Hapishane arkadaşları Hamas’ın “1 Numarası” Yahya Sinvar’ın hikayesini anlattı

Eski mahkumlar 7 Ekim saldırısının beyni olarak görülen Sinvar’ın 'çok katmanlı bir portresini' çizdiler

Yahya es-Sinvar basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken
Yahya es-Sinvar basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken
TT

Hapishane arkadaşları Hamas’ın “1 Numarası” Yahya Sinvar’ın hikayesini anlattı

Yahya es-Sinvar basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken
Yahya es-Sinvar basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken

Hamas Hareketi’nin Siyasi Büro Başkanlığına seçilen Ebu İbrahim künyeli Yahya es-Sinvar’ın hayatında ekim ayının özel bir hikayesi var. Altmış yılı aşkın bir süre önce Gazze Şeridi’nin Han Yunus Mülteci Kampı’nda doğan Sinvar, zorlu, heyecanlı ve çetrefilli dönüm noktalarıyla dolu bir hayata adım attı. Yirmi yılı aşkın bir süre İsrail hapishanelerinde kaldıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Sinvar, geçtiğimiz ekim ayında Gazze'den Aksa Tufanı Operasyonu’nu başlatarak bölgeyi ve dünyayı sarsan büyük yankılara yol açtı.

Ailesi 1948 Nekbe’sinden (büyük felaket) sonra el-Mecdel şehrinden sürülen Sinvar, Gazze'nin gecekondu mahallelerinde ve dar sokaklarında büyüdü. Hayatın zorluklarından ve acımasızlığından payına düşeni aldı. Zorlu koşullar, 1967 Nekbe’sine çocukken tanık olan Sinvar’ın karakterini şekillendirdi.

Bunu takip eden yıllarda Gazze Şeridi’nde ve mülteci kamplarında yaşanan sefaletin de etkisiyle göğsünde biriken öfke ve kızgınlık, onlarca yıl boyunca içinde kalacak ‘yakıcı bir intikam arzusu’ bıraktı. Konuşmalarında ve çatışmaya bakışında her zaman Nekbe’den ve bunun halkı üzerinde bıraktığı uzun süreli acıdan bahsetti. Onu tanıyanların söylediği gibi her zaman ‘güç dengesini sarsmayı ve değiştirmeyi’ dört gözle bekledi.

Yahya es-Sinvar Han Yunus Mülteci Kampı’ndaki okullarda eğitim gördü. Daha sonra İslam Üniversitesi'nde eğitimini tamamlayarak Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Öğrencilik döneminde ‘İslami Blok’ çatısı altında öğrenci ve örgütsel çalışmalara başladı. Oradan daha geniş görevlere geldi. Hamas Hareketi’nin iç güvenlik birimi olan ve özellikle casusların ve İsrail güvenlik servisleriyle ilişkili kişilerin takibi gibi hassas roller oynayan el-Mecd'i kurdu.

Faaliyetleri nedeniyle İsrail tarafından 1980'li yılların sonlarında tutuklandı. İsrailli yetkililer onu kendileriyle iş birliği yapan dört kişiyi öldürmekle suçladı ve dört kez müebbet hapis cezasına çarptırdı. İsrail’in kuzeyindeki ve güneyindeki hapishanelerde kalan Sinvar, uzun süre tek başına bir hücrede tutuldu.

Hamas'ın Aşkelon Hapishanesi’ni basma ve mahkumları kurtarma planına dair bir şema (Şarku’l Avsat)Hamas'ın Aşkelon Hapishanesi’ni basma ve mahkumları kurtarma planına dair bir şema (Şarku’l Avsat)

Hapishaneden Hamas’ı yönetti, ‘güvenlik takıntısını’ hep vardı. İbraniceyi akıcı şekilde konuşmakta ustalaştı. Beraberindeki diğer mahkumlara gramer öğretti, grevlere ve müzakerelere liderlik etti. Bazen kazandı, bazen kaybetti. Duvarların dışında çatışmalar intifadalar, savaşlar ve barış müzakereleri yaşanırken, hapishane içinde zaman yavaş geçiyordu. Yirmi yılı aşkın bir süre devam eden esaret, yakında özgür kalacağına dair inancını hiç azaltmadı. Kardeşi bir İsrail askerini kaçırdı. Hamas, İsrail askerine karşılık bin Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını istedi. Sinvar da listenin başındaydı. Böylece Sinvar, İsrail-Filistin çatışmasında yeni dönüm noktalarını şekillendiren önemli roller oynamaya devam etti.

Tüm dünya Sinvar'ın adını 7 Ekim'in ardından öğrendi. Bu isim, İsrail'de ve ötesinde güvenlik ve siyasi çevreleri meşgul etti. Sinvar'ın karakteri, fikirleri ve çatışmaya dair görüşünün yanı sıra kararlarının ardındaki nedenler ve bunların maliyetlerinin hesaplanması, özellikle de neden oldukları yankılar ve geride bıraktıkları büyük ve ağır sonuçları nedeniyle bir soru fırtınası yarattı.

Şarku’l Avsat, “İsrail hapishanelerinde geçirdiği esaret yıllarında onunla birlikte yaşamış, onu tanımış ve yediği içtiği bir olmuş yoldaşlarıyla konuştu.

Farklı siyasi ve entelektüel geçmişlere sahip eski mahkûmlar, 7 Ekim'in beyni olarak görülen Sinvar’ın, fikirlerinden, hapishanelerden Hamas’ı yönetmesinden ve diğer gruplarla ilişkisinden, onu 7 Ekim sabahı sıfır saatine götüren nedenlere, uzun soluklu savaşın ve sonuçlarının hesaplarına kadar ‘çok katmanlı bir portresini’ çizdiler.

İlk karşılaşmalar

Yıllarını İsrail hapishanelerinde geçiren, Sinvar'la tanışıklığı olan Demokratik Cephe üyesi eski mahkûm İsmet Mansur, 1990'lı yılların sonlarında Aşkelon Hapishanesi’nde onunla tanıştıktan sonraki ilk izlenimlerini şöyle anlattı:

“Sinvar'la tanıştığınızda sıradan bir insan görüyorsunuz. Sade ve dindar ama aynı zamanda katı ve keskin özelliklerini de taşıyor. Dindar bir adam ama bir hatip ya da teorisyen değil. Dini geçmişi ilişkilerinin şekillenmesinde rol oynar ve sizinle ilgilenirken önyargılarını bir kenara bırakamaz.”

Yahya Sinvar, Gazze'de “Kudüs Günü” münasebetiyle düzenlenen törene katılırken, 14 Nisan 2023 (Getty Images)Yahya Sinvar, Gazze'de “Kudüs Günü” münasebetiyle düzenlenen törene katılırken, 14 Nisan 2023 (Getty Images)

Sinvar'ın henüz genç yaşlarda cezaevine girmeden ve orada uzun yıllar kalmadan önce çocukken yaşadığı deneyimler davranışlarında, bakış açısında ve başkaları ile ilişkilerinde açıkça görülüyor. Sinvar’ın zorlu geçen çocukluk döneminin ‘nefretini’ şekillendirdiğini ve siyasi yönelimini biçimlendirdiğini söyleyen Mansur, “Uzlaşmayı kabul etmiyor ve taktikler çerçevesi dışında çözüm olasılığı ya da formüllere ve anlaşmalara ulaşma olasılığı görmüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Yıllarını İsrail hapishanelerinde geçiren Fetih Hareketi (El Fetih) üyesi eski mahkûm Abdulfettah Devle, Sinvar ile ilk kez 2006 yılında tanışmış. Onunla tanışmasından önce, mahkumlar Sinvar'ın ‘ününü’ bir hapishaneden diğerine aktarıyor ve ‘keskin huylu ve kararlı’ bir adamın portresini çiziyorlardı. Beerşeba’daki çöl hapishanesinde ilk karşılaşmasında bu izlenimlerin doğru olduğunu anlayan Devle, “Yahya es-Sinvar, Hamas’ın diğer liderinden farklı, sosyal ve insani bir karaktere sahipti. Genel meseleleri tartıştığınız Yahya es-Sinvar, partizan meselelerini tartıştığınız Yahya es-Sinvar'dan farklıydı. Genel meselelerde sosyal, partizan meselelerde fanatikti. Sanki iki kişiliği varmış gibi hissediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Sinvar'la birlikte yıllarca hapis yatan ve esir takas anlaşması ile serbest bırakılan Hamas üyesi eski mahkûm Selahaddin Talib, Sinvar ile ilk karşılaşmasını “İlk göze çarpan alçakgönüllülüğü ve gençlerle olan şakacı ilişkisi oluyor” diyerek aktardı. Ancak Refik el-Esrar, Sinvar’ın güvenlikçi yapısının onu Hamas’ın diğer liderlerinden farklı kıldığını belirtiyor. Esrar, “O bir hatip değil, ancak el-Mecd güvenlik biriminin kurucusu. Bu, büyük ölçüde kişiliğine de yansımıştı. Güçlü sosyal ilişkilerine rağmen, güvenlik konusunda katı ve tavizsizdi” şeklinde konuştu.

Yahya es-Sinvar Gazze Şeridi’nde basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 28 Ekim 2019 (Reuters)Yahya es-Sinvar Gazze Şeridi’nde basın mensuplarına açıklamalarda bulunurken, 28 Ekim 2019 (Reuters)

Hapishanelerdeki “güvenlik takıntısı”

Sinvar, hem hapishanelerin içinde hem de dışında bir numaralı güvenlik yetkilisi olarak kalmaya devam etti. Hamas Hareketi ve onun Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ndeki hücreleri, İsrail güvenlik güçlerinin 1990'lı yılların ortalarında başta Yahya Ayyaş ve İmad Akil olmak üzere bazı Hamas liderlerine suikast düzenlemesi, Hamas üyelerine yönelik geniş çaplı tutuklama kampanyaları yürütmesi ve çok sayıda askeri hücreyi çökertmesiyle art arda acı darbeler aldı. Bu gelişmeler Hamas içinde büyük sarsıntılara yol açtı. Geniş çaplı güvenlik ihlallerine dair korkuları derinleştiren yankılar uyandırdı. Bu durum, Hamas üyelerinin İsrail hapishanelerindeki koşullarına ağır ve kasvetli bir gölge düşürdü ve hareket tarihindeki ‘güvenlik takıntılı dönemi’ başlattı. Sinvar da bu dönemin itici gücü ve maestrosuydu.

Yahya Sinvar, Gazze'de İzzeddin el-Kassam Tugayları komutanları tarafından karşılanırken, 30 Nisan 2022 (AFP)Yahya Sinvar, Gazze'de İzzeddin el-Kassam Tugayları komutanları tarafından karşılanırken, 30 Nisan 2022 (AFP)

Sinvar'la birlikte cezaevlerinde güvenlik görevlerini üstlenen ve bu ‘zorlu dönemi’ hatırlayan Talib, “Bu çılgınlık hali, tüm cezaevlerindeki Hamas üyelerine kadar uzandı. Soruşturmalar ve incelemeler yapıldı. Güvenlik dosyaları önce cezaevleri arasında dolaştı, sonra dışarıya aktarıldı. Bu durum bir güvenlik çılgınlığı yarattı. Sızmalar, suikastlar ve tutuklamalar oldu. Hamas bu durumu iyi bir şekilde yönetmeye hazır ya da gerekli deneyime sahip değildi” diye konuştu.

Hamas odaları, sorgulama ve soruşturma merkezleri haline geldi. Pek çok üyesi işbirlikçi olmakla suçlandı. Bazılarının ‘sadece işçi olduğunun kanıtlandığını’ ancak birçoğunun bu güvenlik takıntısının kurbanı olduğunu söyleyen Talib, “Zor bir dönemdi ve kimse bundan yara almadan çıkamadı” dedi.

Hakkında herhangi bir şüphe olan herkesin sorgulandığını ve bunun trajik sonuçlar doğurduğunu söyleyen Abdulfettah Devle ise Şarku’l Avsat’a “Sinvar, birçok iç soruşturmayı yönetti. Bazı alçaklara ulaşmayı başarmış olabilir, ancak sorgulananlardan bazıları işkence nedeniyle öldü.  Daha sonra bunların Hamas’ın en iyi evlatlarından bazıları olduğu ortaya çıktı” şeklinde konuştu.

Sinvar ve İzzettin el-Kassam Tugayları

Sinvar, 1990'lı yılların başlarında Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları ön plana çıkıp, İsrail ordusu hedeflerine ve yerleşimcilere karşı çeşitli operasyonlar gerçekleştirmeye başladığında İsrail hapishanelerindeydi. İşin güvenlik boyutunda yer almasına rağmen, askeri çalışmalar henüz hazırlık ve gelişme aşamasındayken tutuklanan Sinvar'ın Hamas'ın askeri kanadından isimlerle ilişkisi hapishanelerde gelişmeye başladı. Çünkü Kassam Tugaylarının önemli isimlerinden bazıları hapishanelere ve gözaltı merkezlerine gelmeye başlamıştı.

Yahya es-Sinvar, 2021 mayısında İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılarla birlikte İsrail'le çatışmalarda ölenleri anma törenine katıldıYahya es-Sinvar, 2021 mayısında İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılarla birlikte İsrail'le çatışmalarda ölenleri anma törenine katıldı

İsmet Mansur, Sinvar’ı anlatırken şunları söyledi:

“Sinvar’, başından beri belli bir güvenlik zihniyetine ve anlayışına sahip. Bir güvenlik takıntısı ve çevreye bir güvenlik bakışı var. Her zaman bu takıntıyla yaşıyor. İsrail’e dair okumaları bile çoğunlukla güvenlik ve ordunun ve istihbarat servislerinin yapısıyla ilgili. Dolayısıyla askeri kanatla ilişkilenme konusunda bu arka plana ve yatkınlığa sahip.”

Hamas’ın askeri kanadıyla kurulan ve olgunlaşan bu ilişki daha sonra 2011 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında yapılan anlaşma çerçevesinde, Ebu İbrahim (Sinvar) ve yoldaşlarının hapishaneden salıverilmesiyle yeni bir döneme girdi.

Sinvar’ın küçük kardeşi Muhammed es-Sinvar, Kassam Tugaylarının önde gelen yetkililerinden biriydi. İsrailli asker Gilad Şalit'in yakalanması ve esir takası anlaşması çerçevesinde serbest bırakılmadan önce yıllarca alıkonulması sürecinde yer almıştı. Sinvar'ın kardeşi ve onunla birlikte hapisten çıkan yoldaşları, ayrıca hareket içindeki ‘kredisi’, askeri kanadın kapılarının yeni gelen kişiye açılmasına katkıda bulundu. Mansur bu faktörlerin Sinvar'ın ‘askeri ortama entegre olmasını ve kendini bulmasını’ kolaylaştırdığını söylüyor.

Şalit ve anlaşma

İsrailli asker Şalit'in esir alınması ve ardından esir takası anlaşması için yapılan görüşmeler, Sinvar için birçok gerçeği değiştirdi. Hem onun hem de arkadaşlarının kaderini değiştirdi. Sinvar, Hamas'ın serbest bırakılmasını talep ettiği isimler listesinin başında yer alıyordu. Şalit dosyasının getirdiği dönüşümler, Sinvar'ın cezaevleri içinde ve dışındaki konumunu güçlendirdi. Müzakere dosyasında ileri düzey roller oynamaya başladı.

Mansur, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2006 yılından önceki Sinvar ile sonraki Sinvar farklıydı. Şalit anlaşması ve sonrasında Hamas'ın Gazze'yi kontrol etmesi nedeniyle büyük bir güç merkezi haline geldi. Hamas bir bölgeyi yöneten, güç sahibi olan ve bir esir alıkoyan rejim haline geldi. Bu esir, Sinvar'ın kardeşinin elindeydi.”

Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin, Yahya Sinvar'ın ve Binyamin Netanyahu'nun resimlerinin bulunduğu ve üzerinde “Onlar oyuncak değil... Savaşı durdurun... Kimse kazanamayacak” yazılı pankart tutan bir protestocu (Getty Images)Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin, Yahya Sinvar'ın ve Binyamin Netanyahu'nun resimlerinin bulunduğu ve üzerinde “Onlar oyuncak değil... Savaşı durdurun... Kimse kazanamayacak” yazılı pankart tutan bir protestocu (Getty Images)

Mansur, Şalit anlaşmasının Sinvar'a hapishanelerde, Ahmed Yasin ve Salah Şehade dışında hiçbir Hamas liderinin sahip olmadığı bir güç verdiğine dikkat çekti.

Sinvar daha sonra bir sonraki anlaşmanın kilit ismi haline geldi. Eline geçen bu gücü hapishanelerin içinde ve dışında statüsünü, otoritesini ve karar verme yeteneğini artırmak için kullanmaya başladı. Sinvar’ın diğer mahkûmlara “Seni hapisten çıkarabilirim, seni özgür bırakabilirim” diyen biri gibi davranmaya başladığını söyleyen Mansur, “Bunu sadece kişisel nedenlerle değil, proje, düşünce ve öncelikleriyle ilgili farklı kriterleri olduğu için uyguladı” dedi.

İsrail ve Hamas arasındaki esir takası anlaşması için yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedilmişti ki, Sinvar görüşmelere dahil oldu ve çıktılarını reddetti. Bunun üzerine görüşmeler yeni bir yola girdi. Devle, Şalit anlaşmasından sorumlu İsrailli müzakerecinin ‘hapishanelere geldiğini ve büyük bir nüfuza sahip görünen Yahya es-Sinvar ile doğrudan görüştüğünü’ hatırlıyor.

Beyin tümörü ve helikopterle özel kurtarma

Esir takası görüşmeleri ivme kazanıp sona yaklaşırken, Sinvar bir sağlık sorunu yaşadı ve ölümle burun buruna geldi. Bu durum hesapları karıştırdı ve özellikle İsrail tarafında endişeye yol açtı. Çünkü Sinvar, müzakerelerde başrol oyuncusuydu. Sağlık durumu kötüleşince İsrail'in güneyindeki Beerşeba Hapishanesi’ndeki arkadaşları onu hapishane kliniğine gitmeye ikna etti. Bu konuda Sinvar’ın inatçı olduğunu söyleyen Devle, “Cezaevi yönetimini kullanmayı hep reddetti” dedi. Durumunun kötüleşmesi ve bilincini kaybetmesi üzerine mahkûm arkadaşlarının onu kliniğe götürmek zorunda kaldığını belirten Devle, “Durumu kötüleşince onu gitmeye zorladılar” diye konuştu.

Sinvar'ın o gün Beerşeba Hapishanesi kliniğine gelmesi, cezaevi yönetiminde büyük bir karışıklığa neden oldu. Cezaevi yönetimi derhal olağanüstü hâl ilan ederek Sinvar'ın tutulduğu bölümü kapattı. Sinvar’ın yaşadığı sağlık sorununa eşlik eden o anların ayrıntılarını anlatan Devle, “Beerşeba Hapishane yönetiminden bir temsilci geldi. Bize Sinvar'ın durumunun kötü olduğuna dair belirtiler olduğunu söyledi” ifadelerini kullandı. Devle’ye göre bir helikopter hapishanenin uçak pistine indi ve Sinvar'ı Soroka Hastanesi'ne götürdü. Sinvar burada ameliyata alındı. Doktorlar kafasında iyi huylu bir tümör buldular ve onu derhal çıkardılar. Sinvar ‘çok karmaşık ve tehlikeli’ bir ameliyat geçirdi ve bu sırada ölümle burun buruna geldi.

Helikopterin Sinvar’ı kurtarma operasyonuna katılması, üç eski mahkûmun çelişkili ifadeler vermesine neden olan istisnai bir olaydı. Devle, Sinvar vakasının kendisinin hapishanede kaldığı süre zarfında bir ilk olduğunu söylerken, Mansur olayı iyi hatırlamadığını belirtti. Talib ise Sinvar’ın helikopterle hastaneye kaldırıldığı iddiasını reddetti. Talib, o sırada cezaevi yetkilileri tarafından alınan tüm önlemlerin ‘gayet normal bir çerçevede’ olduğunu vurguladı.

İsraillilerin bugün bile Sinvar için yapılanlardan dolayı ‘utanç duyduklarını’ belirten Mansur, dönemin İsrail Cezaevi Servisi ve Cezaevi İstihbarat Müdürü'nün son dönemde birçok kez ‘Sinvar'ın hayatını kurtardıkları için duydukları pişmanlığı’ dile getirdiklerini söyledi.

İsrail'in Sinvar'ın hastalığını ele alış biçimi, Sinvar'ın sağlık durumunun Şalit anlaşmasının son aşamalarına ağır gölge düşüreceğinden korkan İsrailliler arasında büyük bir kafa karışıklığı yaşandığına işaret ediyordu. Mansur, bununla ilgili olarak “Dünyada hiç kimse Sinvar'a suikast düzenlemediklerine ya da onu tasfiye etmediklerine inanmazdı. Bunun da anlaşma üzerinde büyük etkileri olurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Sinvar, Bergusi ve Saadat aynı çatı altında

İsrail'in kuzeyindeki Hadarim Hapishanesi, Sinvar'ı Mervan Bergusi ve Ahmed Saadat gibi Filistinli önde gelen liderlerle bir araya getirdi. Üç büyük isim arasındaki ilişki, buradaki toplu tecrit bölümünde şekillenmeye başladı. Birbirlerine büyük saygı duyuyor ve ortak bir dil bulabiliyorlardı. Mansur, “Bu onları aynı görüşe sahip yapmasa da aralarında birlikte çalışmalarını ve gelecekteki ilişkilere dair ortak vizyon belirlemelerini sağlayan bir güven ve saygı hali olduğunu düşünüyorum” diyor.

Sinvar, Bergusi ve Saadat birlikte çalıştılar. Cezaevlerinde grevler düzenlediler ve dışarıya yönelik inisiyatifler ve mesajlar hazırladılar. 2006 baharında Filistin siyaset sahnesinin iki kutbu olan El Fetih ve Hamas arasındaki geniş uçurumu kapatma girişimi olan ‘Ulusal Uzlaşı için Mahkûmlar Tüzüğü’ imzalandı.

Devle, tüzüğün imzalanmasının ardından Sinvar'a yakınlığıyla bilinen Tevfik Ebu Naim'in Hadarim Hapishanesi’nden Beerşeba Hapishanesi’ne gönderdiği bir mesajı ilettiğini ve harfi harfine “Abbas es-Seyyid'e (Kassam Tugayları’nın hapishanedeki komutanlarından biri) ve tüzüğü imzalayan kardeşlere, imzaladıkları güne pişman olacaklarını söyledi” denildiğini anlattı. Devle bunun da kendisinde Sinvar'ın tüzüğe karşı olduğu izlenimini bıraktığını belirtti. Ancak Mansur, Hamas’ın hapishanelerdeki herhangi bir uzlaşıyı Ebu İbrahim tarafından onaylanmadan onaylamayacağını düşünüyor.

Mansur, savaş sonrası senaryoları değerlendirirken, Mervan Bergusi de dahil olmak üzere mahkûmların serbest bırakılmasının El Fetih ve Sinvar'ın birlikte çalışabileceği bir ortak arayış çerçevesinde olduğunu belirtti.

2011 sonrası Kassam Tugayları

Sinvar, 2011 yılındaki takas anlaşması çerçevesinde hapisten çıktıktan sonra, Hamas saflarındaki varlığını ve askeri kanadındaki rolünü güçlendirmeye devam etti. Sinvar, 2012 yılında Hamas Siyasi Büro üyesi olarak seçildi ve hemen ardından askeri kanatla siyasi büro arasındaki irtibat noktası olma rolünü üstlendi. Sinvar, bu dönemde ordu ile olan güçlü ilişkisine güvenerek daha geniş bir rol oynamaya başladı. Hamas’ın 2017 seçimlerine kadar Gazze'deki Siyasi Bürosu’nu yönetti. Başta İsmail Heniyye olmak üzere önde gelen isimleri saf dışı bıraktı. Mansur'a göre Sinvar hapisten çıktıktan sonra ‘Gazze'ye hâkim olmada, yönetmede ve olayları şekillendirmede bir numara olmayı’ benimsedi.

Halil el-Hayya, İsmail Heniyye ve Yahya Sinvar Refah Sınır Kapısı’nı ziyaret ederken, 19 Eylül 2017 (Reuters)Halil el-Hayya, İsmail Heniyye ve Yahya Sinvar Refah Sınır Kapısı’nı ziyaret ederken, 19 Eylül 2017 (Reuters)

Sinvar, 7 Ekim'den iki yıl önce yapılan yeni bir seçime kadar Hamas’ın Gazze'deki Siyasi Bürosu’nun başında kaldı ve Hamas'ın Gazze'deki lideri olarak yeniden boy gösterdi. Bu kez Sinvar ile Hamas’ın diğer üst düzey isimleri arasında kıyasıya bir rekabet başlamıştı. İç seçim görevlileri Sinvar'ın zaferini garantilemek için ‘üç ya da dört kez’ yeniden oy kullandı. Bunun ‘7 Ekim anına’ hazırlık olduğunu düşünen Mansur, “Sinvar ve Kassam Tugayları'nın birtakım planları olduğu açıktı” yorumunda bulundu.

Bu dönemde önemli roller oynayan Sinvar, ‘askeri eylemlerin geliştirilmesine eşi ve benzeri görülmemiş bir ilgi’ gösterdi. Talib, “En yüksek ses askeri çalışmalardı. O olmasaydı, Sinvar da diğerleri gibi gri bir insan olurdu” dedi.

1 numara olma hırsı

Sinvar'ın hayatında, önde gelen bir oyuncu olarak ya da tek başına göründüğü, çalışmaları ve ayrıntıları yönettiği ve nüfuzunun ve gücünün meyvelerini topladığı birçok istasyon vardı. Sinvar'ın ikinci adam olmayı kabul etmediğini düşünen Devle Şarku’l Avsat’a, “O sadece hareketin bir numaralı adamı olmayı kabul eder. Ama buna kibir demeyelim de hırsın bir sonucu diyelim. Bu hırs, onu hapisteyken her zaman hareketin birinci adamı olmaya itti” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail, son yirmi yılda Hamas liderlerine yönelik takip ve suikastlarını yoğunlaştırdı. Bu da Hamas’ın önde gelen liderlerinin sahneden uzaklaştırılıp yerlerine yeni isimlerin gelmesine zemin hazırladı. Devle, Sinvar’ın mevcut liderlerden hiçbirinin ona patronluk yapma hakkına sahip olmadığını düşündüğünü ve bunu asla kabul etmediğini söyledi.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun ilk işaretleri

Devle, "Şalit anlaşması birçok Hamas mensubunu ve ilk Kassam liderlerini kapsamıyordu. Bu yüzden hareket yetersiz kaldığını hissetti" diyen Devle, Hamas mahkumlarının anlaşmadan sonra üzgün olduklarını ve liderliğe eleştirel ve öfkeli mesajlar gönderdiklerini söylüyor. Devle "Belki de Sinvar, Şalit anlaşmasının yapamadığını düzeltmek için ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hissetmiş olabilir " şeklinde konuştu.

Kudüs'te bir caddede Yahya Sinvar ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın resminin bulunduğu ve üzerinde İbranice ‘Sizce bölünmemiz kimin işine yarar?! Şimdi birlik zamanı’ yazılı bir afiş (AFP)Kudüs'te bir caddede Yahya Sinvar ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın resminin bulunduğu ve üzerinde İbranice ‘Sizce bölünmemiz kimin işine yarar?! Şimdi birlik zamanı’ yazılı bir afiş (AFP)

Sinvar'ın tahliye sonrası Gazze'nin merkezindeki el-Kuteybe Meydanı'nda toplanan kalabalığa yaptığı ilk konuşmayı hatırlayan Talib, “’Bugün biz onları işgal ediyoruz ama onlar bizi işgal etmiyor’ dediğinde kürsüdeydim. Esir takası anlaşmasını İsrail için bir kırılma noktası olarak gördü. Bunun üzerine başka kırılma noktaları inşa edebilirdi” diye değerlendirdi.

7 Ekim öncesi birçok faktörün bir araya geldiğini ve Sinvar'ın çatışmayı ideolojik açıdan okumasını desteklediğini savunan Mansur, “Sinvar, Filistin Yönetimi ile uzlaşmayı denedi ama bunda başarısız oldu. İsrail ile asker takası anlaşmasına varmayı denedi, bunda da başarısız oldu. Kuşatmayı krımayı denedi, Gazze'nin durumundan bir çıkış yolu bulmak ve mahkumların salıverilmesini sağlamak için her yolu denedi, bunlarda da başarısız oldu. Bu yüzden geriye sadece bu seçenek kaldı. Eğer başka seçenekler olsaydı 7 Ekim gerçekleşmezdi” ifadelerini kullandı.

İsrail ve savaşın simgesi

Sinvar, Gazze'deki savaşın başlamasından bu yana, Gazze'ye yönelik askeri harekatın ana başlığı ve İsrail'in askeri ve siyasi kurumlarının peşinde koştuğu bir tür zafer imgesi haline geldi. İsrail'in kendisini bu savaşın bir ‘simgesi’ haline getirdiğini ve yaşananlardan tamamen onu sorumlu tuttuğunu düşünen Mansur, “İsrail, dünyanın aklına kazınacak Hitler, Saddam, Kaddafi, Çavuşesku ve dünyanın diğer diktatörleri gibi olacak bir imaj ve isim aramaya başladı. Bu, bütün Hamas'ı, bütün olup bitenleri ve bütün Filistin davasını bir kişiye indirgeme ve onu şeytanlaştırma girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

İsraillilerin zihninde savaşın sonunun nasıl şekilleneceğinin Sinvar'ın akıbetiyle bağlantılı olduğuna inanan Mansur, bu akıbetin ya Hamas'ın Gazze'den çıkarılması gibi Sinvar'ın bireysel ya da tüm çevresiyle birlikte ortadan kaldırılması ya da tutuklanması, tasfiye edilmesi ya da aranan biri olarak kalması şeklinde olacağını belirtti. Sinvar’ın aranan biri olarak kalmaya devam etmesinin takip operasyonlarının devam etmesi için  gerekçe haline geleceğini ve böylece Sinvar’ın tünelden yöneten isimler gibi olacağını da belirten Mansur, “Ancak İsrail'in bölge üzerindeki kontrolü arttıkça Sinvar'ın işi zorlaşacak ve başka seçeneklere yönelme olasılığı da artacaktır” dedi.

Tasfiye edilen Hamas liderleri ve hedef tahtasındaki Yahya es-Sinvar (Görsel: Arap haber ağları)Tasfiye edilen Hamas liderleri ve hedef tahtasındaki Yahya es-Sinvar (Görsel: Arap haber ağları)

Sinvar pragmatik biri mi?

Sinvar'ı tanıyanlar, onun hapishanede kaldığı sürenin bazı aşamalarında pragmatik bir politika yürüttüğünü söylüyor. Onlardan biri olan Mansur, “Bazıları onun anlaşma yapan bir kişi olmasına şaşırabilir. Önceki aşamalarda İsraillilerle anlaşmalar yaptı. Belirli aşamalarda uzlaşıya varabiliyor ve pazarlık yapıyor, ancak kendi talimatları dahilinde olması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Ancak bugün, İsrail Sinvar'ı ‘yaşayan ölü’ olarak tanımlarken, ateş ve yıkım altında gerilen Gazze Şeridi'nde yerin altında ve üstünde onu yoğun bir şekilde aramaya devam ederken, şimdi ya da gelecekte hiçbir İsrailli liderin Sinvar'ın hayatta kalmasını kabul etmeyeceğine inanan Mansur, “Kendisine duyulan nefret ve öfke, yöneltilen suçlamalar ve sorumluluklar ile İsrail'in halk arasında, basında ve küresel düzeyde yürüttüğü seferberlik, İsrail'in geri adım atmasını ya da normal bir durumda onun Gazze'de kalmasını sağlayacak bir anlaşma yapmasını imkansız hale getiriyor. İsrail onun hayatta kalmasını asla kabul edemez” öngörüsünde bulundu.

Yaklaşık 10 aydır devam eden savaşın ve yol açtığı kayıp ve yıkımın ardından, Sinvar’ın herhangi bir esneklik gösterilebileceğini düşünmeyen Talib, “Ödediği bu kadar yüksek bedelden sonra herhangi bir esneklik göstermesini beklemiyorum. Savaşla ilgili plan ve beklentilerinin, savaşın yıllarca olmasa bile aylarca devam edeceği yönünde olduğuna inanıyorum” dedi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.