Ortadoğu arenasında Rusya

Moskova bölgedeki stratejik kaybının boyutunu fark etti ve çeşitli ülkelerle ilişkilerini yeniden inşa etmenin yollarını aradı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)
TT

Ortadoğu arenasında Rusya

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad'daki bir toplantı sırasında (Reuters)

Halid el-Yemani

Eski Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş sırasında Doğu ve Batı kampları arasındaki uluslararası kutuplaşma içerisinde Ortadoğu'da sabit nüfuz alanlarına sahipti. O dönemde sosyalist bloktan yana olanlar ile Batı çıkarlarından yana olanlar şeklindeki Arap ittifaklarının coğrafi sınırları daha netti.

Sovyet döneminde Rusya'nın Ortadoğu'daki çıkarları jeopolitik, stratejik ve ideolojik kaygılar tarafından yönlendiriliyordu. Bu doğrultuda Sovyetler Birliği, ulusal kurtuluş hareketlerini ve sömürgeciliğin boyunduruğundan yeni kurtulmuş ulusal rejimleri destekleyerek Arap bölgesindeki nüfuzunu genişletmeye çalıştı. Soğuk Savaş sırasındaki küresel ittifak ile Sovyetler Birliği, “Amerikan emperyalizmini” yenmeyi ve sosyalist sistemin gücünü öne çıkarmayı amaçlıyordu. Bu nedenle, ittifaklarının ayakta kalmasını sağlamak, kaynaklara erişim ve stratejik yayılma elde etmek amacıyla müttefik ülkelere büyük ekonomik, askeri ve teknik yardım sundu.

Yeni rejimler açısından Sovyetler Birliği ile ittifak varoluşsal bir ittifak olduğundan, her ne kadar Sovyet rejimi ulusal rejimlerin istikrarına katkıda bulunsa da, bu rejimleri dış müdahalelere karşı koruması gereken Rus silahları ve kaynakları, kısa sürede iç savaş, sömürge sonrası dönemdeki iktidar mücadeleleri, diktatörlüklerin ve otoriter rejimlerin güçlenmesi için araçlara dönüştü. Bu durum Ortadoğu ülkeleri de dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki eski sömürgecilerinden bağımsızlığını kazanan tüm ülkeler için geçerliydi.

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Rusya'nın çalkantılı ekonomik ve iç koşullarla başa çıkmak için kendi içine yönelmesi nedeniyle Rusya'nın Ortadoğu'daki nüfuzu önemli ölçüde geriledi. Rusya'nın bölgedeki stratejik varlığını yavaş yavaş yeniden pekiştirmesi ancak Vladimir Putin'in 21. yüzyılın başında iktidara gelmesiyle mümkün oldu. Bu süreçte ABD ve Batılı ülkeler, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün yarattığı boşluğu, daha önce Moskova'nın yörüngesindeki ülkeleri kendilerine çekmek için yeni gelişen demokrasiler olarak adlandırılan demokrasiler yaratarak doldurmaya çalıştılar. Ne yazık ki bu çaba, otoriter rejimlerin yenden paketlenip, demokrasiye geçiş yaşayan ülkeler ambalajı ile ​​sunulmasından başka bir şey değildi. Bugün Rusya'nın Ortadoğu'ya olan ilgisi, ekonomik ve askeri ilişkilere, stratejik jeopolitik ortaklıklar kurmaya odaklanan birçok yönü içeriyor.

Hassas denge diplomasisi

Başkan Putin'in Rus devletinin temellerini istikrara kavuşturmayı başarmasının ardından, Rus politikacılar Ortadoğu'daki stratejik kayıplarının boyutunun farkına vardılar. Moskova, çeşitli alanlardaki olası ortak çıkarlar temelinde ortaklıklarını çeşitlendirmek amacıyla, ABD'nin geleneksel müttefikleri de dahil olmak üzere bölgedeki çeşitli ülkelerle ilişkilerini yeniden inşa etmenin yollarını aradı. Rusya Federasyonu petrol üretimini yönetmek, fiyatları yönlendirmek ve Batı silahlarıyla karşılaştırıldığında ucuz olan gelişmiş silah teknolojilerinin satışını artırmak için OPEC ülkeleriyle iş birliği de dahil olmak üzere enerji sektöründeki ekonomik ve yatırım ilişkilerini yeniden formüle etti.

Ortadoğu ülkelerinin Putin'in politikasına ilişkin pozisyonlarıysa, farklılık gösterdi. Bir kısmı dalgalar içinde çırpınan bir dünyada ulusal karar alma süreçlerinin bağımsızlığını korumak için uluslararası ilişkilerde gerekli dengeyi yaratan Rusya'nın yaklaşımını memnuniyetle karşıladı. Direniş ekseninde yer alan diğer kısım ise Rusya'yı askeri, istihbari ve operasyonel yetenekleriyle Amerikan nüfuzunu yenmesine yardımcı olacak kararlı ve vazgeçilmez bir müttefik olarak gördü. Bu, Putin'in çok kutuplu bir dünya inşa etme yönünde defalarca yaptığı çağrı ile de uyumluydu.

Bu durum, Ukrayna savaşı ve ardından İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşı ile Rusya'nın pozisyonu tavan yapana kadar bu şekilde devam etti. Bununla birlikte Başkan Putin'in dili, ABD ile varoluşsal bir savaş yürüttüğünü ve Amerikan hegemonyasını reddeden herkes adına saldırgan Batı'ya karşı savaştığını iddia ederek saldırgan bir hal aldı. İran ve bölgedeki ajanlarıyla ortaklık içinde ABD'ye meydan okumak için ideal bir arena olarak Ortadoğu'ya odaklandı. Bugün Rusya, ABD'nin İsrail'e verdiği haksız desteği kınayan küresel tepkilerin gölgesinde ABD'nin telaşını ve gerilemesini izlemekten keyif alıyor.

Batılı araştırma merkezlerinin değerlendirmeleri, Rusya'nın Ortadoğu bölgesindeki sıcak hadiselere ilişkin tutumunun, durumu çeşitli açılardan büyük memnuniyetle takip etmek olduğunu vurguluyor. Bu açıların başında da gelişmelerin, ABD'nin hakim olduğu küresel düzeni baltalama çabasıyla uyumlu olması geliyor. Moskova, ABD'yi müttefiki Ukrayna'yı desteklemekten alıkoyma görüşünün bir parçası olarak, Gazze'deki mevcut savaştan ve İran’ın vekillerinin İsrail'e ve Amerikan çıkarlarına karşı yürüttüğü vekalet savaşlarından yararlanıyor. Ona göre ABD’yi Ukrayna’ya destekten alıkoymak, onun oradaki kendi operasyonunu ve Ukrayna topraklarının önemli kısımlarını koparıp alma amacını tamamlamasının önünü açıyor.

Ayrıca İsrail ve onun arkasındaki ABD ve Batı ile Rusya'nın başrol oynadığı direniş ekseninde aktif olan İran'ın sınırlı çatışmasının Moskova'nın çıkarlarının lehine sonuçları olabilir. Yalnızca Washington'un Ukrayna'ya yaptığı yardımları zayıflatıp dağıtmak ve Filistin meselesinde imajını çarpıtmak perspektifinden değil, aynı zamanda savaşın devamının petrol fiyatlarında artışa yol açabileceği ve bunun da büyük bir fayda sağlayacağı perspektifinden hareketle Moskova sınırlı çatışmayı çıkarına görüyor. Çünkü bu durum mevcut Amerikan yönetimini ABD içinde seçim yarışına dört ay kala hiç de kıskanılmayacak bir konuma sokuyor.

Analistler, Ortadoğu'daki kontrolsüz gerilimin Moskova'nın çıkarına olmadığını, aksine endişelerini artırdığını düşünüyor. Zira kontrolsüz gerilim, Suriye'nin bir yanda İran ve vekillerinin diğer yanda İsrail'in eliyle yıkıcı bir savaşa itilmesine yol açacak. Oysa Suriye, Tartus Deniz Üssü ve Humeymim Hava Üssü'nden başlayarak Doğu Akdeniz'de nüfuzunu yayma, operasyon ve müdahalelerini genişletme vizyonu, askeri varlıklarının Afrika-Akdeniz ülkeleri ile Sahel ve Kızıldeniz bölgesindeki müttefik ülkelere geçişi için bir platform olarak Moskova açısından stratejik değer taşıyor. Rusya ayrıca Akdeniz ve Kızıldeniz havzalarında kalıcı bir dayanak noktası oluşturmak için Libya ve Sudan'da deniz üsleri inşa etmek istiyor.

Buradan hareketle Moskova, meşgul etme fikrinin ötesine geçecek kontrolsüz bir tırmandırma istemiyor. O, Amerikan nüfuzunu baltalama arzusu ile aşırıya kaçma ve topyekün bir savaşa sürüklenme korkusu arasındaki ince çizgide yürüyen biri gibi. Müttefiki İran'ın artan müdahalesi konusunda temkinli davranıyor. İran'ın bölge meselelerindeki artan nüfuzunun Araplar ile ilişkileri üzerindeki hassasiyetinin de farkında. Moskova, Tahran ile yakın zamanda kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşmasına ulaşılacağını duyurmasına rağmen Araplarla ilişkilerini tehlikeye atmamak adına bu konudaki kararını erteliyor. Hâlâ kırılgan durumda olan İran-Arap ilişkilerinin bozulması Moskova'yı endişelendiriyor.

Arap pragmatizminin sınırları

Aynı zamanda Araplar uluslararası ilişkilerde dengeyi korumak için Rusya ile ilişkinin gerekli olduğu konusunda hemfikirler. Çin ile ilişkilerine de aynı şekilde, yani Rusya Federasyonu da dahil olmak üzere bir grup büyük ülkeye güvenme perspektifinden bakıyorlar. Zira tarihsel an hassas, özellikleri açık olmasına rağmen saflarını tek bir Arap liderliği arkasında birleştirmeyen Arap kararı ise dağınık. Arapların adeti böyledir; çok eski zamanlardan beri başkalarının satranç tahtasındaki piyonlar oldular. Arap ülkelerinin Rusya'ya karşı tutumu, güvenli bir tarafsızlık mesafesine bağlı kaldıkları ve kalmaya devam ettikleri Ukrayna krizinden de görülebilir. Araplar ne ABD’yi kızdırmak  ne de Rusya'ya düşman olmak istemiyorlar.

Bu, tuzaklardan birine düşmekle sonuçlanabilecek ince bir ip üzerinde yürümeye benzeyen hassas bir diplomatik denklem. Bölgedeki çatışmaların kapsamı genişlerse Arap ülkeleri bir seçim yapmak zorunda kalacaklar. Bir pozisyon belirlemeden iki taraf arasında manevra yapmaya devam etmeleri zor olacak. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve bir dizi büyük Arap ülkesinin Gazze'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik Arap çabaları, Başkan Biden yönetiminin Beyaz Saray'daki geri kalan zamanında başarmaya çalıştığı ateşkes, Ukrayna krizinin sona erme ihtimaline işaret eden Washington'da Cumhuriyetçilerin söyleminin öne çıkması ve Kiev'deki benzer işaretler, uluslararası çatışmaların odağı olan ve olmayı sürdüren, çatışmanın köklerine ve nedenlerine çözüm bulunamadığı sürece de böyle kalacak bir bölgede, uluslararası ve bölgesel dengeyi yeniden sağlamanın kapısını oluşturabilirler.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Cezayir ile Fransa arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde temel öncelikler neler?

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında iki ülke arasındaki krizin patlak vermesinden önce yapılan bir görüşmeden (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında iki ülke arasındaki krizin patlak vermesinden önce yapılan bir görüşmeden (AFP)
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde temel öncelikler neler?

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında iki ülke arasındaki krizin patlak vermesinden önce yapılan bir görüşmeden (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasında iki ülke arasındaki krizin patlak vermesinden önce yapılan bir görüşmeden (AFP)

Fransa ile Cezayir arasında son aylarda eşi benzeri görülmemiş kriz yaratan uzun bir sorun ve anlaşmazlık listesi var ve bu listedeki üç konu, öncelikli olarak ele alınacak. Cezayirli kaynaklara göre, temmuz sonunda patlak veren gerginlikten bu yana iki taraf arasında yapılacak ilk doğrudan görüşmeler için yapılan düzenlemelerin ardından Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, Cezayirli mevkidaşı Ahmed Attaf ile yarın Cezayir'de bir araya gelecek.

Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf (Cezayir Dışişleri Bakanlığı)Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf (Cezayir Dışişleri Bakanlığı)

‘Fransa topraklarından sınır dışı edilme emrine tabi Cezayirliler krizinin’ çözümü, iki ülke arasında ikili ilişkilerin geçen yaz öncesine dönmesi için başlatılan normalleşme sürecinin ön saflarında yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un Paris ziyareti, Fransa Cumhurbaşkanlığı'nın ‘Fas Sahrası’nı tanıma’ kararını kendisine bildirmesinin ardından Cezayir tarafınca iptal edildi.

Aynı kaynaklara göre Fransa, Cezayir'in ‘topraklarındaki istenmeyen vatandaşlarının’ büyük bir kısmını ülkelerine geri almayı kabul etmesini istiyor. Bu kişiler, ‘düzensiz göçmenler’ ve ‘şiddeti kışkırtmakla suçlanan düzenli göçmenler’ olmak üzere iki kategorideler. İkinci kategorideki kişiler, iki ülke arasındaki siyasi gerilimin başlangıcında, sosyal medya platformlarında ‘Cezayir rejiminin muhaliflerini öldürme’ çağrısı yapan ve Fransız hükümetini ‘muhaliflere sığınak sağlamakla’ suçlayan videolar yayınlayarak ön plana çıktılar.

 Fransa İçişleri Bakanı Bruno Retailleau (solda), Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İç Güvenlik Müdürü Celine Berthon ile birlikte (AP)Fransa İçişleri Bakanı Bruno Retailleau (solda), Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İç Güvenlik Müdürü Celine Berthon ile birlikte (AP)

Fransa İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, Cezayir ile anlaşmazlık patlak verdiğinde hükümette olmamasına rağmen, daha sonra ‘Cezayirlilerin sınır dışı edilmesi dosyasından’ sorumlu ana kişi olarak ortaya çıktı. Hükümetinin onay için Cezayir'e gönderdiği listelerde yer alan yüzlerce Cezayirlinin sınır dışı edilmesi konusunda kararlıydı. Retailleau'un bu yaklaşımı Cezayir'i kızdırdı ve yerel medya kuruluşları ona karşı bir saldırı kampanyası başlatarak, Retailleau’yu ‘Cezayirli göçmenlere karşı düşmanlığını 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kazanmak için bir platform olarak kullanmakla’ suçladı.

Aynı kaynaklara göre Cezayir, sınır dışı edilenlerin durumunu tek tek inceleyecek ve bu durum Fransa Dışişleri Bakanı’na iletilecek. “Fransa nasıl sınır dışı edilmek istenen vatandaşlarının güvenliğinden endişe ediyorsa, Cezayir de kendi güvenliği için aynı endişeyi taşıyor. Öyle ki Cezayir, Cezayirli kimliğinden ve geri döndüğünde kendisine tehdit oluşturmayacağından emin olmadan hiçbir sınır dışı edilenin ülkeye girişini riske atmayacak” diyen kaynaklar, Cezayir'in sınır dışı edilenlerin durumunu vaka bazında inceleyeceğini vurguladı.

Cezayir karşıtı iklime son vermek

Cezayirlilerin son zamanlarda Fransız havaalanlarına vardıklarında kötü muameleye maruz kaldıklarını ve bunun da Cezayir'e karşı düşmanca bir atmosferi yansıttığını vurgulayan kaynaklar, “Bu durum sona ermeli. Fransız yetkililer buna bir son vermeli ki, Cezayir de kendisiyle ilgili konularda iş birliği yapmak için güçlü gerekçeler bulabilsin” ifadeleri kullandı.

Cezayirlilere göre, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin oğlu Louis Sarkozy'nin, Cezayir'in çifte vatandaşlığa sahip yazar Boualem Sansal'ı serbest bırakmayı reddetmesine tepki olarak ‘Fransa'daki Cezayir Büyükelçiliği’ni yakmaya’ teşvik etmesi bu ‘düşmanca atmosferin’ bir örneği.

Fransızlar, yazar Boualem Sansal için cumhurbaşkanlığı affı çıkarılmasını umuyor. (AFP)Fransızlar, yazar Boualem Sansal için cumhurbaşkanlığı affı çıkarılmasını umuyor. (AFP)

Öte yandan Fransız tarafı, bazı Fransız şehirlerindeki Cezayir konsolosluklarının, pasaportu olmayan ve Cezayirli olduğundan şüphelenilen herhangi bir yabancının sınır dışı edilmesine izin veren belgeleri vermeyi reddetmesinden şikayetçi. Valilikler şüpheliyi, kimliğini teyit etmek ve sorgulanmak üzere Cezayir konsolosluğuna gönderiyor. Bu süreç 1994 tarihli bir anlaşmaya göre düzenleniyor. Fransızlara göre, Fas ve Tunus gibi Cezayir konsoloslukları da 2021'den bu yana konsolosluk ruhsatlarının verilmesini önemli ölçüde azaltarak Paris'i vize kotalarını düşürmeye sevk etti.

Yapılan ortak açıklamaya göre, tüm ikili dosyalardan sorumlu olan Abdulmecid Tebbun ve Emmanuel Macron, Fransa'nın Sahra anlaşmazlığında Fas'ı açıkça destekleme kararından bu yana oluşan gerilimleri görüşmek üzere geçtiğimiz pazartesi günü ‘uzun, samimi ve dostane bir görüşme’ gerçekleştirdi.

Fransa İç Güvenlik Müdürü Celine Berthon (Sosyal medya)Fransa İç Güvenlik Müdürü Celine Berthon (Sosyal medya)

İki ülke arasında diyaloğun yeniden başlatılması için öncelikler listesindeki ikinci konu ise güvenlik iş birliği. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre  Fransa'nın eski sömürgesiyle ilişkileri 1962'deki bağımsızlıktan bu yana zor dönemlerden geçti, ancak güvenlik alanındaki koordinasyon bu sefer olduğu gibi anlaşmazlıklardan etkilenmedi. Fransa İç Güvenlik Müdürü Celine Berthon geçen ay Cezayir ile güvenlik iş birliğinin ‘en düşük seviyede’ olduğunu söyledi.

Cezayir'le güvenlik iş birliğinin önemi

Barrot'un ziyaretiyle ilgilenen Cezayirli kaynaklara göre, özellikle Fransa Dış İstihbarat Servisi DGSE'nin Direktörü Nicolas Lerner'in ocak ayında Cezayir'i ziyaret etmesinden bu yana iki yabancı istihbarat servisi arasındaki iş birliği iyi bir şekilde yeniden başladı. Ancak Fransa Genelkurmay Başkanlığı ve İç Güvenlik Müdürlüğü ile Cezayir'in ilgili güvenlik birimleri arasındaki bilgi alışverişinin, özellikle Sahel bölgesinde güvenlik ve siyasi düzeyde meydana gelen gelişmeler ışığında yeniden canlandırılması gerekiyor. Cezayir'deki gözlemciler, Fransa'nın ‘Mali, Nijer ve Libya sınırlarındaki aşırılık yanlıları, kaçakçılar, silah tüccarları ve gizli göç şebekelerinin takibinde Cezayir'in çabalarına ihtiyacı olduğunu’ vurguluyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot (Sosyal medya)Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot (Sosyal medya)

İki ülke arasındaki normalleşme sürecinin üçüncü unsuru Boualem Sansal davası. Bu bağlamda Cezayirli kaynaklar, Barrot'un aynı gün Cezayir'den ayrılmadan önce Muradiye Sarayı'nda kabulü sırasında, Cezayir yargısı tarafından beş yıl hapse mahkûm edilen yazar için bir cumhurbaşkanlığı affı çıkarması yönünde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un talebini bizzat Cumhurbaşkanı Tebbun'a iletmesini bekliyor. Aynı kaynaklar Cezayir'in ‘Fransa'da ikamet eden, yolsuzluk ve terörizmle suçlanan ve aranan kişilerin iadesi konusunda Fransa'dan ciddi bir iş birliği beklediğini’ de belirtti.