Ortadoğu arenasında Rusya

Moskova bölgedeki stratejik kaybının boyutunu fark etti ve çeşitli ülkelerle ilişkilerini yeniden inşa etmenin yollarını aradı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)
TT

Ortadoğu arenasında Rusya

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)

Halid el-Yemani

Eski Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş sırasında Doğu ve Batı kampları arasındaki uluslararası kutuplaşma içerisinde Ortadoğu'da sabit nüfuz alanlarına sahipti. O dönemde sosyalist bloktan yana olanlar ile Batı çıkarlarından yana olanlar şeklindeki Arap ittifaklarının coğrafi sınırları daha netti.

Sovyet döneminde Rusya'nın Ortadoğu'daki çıkarları jeopolitik, stratejik ve ideolojik kaygılar tarafından yönlendiriliyordu. Bu doğrultuda Sovyetler Birliği, ulusal kurtuluş hareketlerini ve sömürgeciliğin boyunduruğundan yeni kurtulmuş ulusal rejimleri destekleyerek Arap bölgesindeki nüfuzunu genişletmeye çalıştı. Soğuk Savaş sırasındaki küresel ittifak ile Sovyetler Birliği, “Amerikan emperyalizmini” yenmeyi ve sosyalist sistemin gücünü öne çıkarmayı amaçlıyordu. Bu nedenle, ittifaklarının ayakta kalmasını sağlamak, kaynaklara erişim ve stratejik yayılma elde etmek amacıyla müttefik ülkelere büyük ekonomik, askeri ve teknik yardım sundu.

Yeni rejimler açısından Sovyetler Birliği ile ittifak varoluşsal bir ittifak olduğundan, her ne kadar Sovyet rejimi ulusal rejimlerin istikrarına katkıda bulunsa da, bu rejimleri dış müdahalelere karşı koruması gereken Rus silahları ve kaynakları, kısa sürede iç savaş, sömürge sonrası dönemdeki iktidar mücadeleleri, diktatörlüklerin ve otoriter rejimlerin güçlenmesi için araçlara dönüştü. Bu durum Ortadoğu ülkeleri de dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki eski sömürgecilerinden bağımsızlığını kazanan tüm ülkeler için geçerliydi.

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Rusya'nın çalkantılı ekonomik ve iç koşullarla başa çıkmak için kendi içine yönelmesi nedeniyle Rusya'nın Ortadoğu'daki nüfuzu önemli ölçüde geriledi. Rusya'nın bölgedeki stratejik varlığını yavaş yavaş yeniden pekiştirmesi ancak Vladimir Putin'in 21. yüzyılın başında iktidara gelmesiyle mümkün oldu. Bu süreçte ABD ve Batılı ülkeler, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün yarattığı boşluğu, daha önce Moskova'nın yörüngesindeki ülkeleri kendilerine çekmek için yeni gelişen demokrasiler olarak adlandırılan demokrasiler yaratarak doldurmaya çalıştılar. Ne yazık ki bu çaba, otoriter rejimlerin yenden paketlenip, demokrasiye geçiş yaşayan ülkeler ambalajı ile ​​sunulmasından başka bir şey değildi. Bugün Rusya'nın Ortadoğu'ya olan ilgisi, ekonomik ve askeri ilişkilere, stratejik jeopolitik ortaklıklar kurmaya odaklanan birçok yönü içeriyor.

Hassas denge diplomasisi

Başkan Putin'in Rus devletinin temellerini istikrara kavuşturmayı başarmasının ardından, Rus politikacılar Ortadoğu'daki stratejik kayıplarının boyutunun farkına vardılar. Moskova, çeşitli alanlardaki olası ortak çıkarlar temelinde ortaklıklarını çeşitlendirmek amacıyla, ABD'nin geleneksel müttefikleri de dahil olmak üzere bölgedeki çeşitli ülkelerle ilişkilerini yeniden inşa etmenin yollarını aradı. Rusya Federasyonu petrol üretimini yönetmek, fiyatları yönlendirmek ve Batı silahlarıyla karşılaştırıldığında ucuz olan gelişmiş silah teknolojilerinin satışını artırmak için OPEC ülkeleriyle iş birliği de dahil olmak üzere enerji sektöründeki ekonomik ve yatırım ilişkilerini yeniden formüle etti.

Ortadoğu ülkelerinin Putin'in politikasına ilişkin pozisyonlarıysa, farklılık gösterdi. Bir kısmı dalgalar içinde çırpınan bir dünyada ulusal karar alma süreçlerinin bağımsızlığını korumak için uluslararası ilişkilerde gerekli dengeyi yaratan Rusya'nın yaklaşımını memnuniyetle karşıladı. Direniş ekseninde yer alan diğer kısım ise Rusya'yı askeri, istihbari ve operasyonel yetenekleriyle Amerikan nüfuzunu yenmesine yardımcı olacak kararlı ve vazgeçilmez bir müttefik olarak gördü. Bu, Putin'in çok kutuplu bir dünya inşa etme yönünde defalarca yaptığı çağrı ile de uyumluydu.

Bu durum, Ukrayna savaşı ve ardından İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşı ile Rusya'nın pozisyonu tavan yapana kadar bu şekilde devam etti. Bununla birlikte Başkan Putin'in dili, ABD ile varoluşsal bir savaş yürüttüğünü ve Amerikan hegemonyasını reddeden herkes adına saldırgan Batı'ya karşı savaştığını iddia ederek saldırgan bir hal aldı. İran ve bölgedeki ajanlarıyla ortaklık içinde ABD'ye meydan okumak için ideal bir arena olarak Ortadoğu'ya odaklandı. Bugün Rusya, ABD'nin İsrail'e verdiği haksız desteği kınayan küresel tepkilerin gölgesinde ABD'nin telaşını ve gerilemesini izlemekten keyif alıyor.

Batılı araştırma merkezlerinin değerlendirmeleri, Rusya'nın Ortadoğu bölgesindeki sıcak hadiselere ilişkin tutumunun, durumu çeşitli açılardan büyük memnuniyetle takip etmek olduğunu vurguluyor. Bu açıların başında da gelişmelerin, ABD'nin hakim olduğu küresel düzeni baltalama çabasıyla uyumlu olması geliyor. Moskova, ABD'yi müttefiki Ukrayna'yı desteklemekten alıkoyma görüşünün bir parçası olarak, Gazze'deki mevcut savaştan ve İran’ın vekillerinin İsrail'e ve Amerikan çıkarlarına karşı yürüttüğü vekalet savaşlarından yararlanıyor. Ona göre ABD’yi Ukrayna’ya destekten alıkoymak, onun oradaki kendi operasyonunu ve Ukrayna topraklarının önemli kısımlarını koparıp alma amacını tamamlamasının önünü açıyor.

Ayrıca İsrail ve onun arkasındaki ABD ve Batı ile Rusya'nın başrol oynadığı direniş ekseninde aktif olan İran'ın sınırlı çatışmasının Moskova'nın çıkarlarının lehine sonuçları olabilir. Yalnızca Washington'un Ukrayna'ya yaptığı yardımları zayıflatıp dağıtmak ve Filistin meselesinde imajını çarpıtmak perspektifinden değil, aynı zamanda savaşın devamının petrol fiyatlarında artışa yol açabileceği ve bunun da büyük bir fayda sağlayacağı perspektifinden hareketle Moskova sınırlı çatışmayı çıkarına görüyor. Çünkü bu durum mevcut Amerikan yönetimini ABD içinde seçim yarışına dört ay kala hiç de kıskanılmayacak bir konuma sokuyor.

Analistler, Ortadoğu'daki kontrolsüz gerilimin Moskova'nın çıkarına olmadığını, aksine endişelerini artırdığını düşünüyor. Zira kontrolsüz gerilim, Suriye'nin bir yanda İran ve vekillerinin diğer yanda İsrail'in eliyle yıkıcı bir savaşa itilmesine yol açacak. Oysa Suriye, Tartus Deniz Üssü ve Humeymim Hava Üssü'nden başlayarak Doğu Akdeniz'de nüfuzunu yayma, operasyon ve müdahalelerini genişletme vizyonu, askeri varlıklarının Afrika-Akdeniz ülkeleri ile Sahel ve Kızıldeniz bölgesindeki müttefik ülkelere geçişi için bir platform olarak Moskova açısından stratejik değer taşıyor. Rusya ayrıca Akdeniz ve Kızıldeniz havzalarında kalıcı bir dayanak noktası oluşturmak için Libya ve Sudan'da deniz üsleri inşa etmek istiyor.

Buradan hareketle Moskova, meşgul etme fikrinin ötesine geçecek kontrolsüz bir tırmandırma istemiyor. O, Amerikan nüfuzunu baltalama arzusu ile aşırıya kaçma ve topyekün bir savaşa sürüklenme korkusu arasındaki ince çizgide yürüyen biri gibi. Müttefiki İran'ın artan müdahalesi konusunda temkinli davranıyor. İran'ın bölge meselelerindeki artan nüfuzunun Araplar ile ilişkileri üzerindeki hassasiyetinin de farkında. Moskova, Tahran ile yakın zamanda kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşmasına ulaşılacağını duyurmasına rağmen Araplarla ilişkilerini tehlikeye atmamak adına bu konudaki kararını erteliyor. Hâlâ kırılgan durumda olan İran-Arap ilişkilerinin bozulması Moskova'yı endişelendiriyor.

Arap pragmatizminin sınırları

Aynı zamanda Araplar uluslararası ilişkilerde dengeyi korumak için Rusya ile ilişkinin gerekli olduğu konusunda hemfikirler. Çin ile ilişkilerine de aynı şekilde, yani Rusya Federasyonu da dahil olmak üzere bir grup büyük ülkeye güvenme perspektifinden bakıyorlar. Zira tarihsel an hassas, özellikleri açık olmasına rağmen saflarını tek bir Arap liderliği arkasında birleştirmeyen Arap kararı ise dağınık. Arapların adeti böyledir; çok eski zamanlardan beri başkalarının satranç tahtasındaki piyonlar oldular. Arap ülkelerinin Rusya'ya karşı tutumu, güvenli bir tarafsızlık mesafesine bağlı kaldıkları ve kalmaya devam ettikleri Ukrayna krizinden de görülebilir. Araplar ne ABD’yi kızdırmak  ne de Rusya'ya düşman olmak istemiyorlar.

Bu, tuzaklardan birine düşmekle sonuçlanabilecek ince bir ip üzerinde yürümeye benzeyen hassas bir diplomatik denklem. Bölgedeki çatışmaların kapsamı genişlerse Arap ülkeleri bir seçim yapmak zorunda kalacaklar. Bir pozisyon belirlemeden iki taraf arasında manevra yapmaya devam etmeleri zor olacak. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve bir dizi büyük Arap ülkesinin Gazze'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik Arap çabaları, Başkan Biden yönetiminin Beyaz Saray'daki geri kalan zamanında başarmaya çalıştığı ateşkes, Ukrayna krizinin sona erme ihtimaline işaret eden Washington'da Cumhuriyetçilerin söyleminin öne çıkması ve Kiev'deki benzer işaretler, uluslararası çatışmaların odağı olan ve olmayı sürdüren, çatışmanın köklerine ve nedenlerine çözüm bulunamadığı sürece de böyle kalacak bir bölgede, uluslararası ve bölgesel dengeyi yeniden sağlamanın kapısını oluşturabilirler.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor
TT

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen, Batı Sahili’ni kaybetmesinin ardından önceliklerini yeniden belirliyor

Yemen yönetimi, hükümet güçlerinin Batı Sahili’nde geniş bir alanı Husi grubuna kaptırmasının ardından önceliklerini yeniden düzenliyor. Husiler, 3-11 Eylül tarihleri arasında düzenledikleri saldırılarda Hays, el-Huha, el-Muha ve limanının yanı sıra Babülmendeb, Meyyun Adası ve Kızıldeniz'in güneyindeki diğer Yemen adalarının kontrolünü ele geçirdi.

Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Üyesi Tarık Salih liderliğindeki Ulusal Direniş Güçleri, 9 Ağustos- 10 Eylül tarihleri arasındaki çatışmalarda 500'den fazla mensubunun hayatını kaybettiğini, yaklaşık bin 500 kişinin yaralandığını bildirdi. Husiler tarafında ise binden fazla ölü ve binlerce yaralı olduğu açıklanırken, saldırıların İran Devrim Muhafızları ve müttefikleri tarafından yönetilip desteklendiği öne sürüldü.

Yemen yönetimi, direnişin süreceğini ve inisiyatifi yeniden ele geçireceklerini vurgulayarak, birlikleri yeniden organize etme ve konuşlandırma çalışmalarını sürdürüyor. Hükümet kaynakları, yerinden edilen sivilleri karşılamak üzere yapılan hazırlıklarla eş zamanlı olarak bazı askeri unsurların Marib'e sevk edildiğini aktardı.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre artan çatışmalar, ciddi yardım yetersizliği ile barınak, su, gıda ve sağlık hizmetleri eksikliğinin yaşandığı 6 vilayette 9 binden fazla aile yerinden oldu.


Ukrayna, Rus gemilerine saldırmak için Libya’daki bir üssü mü kullanıyor?

Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
TT

Ukrayna, Rus gemilerine saldırmak için Libya’daki bir üssü mü kullanıyor?

Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)
Mart ayında Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)

Libya’da, Ukrayna basınında yer alan ve batıdaki Misrata kentinde bulunan bir askeri üssün Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı gemilere yönelik saldırılarda kullanıldığını öne süren haberlerin ardından siyasi ve güvenlik endişeleri arttı. Gözlemciler ise ülkenin Moskova ile Kiev arasındaki çatışmanın içine çekilmesi konusunda uyarıda bulunuyor.

Söz konusu endişeler, CNN’in yayımladığı bir haberin ardından daha da arttı. CNN, Libya’da bulunduğunu belirttiği “Ukraynalı bir deniz İHA operatörünün”, biriminin Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı gemilere saldırmak üzere Misrata’daki bir askeri üssü kalkış noktası olarak kullandığını ve bunun karşılığında yerel güçlere eğitim verdiğini söylediğini aktardı.

Cumartesi günü yayımlanan haberde, “istihbarat kaynakları ve Ukraynalı askeri yetkililere” dayandırılan bilgilere göre, deniz İHA’ları konusunda uzman Ukraynalı unsurlar 2025 yılının sonlarından bu yana Libya’nın batısında bulunuyor.

Batı Libya’daki makamlar aylardır gündeme getirilen iddialara ilişkin açıklama yapmaktan kaçınırken, geçici Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı sessizliğini bozarak Misrata askeri üssünün dış taraflara veya çıkarlara yönelik operasyonlarda kullanıldığı yönündeki “iddiaları” yalanladı.

Savunma Bakanlığı’nın açıklaması, Ukrayna merkezli “UNITED24 Media” platformunun 6 Eylül’de yayımladığı ve Ukrayna’nın Libya’dan havalanan 12 İHA ile yaptırım uygulanan Rus yük gemisi “Lady Maria”yı Girit Adası yakınlarında Akdeniz’de hedef aldığı yönündeki iddiaların ardından geldi.

Ulusal Birlik Savunma Bakanlığı cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, “Misrata askeri üssünün veya herhangi bir ulusal askeri tesisin Libya devletinin egemenlik görevleri dışında herhangi bir saldırının başlatılması ya da herhangi bir tür askeri operasyonun gerçekleştirilmesi amacıyla kullanılmasına izin veren hiçbir anlaşma, düzenleme veya koordinasyonun bulunmadığını kesin bir dille reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu, mart ayından bu yana Akdeniz’de Rus yük gemilerinin Libya topraklarından kalkan İHA’larla hedef alındığına ilişkin haberlerin ikinci kez gündeme gelmesi. İddialar, Libya’nın Rusya-Ukrayna çatışmasının içine çekilmesi yönündeki siyasi ve güvenlik endişelerini artırıyor.

Bununla birlikte, Savunma Bakanlığı, Başbakan Abdülhamid Dibeybe’nin de yürüttüğü bakanlık sıfatıyla yaptığı açıklamada, gündeme getirilen tüm iddialara ilişkin olarak “hiçbir yabancı tarafa herhangi bir ülke veya taraf aleyhine düşmanca eylemlerde bulunmak amacıyla Libya topraklarını, tesislerini, hava sahasını veya karasularını kullanma izni vermediğini” vurguladı. Bakanlık ayrıca hiçbir ulusal askeri tesisin bu amaçla tahsis edilmediğini veya kullanılmadığını belirtti.

Sorumlu taraf kim?

Askeri araştırmacı Şerefeddin Ali el-Alvani, Libya’nın batısındaki Trablus, Misrata ve Zaviye gibi kentleri “devlet içinde devlet” olarak nitelendiriyor. Alvani, grupların, milislerin ve mevcut durumdan fayda sağlayan tüm kesimlerin “para karşılığında açık silah pazarının anahtarlarını elinde tuttuğunu” belirtiyor.

cdgbthynj
Mart ayından bu yana Libya açıklarında hasar gören Rus gaz tankeri (Libya Ulusal Petrol Kurumu)

Alvani, bunun yalnızca Ukrayna yapımı silah ve İHA ticaretiyle sınırlı olmadığını, “her şeyin mubah hale geldiği bir karaborsa ekonomisini canlandırdığını” ifade ediyor.

Alvani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu gerçeklik, Libya’daki askeri ve güvenlik kurumlarını birleştirme çabalarının başarıya ulaşması ve tüm silah depolarının Genel Komutanlığın çatısı altında toplanmasıyla sona erebilir” dedi.

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti 6 Eylül’de, “Trablus ve Zaviye’deki petrol depoları ile Zaviye Elektrik Santrali’ni hedef alan intihar İHA saldırılarına karışan organize bir sabotaj hücresinin dağıtıldığını” açıklamıştı.

Özellikle hükümete muhalif kesimler arasında “tartışma ve şüphelerin” sürdüğü bir dönemde Ulusal Birlik Hükümeti, Savunma Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen “nitelikli güvenlik ve istihbarat operasyonunun” sonucunda Libyalı ve yabancı 5 kişinin yakalandığını ve petrol depolarını hedef alan intihar İHA saldırılarına karışan organize bir sabotaj hücresinin çökertildiğini bildirmişti.

Eski Libya Savunma Bakanı Muhammed el-Bergasi ise daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yaptırım uygulanan Rus yük gemisi “Lady Maria”nın Girit Adası yakınlarında Akdeniz’de hedef alındığı iddia edilen 12 İHA’nın Libya topraklarından havalandığı ihtimalini dışlamıştı.

Bergasi, “Bu İHA’ların denizdeki bir geminin üzerinden havalanmış olması daha muhtemel. Çünkü bunların çalıştırılması için pist veya karada bulunan fırlatma platformlarına ihtiyaç yok” değerlendirmesinde bulundu.

Bergasi’nin değerlendirmesinin yanı sıra güvenlik uzmanları da “söz konusu İHA’ların Libya’dan havalandığını gösteren gerçek bir kanıt bulunmadığını” belirtiyor.

Daha önce de “kimliği belirsiz İHA’lar” Trablus ve Zaviye’deki petrol tesislerinin yanı sıra Zaviye Elektrik Santrali’ni hedef almıştı. Saldırıların arkasında kimin bulunduğuna ilişkin belirsizlik sürerken, dikkat çeken nokta ise İHA’ların Libya’nın diğer bölgeleri yerine yalnızca ülkenin batısındaki kritik tesislere yönelmesi oldu.

 Mart ayındaki saldırı

Rusya’ya ait “Arctic Metagaz” isimli tanker, mart ayının başlarında Libya açıklarında ağır hasar almıştı. Rusya Ulaştırma Bakanlığı o dönemde yaptığı açıklamada, Arktik bölgesindeki Murmansk Limanı’ndan sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan tankerin “Ukrayna donanmasına ait İHA’ların saldırısına uğradığını” ve saldırıda kullanılan silahların “Libya kıyılarından fırlatıldığını” açıklamıştı.

Rus haber ajansı Interfax da dönemin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yardımcılarından Nikolay Patruşev’in, Akdeniz’de Rusya’ya ait sıvılaştırılmış doğal gaz tankerine düzenlenen saldırıyı “uluslararası terör eylemi” olarak nitelendirdiğini aktarmıştı.

Şüphelerin arttığı ve Ukrayna’nın Libya’nın batısındaki varlığına ilişkin iddiaların önüne geçilmek istendiği bir dönemde Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakanlığı, “dost ülkelerle gerçekleştirilen her türlü askeri iş birliği ve teknik eğitimin resmi ve yasal çerçevelere tabi olduğunu” vurguladı.

Bakanlık ayrıca “Libya devletinin egemenliğine tam bağlılığını” ve “Libya topraklarının, ulusal güvenliği veya ülkenin dış ilişkilerini tehlikeye atabilecek eylemler için bir üs olarak kullanılmasını reddettiğini” belirtti.

Fransa’nın RFI radyosu tarafından geçen nisan ayında hazırlanan araştırma da Ukrayna ile Rusya arasındaki Afrika’daki “gizli çatışmanın” boyutlarını ele almış ve Libya’nın bu mücadelenin yeni sahnelerinden birine dönüştüğüne dikkat çekmişti.


Sisi ve Abiy Ahmed BRICS’te görüşmedi... Kriz sürüyor

BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi ve Abiy Ahmed BRICS’te görüşmedi... Kriz sürüyor

BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerin toplu fotoğrafı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Yeni Delhi’de pazar günü sona eren BRICS Zirvesi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed arasında ikili görüşme gerçekleşmeden tamamlandı. İki ülke arasındaki gerilimin merkezinde Nil Nehri ve Etiyopya’nın Mısır’ın su payını güvence altına alacak hukuken bağlayıcı bir anlaşmayı kabul etmeden inşa ettiği Hedasi (Rönesans) Barajı bulunuyor.

Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a görüşmenin gerçekleşmemesinin Mısır’ın Etiyopya’ya yönelik güven eksikliğini ve Addis Ababa’nın kriz yönetimine ilişkin itirazlarını açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Uzmanlar ayrıca Mısır’ın BRICS kapsamındaki diplomatik girişimlerinde su meselesini ve uluslararası hukuka saygının önemini gündeme getirmesinin, Kahire’nin tutumunu sürdürdüğünü ve Etiyopya’nın tek taraflı adımlarını reddettiğini gösterdiğine dikkat çekti.

Mısır ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde, aşağı kıyıdaş ülke olan Mısır’la koordinasyon sağlamadan bir baraj inşa etmeye başlamasının ardından gerildi. Yaklaşık on yıl süren müzakereler 2024’te iki ülke arasında donduruldu. Etiyopya’nın Nil Nehri üzerinde yeni barajlar inşa etme niyetini açıklamasıyla gerilim yeniden tırmandı. Mısır ise bunu kabul etmesinin mümkün olmadığını ve su kaynakları üzerindeki haklarını savunmak için meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu defalarca açıkladı.

dfvyj
Mısır Cumhurbaşkanı, cumartesi akşamı Güney Afrikalı mevkidaşıyla görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı ve resmi Etiyopya Haber Ajansı’nın açıklamalarına göre Sisi ve Abiy Ahmed, BRICS Zirvesi’ne katılan liderlerle çeşitli ikili görüşmeler gerçekleştirdi ancak birbirleriyle baş başa bir görüşme yapmadı.

Hatta zirvenin resmi aile fotoğrafında dahi Sisi ile Abiy Ahmed birbirlerinden ayrı konumlandı. Etiyopya Başbakanı ikinci sırada, Sisi ise ön sırada yer aldı. Kameralara iki lider arasında kısa bir sohbet dahi yansımadı.

Mısır Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi Ahmed Alaa Fayid, zirve sırasında liderler arasındaki görüşmelerin önceden yapılan koordinasyonla gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Fayid, “BRICS Zirvesi’nde Etiyopya Başbakanı ile bir görüşme yapılmadı” dedi. İki ülke arasındaki ilişkilerin “en iyi döneminde olmadığını” belirten Fayid, ilişkilerin geçmişte daha iyi olduğu dönemlerin bulunduğunu ifade etti.

Ulusal Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde Afrika işleri uzmanı Hüseyin el-Buhayri ise Sisi ile Abiy Ahmed arasında zirve kapsamında görüşme gerçekleşmemesinin, Mısır’ın mevcut Etiyopya hükümetine duyduğu güven eksikliğini yansıttığını söyledi.

dfrgthyj
Etiyopya Başbakanı, BRICS Zirvesi’ndeki konuşması sırasında (Etiyopya Haber Ajansı)

Buhayri, Etiyopya hükümetinin Mısır ile su meselesinin çözülme ihtimaline ilişkin herhangi bir olumlu işaret vermediğini belirterek, Etiyopya barajı dosyasının iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin geleceğini belirleyen en önemli unsur olmaya devam edeceğini ifade etti.

Buhayri’ye göre görüşmenin gerçekleşmemesi, Mısır’ın Etiyopya’ya “mevcut politikalarını ve uzlaşmaz ve düşmanca tutumlarını sürdürmesinin siyasi ilişkilerdeki durgunluğun devam etmesine yol açacağı” yönünde doğrudan bir mesaj vermesi anlamına geliyor.

Etiyopyalı siyasi analist Abdüşşekur Abdüssamed de iki ülke arasındaki ilişkilerdeki durgunluğun ve ihtilaflı konularda uzlaşma perspektifinin bulunmamasının görüşmenin yapılmamasının nedenlerinden biri olduğunu belirtti. Abdüssamed ayrıca görüşmenin medyada “olumlu olmayan” bir şekilde ele alınmasına ilişkin kaygıların da etkili olmuş olabileceğini söyledi.

Mısır BRICS’te su dosyasını gündeme taşıdı

Sisi ile Abiy Ahmed arasındaki ikili görüşmenin su anlaşmazlığı nedeniyle gerçekleşmemesine rağmen su meselesi, Mısır’ın zirve kapsamında yürüttüğü ikili temasların gündeminde yer aldı.

Sisi, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ile bir araya geldi. Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından cumartesi akşamı yayımlanan açıklamaya göre iki lider, güvenlik ve istikrarın desteklenmesi ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine yönelik çabaların yoğunlaştırılmasının önemini vurguladı.

Sisi ve Ramaphosa, Mısır ile Güney Afrika’nın özellikle Afrika ortak çalışmalarının güçlendirilmesi ve uluslararası platformlarda Afrika ülkelerinin tutumlarının ortaklaştırılması konusunda sorumluluk üstlendiğini belirtti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, “Su meselesiyle ilgili olarak iki taraf, uluslararası hukuk kurallarına saygı gösterilmesi ve bölgesel güvenlik ve istikrarı koruyacak şekilde ülkelerin haklarının güvence altına alınması için çalışılması gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın BRICS görüşmelerinde su haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurgulaması, Buhayri’ye göre Kahire’nin bu konudaki resmi tutumunu yansıtıyor.

Buhayri, Nil sularının Mısır halkı açısından “bir ölüm kalım ve varoluş meselesi” olduğunu belirterek Kahire’nin Nil Nehri üzerindeki haklarından tamamen vazgeçmeyeceğini ve özellikle su dosyasında Mısır’ın ulusal güvenliğine zarar verecek herhangi bir taviz veremeyeceğini söyledi.

Buhayri, BRICS çatısı altındaki diplomatik girişimlerin özellikle Güney Afrika, Çin ve Rusya başta olmak üzere örgüt üyesi ülkelerin tutumlarını harekete geçirmeyi ve Etiyopya’ya baskı yapılmasını amaçladığını belirtti.

Buna göre Kahire, Etiyopya’nın Nil Nehri üzerindeki Mısır’ın su haklarını güvence altına alacak hukuken bağlayıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki taleplerine yanıt vermesi için Addis Ababa üzerinde baskı oluşturulmasını hedefliyor.

İlişkilerin yeniden düzelmesi ihtimali

Bu karamsar tabloya rağmen Fayid, Mısır ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin yeniden eski seviyesine dönebileceğini göz ardı etmedi.

Fayid, bunun için iki ülke arasındaki işbirliğinin, Etiyopya’nın kalkınma arzusuyla Mısır’ın su haklarına zarar vermeme yükümlülüğünü aynı anda gözeten bir düzeye taşınması gerektiğini vurguladı.