Mısır ve İsrail arasında tırmanan Philadelphia Koridoru krizi için ‘uzlaşı’ arayışı

Uzmanlara göre Kahire, Gazze’de ateşkese ulaşılması için Tel Aviv'in kademeli olarak geri çekilmesini kabul edebilir

Philadelphia Koridoru (Times of Israel)
Philadelphia Koridoru (Times of Israel)
TT

Mısır ve İsrail arasında tırmanan Philadelphia Koridoru krizi için ‘uzlaşı’ arayışı

Philadelphia Koridoru (Times of Israel)
Philadelphia Koridoru (Times of Israel)

Mısır ve İsrail arasında tırmanan Philadelphia (Salahaddin) Koridoru krizi, Kahire'nin İsrail askerlerinin sınır şeridindeki varlığını reddetmesi ve Tel Aviv'in Hamas'a silah kaçakçılığı yapılmasını önleme gerekçesiyle askerlerin kalmasında ısrar etmesi arasında halen uzlaşıya varılamaması nedeniyle Gazze Şeridi'nde bir ateşkes anlaşmasına ulaşılmasının önündeki en büyük engel haline geldi.

ABD, ‘uzlaşı’ için bir öneride bulunarak krize müdahale etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bunu ‘bir atılımın işareti’ olarak değerlendirdiler. Uzmanlara göre Kahire, Gazze’de ateşkes anlaşmasına varılması için İsrail'in Philadelphia Koridoru’ndan kademeli olarak çekilmesini, bunun esir takası anlaşmasının sonraki aşamalarında tam bir çekilmeye yol açması koşuluyla kabul edebilir.

İsrail ordusunun 1967-2005 yılları arasında Gazze Şeridi'ni işgali sırasında oluşturduğu, yer yer 100 metre genişliğindeki 14 kilometrelik Gazze Şeridi ile Mısır sınırı boyunca uzanan bir sınır şeridi olan Philadelphia Koridoru, Kahire ve Tel Aviv arasında 1979 yılında imzalanan Camp David Anlaşması uyarınca tampon bölge olarak kabul ediliyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun geçtiğimiz yılın sonlarında yaptığı ve Kahire'nin ‘iki ülke arasındaki ilişkileri tehdit eden kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ‘sınır şeridini kontrol etme’ arzusunu ima eden açıklamalarının ardından bu yana Mısır ve İsrail arasındaki Philadelphia Koridoru krizi devam ediyor. Mısır Devlet Enformasyon Servisi Başkanı Ziya Raşvan tarafından daha önce yapılan resmi açıklamaya göre Kahire, İsrail askerlerinin Philadelphia Koridoru’nda konuşlu olmasını ‘iki ülke arasındaki ilişkileri tehdit eden bir kırmızı çizgi’ olarak değerlendiriyor.

sxcdvfe
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Mısır sınırı yakınlarında bulunan Refah şehrinde Philadelphia Koridoru boyunca oynayan Filistinli çocuklar (AP)

Mısır ve İsrail arasındaki gerginlik mayıs ayında İsrail'in Gazze Şeridi ile Mısır arasında bulunan Refah Sınır Kapısı’nın kontrolünü ele geçirmesiyle tırmanmıştı. Mısır, İsrail'in Philadelphia Koridoru’ndaki askeri varlığını reddettiğini defalarca kez yinelerken, İsrail, askerlerini burada kalmasında ısrar ediyor.

Büyük bir ikilem

ABD Başkanı Joe Biden, krizi çözmek amacıyla Netanyahu'dan İsrail askerlerini Mısır ve Gazze arasındaki sınır bölgesinden çekmesini istedi. ABD merkezli haber sitesi Axios, cuma günü kimliği açıklanmayan üç İsrailli yetkilinin Netanyahu'nun Biden'ın talebini kısmen kabul ettiğini söylediklerini aktardı.

Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Muhammed İbrahim ed-Duveyri, Philadelphia Koridoru krizinin Gazze Şeridi’nde ateşkes için yapılan müzakerelerdeki temel ikilem ve anlaşmazlık noktalarından biri olduğunu vurguladı. Krizin çözümünün ‘ateşkes anlaşmasına varılmasının anahtarı’ olarak tanımlayan Duveyri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Biden’ın Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani ve İsrail Başbakanı Netanyahu ile son dönemde yoğunlaşan temaslarının ‘bu ikilemi çözmeyi amaçladığını’ söyledi.

sx dvfebrnt
İsrail'in Mısır-Refah sınırı yakınlarında düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 6 Mayıs 2024 (AP)

Reuters'ın Beyaz Saray'a dayandırdığı habere göre Biden, Gazze'de bir türlü sağlanamayan ateşkes için cuma akşamı Katar ve Mısır liderleriyle telefonda görüştü. Bu görüşmeler, Kahire'de başlayan Gazze’de ateşkes için yeni müzakere turuyla aynı zamana denk geldi. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğü tarafından yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Sisi ve Başkan Biden, Gazze’de ateşkes için anlaşmaya varılması amacıyla ilgili tarafların mevcut engelleri aşmasının ve esneklik göstermesinin önemini vurguladı.

Orta yolun bulunması

Philadelphia Koridoru krizinin çözümü için sadece ABD öneride bulunmadı. İsrail basını, cumartesi günü Yediot Aharonot gazetesi tarafından yayınlanan “Tel Aviv, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınırda, Gazze ile İsrail kontrolündeki topraklar arasındakine benzer bir yeraltı duvarı örülmesini öngören bir güvenlik önerisi sundu’ şeklindeki haber de dahil olmak üzere çeşitli çözümleri dolaşıma soktu. Yediot Aharonot gazetesi, bu öneriyle ilgili tartışmaların İsrail ordusunun geçtiğimiz mayıs ayında Philadelphia Koridoru’nu kontrol altına almasından önce başladığına dikkati çekti. Gazete, “Ancak bu çözümün hayata geçirilmesi uzun zaman alabilir. Zira finansman engelini söylemeye bile gerek yok” diye yazdı.

Müzakereleri yakından takip eden Mısırlı bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail basınında dolaşan kule ya da yeraltı duvarı inşası önerilerinin doğru olmadığını vurguladı. Ancak genel bir yumuşama olduğunu söyleyen kaynak, Kahire’nin, İsrailli ve ABD’li taraflarca sunulan bazı önerilere açık olduğunu ifade etti. İsrail ordusunun konuşlanacağı yerleri belirleyen haritalarla ilgili teknik müzakerelerin yapıldığını açıklayan kaynak, Tel Aviv'in Philadelphia Koridoru ve Refah Sınır Kapısı’ndan çekilmeyi prensipte kabul ettiğini de sözlerine ekledi.

Mısırlı kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:

ABD, Mısır'la İsrail güçlerinin Philadelphia Koridoru’ndan kademeli olarak çekilmesini ve bu konuda garantiler verilmesini ve taahhütlerde bulunulmasını konuşuyor. Bu önerilerden bazıları Kahire tarafından kabul edildi. Pazar günü Kahire'de başlayacak ateşkes müzakerelerinde bu önerilerin üzerine bir şeyler inşa edilebilir.

Müzakerelerin iki aşamalı olduğunu belirten kaynak, bunlardan ilkinin Philadelphia Koridoru’ndaki, ikincisinin ise Refah Sınır Kapısı’ndaki güvenlik düzenlemeleriyle ilgili olduğunu kaydetti.

zx dfbg
İsrail'in bölgenin boşaltılması talimatı sonra Bureyc’ten kaçmaya çalışan Filistinli bir aile (Reuters)

İsrail heyeti, ateşkesin ilk aşamasında İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nde ve Philadelphia Koridoru’nda konuşlanması için önerilen yerleri gösteren haritaları Mısır'a teslim ettikten sonra cuma günü Kahire'den ayrıldı. Kahire'nin bu haritaları Mısır'daki toplantıları sırasında Hamas heyetine sunması bekleniyor.

Ateşkesin sağlanması

Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Duveyri ise Mısır'ın gerek Philadelphia Koridoru’nda gerek Refah Sınır Kapısı’nda olsun, İsrail'in hukuksuz askeri varlığının devam etmesini kesinlikle reddettiğini söyledi. İsrail ya da ABD’nin ateşkes anlaşmasını sonuçlandırmak istemesi halinde Mısır'ın en önemli koşullarından birinin bu olduğunu belirten Duveyri, bunun Mısır’ın taviz kabul etmeyen ve Hamas'ın tutumu ya da görüşüyle bağlantılı olmayan açık ve net duruşu olduğunun altını çizdi.

Duveyri, açıklamasını şöyle sürdürdü:

Nihai hedef olan ateşkes, İsrail'in Philadelphia Koridoru’ndan belirli bir zamanda tamamen çekilmesine yol açması koşuluyla, bu alanda pratik önerilerin tartışılmasına imkan verebilir.

Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı ve strateji uzmanı Samir Ragıb, Biden'ın İsrail'in iki kilometre derinliğe kadar çekilmesini önerdiğini, ancak İsrail'in sadece bir kilometre çekilmeyi kabul ettiğini söyledi. Mısır'ın nihai çözümün bir parçası olarak ara aşamada kademeli bir geri çekilmeyi kabul edebileceğini, ancak hiçbir koşulda İsrail’in sınırda kalıcı varlığını kabul etmeyeceğini belirten Ragıb, Kahire'nin Philadelphia Koridoru’na kule inşa edilmesine karşı çıktığını, Gazze’deki savaştan önce bile sensör yerleştirilmesine itiraz ettiğini ve İsrail'in sınırı güvence altına alma ya da kendi toprakları üzerindeki egemenliğini ihlal etme suçlamalarını reddettiğini belirtti.

zascdv
Gazze Şeridi'ndeki İsrail askerleri (Reuters)

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre İsrail'in krizi çözmeye yönelik önerileri arasında Mısır-Filistin sınırına sensörler ve kameralar yerleştirilmesi ya da sınıra gözetleme kuleleri dikilmesi de yer alıyor. Gazete, Mısır’ın Philadelphia Koridoru’nda herhangi bir sayıda gözlem kulesinin İsrail'e askeri kontrol sağlayacağı gerekçesiyle her iki öneriyi de reddettiğini vurguladı.

İhtiyatlı iyimserlik

İsrail, zaman zaman Gazze Şeridi sınırından silah kaçakçılığı yapıldığını iddia ediyor. Mısır, Philadelphia Koridoru’ndaki varlığını haklı göstermek için bu iddiaları defalarca reddetti. Duveyri, Kahire’nin bu bölgedeki tüm tünellerin kapatılmasına yol açan entegre önlemler aldığını, bunun da olası kaçakçılık operasyonlarının durdurulduğu anlamına geldiğini söyledi.

Mısır, İsrail'in sınırdaki tünellerin kaçakçılık için kullanıldığı yönündeki iddialarını defalarca kez yalanladı. Mısır Devlet Enformasyon Servisi (SIS) Başkanı geçtiğimiz ocak ayında yaptığı bir basın açıklamasında Mısır'ın Sina Yarımadası’nda yürüttüğü terörle mücadele çabaları çerçevesinde Gazze Şeridi ile arasındaki 14 kilometrelik sınır duvarını yerin 6 metre üstünde ve 6 metre altında beton bir duvarla güçlendirerek Sina Yarımadası ve Refah arasında üç bariyer oluşturduğunu ve böylece yerin üstünde ya da altında herhangi bir kaçakçılık faaliyetini imkansız hale getirdiğini söyledi.

Öte yandan Mısırlı kaynak, Kahire’nin bazı önerileri ve görüşleri kabul ettiğini, Hamas'a detaylar hakkında bilgi verildiğini, İsrail'in çekileceği yerlerin tam bir haritasının sunulduğunu ve önümüzdeki dönemde bu konuların gözden geçirilmesi için çalışmalara başlanacağını belirtti.

İsrail basınında, Kahire ve Tel Aviv'in barış anlaşmasını ya da güvenlik protokolünü değiştirmek istediklerine dair yer alan haberleri yalanlayan Mısırlı kaynak, bu iddiaların doğru olmadığını ve şu anda İsrail ordusunun konuşlanacağı yerlerin ayrıntılı haritaları ile Netzarim ve Philadelphia koridorlarından, Refah Sınır Kapısı’ndan ve Mısır'a sınırındaki stratejik temas noktalarından çekilmeyle ilgili güvenlik düzenlemeleri üzerinde çalışıldığını açıkladı. Kaynak, “Mısır ve İsrail için işler yolunda gibi görünürken, Gazze'de nihai bir ateşkes anlaşmasına varılması konusunda iyimserlik ihtiyatlı bir şekilde devam ediyor” diye ekledi.



Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
TT

Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)

Nebil Fehmi

Ulusal güvenlik hiçbir zaman statik bir kavram olmamıştır. Toprakları korumaktan ve siyasi sistemin hayatta kalmasını sağlamaktan, ekonomik dayanıklılığı, teknolojiyi, bilgiyi, toplumu ve hatta tedarik zincirlerini yönetmeye kadar genişlemiştir. Mevcut çok kutuplu çağda, bölgesel ve küresel güvenlik derinden iç içe geçmiştir. Güç kullanımına artan bağımlılık, uluslararası düzeni daha parçalı, daha rekabetçi ve daha az yönetilebilir hale getirebilir.

Ulusal güvenlik fikri

Özünde ulusal güvenlik, bir devletin siyasi otoritesini, toprak bütünlüğünü ve hayatta kalması için gerekli koşulları koruma çabasını temsil eder. Geçmiş zamanlarda bu, öncelikle işgale karşı askeri savunma ve bazen de emperyal veya sömürgeci nüfuzu koruma anlamına geliyordu. Zamanla, devletler savaşın tek tehdit olmadığını fark ettikçe kavram genişledi. Ekonomik şoklar, iç istikrarsızlık, ideolojik rekabet, siber saldırılar ve enerji bağımlılığı da bir devletin hayatta kalmasını tehdit edebilirdi.

Bu daha geniş anlam önemli çünkü hükümetlerin güvenlik politikası olarak tanımladıkları şeyi değiştiriyor. Savunma Bakanlığının artık tüm yükü tek başına taşıması mümkün değil. Nitekim ulusal güvenlik bugün finans, ticaret, halk sağlığı, altyapı, veri yönetimi ve sanayi politikasıyla kesişiyor.

Kavramın evrimi

 Modern ulusal güvenlik kavramı birkaç aşamadan geçmiştir. Önemli bir dönüm noktası, egemenliğe ve toprak sınırlarına odaklanan Vestfalya devletler sistemiydi. Ardından, büyük güçler arasındaki rekabetin güvenliği kapsamlı bir ulusal proje haline getirdiği dünya savaşları dönemi geldi. Daha sonra, Soğuk Savaş, caydırıcılık, ittifak yönetimi, nükleer denge ve istihbarat rekabetine dayalı stratejik bir gerekçe olarak ulusal güvenliği pekiştirdi.

Pearl Harbor saldırısı, Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir dönüm noktasıydı çünkü güvenliği sınırlı dış kaygıdan kalıcı bir ulusal seferberliğe dönüştürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde, saldırı ve Soğuk Savaş'ın başlangıcı, barış zamanı hazırlığının stratejik düşüncenin kalıcı bir parçası haline gelmesine katkıda bulundu. Bir sonraki değişim, terörizmin, devlet dışı aktörlerin stratejik hasar verebileceğini gösterdiği 11 Eylül saldırılarından sonra geldi. Hükümetler, ulusal güvenlik kavramını iç güvenlik, terörle mücadele, finansman ve sınır kontrolünü içerecek şekilde genişletti.

O zamandan beri, küreselleşme ve teknoloji bu kavramı daha da ileriye taşıdı. Ekonomik karşılıklı bağımlılık yaptırımları, enerji piyasalarını ve yarı iletken ve kritik maden tedarik zincirlerini ekonomik araçlar kadar önemli hale getirdi. Siber saldırılar, dezenformasyon, uzay sistemleri ve yapay zeka, sivil ve askeri meseleler arasındaki çizgileri bulanıklaştırdı.

Dönüm noktaları ve etkenleri

Ulusal güvenlik kavramındaki her genişleme, önceki paradigmanın sınırlılığını ortaya koyan bir şokun ardından geldi. Dünya savaşları, endüstriyel gücün, lojistiğin ve kitlesel seferberliğin savunmanın ayrılmaz unsurları olduğunu gösterdi. Soğuk Savaş güvenliğin küresel, ideolojik ve nükleer hale geldiğini ortaya koydu. 11 Eylül olayları, asimetrik tehditlerin geleneksel sınırları aşabileceğini gösterdi. Finans krizi, siber çatışma ve büyük tedarik zinciri aksamaları ise ekonomik ve teknolojik kırılganlığın stratejik bir zayıflık haline gelebileceğini ortaya çıkardı.

Burada açık bir örüntü ortaya çıkıyor; devletler genellikle güvenlik tanımlarını ancak bir olay önceki tanımın çok dar olduğunu kanıtladıktan sonra genişletirler. Bu nedenle güvenlik doktrininin evrimi kademeli olmaktan ziyade tepkisel olma eğilimindedir ve yine bu kavramın, devleti korumaktan devletin bağlı olduğu sistemleri korumaya kadar genişlemeye devam etmesinin sebebidir.

Bölgesel ve küresel güvenlik

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz. Bölgesel savaşlar enerji fiyatlarını, ticaret yollarını, göçü, silahlanma yarışlarını ve ittifak davranışlarını, doğrudan savaş alanının çok ötesinde etkiler. Buna karşılık küresel rekabetler savaşan taraflara silah, diplomatik destek, fon ve rekabetçi anlatılar sağlayarak bölgesel çatışmaları körükler.

Ukrayna'daki savaş bu karşılıklı bağlantıyı net bir şekilde açıklıyor. Tek bir bölgesel çatışma, Avrupa’nın savunma politikalarını yeniden şekillendirdi, NATO'nun uyumunu güçlendirdi, enerji piyasalarını alt üst etti ve Avrupa'nın çok ötesine yayılan gıda ve gübre krizlerine yol açtı. Benzer şekilde, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, nakliye rotalarını, sigorta maliyetlerini ve küresel ticareti etkileyerek, bir su yolundaki krizin anında küresel ekonomik ve güvenlik sorununa dönüşebileceğini gösterdi. Son olarak Ortadoğu'da, İran krizi ve Hürmüz Boğazı ile bağlantılı olarak, tekrarlanan yüksek gerilim dalgaları, yerel şiddetin dış güçleri nasıl içine çekebileceğini, daha geniş çaplı çatışma olasılığını nasıl artırabileceğini ve büyük güçler arasında stratejik rekabete nasıl kapı açabileceğini gösterdi.

Bu nedenle, bölgesel güvenliğin aynı zamanda küresel güvenlik olduğu iddiası sadece bir slogan değildir. Herhangi bir bölgedeki silah kontrolü düzenlemeleri, güven artırıcı önlemler ve kriz yönetimi mekanizmaları daha geniş çaplı istikrara katkıda bulunurken, bunların çökmesi büyük güçler arasında gerilimin tırmanması riskini artırır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre uygulamada, bölgesel ve küresel düzeyler birbirine bağlı hale gelmiştir; bir yerdeki baskının etkileri hızla diğer yerlere yayılmaktadır.

Güç kullanımı ve küresel düzen

Mevcut durum endişe verici çünkü giderek artan sayıda devlet, silahlanmayı sınırlama çerçevelerinin zayıfladığı bir dönemde güce, zorlamaya ve gri bölge araçlarına başvuruyor. Sonuç ise sadece daha fazla çatışma değil, aynı zamanda kırmızı çizgiler, gerilim eşikleri ve kriz yönetimi konusunda daha büyük belirsizliktir. Askeri güç kullanımı kolaylaşırken kontrol edilmesi zorlaştıkça, caydırıcılık daha az istikrarlı hale gelir ve yanlış hesap yapma olasılığı artar.

Gelecekteki küresel düzene gelince en olası sonuç, kurallara dayalı öngörülebilirlikten uzaklaşarak daha çok işlemsel ve çekişmeli bir sisteme doğru geçiş olacaktır. Büyük güçler doğrudan savaştan kaçınabilir, ancak bölgesel vekil güçler, siber operasyonlar, ekonomik zorlama ve seçici ittifaklar yoluyla rekabet edeceklerdir. Bu, güç açısından çok kutuplu ancak kurallar ve normlar açısından parçalanmış, daha zayıf küresel kurumlar ve daha fazla dağılmış güvenlik bloklarını içeren bir dünya doğurabilir.

Bizi ne bekliyor?

Gelecek dünya düzeni muhtemelen tek bir baskın güç tarafından değil, büyük güçler, orta güçler ve bölgesel aktörler arasındaki zorlu uzlaşmalarla şekillenecektir. Devletler, iç dirençlerini dış caydırıcılıkla birleştirmeye devam edeceklerdir; bu da ulusal güvenliğin giderek kapsamlı bir hükümet stratejisi olacağı anlamına geliyor. Buradaki tehlike, her meselenin bir güvenlik meselesi haline gelmesi, diplomasinin rolünün azalması ve siyasi uzlaşmaların daha da zorlaşmasıdır.

Ancak bu, geleceğin kaosa mahkum olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, istikrarın silah kontrolünün yeniden inşasını, krizler sırasında iletişim kanallarının canlandırılmasını ve bölgesel çatışmaların küresel tehditlerin tezahürleri olarak ele alınmasını gerektireceği anlamına geliyor. Küreselleşmenin yönlendirdiği çok kutuplu ve birbirine bağlı dünyada, güvenlik artık yerel ve güç artık ayrı değil; eski sınırlar onları birbirinden ayıramayacak kadar çok kırılgan hale geldi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


“Dera’nın çocukları” Atıf Necip davasında Şarkul Avsat'a konuştu

Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
TT

“Dera’nın çocukları” Atıf Necip davasında Şarkul Avsat'a konuştu

Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)

Yirmi sekiz yaşındaki genç kadın, siyah peçesinin ardından ‘Sıra sana geldi doktor’ diye şarkı söylerken neredeyse dans edecekti. Bu sözler, eski Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necip'in yargılandığı ilk duruşmanın yapıldığı mahkeme salonunun kapısı önünde toplanan kalabalığın arasında yükselen bir sevinç çığlığıydı.

2011 yılında Dera'daki protestolar patlak verdiğinde henüz 15 yaşında olan genç kadın, duygularını ifade etmekte güçlük çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan genç kadın “Ben Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesindenim. Tüm kuzenlerim ve tüm Dera halkı tutuklandı, takibe alındı, öldürüldü. Katilin yargılanması büyük bir sevinç kaynağı. Bugün zafer kazandık. Suriye'de insan haklarını çiğneyen herkesin hesap vermesini diliyorum” ifadelerini kullandı.

vfrbf
Şam'daki ceza mahkemesi salonu, Dera'daki Siyasi Güvenlik Şubesi'nin eski başkanı Atef Necib'in yargılanmasına ilişkin ilk duruşma sırasında, çevik kuvvet polisi tarafından halka kapatıldı (AP)

Nusur Caddesi üzerinde bulunan Adalet Sarayı’ndaki mahkeme salonunun kapısı önünde ve koridorlarında güvenlik güçleri yoğun güvenlik önlemleri alırken basın mensuplarının salon alanının büyük bölümünü kaplaması, sabahın erken saatlerinde Dera’dan gelen davacıların tepkisine yol açtı. Bu kişiler, isimleri çağrılana kadar salon dışında beklemek zorunda kaldı.

İçlerinden biri "Medya mensupları davacılar önce mi geliyor?" diye bağırdı. Ancak Adalet Sarayı’nın gürültüsü içinde ona kimse yanıt vermedi. Bölümler ve mahkemeler olağan işleyişini sürdürürken güvenlik güçleri, sanığın mağdurlarıyla adaletin gölgesinde bir araya geldiği bu tarihi anı izlemek isteyenlerin giriş-çıkışlarını düzenlemek amacıyla koridorlarda ve salon kapısı önünde yoğun biçimde konuşlandırıldı.

cdscv
Ala Eba Zeyd, 2011 yılında Dera’da ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davada tutuklu çocuklar arasındaydı (Şarku’l Avsat)

Dava için Dera'dan 50'den fazla kişi geldi. Aralarında 2011 yılının şubat ayında Atıf Necip tarafından tutuklanarak o dönemde ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davanın failleri haline getirilen 6 genç de bulunuyordu. Bu gençler, bir okulun duvarına ‘Sıra sana geldi doktor’ yazmakla suçlanıyordu.

O dönemde 20'den fazla çocuk duvar yazısı yazdıkları gerekçesiyle tutuklandı. Ala Eba Zeyd, Şarku’l Avsat'a ‘Her türlü yazı, hatta kişisel bir isim ya da masum bir çocukluk anısının bile’ bu kapsamda değerlendirildiğini söyledi. Eba Zeyd, kardeşi Abdurrahman ile birlikte şikâyetçi taraf sıfatıyla duruşmaya katılmak için gelmişti. Kardeşi, Ahmed ve İbrahim Reşidat, Samir es-Sayasne ve İyad Halil dahil olmak üzere 5 diğer kişiyle birlikte sanık Atıf Necip'e karşı ilkokul çağındayken yaşadıkları tutukluluk ve işkenceye ilişkin delillerle yüzleşecek.

sdvfd
Dera'dan Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesine mensup genç bir kadın; kendisi ve küçük yaştaki akranları tutuklanma ve ölümle yüzleşmek zorunda kaldı (Şarku’l Avsat)

Ala, Necip'in çocukların tutuklanmasını ve işkenceye maruz kalmasını inkâr ettiğini belirtti. Oysa istisnasız Esed hapishanelerine giren herkesin türlü korkunç işkence biçimlerine maruz kaldığı biliniyor. Aralarında en büyüğü on dört yaşında olanların da bulunduğu bu çocukların bir kısmı sonradan şehit düştü, bir kısmı göç etti, bir kısmı ise kaldı ve tanıklık etmek için mahkemeye geldi.

Suriye makamlarından davacıların mahkeme salonuna erişimini kolaylaştırmaya daha fazla özen göstermelerini isteyen Ala, Necip'in ve çökmüş rejimin Suriyelilere karşı ihlaller işleyen tüm sembol isimlerinin adil bir cezaya çarptırılmasını ve ‘tutukluların, şehitlerin ve kayıpların ailelerinin yudumlamak zorunda kaldığı acıyı tatmalarını’ diledi.

dfsvdf
İyad Halil, 2011 yılında Dera'da Özgürlüğün Çocukları Davası’nda tutuklanan ilk kişiydi (Şarku’l Avsat)

Salona alınmak ve ifadesini vermek için çağrılmayı bekleyen İyad Halil şunları söyledi:

“Ben 8 Şubat 2011'de Suriye devriminin ilk tutuklusuyum; o zaman on dört yaşındaydım."

Halil, bacağındaki fiziksel engele işaret ederek “Bu işkence yüzünden oldu. Bize okulun duvarına yazı yazmak için dış güçler tarafından yönlendirildiğimi itiraf ettirmek amacıyla her türlü işkenceyi yaptılar. Ama ben o yazıyı gördüğümüz zulüm yüzünden yazdım” ifadelerini kullandı.

dsvfe
Suriye savaşının başlarında Dera'daki protestoculara yönelik şiddetli baskı kampanyasıyla suçlanan Tuğgeneral Atıf Necip'in duruşmalarını takip etmek için gelen izleyiciler (EPA)

Adalet Sarayı’na gelen avukatlardan biri, ceza mahkemesi salonu önündeki kalabalığa katılarak duruşmadan yapılan canlı yayını cep telefonu ekranından takip etti. Atıf Necip'in Adalet Sarayı’na gelişi sırasında ağladığı sahneyi şaşkınlıkla yorumlayan avukat, yanındaki meslektaşına dönerek "Saygıyla mahkemeye sevk edildiği için sevinçten ağlaması gerekir” dedi. Orada bulunanlardan biri, "İdamdan daha ağır bir ceza olsaydı onu talep ederdik” diye karşılık verdi.

sd
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necip dün, Şam'daki duruşma salonuna girerken (EPA)

Ömeriye Camii’ne 2011 yılında düzenlenen baskınla ilgili davadaki davacılardan biri olan Abdulhakim es-Serhan, tüm mahalle sakinlerinin zarar gördüğü bu olaydan hareketle Atıf Necip'in kaderine Ömeriye Camii'nin önündeki meydanda karar verilmesini istedi. Serhan, “Necip, Dera Siyasi Güvenlik Şubesi'nin başkanıydı, yani Dera’daki en önde gelen devlet adamıydı. O dönemde Dera'da işlenen tüm ihlaller onun emirleriyle gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

Orada bulunanlardan biri ise Necip'in 2011 yılında Siyasi Güvenlik Şubesi'nin kapısı önünde 12 kişinin hayatını kaybettiği ve 32 kişinin yaralandığı bir katliamı gerçekleştirdiğini belirterek Necip'in ve Dera'daki tüm Güvenlik Şubesi yetkilileri ile şebbiha (Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerler) liderlerinin bunun hesabını vermesi gerektiğini söyledi.

fdvfd
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nden Yasir Ata Abdulgani, Dera’da iki kardeşini kaybetti (Şarku’l Avsat)

2013 yılındaki Tünel Katliamı'nda yaralanan Basil Muric, kendisinin Esed rejiminin sembol isimlerine karşı açılan davada davacılardan biri olduğunu söyledi. Dera'dan 46'dan fazla kişiden oluşan bu ekip, duruşmayı izlemek için hep birlikte geldi. Basel, saldırı sonucu parmakları kesilmiş elini kaldırarak “Ailem, eşim ve iki çocuğum, Dera’daki Tünel Katliamı'nda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 24'ten fazla sivilin yanı sıra hayatını kaybetti” dedi. Basel, bombalama, tahrip ve öldürme emirlerini verenlerin tamamının yargılanması gerektiğini de ısrarla vurguladı.

İşgal altındaki Golan Tepeleri’nin Kurdem eş-Şerbeti mahallesinde ikamet eden Yasir Ata Abdulgani ise Dayanışma Mahallesi Katliamı’nın baş sanığı Emced Yusuf'un tutuklanmasının ve düşen eski rejimin sembol isimlerinin yargılanma sürecinin başlamasının ‘şehitlerin, kayıpların ve yerinden edilen kişilerin aileleri için büyük bir sevinç kaynağı’ olduğunu söyledi. Abdulgani, Suriye'nin tahrip edilmesine neden olan herkesten hesap sorulması temennisinde bulundu.

2012 yılından bu yana iki kardeşinden haber alamayan ve onlar hakkında ölüm belgesi mi çıkarsın yoksa beklesin mi bilemediğini belirten Abdulgani, adalet sürecinin başlamasının ‘yaslı kalpleri yatıştırdığını’ vurgulayarak Suriye makamlarından kurban yakınlarına duyulan şefkatle geçiş dönemi adaleti sürecini hızlandırmalarını istedi.


Libya’da ‘geçiş dönemi adaletine’ ilişkin uzlaşmacı yasanın gözden geçirilmesi çağrıları

25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
TT

Libya’da ‘geçiş dönemi adaletine’ ilişkin uzlaşmacı yasanın gözden geçirilmesi çağrıları

25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)

Libya’da Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları süreci üyeleri, başkent Trablus’ta gerçekleştirdikleri üçüncü doğrudan görüşme turunu, mevcut geçiş dönemi adaleti yasa tasarısında ‘kapsamlı’ bir revizyon yapılması ve insan hakları ihlallerine karışan kişilerin siyasi sahneden uzak tutulması çağrısıyla tamamladı.

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) cumartesi akşamı yayımladığı açıklamada, geçen perşembe günü sona eren görüşmelerin, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Açıklamada, bu sürecin, ‘geçmişteki ihlaller için hesap verebilirliğin sağlanması ve barışçıl ulusal seçimlere ulaşmanın temel dayanağı olarak devlet kurumlarına güvenin güçlendirilmesi amacıyla bir yol haritası oluşturmayı’ hedeflediği ifade edildi.

Katılımcılar, nihai tavsiyelerinde 2025 yılı için önerilen geçiş dönemi adaleti yasa tasarısının, siyasi bölünmeler ve mağdurlara yönelik eşitsiz muamelenin beslediği ‘geçmişteki başarısızlıkların’ tekrarını önlemek amacıyla ‘kökten reformlara ihtiyaç duyduğunu’ vurguladı.

Hakikat ve adalet

UNSMIL Başkanı Hanna Tetteh, ülkede herhangi bir güvenilir dönüşümün ‘hakikat, adalet ve mağdurlar ile ailelerinin onuruna dayanması gerektiğini’ belirterek, ‘ulusal uzlaşının, Libya öncülüğünde ve sahipliğinde yürütülen, hak temelli bir yaklaşım olmadan sürdürülebilir olamayacağını’ ifade etti.

Toplantıdan çıkan başlıca tavsiyeler arasında, kurulması planlanan Hakikatleri Araştırma ve Uzlaşı Komisyonu’nun bağımsızlığının güvence altına alınması, zararların tazmini için şeffaf bir çerçevenin benimsenmesi ve yerinden edilenlerin dönüşüne öncelik verilmesi yer aldı. Ayrıca keyfi gözaltı uygulamalarına son verilmesi, sivil alan ile gazetecilerin korunması ve karar alma süreçlerinde kadınların ve kültürel bileşenlerin temsilinin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Öte yandan katılımcılar, yaklaşık 6 bin Libyalıyı kapsayan kamuoyu yoklamasının sonuçlarını da değerlendirdi. Sonuçlar, halk arasında memnuniyetsizlik ve güvenlik endişelerinin yaygın olduğunu ortaya koyarken, katılımcıların yüzde 82’sinin, ihlallere karışan ve bölünmeye yol açan kişilerin iktidar pozisyonlarından dışlanmasını desteklediğini gösterdi.

dedrvfre
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, 26 Nisan’da düzenlenen Libyalı Kadınlar Ulusal Günü etkinlikleri sırasında Libyalı kadınların arasında yer aldı. (Dibeybe’nin ofisi)

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 67’sinin hâlâ tutuklanma veya misilleme korkusu taşıdığını ortaya koydu. Bu durumun, uzun süredir istikrarsızlık yaşayan ülkede siyasi katılım ve ifade özgürlüğü önünde başlıca engellerden biri olduğu belirtildi.

Ayrıca Berlin Süreci kapsamında oluşturulan Uluslararası İnsancıl Hukuk Çalışma Grubu’na bağlı büyükelçi ve temsilciler, Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları sürecinin kapanış oturumuna katılarak, cezasızlık döneminin sona erdirilmesinin tek güvencesinin Libya yargısının bağımsızlığı olduğunu vurguladı.

Libyalı Kadınlar Ulusal Günü

Öte yandan Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe dün başkent Trablus’ta bu yıl kamu sektöründe çalışan kadınlara ithaf edilen Libyalı Kadınlar Ulusal Günü etkinliklerine katıldı.

Dibeybe konuşmasında, ‘hükümetin kadınların güçlendirilmesine yönelik programlara desteğini sürdürdüğünü ve karar alma mekanizmalarına katılımlarını artırmayı hedeflediğini, bunun da devlet kurumlarında daha etkin bir temsil sağlayacağını’ vurguladı.

Çeşitli sektörlerde görev yapan kadınların rolüne de dikkat çeken Dibeybe, kadınların kurumların istikrarı ve işleyişinin devamlılığı açısından temel bir unsur olduğunu belirterek, ‘elde ettikleri başarıların sorumluluk üstlenme ve kalkınma sürecine katkı sağlama kapasitelerini yansıttığını’ ifade etti.

Tetteh ise bu vesileyle bazı Libyalı kadınlarla bir araya gelerek, “Zorluklara ve engellere rağmen Libya’daki kadınların barış ve refahın hâkim olduğu bir ülkenin inşasına katkı sunmaya devam ettiğini” söyledi. Tetteh, kadınların ‘Libya toplumunun birliğini ve istikrarını güçlendirmede ve daha adil bir yapı kurulmasında temel bir unsur’ olduğunu vurguladı.