Filistinliler ve ulusal hareketi yeniden yapılandırma

Genel seçim çağrısıyla ulusal hareketin yeniden yapılandırılması

Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
TT

Filistinliler ve ulusal hareketi yeniden yapılandırma

Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde Filistinli mültecilerin yaşadığı Burc el-Beracne Mülteci Kampı’nda merhum Filistin lideri Yaser Arafat'ın çizildiği bir duvar resmi, 5 Şubat 2024 (AFP)

Esad Ganem

Filistin ulusal hareketi içindeki reform çağrıları, İsrail'in Gazze Şeridi'nde devam eden katliamının arka planında giderek artıyor. Bazıları bu tartışmaları ‘yeni bir keşif’ ve yeni bir başlangıç olarak göstermeye çalışıyor ve Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı'ndaki (UAD) açtığı davada Gazze halkına karşı ‘soykırım’ savaşı olarak bilinen en kötü savaş suçlarından biri karşısında ortak bir ulusal tutumun sergilenemediği Filistin’in feci durumundan bir uyanışa yol açabileceğini düşünüyorlar.

Filistin ulusal hareketinin yeniden yapılanma, Filistin'in içinde bulunduğu durumdan kurtarılması ve benzeri reformlara olan ihtiyacıyla ilgili tartışmalar yeni başlamadı. İngiliz Mandası döneminde ortaya çıkmasıyla başlayan bu tartışmalar, Filistin ulusal hareketinin Nekbe (büyük felaket) sonrası yeniden yapılanma deneyimine kadar ve Oslo sonrası dönemde de devam etti. Belki de bununla en alakalı hareketler, Hacı Muhammed Emin el-Hüseyni'nin erken dönem ulusal harekete liderlik etmesine yönelik muhalefetle ilişkili olanlardı. Bu muhalefet, her ne kadar daha öncesinde öncüleri ve fikirleri olsa da Birinci Dünya Savaşı sonrasında ve İngiliz Mandası'nın başlangıcında şekillenmeye başladı. Müftü'nün liderliğine muhalefet, Naşaşibi ailesi ve Hüseyni ailesi arasındaki ‘aşiret’ anlaşmazlığı ve Naşaşibi ailesinin, rakip Hüseyni ailesine mensup olan Kudüs Müftüsü’nün yerine oğullarından birinin bu görevi üstlenmesini istemesi gibi çeşitli itirazları ve akımları kapsıyordu. Ancak Kudüs Müftüsü Hacı Muhammed Emin el-Hüseyni'nin liderliğine yönelik muhalefet bununla sınırlı değildi. Zira 1932 yılında kurulan İstiklal Partisi'nin temsil ettiği milliyetçi akımların yanı sıra solcu-komünist güçler ve yükselen liberal güçler de bu muhalefete dahil oldu. Filistin toplumu esasen Kudüs Müftüsü ve liderliğini destekleyenler ile Ragıb Naşaşibi ve onun müftü olma hevesini destekleyenler olarak ikiye ayrılmıştı. Bu durum anlaşmazlıkları, entrikaları, silahlı direnişe karşı ihanet suçlamaları, meşru olmayan liderliği ve daha birçok noktayı içeriyordu. Bilindiği üzere işler karşılıklı tasfiyelere dönüştü ve Filistin Devrimi (1936-1939) ile sonuçlandı. Siyasi ve pratik olarak bu anlaşmazlıkların Filistinlilerin ve Filistin ulusal hareketlerinin 1948 yılındaki Nekbe sırasındaki tarihi yenilgisine olan katkısı göz ardı edilemez.

Öte yandan yenilgiye ve ulusal çöküşe yerinden edilme, Yahudi devletinin kurulması ve Filistin'in büyük bir bölümünü kontrol etmesi, Filistin'in geriye kalan topraklarından Batı Şeria ve Kudüs'ü Ürdün ordusu, Gazze Şeridi'ni ise Mısır ordusu tarafından kontrol edilmesi, yani ülkenin yerli halkını temsil eden ulusal bir hareketin gerçek ya da algı olarak egemenliğinin ortadan kalkması eşlik etti.

Bazı Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde Hilmi Abdulbaki liderliğinde tüm Filistinlileri kapsayan bir hükümet kurma girişimi, 1950'li yılların ikinci yarısına kadar sürdü, ancak çaresizlikle geri adım attılar. Yaser Arafat, Halil el-Vezir ve Salah Halef liderliğinde mülteci kamplarında ve diasporada yaşayan bir grup Filistinli gencin Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (El Fetih) kuruldu. El Fetih, kuruluşunun üzerinden on yıl geçmeden özellikle Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır tarafından Filistinliler adına konuşan ve onların isteklerini temsil eden birleşik bir liderlik oluşturmak amacıyla başlatılan bir girişim olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderliği ile iç anlaşmazlıklar yaşadı ve taraflar birbirlerine karşılıklı suçlamalarda bulundu. Bu durum El Fetih’i ‘dış güçlere bağlı olduğu’ ve ‘Filistin dışı gündemleri’ uygulamak için bir araç olarak kullanmak isteyen ülkelerin çıkarlarını gözettiği suçlamalarına karşı savunmasız bıraktı. 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap ülkelerinin yenilgisi, Arap-Nasırcı akımın gerilemesine, Arap Birliği (AL) ve Cemal Abdunnasır tarafından desteklenen FKÖ liderliğine ciddi bir darbe inmesine neden oldu. Bunu Ahmed Şukayri'nin FKÖ Başkanlığından istifası ve yerine Yahya Hammude liderliğindeki dörtlünün geçmesi izledi. Filistin’in liderliğini El Fetih devraldı ve Arafat'ın liderliğinde durumu etkin bir şekilde kontrol etti. Bu kontrol, Arafat'ın yerine Mahmud Abbas geçinceye kadar sürdü.

Arafat dönemi, Filistinliler arasındaki ciddi anlaşmazlıklar ve reform çağrıları ile noktalanırken, özellikle örgüt içinde, başta Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) olmak üzere El Fetih karşıtı akımlar arasında çeşitli düzeylerde çatışmalar yaşandı, karşılıklı suçlamalar yapıldı. Ancak asıl anlaşmazlıklar El Fetih içinde, özellikle de Suriye rejiminden ciddi destek alan Ebu Salih ve Ebu Musa liderliğindeki reformist hareketin ortaya çıkması ve bu hareketin Arafat ve Filistin Yönetimi’ni yolsuzluk yapmak ve Filistin ulusal hareketini kurtuluş yolundan saptırmakla suçlayarak itaatsizlik ilan etmeleri ve ayrıldıklarını duyurmalarıydı. Bu duyuru, Filistinli silahlı gruplar arasında, özellikle de 1983 yılında Trablusşam’daki (Lübnan) Filistinlilerin yaşadığı mülteci kamplarında çatışmaların başlamasına yol açtı.

1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap ülkelerinin yenilgisi, Arap-Nasırcı akımın gerilemesine, Arap Birliği ve Cemal Abdunnasır tarafından desteklenen FKÖ liderliğine ciddi bir darbe inmesine neden oldu.

Birinci İntifada (1987-1992), ardından gelen Oslo Anlaşmaları dönemi ve Filistin Yönetimi'nin kuruluşu sırasında temelde Hamas ve İslami Cihad hareketleri tarafından temsil edilen İslamcı hareket büyümüş, Arafat’a, El Fetih’e ve FKÖ’ye içeriden ve dışarıdan meydan okumuş ve İsrail ordusuna karşı İsrail'in derinliklerinde gerçekleştirilen askeri eylemlerle Oslo Anlaşmalarını ve İsrail ile uzlaşmayı reddettiklerini ifade etmişti. Bu durum Arafat ve Filistin Yönetimi’ni Hamas ve İslami Cihad Hareketi liderlerine ve üyelerine karşı tutuklanma kampanyası gibi cezalandırıcı önlemler almaya itti. Öte yandan FKÖ içinde reforma gidilmesi ve örgütüm yeniden inşa edilmesi gerektiğine dair çağrılar yapılmaya başladı. Hamas liderleri de dahil olmak üzere çok sayıda Filistinli aktivist, lider, seçkin isim ve grup, FKÖ'nün kurumlarının yeniden inşası, Filistin genel seçimlerinin yapılması ve FKÖ'nün Filistin Yönetimi'nden ayrılması gibi fikirler de dahil olmak üzere Filistin ulusal hareketinin yeniden inşasına yönelik açık bir taleple bu çağrılara katıldı.

Hamas Hareketi’nin 2006 yılında yapılan seçimlere katılması, Filistin iç hareketinde merkezi bir noktayı temsil ediyordu. Hamas böylece Filistin Yasama Meclisi seçimlerine katılma isteğiyle Filistin Yönetimi’ni ve kurumlarıyla ilişki kurmayı resmen kabul edip seçimlerdeki başarısının ardından Filistin Yönetimi kurumlarının liderliğine fiilen katıldı. Bu katılımın gerekçesi olarak da Filistin'deki durumun düzeltilmesine doğrudan katkıda bulunma arzusunu öne sürdü. Buna FKÖ'da reforma gidilmesi ve Filistin ulusal hareketinin yeniden yapılandırılması için FKÖ'ye girmeye hazır olduğunu ilan etmesi de dahildi. Hamas’ın arzusu ve çabaları, El Fetih ve diğer Filistinli güçlerin muhalefetiyle karşılanırken bu durum 2007 yılındaki bölünmeye etkili bir şekilde neden oldu. El Fetih ve Hamas arasında şiddetli çatışmalar patlak verdi. Hamas Hareketi, Gazze Şeridi'nin, El Fetih ise Ramallah ve Batı Şeria'nın kontrolünü ele geçirdi.

İsrail ve İran'ın başını çektiği Arap ve İslam ülkeleri tarafından da körüklenen açık bölünme, suçlamalar ve rekabetler, Filistinliler arasındaki bölünmeyi daha da derinleştirdi. ‘Filistin ulusal hareketinin çöküşü’ olarak adlandırılan bu durum, Filistinlileri ortak bir ulusal çatı altında yeniden bir araya getirmesi ve köprü kurması zor bir parçalanmışlığa sürükledi. Bu apaçık gerçeğe rağmen Filistin’in ulusal bütünlüğünü yeniden tesis etmek için hem Filistinliler, hem Araplar hem de yabancı taraflar muazzam çabalar sarf etti. Ancak bu çabaların birçoğunda ya Filistin'deki durum ya da sadece Hamas - El Fetih anlaşmazlığını değil, aynı zamanda ulusal hareketin gerçek çöküşünü de yansıtan bir Filistin çatlağı yaratan değişiklikler iyi okunamadı.

Görsel kaldırıldı.
İsrail Başbakanı İzak Rabin ABD Başkanı Bill Clinton ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, Beyaz Saray’ın bahçesinde Oslo Barış Anlaşması'nın imzalanması sonra, 13 Eylül 1993 (AFP)

Filistin ulusal hareketindeki ciddi reform çağrıları ve bunları takip eden anlaşmazlıkların her zaman şu üç sorunun yanıtına odaklanması dikkati çekiyor; birincisi Filistin halkına kim liderlik ediyor? ikincisi, Filistin mücadelesinin hedefleri neler, yani Filistinliler kolektif olarak ne istiyor? üçüncüsü ise bu hedefe nasıl ulaşacağız ve Filistin mücadelesinin stratejileri neler?

Anlaşmazlıkların temelinde genellikle iktidarı tekelleştirme ve muhalifleri ve karşıtları dışlama iddiaları, yol, vizyon ve stratejilerle ilgili görüş ayrılıkları ve uzlaşı, ulusal davaya ve temellerine bağlı olmamak gibi hainliğe ve işbirlikçiliğe varan suçlamalar yer alırken birçok durumda taraflar arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Pratikte bu anlaşmazlıklar, Filistin ulusal hareketinin en önemli özellikleri arasında sıralanırken Filistinli taraflar arasındaki çatışmalar her zaman doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail veya Suriye ve İran liderliğindeki Arap ve Müslüman ülkelerin rejimleriyle kurulan ortaklıklar çerçevesinde patlak verdi. Tüm bu özellikler bizi ‘eğer İsrail ve onun politikaları ve eylemleri Filistinlilerin yenilgisinde ve kötüleşmesinde başlıca faktörse FKÖ tarafından temsil edilen Filistin ulusal hareketinin performansı da Filistinlilerin yenilgisinin, özgürlük ve adalete ya da en azından durumlarını düzeltmeye ve hem kolektif hem de bireysel olarak güvenliklerini korumaya başlamalarını garanti eden makul bir siyasi çözüme giden yollarının zorlaşmasının en önemli nedenlerinden biridir’ şeklindeki tek bir merkezi sonuca götürüyor.

Filistin ulusal hareketinin çöküşü’ olarak adlandırılan bu durum, Filistinlileri ortak bir ulusal çatı altında yeniden bir araya getirmesi ve köprü kurması zor bir parçalanmışlığa sürükledi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü acımasız savaş, burada uyguladığı etnik temizlik ve Batı Şeria ile Kudüs'te tırmanan gerilim, Filistinlilerin güçsüzlüğünü, aralarındaki koordinasyon eksikliğini, ulusal hareketin çöküşünü, zayıflığını ve İsrail saldırganlığını ve ateşkesi durdurmaya ve belki de Filistin’in yeniden toparlanmasına katkıda bulunmaya yönelik ciddi bir adım atılmasındaki yetersizliğini her zamankinden çok daha açık bir şekilde gösterdi.

Bunun yanında Hamas’ın 7 Ekim'de saldırmasaydı, İsrail'in karşı saldırısının ve Gazze Şeridi'ndeki yıkıcı savaşın gerçekleşmeyeceği ya da en azından böyle bir ivme ve güçle olmayacağı da bir gerçek. Eğer Hamas, örgütlü bir Filistin ulusal hareketi olsaydı, hedefleri ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak mücadele yolu ve yöntemleri konusunda net kararlar alır ve net bir yol çizerdi. Filistinlilerin kolektif bir ulusal duruşu olsaydı bile İsrail'in yaptığı her şeyi yapacağını düşünmek, Filistinlilerin İsrail'i caydırma konusundaki ortak yeteneklerinin büyük ölçüde küçümsenmesi anlamına gelir. Filistinliler, en azından İsrail'e ve işgale karşı 7 Ekim 2023 tarihindeki Hamas saldırısından daha uygun ve uyarlanabilir yollarla direnebilecekleri stratejik görüşe sahiptiler.

Görsel kaldırıldı.
Yerinden edilen Filistinliler, 15 Eylül 1948 (AFP)

Öte yandan Gazze’deki savaş ve yarattığı dehşet, Filistinlilere ulusal hareketi yeniden yapılandırmaları ve canlandırılmalarının yanı sıra İsrail'in devam eden saldırganlığına, Gazzelileri korumaya katkıda bulunmayı, İsrail'i caydırmayı ve saldırganlığını durdurmaya zorlamayı, düşmanlıkların sona ermesinin ardından gelecek olan yeniden yapılanma ve siyasi düzenlemelere ciddi bir şekilde katılmayı amaçlayan kolektif bir Filistin ulusal eylemiyle karşı koymaları gerektiğini düşünmek ve bu yolda çalışmak için bir fırsat daha verdi.

Al Majalla’da yayınlanan 21 Kasım 2023 tarihli ve ‘FKÖ Rolünü Terk Ediyor’ başlıklı makalemde, Filistin Yönetimi’ne Filistin ulusal hareketini, FKÖ çatısı altında ve önceki mutabakatlar temelinde yeniden inşa ederek Gazzelileri ve tüm Filistinlileri İsrail'in hedef almasına ve ihlallerine karşı savunma sorumluluğunu üstlenmesi çağrısında bulunmuştum. Ayrıca, İsrail saldırganlığını durdurma çabalarında Filistinlilerin sözcüsü olacak ve Filistin'in durumunun sınırlarının çizilmesine, yeniden inşasına ve belki de savaşın sona ermesinin ardından ulusal bağımsızlığın başlatılmasına ciddi katkıda bulunacak, merkezi gruplar tarafından desteklenen teknokratik bir Filistin uzlaşı hükümetinin kurulması gerektiğini vurgulamıştım. O sıra yaptığım bu çağrı, son yıllarda tartışılan çabaların ve fikirlerin bir devamı olsa da Gazze’deki savaş, savaşın etkileri ve dehşeti, özellikle İsrail'in planları ve işlediği suçlar daha önce hiç olmadığı kadar netleştikten sonra Filistin ulusal hareketinin rolünü oynayabilmesi için eleştirme ve düzeltme hakkını saklı tutarak tartışmaları bir kenara bırakıp ciddi bir eylemde bulunulmasını zorunlu kılıyordu.

FKÖ'yü Filistinliler için ‘manevi yuva’ olarak yeniden yapılandırma çağrısı zaten sorunlu bir çağrıdır. Filistinlilerin bu duruma düşmesine katkıda bulunan bir örgütün yeniden yapılanması için nasıl çağrıda bulunulabilir?

Tüm bunlarla başa çıkmanın yolu ya da cevabı sadece Batı Şeria ve Gazze'de değil, tüm Filistin topraklarında genel seçimlere gidilmesinde yatıyor olabilir. Çünkü bunun İsrail'e hizmet eden bir rejimin yeniden inşası anlamına geleceğinden korkuluyor. Ancak tüm Filistinlileri temsil eden bir ulusal hareketin yeniden inşası amacıyla Filistin'in tamamında seçimlerin yapılması gerekebilir. FKÖ'nün simgesel olan ve tüm Filistinlilerin temsilcisi olarak uluslararası alanda tanınan statüsünün korunması ve biçim ve içerik açısından temelden değiştirilmesi için bugünkünden radikal bir şekilde farklı bir biçimde yeniden inşa edilmesi için bir ön adım olacaktır. Bunun için tüm Filistinlilerin ve Filistinli grupların bu konuda ciddi ve üstü kapalı bir anlaşmaya varması gerekiyor. Fakat birbirine rakip Arap ülkelerinin yanı sıra İran, İsrail ve diğerlerine bağlı olan gruplar ve liderler varken bu mümkün mü?

Bu sorunun cevabı sadece Batı Şeria ve Gazze'de değil, tüm Filistin topraklarında genel seçimlere gidilmesinde yatıyor olabilir.

Filistinli seçkinlerin şu an üzerinde çalıştığı ulusal girişim, özellikle İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaş ve işlediği savaş suçlarının sonuçları çerçevesinde Filistin'in yeniden inşası ve etkin bir rol üstlenmesi için genel seçimlerin yapılmasını vurgulayarak Filistin ulusal hareketini yeniden yapılandırmayı amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktadığına göre Gazze’de devam eden savaştan önceki girişimlerle temelde tutarlı olan bu girişim, üç temel gelişme sonrası ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, İsrail'in herhangi bir mantıklı çözüme ve Filistinlilerle olası bir uzlaşıya varma konusundaki isteksizliği, ikincisi, Filistin'in iç durumunun kötüleşmesi ve Filistinliler arasındaki bölünmenin yanı sıra mülteci sorununun tırmanması ve üçüncüsü, uluslararası arenada yaşanan gelişmelerin, Filistin davasının uluslararası gündemdeki varlığını yok denecek kadar azaltması. Tüm bunlar Filistin Forumu, Filistin Halk Kongresi, FKÖ Yeniden İnşa Girişimi, Denizaşırı Filistinliler Konferansı, Tek Devlet Girişimi ve diğer girişimlerdeki Filistinli aktivistleri inisiyatifi Filistin ulusal hareketine geri kazandırabilecek yollar ve fikirler üzerinde düşünmeye itti.

Son dönemde Ramallah'ta Filistin Çağrı Girişimi'ni başlatmak üzere düzenlenen toplantının ardından Filistin Forumu da dahil olmak üzere çeşitli kuruluşlar tarafından düzenlenen çalıştaylarda arka planında yapılan çağrılara odaklanıldı. Şubat ayında düzenlenen bir toplantıda bin 350 Filistinli aktivist tarafından imzalanan bir bildiri yayınlandı. Bildiride İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını ve bunun feci sonuçlarını dikkate alan bir Filistin hareketinin başlatılması ve FKÖ'nün tüm Filistinlileri temsil edecek şekilde yeniden yapılandırılarak Filistin'deki durumun stratejik olarak yeniden tesis edilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamada ayrıca, ortak bir tutum olarak referans olacak, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmaya ve etkili bir ateşkese ulaşmaya katkıda bulunacak bir araç olarak hizmet edecek ardından Gazze'nin yeniden inşası ve İsrail’in işlediği suçların yıkıcı etkilerini hafifletmek için çalışmak üzere Filistinli başlıca güçlerin dahil olduğu birleşik bir Filistin hükümetinin kurulması çağrısında bulunuldu.

Faşist ve ırkçı İsrail'in Gazze'yi yaşanmaz hale getirmekten, Gazze'de ve tarihi Filistin'de mümkün olduğunca çok sayıda Filistinliyi öldürmekten ve yerinden etmekten başka bir şeyi kabul etmediğinin her gün teyit edildiği mevcut dönemde bu ulusal talepten daha önemli bir şey yok. Buna da herhangi bir ciddi katkıda bulunmak için öncelikle Filistinlilerin kendi aralarında düzeni sağlamaları ve yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarını bulmaları ya da en azından bulmaya çalışmaları gerekiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.