Hamas ve İran Heniyye suikastına nasıl tepki verecek?

İran Dini Lideri Ali Hamaney, Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile Tahran'da (DPA)
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile Tahran'da (DPA)
TT

Hamas ve İran Heniyye suikastına nasıl tepki verecek?

İran Dini Lideri Ali Hamaney, Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile Tahran'da (DPA)
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye ile Tahran'da (DPA)

Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Heniyye, İsrail'in Beyrut'ta Hizbullah komutanı Fuad Şükür'ü hedef almasından birkaç saat sonra dün (çarşamba) Tahran'da suikasta uğradı.

Hem İran hem de Hamas Heniyye'nin ölümünden İsrail'i sorumlu tutarken, Tel Aviv yıllardır İran topraklarında çok sayıda üst düzey suikast gerçekleştirmiş ve Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderlerini hedef almıştı.

Gazze Şeridi'nde Hamas ile savaş halinde olan İsrail, olayın sorumluluğunu ne kabul ne de inkâr etti.

İran, kendi topraklarında gerçekleşen bu suikasta sert bir yanıt verme sözü verdi. Bu ise bazılarının daha geniş çaplı bir bölgesel savaşın patlak verebileceği endişesine yol açarken, ABD ve diğer Batılı ülkelerin de bu savaşın yansımalarından muaf olamayacağını belirttiler.

Uluslararası Kriz Grubu'nun Kıdemli Filistin Analisti Tahani Mustafa ve Johns Hopkins Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler ve Ortadoğu çalışmaları profesörü olan Vali Nasır, Heniyye'nin ölümünden sonra neler olabileceği konusunda Politico'ya konuştu.

Tahani, “Kimse savaş istemiyor. Tahran geçtiğimiz dokuz ay boyunca bunu çok net bir şekilde ortaya koydu. Aynı şey Hizbullah ve Lübnan için de geçerli. Zira Lübnan, İsrail ile herhangi bir topyekûn savaşın sonuçlarına katlanabilecek durumda değil. Çünkü İsrail, sivil altyapıyı hedef alma eğiliminde. Bu yaptığı sistematik bir şey. Bunu 2006 yılında da yaptı” değerlendirmesinde bulundu.

Tahani sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak İsrail'in devam eden provokasyonlarının eninde sonunda bölgeyi savaşa itebileceğine inanıyorum. Ama asıl soru şu: Bu sonuca yol açabilecek kırılma noktası nedir? Heniyye'nin öldürülmesinin kırılma noktası olup olmadığını söylemek zor. Ancak İsrail bu yolda ilerlemeye devam ederse, kırmızı çizgiler çizilmezse ve bunu durdurmak için hiçbir şey yapılmazsa, işler daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşecektir.”

Prof. Dr. Vali Nasır ise “Heniyye'nin şu anda öldürülmesi, Hamas ile şimdiye kadar devam eden ateşkes görüşmelerini yok edecek. Ayrıca Hizbullah ile İsrail ve İsrail ile İran arasındaki çatışmayı da yoğunlaştıracak. Zira bu suikastla bölgede İsrail'in kasıtlı olarak daha geniş bir çatışma arayışında olduğu izlenimi doğdu” görüşünü dile getirdi.

Nasır sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu sadece bir suikast değil, aynı zamanda İran ile daha geniş çaplı bir çatışma için provokasyondu. Saldırı, İran'ı küçük düşürmek için tasarlanmıştı. Özellikle de İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yemin töreni gibi İran içinde çok önemli bir olayın ardından gerçekleştiği için aslında devlete yönelik bir saldırıydı. Heniyye diplomatik bir vizeyle ve diplomatik pasaportla, çok önemli bir etkinliğin konuğu olarak İran'daydı. Onu orada öldürmek özünde yeni cumhurbaşkanına bir saldırıdır.”

İran Heniyye'nin öldürülmesine karşılık verecek mi?

Nasır, “İronik bir şekilde, Batı şimdi Hizbullah ve İran'ın itidal göstereceğini ve çatışmayı bir sonraki seviyeye taşıyacak şekilde hareket etmeyeceğini umuyor. Eminim şu anda çok sayıda gizli diplomasi yürütülüyordur ama temelde nisan ayında İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna saldırmasından sonra yaşananlara çok benzer bir durumla karşı karşıyayız. Söz konusu saldırının ardından İran İsrail'e saldırdı ve dünya, iki hafta boyunca nefesini tuttu” ifadelerini kullandı.

Nasır şöyle devam etti: “Bu saldırı İran ve Hizbullah'a karşılık verme sorumluluğu yüklüyor. İran'ın karşılık vermemesi çok zor. Çünkü bu, başkentinde yeni bir cumhurbaşkanının yemin törenine denk gelen aleni bir eylem. Dolayısıyla İranlıların bunu görmezden gelmesini çok zor buluyorum. Yani asıl soru şu: Ne zaman ve nasıl karşılık verecekler?”

Nasır, “Bence İran ve Hizbullah Gazze'de ateşkes istiyor, daha büyük bir savaş istemiyorlar. Bence şu anda Gazze'deki savaşı sona erdirmek istemeyen, bölgede ateşle oynayan tek ülke İsrail. ABD dışında kimsenin İsrail üzerinde etkisi yok. Eğer ABD bu noktada İsrail'in karar alma mekanizmasını etkilemeye, İran ve Hizbullah ile aralarındaki gerilimi azaltmaya çalışmaz ya da bunu başaramazsa, bu çok daha büyük bir savaşa yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın aktardığına göre Independent'a konuşan siyasi analist Chris Stevenson şunları söyledi: “İsrail'in Beyrut'un güney banliyösünü vurmasının ardından İsrail ordusunun savunma pozisyonunda bir değişiklik olmayacağını ve İsraillilere siper almaları yönünde yeni bir talimat vermeyeceğini açıklaması, konunun kapandığını düşündüklerini ve Hizbullah'tan acil bir tepki beklemediklerini gösteriyor. İsmail Heniyye suikastı işleri daha da karmaşık hale getiriyor. Suikastın İran topraklarında gerçekleşmiş olması, Hizbullah'ın İsrail'e vereceği yanıtı Tahran ya da Hamas ile koordine edebileceği anlamına geliyor. Eğer Hizbullah, İsrail'e hava savunmasını delecek ve muhtemelen sivilleri öldürecek şekilde saldırırsa, topyekûn bir savaş çok daha olası hale gelir.”

Stevenson şöyle devam etti: “Heniyye'nin İran topraklarında öldürülmesi Tahran için son derece utanç vericidir ve gözden kaçmayacaktır. İran tepkisini, Hizbullah ve Hamas ile koordine etme potansiyeline ek olarak, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milisler de dahil olmak üzere bölgedeki vekil güçlerine de güvenebilir. Ayrıca İsrail'i insansız hava araçları (İHA) ya da füzelerle vurarak doğrudan tepki de verebilir.”

İran Dini Lideri Ali Hamaney suikastın ardından İsrail'e ‘en ağır karşılığı’ verme sözü verdi. Hamaney, “İsmail Heniyye'nin İran topraklarında dökülen kanının intikamını almayı görevimiz olarak görüyoruz” dedi.

Pezeşkiyan, “Siyonistler korkakça ve terörist eylemlerinin sonuçlarını yakında görecekler” ifadesini kullandı.

İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Heniyye'nin öldürülmesinin ‘İslami Direniş Cephesi'nin birliğini arttıracağını’ vurguladı.

İran'ın New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, Tahran'ın suikast karşısında ‘failde derin pişmanlık yaratacak özel operasyonlar’ gerçekleştireceği uyarısında bulundu.

New York Times'a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi olan üç İranlı yetkili, Hamaney'in, Heniyye'nin Tahran'da öldürülmesine karşılık olarak İsrail'in doğrudan vurulması emrini verdiğini söyledi.

Yetkililere göre Hamaney bu emri, İran'ın Heniyye'nin ölümünü duyurmasından kısa bir süre sonra, dün sabah İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin acil toplantısında verdi.

İran'ın cevabının ne kadar güçlü olacağı ve gerilimi tırmandırmamak için saldırısını yeniden düzenleyip düzenlemeyeceği belli değil. İranlı yetkililer, İranlı askeri komutanların Tel Aviv ve Hayfa çevresindeki askeri hedeflere İHA ve füzelerle yeni bir ortak saldırı düzenlemeyi düşündüklerini, ancak sivil hedefleri vurmaktan kaçınmaya dikkat edeceklerini bildirdi.

Düşünülen seçeneklerden birinin, etkiyi azami düzeye çıkarmak için Yemen, Suriye ve Irak'taki diğer cephelerden eşgüdümlü bir saldırı olduğunu söylediler.

Yetkililer, Hamaney'in Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve ordu komutanlarına savaşın genişlemesi durumunda saldırı ve savunma planları hazırlamaları talimatını verdiğini belirtti.

Gazze Şeridi'nde yaklaşık on aydır devam eden savaş boyunca İran, müttefiklerinin ve bölgedeki vekil güçlerinin saldırılarını keskin bir şekilde arttırarak İsrail üzerinde baskı oluştururken, iki devlet arasında topyekûn bir savaştan kaçınarak denge kurmaya çalıştı.

Nisan ayında İran, İsrail'in Suriye'nin başkenti Şam'daki büyükelçilik yerleşkesine düzenlediği ve çok sayıda İranlı komutanın ölümüne yol açan saldırıya karşılık olarak yüzlerce roket ve İHA ateşleyerek İsrail'e yönelik son yıllardaki en büyük saldırısını gerçekleştirdi.



Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
TT

Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)

İsrail ordusu, Gazze'de I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yer aldığı mezarlığın bir kısmını yıkmış.

Guardian'ın derlediği uydu görüntüleri ve tanık ifadelerine göre İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Tuffah bölgesindeki savaş mezarlığında sistematik yıkım gerçekleştirmiş. 

Mezar taşlarının sıralar halinde kaldırıldığı, toprağın üst katmanlarının iş makineleriyle kazıldığı aktarılıyor. IDF'nin mezarlıkta ağır iş makineleri kullandığına dair işaretler bulunduğu da belirtiliyor. 

Ağustos ve aralıkta çekilen uydu görüntüleri, özellikle mezarlığın güneyde kalan kısmının tahrip edildiğini ortaya koyuyor. 

Mezarlığın eski bekçisi Essam Carada, evinin yakında olduğunu belirterek şunları söylüyor: 

Mezarlıkta iki kez buldozerlerle operasyon yaptılar. İlki, mezarlığın etrafındaki 12 metrelik bir alanda yapıldı. Bu alan tamamen zeytin ağaçlarıyla doluydu. Daha sonra da özellikle Avustralyalı askerlerin mezarlarının bulunduğu kısımda yaklaşık 1 dönümlük alan buldozerlerle dümdüz edildi.

Eski bekçi, buldozerlerin mezarda bariyer olarak kullanılan kum tepeleri oluşturduğunu da söyledi. Bu işlemlerin nisan ve mayısta yapıldığını ifade ediyor. 

IDF'den gazeteye gönderilen açıklamada, sözkonusu dönemde bölgede yoğun çatışmalar yaşandığı, işlemlerin savunma amaçlı yapıldığı öne sürüldü. Ayrıca mezarlık ve çevresinde tüneller tespit edildiği, bunların kaldırıldığı iddia edildi. Tüm operasyonların ordunun üst düzey yetkilileri tarafından onaylandığı bildirildi. 

Gazze savaşının sonlandırılması için ABD öncülüğünde hazırlanan 20 maddelik barış planı 10 Ekim'de devreye girmişti. Plan kapsamında İsrail ordusu "sarı hatta" kadar geri çekilmişti. Haberde, bu hattın mezarlıktan geçtiği ancak son dönemde batıya doğru kaydırıldığı aktarılıyor. 

İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezarları Komisyonu'yla (CWGC) Hamas'ın ortak denetimindeki Gazze Savaş Mezarlığı'nda, I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden askerlerin cenazeleri yer alıyor. 

3 binden fazla Britanyalı askerin mezarının bulunduğu kabristanda I. Dünya Savaşı'nda yaşamını yitirmiş 184 Türk askerin de naaşı var. 

CWGC, mezarlığın durumuna dair son açıklamayı 11 Aralık'ta yapmıştı. Türk askerlerin yanı sıra Gelibolu ve Ortadoğu'daki cephelerde savaşan Britanya Ordusu'nun 54. (Doğu Angliyen) Piyade Tümeni'nden savaşçıların ve Hindistanlı askerlerin naaşlarının bulunduğu bölgelerin de Gazze savaşındaki çatışmalar nedeniyle hasar gördüğü bildirilmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.