Sudan dünyanın en kötü kıtlıklarından biriyle karşı karşıya

BM uzmanları, ordunun yardım tırlarının girişini engellediğini ve HDK’nin zulüm işlediğini söylüyor.

Açlık ve savaştan kaçan Sudanlı aileler, Darfur bölgesinden Çad'daki mülteci kamplarına geçiyor. (New York Times)
Açlık ve savaştan kaçan Sudanlı aileler, Darfur bölgesinden Çad'daki mülteci kamplarına geçiyor. (New York Times)
TT

Sudan dünyanın en kötü kıtlıklarından biriyle karşı karşıya

Açlık ve savaştan kaçan Sudanlı aileler, Darfur bölgesinden Çad'daki mülteci kamplarına geçiyor. (New York Times)
Açlık ve savaştan kaçan Sudanlı aileler, Darfur bölgesinden Çad'daki mülteci kamplarına geçiyor. (New York Times)

Sudan kıtlığa doğru ilerlerken, ordu, Birleşmiş Milletler'in (BM) hayati önem taşıyan bir sınır kapısından ülkeye büyük miktarda gıda sokmasını engelliyor ve iç savaşın doruğunda açlık çeken yüz binlerce insana yardımı fiilen kesiyor. Uzmanlar, 15 aydır süren çatışmaların ardından güçlükle idare edilen Sudan'ın, yakında dünyanın son yıllardaki en kötü kıtlıklarından biriyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuyor. Ancak Sudan ordusunun BM yardım konvoylarının geçişine izin vermemesi, yardım gruplarının yüz binlerce kişinin ölümünü (bir tahmine göre bu yılın sonuna kadar 2,5 milyon kişi) önlemek için gerekli olduğunu söylediği büyük yardım çabalarını baltalıyor.

Tehlike en çok, yirmi yıl önce soykırıma uğrayan ve yaklaşık İspanya büyüklüğünde bir bölge olan Darfur'da görülüyor. Kıtlık riski altındaki 14 Sudan eyaletinden sekizi Darfur'da, BM'nin geçmeye çalıştığı sınırın hemen karşısında yer alıyor. Yardım için zaman daralıyor.

Acil çağrılar

ABD'li yetkililerin acil ve ivedi çağrılarına konu olan kapalı sınır kapısı, Çad'dan Sudan'a ana geçiş noktası olan Adre'de bulunuyor. Kuru nehir yatağındaki beton bir sütundan biraz daha fazlası olan sınırdan mülteciler, tüccarlar, hayvan derisi taşıyan dört tekerlekli motosikletler ve yakıt varilleri yüklü eşek arabaları geçiyor.

Elinde kırbaç olan bir adam, Adre Mülteci Kampı’nda yiyecek için bekleyen Sudanlı mültecilerden oluşan kalabalığı kontrol etmeye çalışıyor. (NYT)) Elinde kırbaç olan bir adam, Adre Mülteci Kampı’nda yiyecek için bekleyen Sudanlı mültecilerden oluşan kalabalığı kontrol etmeye çalışıyor. (NYT)

Ancak Sudan'a girişi engellenen şey, uzmanların 440 bin kişinin halihazırda açlığın eşiğinde olduğunu söylediği Darfur'da çok ihtiyaç duyulan gıdalarla dolu BM tırları. Darfur'dan kaçan mülteciler, ülkeyi terk etmelerinin asıl nedeninin çatışma değil, açlık olduğunu söylüyor. Üç çocuk annesi Behce Mahkar, ailesiyle Adre Sınır Kapısı’ndan Çad'a göç ettikten sonra bitkin düşüp bir ağacın altına uzanmış. Mahkar, yolculuğun çok korkutucu olduğunu ve kuşatma altındaki el-Faşir kentinden savaşçıların onları yok etmekle tehdit ettiği bir yol boyunca altı gün sürdüğünü söyledi.

Dehbaye ve 20 aylık oğlu Mueyyed Salah, Adre'deki Yetersiz Beslenme Tedavi Merkezi'nde (New York Times) Dehbaye ve 20 aylık oğlu Mueyyed Salah, Adre'deki Yetersiz Beslenme Tedavi Merkezi'nde (NYT)

Ancak aile çok az seçenekleri olduğunu düşünüyordu. Bayan Mahkar, yanında oturan çocukları işaret ederek şunları söyledi: “Yiyecek hiçbir şeyimiz yoktu. Çoğu zaman günü bir krep ile geçirdik.”

Ordu: Silah kaçakçılığının geçiş noktası

Sudan ordusu, görünüşte silah kaçakçılığını önlemek için beş ay önce sınır kapısını kapatma kararı aldı. Çoğunlukla düşmanı Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından kontrol edilen 870 millik sınırın başka yerlerinden, Sudan'a silah ve paranın yanı sıra savaşçılar da akmaya devam ediyor.

Darfur'un, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından kontrol edilen bir bölgesinden kaçan mülteciler Çad'da bir kampta (NYT))Darfur'un, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından kontrol edilen bir bölgesinden kaçan mülteciler Çad'da bir kampta (NYT)

Sudan ordusu Adre'deki sınır kapısını bile kontrol etmiyor. HDK savaşçıları Sudan tarafında sınırın 100 metre gerisinde duruyor. Buna rağmen BM, bin mil doğudaki Port Sudan'da bulunan ordunun kapatma emirlerine uymak zorunda olduğunu, çünkü Sudan'da egemen otoritenin ordu olduğunu söylüyor. BM tırları, Adre Sınır Kapısı yerine, Sudan ordusuna bağlı bir kuvvet tarafından kontrol edilen ve tırların Darfur'a girmesine izin verilen Tine Sınır Kapısı’na kadar 200 millik zorlu bir yolculuk yapmak zorunda kalıyor. Bu dolambaçlı yol, tehlikeli ve maliyetli olup, Adre'den geçmenin beş katı kadar zaman alıyor. BM yetkililerine göre insanların ihtiyaç duyduğu binlerce tırlık yardım yerine, ihtiyaç duyulan yardımın yalnızca bir kısmı (şubat ayından bu yana 320 tır) Tine'den geçiyor. Muson yağmurlarının sınırı adeta nehre çevirmesinin ardından Tine Sınır Kapısı, bu haftanın büyük bir bölümünde kapalı kaldı.

7 milyon kişi açlık riski altında

Adre Sınır Kapısı’nın kapatıldığı şubat ayı ile haziran ayı arasında acil durum seviyesinde açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısı 1,7 milyondan 7 milyona yükseldi. Yeni gelen mülteciler Adre Mülteci Kampı’nın eteklerinde toplanmış, kayıt altına alınmayı ve kendilerine bir yer tahsis edilmesini bekliyorlar. Sudan'da kitlesel açlık tehlikesi baş gösterirken, Adre Sınır Kapısı’nın kapatılması, en büyük bağışçı olan ABD'nin acil yardım çalışmalarını arttırma çabalarının merkezinde yer alıyor. ABD'nin BM Daimî Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield geçtiğimiz günlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu engelleme kesinlikle kabul edilemez” dedi.

Adre'de Sınır Tanımayan Doktorlar tarafından hizmet verilen yetersiz beslenme merkezinde tedavi gören bir çocuk (New York Times)Adre'de Sınır Tanımayan Doktorlar tarafından hizmet verilen yetersiz beslenme merkezinde tedavi gören bir çocuk (NYT)

Darfur'a yardım ulaştırmak savaştan önce de zordu. Adre, batıda Atlas Okyanusu'na ve doğuda Kızıldeniz'e kabaca eşit mesafede, her iki yönde de yaklaşık bin 100 mil uzaklıkta. Yollar çukurlarla dolu ve mevsimsel sel baskınlarına açık. Bir BM yetkilisi, Kamerun'un batı kıyısındaki Douala Limanı’ndan çıkan bir tırın Sudan sınırına ulaşmasının yaklaşık üç ay sürdüğünü söyledi. Yaklaşan kıtlığın sorumlusu sadece Sudan ordusu değil. Şarku’l Avsat’ın NYT’den aktardığı habere göre 2023 yılının nisan ayında savaş başladığından beri HDK milisleri milyonlarca insanı evlerinden etti, bebek maması fabrikalarını yaktı ve yardım konvoylarını yağmaladı. Eskiden Afrika'nın en verimli bölgelerinden biri olan Sudan'ın gıda zengini bölgelerini işgal ederek büyük gıda kıtlığına neden oldu.

Zayıf uluslararası tepki

Sudan'ın içinde bulunduğu kötü duruma verilen uluslararası tepki büyük ölçüde yetersiz ve aciliyetten yoksun.

Nisan ayında Paris'te düzenlenen bir konferansta bağışçılar Sudan'a 2 milyar dolar yardım sözü verdi. Bu miktar ihtiyacın sadece yarısı kadardı, ancak bu taahhütler tam olarak yerine getirilmedi. Çad'ın doğusundaki kalabalık mülteci kamplarında, fon eksikliği sefil yaşam koşullarına dönüşüyor. Çad'daki mülteci kamplarını yöneten Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), haziran ayında operasyonlarının yalnızca yüzde 21'inin finanse edildiğini duyurdu. Dünya Gıda Programı (WFP) son zamanlarda fon yetersizliği nedeniyle gıda yardımlarını kesmek zorunda kaldı.

Barınağın az olduğu, yeterli yiyecek ve suyun bulunmadığı Adre Mülteci Kampı’nda yaklaşık 200 bin kişi yaşıyor. (New York Times)Barınağın az olduğu, yeterli yiyecek ve suyun bulunmadığı Adre Mülteci Kampı’nda yaklaşık 200 bin kişi yaşıyor. (NYT)

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, 22 yaşındaki Ayşe İdris naylon bir örtünün altında oturmuş, rüzgâra karşı sıkıca tutunmuş, bir yandan da 4 aylık kızını emziriyordu. Diğer üç çocuğu ise yanında oturuyordu. Yağmurdan ıslanmış zemini göstererek, “Burada uyuyoruz” dedi. Sınır Tanımayan Doktorlar tarafından hizmet verilen yetersiz beslenme merkezinde sadece üç boş yatak vardı. Bebeklerin en küçüğü 33 günlüktü ve annesi doğum sırasında ölmüş bir kız çocuğuydu. Yandaki yatakta, seyrelmiş saçları ve solgun yüz hatları yetersiz beslenmenin bilinen belirtileri olan 20 aylık Mueyyed Salah, geçen kasım ayında silahlı kişilerin ailesinin Darfur sınırındaki el-Cuneyne'de bulunan evini basıp büyükbabasını öldürmesinin ardından Çad'a gelmişti. Mueyyed'in annesi Bayan Dehbaye, “Onu gözlerimizin önünde vurarak öldürdüler” dedi. Şimdi hayatta kalma mücadeleleri yetersiz BM tayınları sayesinde sürüyor. Çocuğunun ağzına bir kaşık mama koyan anne şunları söyledi: “Ne alırsak alalım, asla yeterli olmuyor.”

Sudan'ın BM Daimî Temsilcisi: Yardım siyasallaştırılıyor

Sudan'ın BM Daimî Temsilcisi Haris İdris el-Haris Muhammed verdiği bir röportajda, Sudan istihbaratının silah kaçakçılığına ilişkin topladığı kanıtlara atıfta bulunarak, Adre Sınır Kapısı’nın kapatılmasını savundu.

Sudan'ın BM Daimî Temsilcisi Haris İdris el-Haris Muhammed, BM Güvenlik Konseyi oturumunda (AP)Sudan'ın BM Daimî Temsilcisi Haris İdris el-Haris Muhammed, BM Güvenlik Konseyi oturumunda (AP)

Muhammed, BM'nin tırların Tine'deki sınırdan kuzeye yönlendirilmesini ayarlamaktan ‘mutlu’ olduğunu bildirdi. Sudan'da kıtlık yaşanacağını öngören yabancı ülkelerin ‘eski rakamlara’ dayandığını ve ‘uluslararası müdahale’ için bahane aradığını belirtti. Muhammed, “Bağışçılar tarafından Sudan'a yapılan insani yardımın kasıtlı ve dikkatli bir şekilde siyasallaştırıldığına tanık olduk” ifadesini kullandı. Adre Sınır Kapısı’nda Sudan ordusunun ülkeye giren hiçbir şeyi kontrol edemediği açıkça görülüyor. Eşek arabalarını çeken hamallar, genellikle HDK araçları tarafından kullanılan yüzlerce varil benzini teslim ettiklerini söyledi.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.