Ortak Arap eyleminin geleceği ve mevcut zorluklar

Batı'nın büyük bölümünün, özellikle de ABD'nin bu kanlı süreç ve eğilime her yönden destek verdiği artık bir sır değil.

Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
TT

Ortak Arap eyleminin geleceği ve mevcut zorluklar

Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)

Mustafa Feki

Ortak Arap eylemi çokça tekrarladığımız, içeriği kayboluncaya, etkisi yok oluncaya ve Arap saflarının birliğine işaret eden bir rutin haline gelinceye kadar kullanmaktan vazgeçmediğimiz bir tabirdir. Büyük ölçüde artık var olmayan bir içeriği simgelemektedir. Burada ortak Arap eyleminin, Kral Faysal'ın merhum Mısır devlet başkanı Sedat'ı desteklediği ve zaferini kutladığı, İsrail'i destekleyen Batılı ülkelere uygulanan petrol ambargosuna öncülük ettiği, 1973’teki Arap-İsrail savaşında zirveye ulaştığını kabul etmeliyiz.

 

O zaman, Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler milli uzlaşının ve Arap anlayışının zirvesine ulaşmıştı. Ancak bundan sonra işler değişti ve Mısır’ın kendi kararıyla Cumhurbaşkanı Sedat'ın Kudüs'e gitmesi, Arap arenasında parçalanma ve bölünmeye yol açtı. Biz bunu söylerken Sedat'ın yaptığının, fayda sağladığı takdirde onun lehine takdir edilecek, başarısız olması halinde ise aleyhine sayılmayacak bir çaba olduğunun bilinciyle söylüyoruz. Çünkü insan çabalar ama başarılı olup olmayacağının garantisi sadece Allah’ın elindedir.

Burada İsrail'in, bölgede uluslararası barış ve güvenliğin önemini tüm tarafların anladığı ciddi ve çetin müzakereler dışında köklerini söküp atmanın veya gidişatını değiştirmenin kolay olmadığı kanser gibi bir ırkçı harekete dayandığının altını çizmeliyiz. Tarihte hiçbir çatışma, taraf tutmayan, hak ve hakikatten sapmayan, adil uluslararası meşruiyet çatısı altında olması şartıyla, müzakere masası dışında çözülmemiştir.

Bu satırları Arap ve milli tarihimizin çok zor ve aslında modern çağın en kompleks aşamalarından biri olan bir aşamanın gölgesinde yazıyorum. Hâlâ kan akıyor, İsrail'in Gazze'deki sivillere yönelik saldırganlığı her geçen gün artıyor, tüm barış girişimleri gözle görülür, hatta sistematik bir şekilde başarısızlığa uğratılıyor.

Resmi Batı'nın büyük bölümünün, özellikle de ABD'nin bu kanlı süreç ve eğilime her yönden destek verdiği artık bir sır değil. Hatta Filistin halkına yönelik bu vahşi saldırıya öncülük eden Netanyahu'nun şu ana kadar İsrail kamuoyunda, özellikle de aşırı dinci sağcılar arasında salt çoğunluğa sahip olduğunu bile söyleyebiliriz. Dolayısıyla Netanyahu'nun İsrail'de tek başına uyumsuz bir nota olduğunu ya da sürünün dışında hareket ettiğini söylemek doğru değil. Aksine, doğru olan, İbrani devleti içinde yer edinen İsrail aşırıcılığının bir ürünü olduğudur.

Biz Araplar olarak birçok karta sahip olmamıza rağmen, ABD'nin İsrail hükümetine mutlak desteğinin, dahası sürekli mühimmat ve fon tedarikinin, her koşulda kendisini savunma konusundaki daimî gayretinin sonuçları nedeniyle ne yazık ki bu kartlar işlevsiz durumdalar. Ayrıca ortak Arap aklı, olup bitenlerle yüzleşmek için gerçek gücünü henüz seferber edemedi. İhtiyacımız olan daha fazla bağırıp çağırma veya kınama ve tenkit ifadeleri değildir. Gerçekten ve samimi bir şekilde ihtiyacımız olan, özellikle Batılı başkentlerdeki çeşitli uluslararası idarelerden duyduğumuz hoşnutsuzluğu resmi olarak göstermektir.

Rakibin aşina olmadığı yeni bir dilde daha yapıcı girişimlerde bulunulması çağrısında bulunmayı da sürdürüyorum. Şimdi bize düşen görev, her düzeyde, siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal, gençlik ve spor gibi tüm alanlarda bizimle aynı fikirde olmayanlarla iletişim kanallarını açmaktır. Özgürlüğün değerli ve ona ulaşmanın kutsal bir görev olduğunun, bu görevin bir gecede gerçekleşmeyeceğinin, terk edilemeyeceğinin veya ihmal edilemeyeceğinin de farkına varmalıyız. Bu noktada, bahsedeceğim ve incelenmeyi hak eden bazı fikirlerin uygulanması için içtenlikle çağrıda bulunuyorum. Bunlardan ilki, bu çatışmaya köklü bir çözüm bulmak için uzun vadeli müzakerelere odaklanmaktır. Yani tek amacımız Gazze'deki çatışmayı durdurmak olmamalı. Buna ek olarak, Yahudilerle müzakere etmenin çok zor ama Arapların karşı tarafın aşina olmadığı yeni bir dil ve yöntem kullanarak statükoyu değiştirip, pragmatik çözümlere yönelme yönünde sağlam bir iradeye sahip olduklarını hissetmeleri halinde imkânsız olmadığının bilincinde olarak, çözülmemiş sorunları çözmek için paralel önerilerde bulunulmalı.

80 yıldır kullandığımız dilden herkes bıktı, artık gerçekçi çözümlere ve yapıcı girişimlere dayalı, yenilikçi bir dile başvurmanın zamanı geldi. Bu girişimlerin bazıları karşı tarafa hitap etmese bile, ABD’nin her koşulda İsrail'e desteğin son kalesi olduğu dikkate alındığında, en azından ve özellikle Batı Avrupa ülkelerinde, iki taraf arasında gidip gelen diğer taraflara hitap edebilir.

İkincisi, karargâhı, Arap olmayan başkentlerden birinde ister İstanbul ister Yunanistan'ın başkenti isterse Kıbrıs’ta olsun, bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi. Böylece Avrupa Birliği ve Doğu Akdeniz'deki ilgili ülkelerle doğrudan temas halinde olabiliriz. Buna ilave olarak, iki taraf arasında karşılıklı sükûnet ve istikrar için güvencelerin yanı sıra, birlikte yaşama ve arzu edilen Filistin devleti ile ilgili yeni fikirler de sunulmalı. Hâlâ Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ), İslami Direniş Hareketi'ni (Hamas) ve diğer fraksiyonları içeren tek bir Filistin oluşumunun hayalini kuruyorum. Çağdaş dünya sabitelere bağlı ve barışın ufukta olduğu, pek de uzak görünmediği bazı aşamalarda FKÖ'nün politikalarına yakın birleşik bir sakin Filistin sesine şahit olursa, gerçekçi umut kapılarını açacaktır.

Üçüncüsü, elde kalan Arap kartları, özellikle de en büyük ve en önemli İslam ülkesiyle normalleşme, uluslararası toplumun İsrail'e baskı yapması, Filistinlilerin meşru hakları ve davanın yerleşik ilkeleri çerçevesinde uluslararası meşruiyetin mevcut tezahürlerine boyun eğmesini sağlaması için güçlü bir ayartma oluşturabilir. Buna ek olarak bir yanda Ortadoğu krizi, diğer yanda Arap-İsrail çatışması arasındaki bu karmaşık bağlantı da çözülmeli. Tahran'ın, Gazze'deki askeri operasyonların derhal durdurulması karşılığında halihazırda Heniyye suikastına yanıt hakkını saklı tutacağını duyurmasını isterdim. Ancak farklı bağlamları, Batı Asya ile Arap Maşrık (Levant) bölgeleri sanki ayrı adalarmış gibi birbirinden ayırdık. Oysa müzakere masasına oturma ihtimaline yakın bir noktaya ulaşmak için modern bir yaklaşımla ve farklı bir dille başta Türkiye ve İran olmak üzere komşu ülkelere de görev verilebileceğini düşünüyorum.

Dördüncüsü, Hamas hareketi askeri olarak, lehine ve aleyhine olan rolünü oynadı ve şimdi taraflar arasında ihtiyaç duyulan müzakere diline hizmet etmek için rolünü diğer fraksiyonlar ile koordinasyon halinde kullanmasının zamanı geldi. Zira ne daimî bir çatışma ne de sürekli bir müzakere vardır, tam aksine ikisinin birleşimi çatışmaların çözümünde ve savaşların sona ermesinde belirleyici faktördür. Araplar arasında da roller, İsraillilerin yaptığı gibi, ulusal sabiteler çerçevesinde ve bunlardan taviz verilmeden ılımlılar ile aşırılar arasında paylaştırılabilir. Herkes adil barışın sadece bir gerçeklik değil, bir yöntem olduğunu hatırlamalı. Arap dünyamızda, ihtiyacımız olan nihai çözüme ulaşmamızı veya ona götürecek bir yol bulmamızı sağlayacak şekilde birbiri ile uyumlu olabilecek her alanda parlak beyinlerimiz var.

Beşincisi, Filistinliler ile İsrailliler arasında Oslo tarzından ziyade tamamlanmamış Cenevre Konferansı’na daha yakın yeni köprüler kurmak için Arapların Hindistan ve Çin gibi bazı Asya ülkeleriyle, hatta İspanya ve belki Fransa gibi Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinden de yararlanabilir.

Darboğazda sıkışıp kalmak yerine, çıkmazdan kurtulmak ve mevcut tüm kartlardan faydalanabilmek istiyoruz. Geriye özellikle tarihsel olarak kabul edilebilir bazı tarafların, ABD'de yoğun bir faaliyet yürütmesi çağrısında bulunmamız kaldı. Bunlara Ürdün diplomasisini, bazı Körfez ülkelerini, ayrıca Kuzey Afrika'daki kardeşlerimizin rolünü örnek verebiliriz. Özellikle Kuzey Afrika’daki kardeşlerimiz onları kültürel olarak Batı Avrupa'ya bağlayan tarihi bağlardan yararlanabilirler. Hiç şüphe yok ki bu sayede, bir gün bizi dışarıda kabul edilebilir Arap ve İslami dayanakların varlığına götürecek bir duruma ulaşacağız. Buna ek olarak, bir yandan İslamofobi diğer yandan Filistinlilerin hakları arasındaki bağın tamamen kopuşu da gerçekleştirilmeli. Filistin davası dini bir mesele değil, her şeyden önce menfur ırkçılıktan ve yol boyunca farklı güçler arasındaki daimî kutuplaşmalardan yoksun olmayan siyasi bir meseledir.

Bunlar, Filistinliler, Araplar ve hatta belki İsrailliler için daha iyi bir gelecek adına daha fazla araştırılması ve sakin, bilinçli bir şekilde olgunlaştırılması gereken dağınık fikirler ve acele ile akla gelmiş düşüncelerdir.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.