Ortak Arap eyleminin geleceği ve mevcut zorluklar

Batı'nın büyük bölümünün, özellikle de ABD'nin bu kanlı süreç ve eğilime her yönden destek verdiği artık bir sır değil.

Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
TT

Ortak Arap eyleminin geleceği ve mevcut zorluklar

Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)
Bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi (AFP)

Mustafa Feki

Ortak Arap eylemi çokça tekrarladığımız, içeriği kayboluncaya, etkisi yok oluncaya ve Arap saflarının birliğine işaret eden bir rutin haline gelinceye kadar kullanmaktan vazgeçmediğimiz bir tabirdir. Büyük ölçüde artık var olmayan bir içeriği simgelemektedir. Burada ortak Arap eyleminin, Kral Faysal'ın merhum Mısır devlet başkanı Sedat'ı desteklediği ve zaferini kutladığı, İsrail'i destekleyen Batılı ülkelere uygulanan petrol ambargosuna öncülük ettiği, 1973’teki Arap-İsrail savaşında zirveye ulaştığını kabul etmeliyiz.

 

O zaman, Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler milli uzlaşının ve Arap anlayışının zirvesine ulaşmıştı. Ancak bundan sonra işler değişti ve Mısır’ın kendi kararıyla Cumhurbaşkanı Sedat'ın Kudüs'e gitmesi, Arap arenasında parçalanma ve bölünmeye yol açtı. Biz bunu söylerken Sedat'ın yaptığının, fayda sağladığı takdirde onun lehine takdir edilecek, başarısız olması halinde ise aleyhine sayılmayacak bir çaba olduğunun bilinciyle söylüyoruz. Çünkü insan çabalar ama başarılı olup olmayacağının garantisi sadece Allah’ın elindedir.

Burada İsrail'in, bölgede uluslararası barış ve güvenliğin önemini tüm tarafların anladığı ciddi ve çetin müzakereler dışında köklerini söküp atmanın veya gidişatını değiştirmenin kolay olmadığı kanser gibi bir ırkçı harekete dayandığının altını çizmeliyiz. Tarihte hiçbir çatışma, taraf tutmayan, hak ve hakikatten sapmayan, adil uluslararası meşruiyet çatısı altında olması şartıyla, müzakere masası dışında çözülmemiştir.

Bu satırları Arap ve milli tarihimizin çok zor ve aslında modern çağın en kompleks aşamalarından biri olan bir aşamanın gölgesinde yazıyorum. Hâlâ kan akıyor, İsrail'in Gazze'deki sivillere yönelik saldırganlığı her geçen gün artıyor, tüm barış girişimleri gözle görülür, hatta sistematik bir şekilde başarısızlığa uğratılıyor.

Resmi Batı'nın büyük bölümünün, özellikle de ABD'nin bu kanlı süreç ve eğilime her yönden destek verdiği artık bir sır değil. Hatta Filistin halkına yönelik bu vahşi saldırıya öncülük eden Netanyahu'nun şu ana kadar İsrail kamuoyunda, özellikle de aşırı dinci sağcılar arasında salt çoğunluğa sahip olduğunu bile söyleyebiliriz. Dolayısıyla Netanyahu'nun İsrail'de tek başına uyumsuz bir nota olduğunu ya da sürünün dışında hareket ettiğini söylemek doğru değil. Aksine, doğru olan, İbrani devleti içinde yer edinen İsrail aşırıcılığının bir ürünü olduğudur.

Biz Araplar olarak birçok karta sahip olmamıza rağmen, ABD'nin İsrail hükümetine mutlak desteğinin, dahası sürekli mühimmat ve fon tedarikinin, her koşulda kendisini savunma konusundaki daimî gayretinin sonuçları nedeniyle ne yazık ki bu kartlar işlevsiz durumdalar. Ayrıca ortak Arap aklı, olup bitenlerle yüzleşmek için gerçek gücünü henüz seferber edemedi. İhtiyacımız olan daha fazla bağırıp çağırma veya kınama ve tenkit ifadeleri değildir. Gerçekten ve samimi bir şekilde ihtiyacımız olan, özellikle Batılı başkentlerdeki çeşitli uluslararası idarelerden duyduğumuz hoşnutsuzluğu resmi olarak göstermektir.

Rakibin aşina olmadığı yeni bir dilde daha yapıcı girişimlerde bulunulması çağrısında bulunmayı da sürdürüyorum. Şimdi bize düşen görev, her düzeyde, siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal, gençlik ve spor gibi tüm alanlarda bizimle aynı fikirde olmayanlarla iletişim kanallarını açmaktır. Özgürlüğün değerli ve ona ulaşmanın kutsal bir görev olduğunun, bu görevin bir gecede gerçekleşmeyeceğinin, terk edilemeyeceğinin veya ihmal edilemeyeceğinin de farkına varmalıyız. Bu noktada, bahsedeceğim ve incelenmeyi hak eden bazı fikirlerin uygulanması için içtenlikle çağrıda bulunuyorum. Bunlardan ilki, bu çatışmaya köklü bir çözüm bulmak için uzun vadeli müzakerelere odaklanmaktır. Yani tek amacımız Gazze'deki çatışmayı durdurmak olmamalı. Buna ek olarak, Yahudilerle müzakere etmenin çok zor ama Arapların karşı tarafın aşina olmadığı yeni bir dil ve yöntem kullanarak statükoyu değiştirip, pragmatik çözümlere yönelme yönünde sağlam bir iradeye sahip olduklarını hissetmeleri halinde imkânsız olmadığının bilincinde olarak, çözülmemiş sorunları çözmek için paralel önerilerde bulunulmalı.

80 yıldır kullandığımız dilden herkes bıktı, artık gerçekçi çözümlere ve yapıcı girişimlere dayalı, yenilikçi bir dile başvurmanın zamanı geldi. Bu girişimlerin bazıları karşı tarafa hitap etmese bile, ABD’nin her koşulda İsrail'e desteğin son kalesi olduğu dikkate alındığında, en azından ve özellikle Batı Avrupa ülkelerinde, iki taraf arasında gidip gelen diğer taraflara hitap edebilir.

İkincisi, karargâhı, Arap olmayan başkentlerden birinde ister İstanbul ister Yunanistan'ın başkenti isterse Kıbrıs’ta olsun, bütünleştiren ve sesleri birleştiren geçici bir Filistin hükümetinin kurulması zorunlu hale geldi. Böylece Avrupa Birliği ve Doğu Akdeniz'deki ilgili ülkelerle doğrudan temas halinde olabiliriz. Buna ilave olarak, iki taraf arasında karşılıklı sükûnet ve istikrar için güvencelerin yanı sıra, birlikte yaşama ve arzu edilen Filistin devleti ile ilgili yeni fikirler de sunulmalı. Hâlâ Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ), İslami Direniş Hareketi'ni (Hamas) ve diğer fraksiyonları içeren tek bir Filistin oluşumunun hayalini kuruyorum. Çağdaş dünya sabitelere bağlı ve barışın ufukta olduğu, pek de uzak görünmediği bazı aşamalarda FKÖ'nün politikalarına yakın birleşik bir sakin Filistin sesine şahit olursa, gerçekçi umut kapılarını açacaktır.

Üçüncüsü, elde kalan Arap kartları, özellikle de en büyük ve en önemli İslam ülkesiyle normalleşme, uluslararası toplumun İsrail'e baskı yapması, Filistinlilerin meşru hakları ve davanın yerleşik ilkeleri çerçevesinde uluslararası meşruiyetin mevcut tezahürlerine boyun eğmesini sağlaması için güçlü bir ayartma oluşturabilir. Buna ek olarak bir yanda Ortadoğu krizi, diğer yanda Arap-İsrail çatışması arasındaki bu karmaşık bağlantı da çözülmeli. Tahran'ın, Gazze'deki askeri operasyonların derhal durdurulması karşılığında halihazırda Heniyye suikastına yanıt hakkını saklı tutacağını duyurmasını isterdim. Ancak farklı bağlamları, Batı Asya ile Arap Maşrık (Levant) bölgeleri sanki ayrı adalarmış gibi birbirinden ayırdık. Oysa müzakere masasına oturma ihtimaline yakın bir noktaya ulaşmak için modern bir yaklaşımla ve farklı bir dille başta Türkiye ve İran olmak üzere komşu ülkelere de görev verilebileceğini düşünüyorum.

Dördüncüsü, Hamas hareketi askeri olarak, lehine ve aleyhine olan rolünü oynadı ve şimdi taraflar arasında ihtiyaç duyulan müzakere diline hizmet etmek için rolünü diğer fraksiyonlar ile koordinasyon halinde kullanmasının zamanı geldi. Zira ne daimî bir çatışma ne de sürekli bir müzakere vardır, tam aksine ikisinin birleşimi çatışmaların çözümünde ve savaşların sona ermesinde belirleyici faktördür. Araplar arasında da roller, İsraillilerin yaptığı gibi, ulusal sabiteler çerçevesinde ve bunlardan taviz verilmeden ılımlılar ile aşırılar arasında paylaştırılabilir. Herkes adil barışın sadece bir gerçeklik değil, bir yöntem olduğunu hatırlamalı. Arap dünyamızda, ihtiyacımız olan nihai çözüme ulaşmamızı veya ona götürecek bir yol bulmamızı sağlayacak şekilde birbiri ile uyumlu olabilecek her alanda parlak beyinlerimiz var.

Beşincisi, Filistinliler ile İsrailliler arasında Oslo tarzından ziyade tamamlanmamış Cenevre Konferansı’na daha yakın yeni köprüler kurmak için Arapların Hindistan ve Çin gibi bazı Asya ülkeleriyle, hatta İspanya ve belki Fransa gibi Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinden de yararlanabilir.

Darboğazda sıkışıp kalmak yerine, çıkmazdan kurtulmak ve mevcut tüm kartlardan faydalanabilmek istiyoruz. Geriye özellikle tarihsel olarak kabul edilebilir bazı tarafların, ABD'de yoğun bir faaliyet yürütmesi çağrısında bulunmamız kaldı. Bunlara Ürdün diplomasisini, bazı Körfez ülkelerini, ayrıca Kuzey Afrika'daki kardeşlerimizin rolünü örnek verebiliriz. Özellikle Kuzey Afrika’daki kardeşlerimiz onları kültürel olarak Batı Avrupa'ya bağlayan tarihi bağlardan yararlanabilirler. Hiç şüphe yok ki bu sayede, bir gün bizi dışarıda kabul edilebilir Arap ve İslami dayanakların varlığına götürecek bir duruma ulaşacağız. Buna ek olarak, bir yandan İslamofobi diğer yandan Filistinlilerin hakları arasındaki bağın tamamen kopuşu da gerçekleştirilmeli. Filistin davası dini bir mesele değil, her şeyden önce menfur ırkçılıktan ve yol boyunca farklı güçler arasındaki daimî kutuplaşmalardan yoksun olmayan siyasi bir meseledir.

Bunlar, Filistinliler, Araplar ve hatta belki İsrailliler için daha iyi bir gelecek adına daha fazla araştırılması ve sakin, bilinçli bir şekilde olgunlaştırılması gereken dağınık fikirler ve acele ile akla gelmiş düşüncelerdir.



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.