taramasından geçirileceği belirtiliyor. Gerekli kriterleri karşılamayanlara silahsız alternatif görevler veya tazminat paketleri sunulacağı, polis envanterindeki tüm silahların ise komitenin Gazze’ye girişinin ardından onun kontrolüne devredileceği kaydediliyor.

fdv
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (DPA)

Belgede, silahların sınırlandırılması konusunun kademeli ve aşamalı bir süreçle ele alınacağı belirtiliyor. Bu sürecin, üzerinde mutabık kalınan uygulama takvimine uygun şekilde yürütüleceği; Barış Kurulu ile Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından izlenip destekleneceği ifade ediliyor.

Belgede, söz konusu sürecin Filistin liderliğinde yürütüleceği ve silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği kaydediliyor. Tüm silahlı grupların altyapının kayıt altına alınması ve silahların toplanması sürecine katılacağı, ancak silahların İsrail’e teslim edilmesinin şart koşulmadığı vurgulanıyor. Sürecin, ilgili komite tarafından denetleneceği ve izleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi; silahların kaydı, ruhsatlandırılması, iptali ve ruhsatsız silahların toplanması konusunda tek yetkili merci olacak. Bu düzenlemelerin ağırlıklı olarak bireysel silahları kapsadığı ifade ediliyor.

Ayrıca, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kademeli bir süreç içinde geri satın alma programları, yeniden entegrasyon ve sosyal destek mekanizmalarını devreye alacağı; Filistinli grupların da bu süreçte komiteyle iş birliği yapmasının beklendiği belirtiliyor.

Belgede, silahlı unsurların kişisel silahlarını teslim etmesinin, milis güçlere ait silahların teslimiyle eş zamanlı gerçekleşeceği kaydediliyor. Bunun, uygun güvenlik koşullarının sağlanması ve polisin bireysel güvenliği teminat altına alabilecek kapasiteye ulaşmasıyla mümkün olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, iç çatışma ve şiddeti önlemek amacıyla bir ‘toplumsal barış anlaşması’ imzalanacak. Bu kapsamda güç gösterileri, askeri geçit törenleri ve silahlı gösteriler yasaklanacak, ayrıca her türlü misilleme eyleminin önüne geçilecek.

Uluslararası istikrar gücünün rolüne ilişkin olarak belge, bu gücün İsrail kontrolündeki bölgeler ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlandırılacağını belirtiyor. Söz konusu gücün polislik faaliyetlerinde bulunmayacağı, ancak silahların sınırlandırılması sürecine, insani operasyonlara destek verebileceği ve bu faaliyetlerin korunmasını sağlayabileceği ifade ediliyor.

Belgede ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi sınırlarına doğru aşamalı olarak çekilmesinin öngörüldüğü, bunun ise üzerinde mutabakata varılacak ve uygulanabilir bir takvime bağlanacağı kaydediliyor. Bu çekilmenin, silahların sınırlandırılması sürecinde kaydedilen ve doğrulanan ilerlemeye bağlı olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, silahların sınırlandırıldığı bölgelerde meydana gelebilecek güvenlik ihlalleri Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ele alınacak.

Ayrıca belge, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının, bu sürecin uygulandığı ve fiilen Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetimi altında bulunan bölgelere inşaat malzemelerinin girişine izin verilmesiyle gerçekleştirileceğini öngörüyor.


Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
TT

Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, nüfuz için yoğun rekabet içindeki siyasi güçler arasında bakanlık dağılımı sürecini başlattı.

Iraklı kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı tarafından seçilen ve belirgin bir siyasi profili bulunmayan Zeydi’nin, hükümeti 30 gün içinde kurmak üzere ön görüşmelere başladığını aktardı. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a “Resmî görevlendirme yazısını aldığı andan itibaren destek görmesine rağmen bu görevi başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağını söylemek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynaklara göre Zeydi’nin adaylığı, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında varılan bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Londra ve Paris, dün Zeydi’nin görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladı. Ancak Amerikan kaynaklarına göre Washington, Bağdat’a yönelik tutumunu, başta grupların silahları olmak üzere temel dosyalarda ilerleme sağlanmasına bağlayarak, “kişilerin geçmişinden ziyade bu konuların çözümüne” odaklanıyor.


BM, Sudan savaşında cinsel şiddetin bir silah olarak kullanılmasının sonuçları konusunda uyardı

 Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
TT

BM, Sudan savaşında cinsel şiddetin bir silah olarak kullanılmasının sonuçları konusunda uyardı

 Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)

Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar ve yerel sivil toplum örgütleri, Sudan’da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin yaygın biçimde savaş silahı olarak kullanılmasının, özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu uyarısında bulundu.

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren çatışmalar, on binlerce kişinin ölümüne ve yaklaşık 11 milyon insanın yerinden edilmesine yol açtı. Çatışmalarla birlikte cinsel şiddet vakalarında da keskin bir artış yaşandığı bildiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün (MSF), geçen ay yayımladığı rapordan aktardığına göre, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında Kuzey ve Güney Darfur’da örgütün destek verdiği sağlık merkezlerine cinsel şiddet mağduru en az 3 bin 396 kişinin başvurdu. Kuruluş, bu suçların Sudan’daki çatışmanın “ayırt edici bir özelliği” haline geldiğini vurguladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut verilerin “yalnızca buzdağının görünen kısmı” olduğuna dikkat çekti.

WHO’da toplumsal cinsiyete dayalı şiddet birimi sorumlusu Avni Amin, Cenevre’de BM merkezinde düzenlenen etkinlikte yaptığı açıklamada, tecavüz sonrası destek hizmetlerine erişimin son derece zor olduğunu belirtti. Amin, güvensizlik, çalışan sağlık tesislerine erişimde yaşanan zorluklar, mağdurları çevreleyen ağır damgalama ve yeterli eğitimli sağlık personeli eksikliğine dikkat çekti.

Amin, “Konuşan her bir kadına karşılık, muhtemelen sessizce acı çeken sekiz ya da dokuz kadın daha var” ifadesini kullandı.

Sudan, dünyanın en büyük iç göç dalgasını kaydetti (Reuters)Sudan, dünyanın en büyük iç göç dalgasını kaydetti (Reuters)

Hiçbir güvenlik yok

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, mağdurların toplu tecavüzler sonrası tıbbi yardım ararken karşılaştıkları korkunç koşulları anlattı. Ahmedi, bu saldırıların çoğu zaman ciddi tıbbi komplikasyonlara yol açtığını söyledi.

Darfur’da barış zamanlarında bile bu tür vakalara müdahale edebilecek az sayıda doktor bulunduğunu hatırlatan Ahmed, “Bugün neredeyse hiç yoklar” dedi.

Ahmedi, sağlık merkezlerine ulaşmak zorunda kalanların da “hiçbir güvenliğe sahip olmadığını” belirterek, hastanelerin çoğunun çatışan tarafların kontrolünde olması nedeniyle mağdurların tedavi aramaktan çekindiğini ifade etti.

Ayrıca Darfur’da bir hastaneye giren HDK mensuplarının bir sağlık çalışanını tecavüz ettikten sonra öldürdüğünü ifade etti.

Güvenlik sorunları ve insani yardım bütçelerindeki kesintiler nedeniyle uluslararası yardım kuruluşlarının bölgeden çekilmesinin durumu daha da kötüleştirdiğini belirten Ahmedi, kadınların yönettiği küçük kuruluşların kaynak bulmakta zorlandığını ve “insanların hayatını kaybettiğini” söyledi.

Tecavüz korkusuyla intihar

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu İnsani Müdahale Direktörü Shoko Arakaki, cinsel şiddet mağdurlarının 72 saat içinde tıbbi bakım almasının “son derece hayati” olduğunu vurguladı.

Ancak Sudan’da ne yeterli hizmet ne de gerekli ilaçların bulunduğunu belirten Arakaki, mağdurlar için psikososyal desteğin de acil bir ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Arakaki, intihar oranlarının yüksek olduğuna dikkat çekerken, resmi verilere ulaşmanın zor olduğunu kaydetti. Ahmedi de özellikle Cezire eyaletinde birçok kadının tecavüze uğrama korkusuyla intihar ettiğine dair bilgilere sahip olduğunu söyledi.

WHO’dan Amin ise ruh sağlığı desteğinin sistematik biçimde entegre edilmesi gerektiğini belirterek, bu tür şiddetin hem mağdurlar hem de tanıklar üzerinde uzun vadeli etkiler bıraktığını vurguladı.

Amin, “Diğer çatışmalardan biliyoruz ki etkiler sadece uzun vadeli değil, nesilden nesile aktarılıyor. Buna hazırlıklı olmalıyız” ifadelerini kullandı.