Irak'ta ‘parlamento çoğunluğu’ ilkesi altında devletin İslami bir kimliğe büründürülmesi

“Şii dini mercii tarafından tavsiye edilmiştir”

Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)
Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)
TT

Irak'ta ‘parlamento çoğunluğu’ ilkesi altında devletin İslami bir kimliğe büründürülmesi

Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)
Irak Temsilciler Meclisi’nin bir oturumdan, 3 Eylül 2018 (AFP)

İyad el-Anberi

Irak’ta 1959 yılında kabul edilen 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu'nda değişiklik öngören tasarıya ilişkin tartışma, devleti İslamcı bir kimliğe büründürmek isteyenlerle, siyasal İslam ideolojisini yasalara, mevzuata ve dolayısıyla kurumlara dayatmak isteyenler arasındaki tartışmadan başka bir şey değildir. Tüm bunlar ‘demokrasi’ adı altında ve ‘çoğunluğun yönetme hakkı’ bahanesiyle yapılıyor! Değişiklik kanunu taslağı kırmızı kalemle ‘Şii dini mercii tarafından tavsiye edildi’ diye marjinalleştirildiğinde, devlete kendi iradelerini dayatmaya ve yasa yapmaya çalışanların her şeyi dini sembolizmle örttükleri açıkça anlaşılıyor.

Seçimlerin zaman aşımına uğramasının ve Temsilciler Meclisi oturumlarının devam etmesinin, devletin siyasi ve anayasal kurumların inşasını tamamlamak için ihtiyaç duyduğu yasa tasarıları ve mevzuatlara öncelik verme konusunda siyasi olgunlukla eşleşeceği varsayılıyordu. Ancak bunun tam tersi gerçekleşiyor. Temsilciler Meclisi, oylanan hükümet programı çerçevesindeki yasaları görmezden gelerek, dini hükümlerin otoritesini ve Velayet-i Fakihçilerin Irak siyasi sistemindeki gücünü göstermeyi amaçlayan yasalara yöneldi.

Anayasa Yazım Komitesi’nde siyasal İslamcı partilerden gelen isimlerin etkisinin yanı sıra, siyasi değil de dini unvanlara sahip isimlerin yer alması tesadüf değildi. Kürt siyasetçiler kendi federal gerçekliklerini istikrara kavuşturmak ve yetkilerini genişletmekle meşgul iken, siyasal İslamcıların iki endişesi vardı. Bunlardan birincisi, geçmişten duyulan korku ve geçmişin tekrarlanmasını engelleme ve diktatörlüğün yeniden canlanması için bahaneleri duymazdan gelme çabası, ikincisi ise güçlerini ve etkilerini nasıl artıracakları, iktidarda kalmaya nasıl devam edecekleriydi. Parlamenter bir sistem seçmiş olsalar da bu sistem halkın gücünü değil, siyasi oligarkların gücünü ve liderlerin yönetimini temsil ediyor. Bu federal bir sistem ama gerçekte devlet içinde bir devlet kurulmuş durumda. Buna rağmen siyasal İslamcı ideolojilerini sağlamlaştırma arzularını unutmuyorlar.

Siyasal İslamcılar Anayasa Yazım Komitesi’ndeki mevcudiyetlerinin büyük bir kısmını kullandılar. İkinci maddede, özellikle de ‘İslam’ın temel ilkeleriyle çelişen hiçbir kanun çıkarılamaz’ paragrafında kendi egemenliklerini tesis etmeye çalıştılar.

Siyasal İslamcılar Anayasa Yazım Komitesi’ndeki mevcudiyetlerinin büyük bir kısmını kullandılar. İkinci maddenin birinci fıkrasının ‘İslam dininin temel ilkeleriyle çelişen hiçbir kanun çıkarılamaz’ şeklindeki (a) bendinde kendi egemenliklerini tesis etmeye çalıştılar. Her ne kadar fıkranın ‘demokrasi ilkeleriyle çelişen hiçbir kanun çıkarılamaz’ diyen (b) bendi demokrasiye vurgu yapsa da bu madde, hukuk terminolojisinde ‘yasal hile’ ya da belki de Şii inancının, özellikle siyasi konular ve pozisyonlardaki ilkelerinden biri olan ‘takiyye kapısı’ olarak bilinen olgunun bir parçasıydı.

‘İslam dininin ilkeleri’ ile ‘demokrasinin ilkeleri’ arasındaki çelişkiyi bir araya getiren bu paradoks, siyasal İslamcı güçlerin neredeyse ‘parlamento çoğunluğu’ ilkesiyle sınırlı kalan demokrasi anlayışında yatıyor. Buna Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk oldukları ve tek bir İslam anlayışı yerine mezheplerle ve içtihatlarla Müslüman dünyası bölünmüş olduğu için ‘İslam dininin hükümleri ve sabiteleri’ üzerinde uzlaşılmadığı sürece, parlamento tarafından çıkarılan yasalara itiraz etmenin caiz olmadığı anlayışı eşlik ediyor. İslam dininin sabitelerini ve hükümlerini kim belirliyorsa parlamentoda çoğunluğa sahip olan odur ve bunlar da kesinlikle siyasal İslamcı Şii güçlerdir.

Öyle görünüyor ki siyasal İslamcı güçleri, özellikle de şu an aktif siyasal güçlerin çoğunluğunu oluşturan Şii siyasal İslamcılar temsil ettiğinden Şii siyasal İslam, parlamentoda çoğunluğun sağlanması ilkesi ile sağlamlaştırılabilecek olan Velayet-i Fakih stratejisine göre çalışıyor. Bu nedenle Şii siyasetçilerin söylemi, dini etkinlik ve bayramların dayatılması ile İslam hukukunun uygulanması çağrısını beraberinde getiren yasaların çıkarılması söz konusu olduğunda, parlamento çoğunluğu ilkesine odaklanıyor.

İslam dininin sabitelerini ve hükümlerini kim belirliyorsa parlamentoda çoğunluğa sahip olan odur ve bunlar da kesinlikle siyasal İslamcı Şii güçlerdir.

En ciddi ironi, Kişisel Statü Yasası'nda yapılan değişikliğin Şii dini mercii tarafından desteklendiği gerekçesiyle geçirilmeye çalışılmasıdır. Bu merciin kim olduğu ise şimdiye kadar açıklığa kavuşturulmadı. Yasa değişikliğini desteklediğine dair açık ve net bir fetva yayınlamayan ya da Necef'teki ofisinden resmi bir açıklama yapmayan, hatta resmi vekillerinden bile bir açıklama gelmeyen Seyyid Ayetullah Sistani mi? Ancak Sistani otoritesinin sessizliği, siyasal İslamcı güçlerin lehine olabilir. Bu durumda Sistani'nin sessizliği yasa değişikliğini ‘onayladığı’ şeklinde görülebilir mi?

Tarihsel olarak bakıldığında, 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu'nun değiştirilmesi meselesi, Irak'taki İslami hareket ile devlet arasındaki ilk ve en önemli anlaşmazlık olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bu yasa, kişisel statünün düzenlenmesinde dini kurum ve mensuplarının hegemonyasını ortadan kaldırmış ve devletin yasalarını vatandaşlık ilkesine göre modernize etme temelinde yürürlüğe girmiştir.

Dr. Raşid el-Hayun, ‘Kişisel Statü: 100 Yıl Geriye’ başlıklı makalesinde, Muhammed Bahru’l-Ulûm'un ‘Kişisel Statü Yasası Üzerine’ adlı kitabından 1960'larda en yüksek dini otoritenin Kişisel Statü Yasasına karşı olduğunu açıkladığını ve 1963 darbe yönetimine yasayı kaldırması için seslendiğini ve şöyle dediğini aktarmaktadır: “Kraliyet dönemi hükümeti daha önce İslam hukukunu ihlal eden bir kişisel statü yasası çıkarmış ve İslam hukukunu ihlal eden bu yasayı Temsilciler Meclisi'ne sunmuştu. Oğullarımdan birini milletvekilleriyle temasa geçmesi ve bu yasayı onaylamadığımı bildirmesi için gönderdim.” diyerek seslendiğini aktarıyor.

sdcwev
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani (Reuters)

Irak’ta 2003 yılında rejimin değişmesi ve Yönetim Konseyi'nin kurulmasının ardından mesele, devletle Şiiler arasında kişisel bir siyasi-dini çekişmeye dönüştü. Özellikle 2004 yılında, Sayın Abdulaziz el-Hekim'in dönüşümlü başkanlığı döneminde, Kişisel Statü Kanunu'nun kaldırılması için 137 sayılı karar önerildi, ancak karar Yönetim Konseyi'ne katılan siyasilerin şiddetli muhalefetiyle karşılaştı ve reddedildi. Bunun üzerine dini güçler de vatandaşlık ve kadın hakları ilkesine göre ileri hakları düzenleyen bir yasaya karşı intikam arayışını sürdürdü. İntikamlarını 2005 Anayasası’nın 41’inci maddesinde yer alan ‘Iraklılar dinlerine, mezheplerine, inançlarına ya da tercihlerine göre kişisel statülerine bağlı kalmakta özgürdürler ve bu durum kanunla düzenlenir’ hükmüyle aldılar.

Nuri el-Maliki hükümetinin ikinci döneminde Adalet Bakanlığı İslami Fazilet Partisi'nin bir parçasıydı ve dönemin bakanı, partinin liderlerinden biriydi. Dolayısıyla ‘Caferi Kişisel Statü Yasası'nı kabul ederek, siyasal İslamcı partisi için siyasi bir kazanım elde etmek istedi.

Caferi Kişisel Statü Yasası 23 Ekim 2013 tarihinde dönemin Adalet Bakanlığı tarafından onaylanarak Bakanlar Kurulu'nda oylamaya sunulmuştur. Bakanlar Kurulu aynı yılın aralık ayında yasanın onaylamasını ertelese de 2014 şubatında yasayı onaylayarak Temsilciler Meclisi'ne sevk etti. Bu onay, yargı ve kanunları mahkeme ve hakimlerin yetkisinden hukukçuların yetkisine kaydırmak amacıyla Kişisel Statü Kanunu'nda değişiklik yapılmasına yönelik bir mahkumiyetten ziyade, İslami Fazilet Partisi ile dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki arasındaki siyasi bir anlaşma olabilir.

Eğer siyasal İslamcı güçler önümüzdeki dönemlerde Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu kaybederse, hala demokrasiye inanmaya devam edecekler mi?

Hukuki ayrıntılara girmeden ve 1959 tarihli 188 sayılı Kişisel Statü Kanunu'nun hükümleri ile önerilen değişiklikleri karşılaştırmaya girmeyeceğim. Önerilen kanun, Şii siyasal İslamcı güçlerin, hukukçuların bireylerin özel alanına nüfuz etme ve onları devletin vatandaşı olmaktan ziyade Şii veya Sünni mezhebinin tebaası haline getirme yetkisi aracılığıyla, devleti İslamileştirmeye çalıştıkları mevzuat ve kanunlara hâkim oldukları bir dizi olayı yansıtmaktadır.

Siyasal İslamcılar, içki yasağı maddesinin ‘Belediye Gelirleri Düzenleme Yasası’ adı verilen bir yasaya dahil edilmesi ile içki yasağı yasasını çıkarmayı başardılar. Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin değişikliği kabul etme ve Temsilciler Meclisi’nden geçirme konusundaki ısrarlarının ardından, belki de Kişisel Statü Yasası'ndaki değişiklik taslağını geçirmeyi de başarırlar. Bir sonraki adım, Federal Yüksek Mahkeme üyeleri arasında İslam hukuku uzmanlarının bulunmasını öngören Anayasa'nın 92’nci maddesi uyarınca, Federal Mahkeme Kanunu'nu onaylamak olabilir. Böylece Federal Yüksek Mahkeme'ye siyasal İslamcı partilerden ve akımlardan hukukçuların atanması arzusu da yerine getirilmiş olacaktır.

Siyasal İslamcı güçler için tüm bu ‘zaferler’ ‘parlamento çoğunluğu’ başlığı altında sıralanıyor. Ancak geriye şu önemli soru kalıyor: Eğer siyasal İslamcı güçler önümüzdeki dönemlerde Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğu kaybederse, hala demokrasiye inanmaya devam edecekler mi, yoksa demokrasiye ve demokrasiyi uygulama ilkesine ‘ölü eti yemek gibi’ diyerek karşı mı çıkacaklar?

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi kim?

Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)
Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)
TT

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi kim?

Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)
Irak hükümetini kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi (WAA)

Bağdat’taki Şii parti liderleriyle yakın ilişkilerine ve aday Başbakan Ali Faleh Kazım ez-Zeydi’nin finansal yatırımlarına rağmen, bu durum onun siyasetle doğrudan ilgilenmeyen geniş halk kesimleri tarafından tanınmasını sağlamadı.

Güvenilir kaynaklar, ez-Zeydi’nin iktidar içindeki ve dışındaki siyasi ve finansal figürlerle çok sayıda ortaklığa sahip olduğunu aktarıyor. Onu yakından tanıyan çevreler, kendisini “son on yılda finansal olarak zenginler kulübüne giren genç isim” olarak tanımlıyor ve sosyal yardımlar yaptığını belirtiyor.

1986 doğumlu, Bağdatlı ve hukuk fakültesi mezunu olan ez-Zeydi’nin kamuoyunda görünmeyi tercih etmediği biliniyor. Buna rağmen, 2010–2014 yılları arasında seçim yarışlarına katılan Sünni Karbuli kardeşlerden Cemal ve Muhammed Karbuli’den “Dicle” televizyon satın aldı.  

Eğer ez-Zeydi hükümeti kurmayı başarırsa, 2004’ten bu yana göreve gelen en genç başbakan olacak.

“Siyasal Çerçeve Koalisyonu” (el-İtar et-Tensiki), uzun süren kriz ve yaklaşık beş aylık müzakerelerin ardından ez-Zeydi’yi başbakan adayı olarak sunarak birçok Iraklıyı şaşırttı. Çünkü ismi daha önce olası adaylar arasında yer almıyordu.

Mali faaliyetler

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Ali ez-Zeydi, Irak Borsası’nda işlem gören ve 2016’da kurulan “Güney İslami Bankası (BJAB)” adlı yatırım ve finans kuruluşunun sahibi ve yönetim kurulu başkanıydı. Banka, 2024 Şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kara para aklama suçlamalarıyla yaptırım listesine alınmasının ardından, yönetimden çekildi ve görevi kardeşlerinden birine devretti. Bu süreçte Irak Merkez Bankası da bankanın dolar erişimini kısıtladı.

sdhyt
Irak’ta hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan ve Ali ez-Zeydi’nin başbakan olarak seçildiği toplantıdan bir kare (Siyasal Çerçeve Koalisyonu)

Ez-Zeydi ayrıca “Al-Owais Grubu”nun sahibidir. Şirket, internet sitesine göre gıda, tarım ve hayvancılık, inşaat, baskı, güvenlik, elektronik ve petrol dahil 15 farklı şirkete sahiptir. Ancak şirket sahibi veya kuruluş yılı belirtilmemektedir.

Tapu kayıtlarına göre şirket 2007’de kurulmuş, daha sonra yeniden yapılandırılarak 99 milyar Irak dinarı (yaklaşık 75 milyon dolar) sermayeli özel anonim şirkete dönüştürülmüştür. Ayrıca 2018’de 2 milyar dinar sermayeli bir petrol hizmetleri şirketi kurulmuştur.

Irak Borsası verilerine göre “Güney İslami Bankası”, 2016’da 250 milyar dinar (yaklaşık 191 milyon dolar) sermaye ile kurulmuş; bu durum, bankanın sermayesinin bir gıda sepetinin maliyetinden bile düşük olduğu yönünde eleştiriler doğurmuştur.

Şirketin toplam yatırımlarının 500 milyon dolara ulaştığı, ayrıca Ticaret Bakanlığı’nın gıda sepeti tedarik sözleşmeleri ile Savunma Bakanlığı’na günlük 300 bin askere gıda temini anlaşmalarını yürüttüğü belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl “Şaab Üniversitesi” adında özel bir üniversite de açılmıştır.

Ez-Zeydi’ye yakın kaynaklar, onun eğitim ve medya alanlarında da yatırımları bulunduğunu; bunlar arasında Şaab Üniversitesi, “İştar Tıp Enstitüsü” ve Dicle televizyon kanalının yer aldığını aktarıyor.

Bazı kaynaklara göre Ticaret Bakanlığı, Saddam Hüseyin döneminden kalan ve “petrol karşılığı gıda” anlaşması kapsamında yürütülen gıda sepeti programı için Al-Owais şirketiyle sözleşme yapmıştır. Vatandaşlar ise gıda kalitesinin düşük olmasından ve teslimat gecikmelerinden sıkça şikâyet etmektedir.

Son yıllarda programın kapsamının daraltıldığı ve yaklaşık 18 milyon kişiye indirildiği, bunun gerekçesi olarak ise yüksek gelirli kesimlerin sistemden çıkarılması gösterilmektedir.

Şirketler grubu

Diğer bilgilere göre, Ali ez-Zeydi’nin adına kayıtlı 15 şirket bulunmaktadır. Bu şirketlerin başlangıç sermayeleri toplamda 282 milyar dinar Irak dinarını aşmaktadır. Şirketler; inşaat, gayrimenkul, turizm, petrol ve enerji, gıda sanayisi, cam üretimi, tarım ve hayvancılık, yükseköğretim, sağlık hizmetleri ve finans gibi geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.

xsdvgrt
Ali ez-Zeydi’nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhurbaşkanlık Ofisi)

En dikkat çeken şirketlerden biri, Irak ordusunun gıda tedarikini sağlayan ve gıda kartı ürünlerini ithal eden “Al-Owais” şirketidir. Ayrıca “Şaab Üniversitesi” de bu grubun önemli projeleri arasında yer almaktadır.

Ez-Zeydi’nin şirketi, Irak ordusuna 41 çeşit kuru ve taze gıda sağlayan anlaşmalar kapsamında yaklaşık 300 bin askerin beslenmesinden sorumludur.

Diğer önemli proje ise “gıda sepeti” programıdır. Bu kapsamda Al-Owais şirketi ile Irak Devlet Gıda Ticaret Şirketi arasında yapılan anlaşma ile 40 milyon kişiye yönelik 7 temel gıda maddesinin tedariki gerçekleştirilmektedir.


Orta Darfur'daki bir mülteci kampına İHA’lı saldırı: Ölü ve yaralılar var

Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)
Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)
TT

Orta Darfur'daki bir mülteci kampına İHA’lı saldırı: Ölü ve yaralılar var

Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)
Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na yönelik saldırı (Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altındaki Darfur bölgesinin orta kesimlerinde yer alan Zalinci şehrinde Hamidiye İç Göç Kampı'na dün insansız hava aracı (İHA) ile düzenlenen saldırıda 15 kişi yaralandı. Bu bilgi bölgede faaliyet gösteren Darfur Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi tarafından aktarılırken bir insan hakları örgütü ise saldırıda 6 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Adem Rical, yaralılar arasında durumu ağır olanların bulunduğunu belirterek saldırının evlerde hasarın yanı sıra kadınlar ile çocuklar arasında büyük paniğe yol açtığını söyledi.

Rical, merkezin resmi Facebook sayfası üzerinden yaptığı açıklamada gıda, ilaç ve barınak malzemeleri taşıyan insani yardım konvoylarının hedef alınmasının yanı sıra pazarlar ve sağlık merkezlerine yönelik saldırıların, sivillerin hayatını tehdit eden ve insani yardımın ulaşımını engelleyen ciddi bir tırmanma olduğunu vurguladı.

Darfur bölgesinde faaliyet gösteren gönüllü sivil bir kuruluş olan Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi, bu saldırıları en sert ifadelerle kınarken siviller ile insani altyapının hedef alınmaya devam etmesinin yerinden edilmiş kişilerin hayatı için doğrudan tehlike oluşturduğu uyarısında bulundu.

Rical, Birleşmiş Milletleri (BM), Afrika Birliği'ni (AfB), insan hakları ve insani yardım kuruluşlarını sivilleri korumak, yardımın ulaşımını sağlamak ve sorumluları hesaba çekmek amacıyla bağımsız bir uluslararası soruşturma açılması için acilen harekete geçmeye çağırdı.

İnsani durum

Bir insan hakları kuruluşu olan Acil Durum Avukatları Heyeti, Hamidiye Kampı'na yönelik hava saldırısında 6 kişinin hayatını kaybettiğini ve onlarca kişinin çeşitli derecelerde yaralandığını açıkladı.

Heyet tarafından Facebook üzerinden yapılan açıklamada kampın savaştan kaçan binlerce yerinden edilmiş kişiye, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan bu mağdurlara, ev sahipliği yaptığı belirtildi.

Heyetin açıklamasında ayrıca bölgedeki insani durumun daha da kötüleşmesine yol açan ve sivillerin hayatını doğrudan tehlikeye sokan sivil altyapının tekrar tekrar hedef alınmasına ilişkin ciddi endişeler dile getirildi.

Heyet açıklamasında bu saldırının, kamp içindeki hizmetleri sekteye uğratarak yerinden edilmiş kişilerin barınma, sağlık ve beslenme hizmetlerinin sürekliliğini tehdit etmesi nedeniyle hedefleme anını çok aşan ağır insani sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en kırılgan kesimleri derinden etkileyen bu durum, mevcut insani krizi daha da derinleştiriyor.

Heyet, gelişigüzel hava bombardımanının derhal durdurulması, yardım ulaştırılması ve tıbbi tahliye için acil ve güvenli insani koridorların açılması, sivillerin ve insani altyapının korunmasının sağlanması ile bunların askeri operasyonlardan tamamen uzak tutulması yönündeki taleplerini yineledi. Çatışma bölgelerindeki siviller için asgari koruma gerekliliklerinin güvence altına alınmasını talep etti.

Saldırı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin geçtiğimiz cuma günü Kuzey Darfur'a giden insani yardım malzemeleri taşıyan bir konvoyu hedef alan İHA’lı saldırıyı kınamasının ardından Darfur'daki yerinden edilmiş kişileri hedef alan en son saldırı olarak kayıtlara geçti.

Askeri operasyonlar

Öte yandan sahada, Darfur Valisi Minni Minnawi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM-MM) Komutanı Faysal Salih Zekeriya, güçlerinin farklı cephelerde tam hazırlık düzeyine ulaştığını teyit ederek mevcut aşamanın gerekliliklerine göre Darfur bölgesindeki askeri operasyonları sürdürmeye tamamen hazır olduklarını açıkladı.

dfvrfb
SLM-MM Komutanı Faysal Salih Zekeriya (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)

SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi’nin aktardığı açıklamada Zekeriya, komutası altındaki güçlerin ‘görevleri yerine getirmek üzere harekete geçmek için askeri komuta talimatlarını beklediğini’ ifade etti. Zekeriya, El-Faşir şehri muharebelerinin operasyonlar sürecinde kritik bir dönüm noktası oluşturduğunu ve şehrin kurtarılmasının bölgedeki genel güvenlik durumuna olumlu yansıyacağını da vurguladı.

Kordofan'ın batı cephesindeki kuvvetlerin ise ‘kararlılık ve sebatla gelecekteki her türlü muharebeye hazır olduğuna’ dikkati çekti.

Zekeriya sözlerini şöyle sürdürdü:

“El-Faşir'deki ihlaller, savaşı sonuçlandırmak ve ülke toprakları üzerinde tam kontrolü yeniden tesis etmek amacıyla Sudan ordusu ile Ortak Kuvvetler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi yoluyla acil adımlar atılmasını gerektiriyor.”

Daha önce HDK'ya karşı Sudan ordusu saflarına katılan silahlı mücadele hareketlerinden oluşan Ortak Kuvvetler, Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Minni Minnawi liderliğindeki SLM’den oluşuyor.

sdvbrt
SLM-MM’ye bağlı birlikler (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)

 


Orta Darfur'daki bir mülteci kampına İHA’lı saldırı: Ölü ve yaralılar var

Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na İHA saldırısı (Yerinden Edilmişler ve Mülteciler Koordinasyonu)
Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na İHA saldırısı (Yerinden Edilmişler ve Mülteciler Koordinasyonu)
TT

Orta Darfur'daki bir mülteci kampına İHA’lı saldırı: Ölü ve yaralılar var

Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na İHA saldırısı (Yerinden Edilmişler ve Mülteciler Koordinasyonu)
Orta Darfur'daki Hamidiye Mülteci Kampı'na İHA saldırısı (Yerinden Edilmişler ve Mülteciler Koordinasyonu)

Sudan Darfur’daki “Yerinden Edilmişler ve Mülteciler Genel Koordinasyonu”nun aktardığına göre, “Hızlı Destek Kuvvetleri”nin kontrolü altında olan bölgede, Orta Darfur’un Zalinci kentinde bulunan El-Hamidiyye yerinden edilmişler kampına yönelik dün gerçekleşen insansız hava aracı (İHA) saldırısında 15 kişi yaralandı. Bir insan hakları örgütü ise saldırıda 6 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Adem Rical, yaralılar arasında durumu ağır olanların bulunduğunu belirterek, saldırının evlerde hasarın yanı sıra kadınlar ve çocuklar arasında büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Rical, merkezin resmi Facebook sayfası üzerinden yaptığı açıklamada gıda, ilaç ve barınak malzemeleri taşıyan insani yardım konvoylarının hedef alınmasının yanı sıra pazarlar ve sağlık merkezlerine yönelik saldırıların, sivillerin hayatını tehdit eden ve insani yardımın ulaşımını engelleyen ciddi bir tırmanma olduğunu vurguladı.

Darfur bölgesinde faaliyet gösteren gönüllü sivil kuruluş olan Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Genel Koordinasyon Merkezi, bu saldırıları en sert ifadelerle kınarken, sivillerle insani altyapının hedef alınmaya devam etmesinin yerinden edilmiş kişilerin hayatı için doğrudan tehlike oluşturduğu uyarısında bulundu.

Rical, Birleşmiş Milletleri (BM), Afrika Birliği'ni (AfB), insan hakları ve insani yardım kuruluşlarını sivilleri korumak, yardımın ulaşımını sağlamak ve sorumluları hesap sormak amacıyla bağımsız bir uluslararası soruşturma açılması için acilen harekete geçmeye çağırdı.

İnsani durum

Bir insan hakları kuruluşu olan Acil Durum Avukatları Heyeti, Hamidiye Kampı'na yönelik hava saldırısında 6 kişinin hayatını kaybettiğini ve onlarca kişinin çeşitli derecelerde yaralandığını açıkladı.

Heyet tarafından Facebook üzerinden yapılan açıklamada kampın savaştan kaçan binlerce yerinden edilmiş kişiye, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan mağdurlara, ev sahipliği yaptığı belirtildi.

Heyetin açıklamasında ayrıca bölgedeki insani durumun daha da kötüleşmesine yol açan ve sivillerin hayatını doğrudan tehlikeye sokan sivil altyapının tekrar tekrar hedef alınmasına ilişkin ciddi endişeler dile getirildi.

Heyet açıklamasında bu saldırının, kamp içindeki hizmetleri sekteye uğratarak yerinden edilmiş kişilerin barınma, sağlık ve beslenme hizmetlerinin sürekliliğini tehdit etmesi nedeniyle hedefleme anını çok aşan ağır insani sonuçlar doğurduğu vurgunladı. Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en kırılgan kesimleri derinden etkileyen bu durum, mevcut insani krizi daha da derinleştiriyor.

Heyet, gelişigüzel hava bombardımanının derhal durdurulması, yardım ulaştırılması ve tıbbi tahliye için acil ve güvenli insani koridorların açılması, sivillerin ve insani altyapının korunmasının sağlanması, bunların askeri operasyonlardan tamamen uzak tutulması yönündeki taleplerini yineledi. Çatışma bölgelerindeki siviller için asgari koruma gerekliliklerinin güvence altına alınmasını talep etti.

Saldırı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin geçtiğimiz cuma günü Kuzey Darfur'a giden insani yardım malzemeleri taşıyan bir konvoyu hedef alan İHA’lı saldırıyı kınamasının ardından Darfur'daki yerinden edilmiş kişileri hedef alan son saldırı olarak kayıtlara geçti.

Askeri operasyonlar

Öte yandan sahada, Darfur Valisi Minni Minnawi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM-MM) Komutanı Faysal Salih Zekeriya, güçlerinin farklı cephelerde tam hazırlık düzeyine ulaştığını teyit ederek, mevcut aşamanın gerekliliklerine göre Darfur bölgesindeki askeri operasyonları sürdürmeye tamamen hazır olduklarını açıkladı.

SLM-MM Komutanı Faysal Salih Zekeriya (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)SLM-MM Komutanı Faysal Salih Zekeriya (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)

SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi’nin aktardığı açıklamada Zekeriya, komutası altındaki güçlerin ‘görevleri yerine getirmek üzere harekete geçmek için talimat beklediğini’ ifade etti. Zekeriya, El-Faşir şehri muharebelerinin operasyonlar sürecinde kritik bir dönüm noktası oluşturduğunu ve şehrin kurtarılmasının bölgedeki genel güvenlik durumuna olumlu yansıyacağını da vurguladı.

Kurdufan'ın batı cephesindeki kuvvetlerin ise ‘kararlılık ve sebatla gelecekteki her türlü muharebeye hazır olduğuna’ dikkati çekti.

SLM-MM’ye bağlı birlikler (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)SLM-MM’ye bağlı birlikler (SLM-MM Basın Sözcülüğü Ofisi)

Zekeriya sözlerini şöyle sürdürdü:

“El-Faşir'deki ihlaller, savaşı sonuçlandırmak ve ülke toprakları üzerinde tam kontrolü yeniden tesis etmek amacıyla Sudan ordusu ile Ortak Kuvvetler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi yoluyla acil adımlar atılmasını gerektiriyor.”

Daha önce HDK'ya karşı Sudan ordusu saflarına katılan silahlı mücadele hareketlerinden oluşan Ortak Kuvvetler, Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Minni Minnawi liderliğindeki SLM’den oluşuyor.