Gazze'deki kadın gazetecilerin hikayeleri

Hızlıca üstündeki tozları silkeleyip gazetecilik görevini yerine getirmek üzere son dakika haberlerini okudu.

Gazze’de 21 kadın gazeteci İsrail’in yürüttüğü savaş sırasında öldürüldü (Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
Gazze’de 21 kadın gazeteci İsrail’in yürüttüğü savaş sırasında öldürüldü (Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
TT

Gazze'deki kadın gazetecilerin hikayeleri

Gazze’de 21 kadın gazeteci İsrail’in yürüttüğü savaş sırasında öldürüldü (Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
Gazze’de 21 kadın gazeteci İsrail’in yürüttüğü savaş sırasında öldürüldü (Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)

İzzettin Ebu Ayşe

Gazeteci Velaa Cenine elindeki sebzeleri pişirmek için odunları tutuşturup bir ateş yaktı. Gazze'de çalıştığı televizyon kanalında canlı yayına çıkmak için acele eden kameramanının seslenmesi üzerine hızla kıyafetlerinin üstündeki tozu silkeledi, gazeteciliği gereği son dakika haberlerini okudu.

Hastaneden çalışıyor

Gazzeli kadın gazetecilerden Velaa, kameranın önünde durmuş, bir yandan aklı ailesiyle meşgul olurken bir gözüyle ateşin üzerinde tenceredeki yemeği izliyor, diğer gözüyle de son haberleri okuyordu. Savaşın başlamasının ardından 10 aydır gazeteci olarak çalıştığını söyleyen Velaa, “Savaşın ilk gününden beri ailemi ziyaret etmedim, yüzlerini tamamen unuttum” dedi.

Geceleri kadın gazetecilere ayrılmış bir çadırda uyuyan Velaa, gündüzleri gününü çalışmalarını takip edebilmeleri için ayrılan başka bir çadırda geçiriyor.

dcefvr
İsrail ordusu Filistinli gazetecileri hedef aldığına ilişkin kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor (Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)

Savaşın en zor kısmının yerinden edilmek olduğunu söyleyen Velaa, “Evimi terk ettim, mahallemden çıkarıldım ve iş yerimden ayrıldım. Yerinden edilmek daha önce hiç yaşamadığım bir deneyimdi. Şimdi bir gün yeniden istikrarlı bir hayatın hayalini kuruyorum. Odamda uyumayı ve sessizliği özledim” ifadelerini kullandı.

Gazetecilik işinin çok stresli olduğunu belirten Velaa, bir yandan profesyonel işlerini sürdürürken diğer yandan kişisel işlerini yürütmek, yemek pişirmek ve su bulmak zorunda olduğunu ifade ederken özellikle regl döneminde mahremiyete ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

dfvbr
Gazze'deki kadın gazetecilerin kalpleri meslek hayatları ile aileleri arasında kalmış durumda (Independent Arabia- Meryem Ebu Dakka)

Gazze'deki tüm kadın gazeteciler, savaşta zor koşullarla karşı karşıyalar. Gazetecileri Koruma Komitesi'ne (CPJ) göre Gazze'deki savaş gazeteciler için ‘şimdiye kadarki en ölümcül’ savaş oldu. Gazze'deki savaş, 21’i kadın 171 gazetecinin kısa bir süre içinde öldürülmesi nedeniyle gazeteciler için ‘en ölümcül’ kayıtlara geçti.

Gazeteci Feryal Abdu, uzun bir su kuyruğunda beklerken zamanını haberleri okuyarak ve hikayesini yazmaya hazırlanarak geçirdi. İnsan hikayelerini aktarmaya çalışan Feryal, ancak gürültü yüzünden işine konsantre olmakta zorlandı.

Su kuyruğunda hikaye oluşturma

Feryal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yemin ederim buna katlanması çok zor. 10 saattir sadece bir şişe su almak için bu kuyrukta bekliyorum. Beklerken hikayelerimi yazmak zorundayım. Gürültü işime odaklanmamı engelliyor. Bu çok stresli ve bana acı veriyor.”

Cep telefonundan hikayesini yazan Feryal, bize gazeteci olarak sahada çalışmakla ihtiyaçlarını karşılamak için kuyrukta beklemek arasında bir çatışma girdabında yaşadığını anlattı. Bu işlerle ilgilenecek bir geçim kaynağının olmaması, Feryal’in omzundaki yükleri daha da ağırlaştırıyor.

xscdvfb
Gazze'deki kadın gazeteciler kötü sağlık ve yaşam koşullarından şikayetçi (Independent Arabia- Meryem Ebu Dakka)

Derin bir iç çekerek tüm kadın gazetecilerin çektiği sıkıntıları özetleyen Feryal, “Düzgün bir yemek yiyebilmenin, mahremiyeti olmayan bir kuyrukta beklemek zorunda kalmadan tuvalete gidebilmenin ve almak için mücadele etmek zorunda kalmadan temiz su içebilmenin hayalini kuruyorum” şeklinde konuştu.

Anne Gazze Şeridi’nin güneyinde çocuğu ise kuzeyinde

Gazeteci Emira el-Guseyin son 10 aydır diğer gazeteci meslektaşlarıyla birlikte yerinden edilmiş durumda. Güvenliğin olmamasının kendilerini çok zorladığını söyleyen Emira, kaçamayan ve kuzeyde kalan ailesi için endişelendiğini söyledi.

Foto muhabiri olarak çalışan Emira, savaştan görüntüler yakalamak için hayatını riske atıyor. Beş kez ölümden dönen Emira, “İnsan hikayelerinin aktarıldığı bir haber için röportaj yaparken yakınlarımda İsrail tarafından bir bombardıman düzenlendi. Şarapnel parçaları bana doğru uçtu. İkinci kez İsrail ordusu beni aradı ve haber yaptığım yeri terk etmemi istedi, ancak reddettim, bu yüzden bulunduğum yeri bastılar. Ölümden kurtuldum, ama ölüm tehlikesi peşimi bırakmadı” diye anlattı.

Emira, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kadın gazeteciler için savaş deneyimi, bir yerden diğerine yer değiştirmenin yanı sıra mahremiyetin olmaması ve su, yiyecek ve hatta gazetecilik ekipmanı gibi tüm yaşam gereksinimlerinin eksikliği açısından en zoru. Sivillerin savaşın dehşetini yaşamasından daha sert bir deneyim yok, hele ki bu savaş, gücü elinde bulunduran ve silahlanma yeteneğine sahip olanlar tarafından yürütülen bir imha savaşıysa… Her gün acı çekiyorum. Ben bir insanım ve fotoğrafladığım hikayelere karşı hissettiğim duygular var. Gazeteciliğin yanı sıra bir anne, eş ve kız kardeş olarak yerinden edilme yolculuğum ve gazeteciliğe devam etme kararım sırasında pek çok zorlukla karşılaştım. İsrail ordusunun operasyonlarının kendilerine dayattığı engellere rağmen sahada hayatta kalan çok sayıda kadın gazeteci var.”

Oğlu da bir savaş kurbanı

Şarku’l Avsat’ın Indepent Arabia’dan aktardığı habere göre Şuruk Esed, meslektaşlarıyla birlikte hastanenin acil servisinden haberleri takip ederken oğlunun cenazesiyle karşılaştı. O anları anlatan Şuruk, “Şok geçirdim, ama sadece birkaç günlüğüne çalışmayı bıraktım” dedi.

xcsvfbrg
Kask, yelek ve kamera artık medya çalışanlarını hedef alınmaktan korumuyor (Independent Arabia- Meryem Ebu Dakka)

Şuruk, şöyle devam etti:

“Kadın gazeteciler kötü sağlık ve hayat şartlarından şikayetçiler ve bu durum hiçbir şekilde mahremiyetlerinin olmamasıyla birlikte daha da kötüleşiyor. Sahada çalışan pek çok kadın gazeteci, kaos ve panik ortamında, herhangi bir koruma ya da kişisel hijyen olmaksızın kaldırımlardaki açık çadırlarda uyumak zorunda kalıyor.”

“Kadın gazeteciler aynı zamanda birer aktivisttir”

Filistinli Gazeteciler Sendikası Başkan Yardımcısı Tahsin el-Astal, çok sayıda kadının gazetecilik mesleğini seçtiklerini ve savaşın tehlikelerine rağmen bu mesleği icra etmekte ısrar ettiklerini söyledi.

Bunun Filistinli kadınların mücadelesinin ve medya sahnesinde en büyük etkiye sahip olan muazzam rollerinin önemli bir kanıtı olduğunun altının çizen Astal, “Gazetecilik İsrail'de bir suç haline geldi. Gazeteci Selma Kaddumi’nin, üzerinde gazeteci yeleğiyle tankların fotoğrafını çekmeye çalışırken İsrail ordusu tarafından vurulması olayında olduğu gibi kask, yelek ve kamera gibi kişinin gazeteci olduğunu gösteren araçlar artık gazetecileri hedef alınmaktan korunmuyor” ifadelerini kullandı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichai Adrai, İsrail ordusunun gazetecileri hedef aldığı yönündeki suçlamaları reddederek, ‘hava saldırıları ya da askeri hedeflere yönelik operasyonlar sırasında yaralanabilecek ya da ölebilecek olan gazetecilere kasıtlı olarak zarar verilmediğini’ söyledi.



SDG yöneticilerinin açıklamaları, Suriye devletiyle yapılan anlaşma etrafındaki belirsizliği artırıyor

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansınde , Kürt yetkililer Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in katılımıyla ABD Kongresi üyelerinden bir heyetle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Suriye Dışişleri Bakanlığı hesabı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansınde , Kürt yetkililer Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in katılımıyla ABD Kongresi üyelerinden bir heyetle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Suriye Dışişleri Bakanlığı hesabı)
TT

SDG yöneticilerinin açıklamaları, Suriye devletiyle yapılan anlaşma etrafındaki belirsizliği artırıyor

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansınde , Kürt yetkililer Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in katılımıyla ABD Kongresi üyelerinden bir heyetle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Suriye Dışişleri Bakanlığı hesabı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansınde , Kürt yetkililer Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in katılımıyla ABD Kongresi üyelerinden bir heyetle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Suriye Dışişleri Bakanlığı hesabı)

Suriye İçişleri Bakanlığı, Halep, İdlib, Deyrizor ve Rakka’da uzlaşı sürecine katılmak isteyen SDG mensuplarına işlemlerini tamamlamaları ve resmi evraklarını temin etmeleri için 1 Mart’a kadar süre tanıdı. Buna karşılık, Münih Güvenlik Konferansı sonrasında SDG yöneticilerinden gelen adem-i merkeziyetçilik ve özerk yönetime bağlı askeri-sivil yapıların entegrasyonuna dair açıklamalar, Şam ile SDG arasındaki anlaşmanın uygulama aşamasına ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.

Şam’daki hükümete yakın kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, SDG güçleri ile özerk yönetime bağlı sivil kurumların entegrasyon sürecinin hâlâ çok sayıda engelle karşı karşıya olduğunu, uygulamaya dair ayrıntıların iki taraf arasında müzakere edilmeye devam edildiği belirtti. Kaynaklar, “olumlu yönde ilerleme kaydedildiğini” vurgularken, Münih’te SDG lideri Mazlum Abdi’nin Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilmesi ya da SDG’den başka isimlerin bu göreve aday gösterilmesi önerisinin ele alındığını, bu başlıkta görüşmelerin sürdüğünü aktardı.

fbfbv
Şara’nın 18 Ocak’ta ateşkes anlaşmasını imzaladığı sırada (EPA)

Kuzeydoğu Suriye’deki Özerk Yönetim’in Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’in medya açıklamaları ise Mazlum Abdi’nin, kendisine bazı görevler teklif edilmesine rağmen Suriye hükümetinde herhangi bir resmi pozisyon üstlenmeme kararını netleştirdiğini ortaya koydu. Ahmed, SDG’nin Savunma Bakan Yardımcılığı için aday isimler sunduğunu söyledi.

Ahmed ayrıca, Şam ile yapılan anlaşmada “Özerk Yönetim” kurumlarının feshedilmesine dair açık bir hüküm bulunmadığını ifade ederek, görüşmelerin Suriye devleti çatısı altında “adem-i merkezi” bir yapı çerçevesinde kurumların yeniden düzenlenmesi üzerinde yoğunlaştığını, böylece söz konusu kurumların hizmet ve idari rolünün korunmasının hedeflendiğini belirtti.

cdsc
YPG bayrağını taşıyan bir çocuk, 13 Şubat’ta Tel Hams beldesi kırsalındaki çatışma hatlarından çekilen SDG’ye ait bir aracın yanında (Reuters)

Askeri entegrasyon konusunda ise sürecin fiilen başladığını söyleyen Ahmed, mevcut anlaşmanın güçlerin Haseke’de üç tugay ve Kobani’de bir tugay şeklinde yapılandırılarak Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını öngördüğünü kaydetti. Nihai isimlendirme meselesinin Savunma Bakanlığı ile yürütülen görüşmelere bağlı olduğunu da sözlerine ekledi.

Ahmed, anlaşmanın uygulanmasında çeşitli zorluklar bulunduğunu kabul ederek, entegrasyon sürecinin devamı için yeni bir zihniyet ve toplumsal teşvikin gerekli olduğunu vurguladı; siyasi süreci sekteye uğratabilecek fitne çağrılarına karşı uyarıda bulundu.

vdvd
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansı’ndaki görüşme(AFP)

Ahmed’in açıklamaları, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Münih’teki Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Kürt medyasına yaptığı değerlendirmelerin ardından geldi. Abdi, Kuzeydoğu Suriye’deki Kürtlerin temel talebinin “hangi ad altında olursa olsun adem-i merkezi yerel yönetim” olduğunu, yani bölge halkının Suriye devleti çerçevesinde kendi işlerini kendisinin yönetebilmesini istediklerini söyledi. Bu ifadeler, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin Kürtlerin “özerk yönetim” talebinde bulunduğu yönündeki iddiaları reddetmesine yanıt niteliği taşıdı.

Abdi, “özerk yönetim” kavramının kullanılmasının Kürt tarafı için zorunlu olmadığını, asıl odaklarının Kürt çoğunluklu bölgelerde fiili bir yerel yönetim güvencesi sağlanması olduğunu, bunun da Suriye’nin toprak bütünlüğü korunarak gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Uzlaşıya varılacak herhangi bir formülün yalnızca Kürtlerin değil, tüm yerel bileşenlerin haklarını güvence altına alması gerektiğini dile getirdi.

13 Şubat’ta Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı marjında, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani başkanlığındaki bir heyet ile SDG lideri Mazlum Abdi ve “Özerk Yönetim” Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi; ayrıca ABD Kongresi üyeleriyle de ayrı bir toplantı gerçekleştirildi. Görüşmelerde entegrasyon süreci, Şam’ın DEAŞ’la mücadele çabaları ile yerel ve bölgesel gelişmeler ele alındı. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne vurgu yapıldı.

Rubio, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye dosyasını, entegrasyon sürecini, anlaşmaların uygulanmasını ve terörle mücadeleyi öncelikleri arasında gördüğünü belirtti.

Toplantı sonrasında Suriye Dışişleri Bakanı, SDG’ye “düşman değil, ortak” olarak baktıklarını ifade ederek, önceliğin SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun başarıyla tamamlanması olduğunu, Suriye’nin bölünmüş bir durumda kalmasını istemediklerini söyledi.

Öte yandan Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG’ye mensup unsurlar için açılan uzlaşı merkezlerinin 1 Mart itibarıyla kapatılacağını duyurdu; ilgili kişilere, sürenin bitiminden önce merkezlere başvurarak işlemlerini tamamlamaları ve resmi belgelerini almaları çağrısında bulundu. Bakanlık, bu adımın ilgili bölgelerde güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesini hedeflediğini belirtti.

Bakanlık, 26 Ocak’ta Deyrizor ve Rakka vilayetlerinde SDG ile çalışan unsurların durumlarının düzeltilmesi için iki merkez tahsis etmiş; bu kişilerin silah ve teçhizatlarını teslim etmeleri ve normal hayatlarına dönmelerinin sağlanmasını amaçladığını açıklamıştı. Bu adımlar, Suriye Arap Ordusu’nun Rakka ve Deyrizor kentlerinde kontrolü sağlamasının ardından Savunma Bakanlığı’nın Doğu Suriye’de asker alma ve seferberlik müdürlükleri açmasıyla eş zamanlı yürütüldü.


İsrail, 1967'den bu yana ilk kez Kudüs'ü Yeşil Hat'ın ötesine genişletmeyi hedefliyor

Kudüs'te Zeytin Dağı'ndaki Yahudi mezarlığı, arka planda Mescid-i Aksa külliyesi ve Kubbetü's-Sahra (AFP)
Kudüs'te Zeytin Dağı'ndaki Yahudi mezarlığı, arka planda Mescid-i Aksa külliyesi ve Kubbetü's-Sahra (AFP)
TT

İsrail, 1967'den bu yana ilk kez Kudüs'ü Yeşil Hat'ın ötesine genişletmeyi hedefliyor

Kudüs'te Zeytin Dağı'ndaki Yahudi mezarlığı, arka planda Mescid-i Aksa külliyesi ve Kubbetü's-Sahra (AFP)
Kudüs'te Zeytin Dağı'ndaki Yahudi mezarlığı, arka planda Mescid-i Aksa külliyesi ve Kubbetü's-Sahra (AFP)

İsrail hükümeti, son yıllarda Kudüs'teki egemenliğini pekiştirmek için adımlar atmaya devam ederek Yeşil Hat'ın özelliklerini değiştirdi.

Yediot Aharonot gazetesinde yayımlanan bir rapora göre Binyamin bölgesindeki Adam yerleşiminde (“Adam/Giv’at Binyamin”) hayata geçirilen bir konut projesi, resmi olarak yerleşim bloğunun genişletilmesi olarak sunulsa da Altı Gün Savaşı'ndan bu yana ilk kez Kudüs'ün sınırlarını 1967 öncesi hatların ötesine taşıyacak. Bu adım, bölge üzerinde fiili egemenlik kurulması ve başkentin sınırlarının genişletilmesi anlamına gelecektir.

 cs csd
Batı Şeria'daki Ramallah'ın dışında 60 numaralı karayolunun genişletme çalışmaları (AFP)

Plan, Adam yerleşiminden biraz uzakta bulunan ve daha önce iki bölgeyi birbirine bağlayacak bir köprü inşa edilmesi konusunda yapılan görüşmelere rağmen, yerleşimden doğrudan erişimi olmayan bir araziye yüzlerce konut biriminin inşa edilmesini öngörüyor. Belirlenen alanda yapılacak inşaat, Kudüs içinde coğrafi süreklilik yaratacak ve Neve Ya'akov mahallesini fiilen genişletecektir. Plana göre, konutlar Haredi (aşırı Ortodoks) topluluğu için tasarlandı.

Ayrıca, projeye giden erişim yolu Kudüs'ün Neve Ya'akov mahallesinden başlayıp tekrar oraya dönecek. Bu plan, Kudüs'ün belediye yetki alanını genişletecek; bu da 1967'den beri gerçekleşmemiş bir durum.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Sivil İdare içinde yaptığı kapsamlı değişiklikler, özellikle yeni bir Yerleşim İşleri Dairesi'nin kurulmasıyla birlikte, Batı Şeria planlama sürecinde planın ilerletilmesini önemli ölçüde daha verimli hale getirdi. Onay sürecinin hızlı bir şekilde ilerlemesi bekleniyor. Son yıllarda benimsenen yeni prosedürler kapsamında, proje birkaç yıl içinde hayata geçirilebilir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Smotrich, uzun bürokratik prosedürlerin yerini hızlandırılmış onay kanallarıyla değiştirerek, hükümetin Batı Şeria'daki yerleşim inşaatına yaklaşımını yeniden şekillendirdi.

Konut planı, Batı Şeria ile ilgili bir dizi çarpıcı kabine kararının yanı sıra, hükümetin bu hafta 1967'den beri ilk kez Batı Şeria'daki arazilerin devlet adına tesciline yeniden onay vermesinin ardından geldi. Bu adımlar, Arap dünyasındaki ve Batı'daki dost ülkelerden eleştiriler aldı ve "fiili ilhak" olarak kınandı.

İsrail merkezli barış yanlısı grup Barış Şimdi, son hamleyi sert bir dille eleştirerek, "1967'den beri ilk kez, yeni bir yerleşim yeri kurma bahanesiyle hükümet arka kapıdan ilhak gerçekleştiriyor" değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca, "Yeni yerleşim yeri her bakımdan Kudüs'ün bir mahallesi gibi işlev görecek ve onu Adam'ın bir mahallesi olarak sunmak sadece bahane ve Batı Şeria'daki bölgelere fiilen İsrail egemenliğini uygulama girişimidir" diye belirttiler.

sdcd
Filistinli bir kız çocuğu, Doğu Kudüs'ün el-Barit banliyösünde, İsrail'in araçların girişini engellediği kontrol noktasının yakınında, ayrılık duvarının yanında bisiklet sürüyor (AFP)

Demokrat Parti'den Knesset Üyesi Gilad Kariv, Konut Bakanı Haim Katz'a acil bir soruşturma dilekçesi sunarak, planlanan alanın Kudüs'e ilhak edilmesi niyetinin olup olmadığını ve resmi olarak Adam bölgesinin bir parçası olarak sınıflandırılan mahalle sakinlerinin, Kudüs belediyesinden hizmet alıp almayacağını sordu.

Kariv, “Planlanan hamle, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki sürtüşmeyi daha da artıracak, gereksiz gerilimler yaratacak ve nihayetinde Kudüs'ün İsrail'in başkenti olma statüsüne zarar verecektir” ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: “Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump da dahil olmak üzere İsrail'in uluslararası yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır ve Netanyahu'nun aşırılıkçı ortaklarına tamamen teslim olduğunu yansıtmaktadır.”


Suriye: Kürt yetkililer, DEAŞ ailelerinden 34 Avustralyalıyı akrabalarına teslim etti

Avustralyalı ailelerin mensupları Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampından ayrılıyor (Reuters)
Avustralyalı ailelerin mensupları Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampından ayrılıyor (Reuters)
TT

Suriye: Kürt yetkililer, DEAŞ ailelerinden 34 Avustralyalıyı akrabalarına teslim etti

Avustralyalı ailelerin mensupları Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampından ayrılıyor (Reuters)
Avustralyalı ailelerin mensupları Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampından ayrılıyor (Reuters)

Kürt yetkililer bugün, Suriye'nin kuzeydoğusunda tutuldukları kampın müdürüne göre DEAŞ savaşçılarının aile üyeleri olan 34 Avustralyalıyı, akrabalarından oluşan bir heyete teslim etti.

Haseke Valiliği'nde bulunan Roj kampının yöneticisi Hakimiya İbrahim, "Avustralya vatandaşlığına sahip 34 kişiden oluşan 11 aileyi ailelerine teslim ettik" diyerek, kampta "hiç Avustralyalı kalmadığını" açıkladı.

Avustralyalı aileler Roj kampından ayrılırken, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Kadın Koruma Birimleri üyeleri (Reuters)Avustralyalı aileler Roj kampından ayrılırken, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Kadın Koruma Birimleri üyeleri (Reuters)

Kampta bulunan AFP'nin bir fotoğrafçısı, bazıları tamamen peçeli kadınların çocuklarıyla birlikte minibüslere bindiklerini, bazılarının da çantalar taşıdığını gördüğünü belirtti.

Avustralyalı ailelerin üyeleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampından ayrılıyor (Reuters)Avustralyalı ailelerin üyeleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampından ayrılıyor (Reuters)

Irak sınırına yakın, Malikiye'nin (Derik) güneydoğu kırsalında, izole edilmiş kayalık bir bölgede bulunan Roj kampının, DEAŞ ile bağlantılı kişilerin ailelerinin yıllardır tutulduğu birçok kamptan biri olduğu belirtilmelidir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre şu anda yaklaşık 2bin 600 kişiye ev sahipliği yapan kampta, 50 farklı Batı ve Arap ülkesinden yaklaşık 900 yabancı kadın bulunmakta ve sakinlerinin %65'i 14 yaşın altındaki çocuklardan oluşmaktadır. Kadınlar arasında, Özerk Yönetim tarafından işletilen ve SDG tarafından denetlenen rehabilitasyon ve eğitim merkezlerinde izole edilmiş halde yaşayan 800'den fazla erkek çocuğun annesi de bulunmaktadır.