İsrailli rehinelerin Gazze'de tutulmasına ilişkin talimatlar değişti mi?

Cesetleri bulunan altı rehine, varılacak esir takası anlaşmasının bir parçası olarak serbest bırakılacaktı. Bu kişilerin öldürülmesi Hamas için de bir kayıp oldu

Gazze'deki rehinelerin derhal iade edilmesi talebiyle Kudüs'teki Başbakanlık ofisi önünde düzenlenen gösteriye katılan bir kişiyi uzaklaştırmaya çalışan İsrail polisi (Reuters)
Gazze'deki rehinelerin derhal iade edilmesi talebiyle Kudüs'teki Başbakanlık ofisi önünde düzenlenen gösteriye katılan bir kişiyi uzaklaştırmaya çalışan İsrail polisi (Reuters)
TT

İsrailli rehinelerin Gazze'de tutulmasına ilişkin talimatlar değişti mi?

Gazze'deki rehinelerin derhal iade edilmesi talebiyle Kudüs'teki Başbakanlık ofisi önünde düzenlenen gösteriye katılan bir kişiyi uzaklaştırmaya çalışan İsrail polisi (Reuters)
Gazze'deki rehinelerin derhal iade edilmesi talebiyle Kudüs'teki Başbakanlık ofisi önünde düzenlenen gösteriye katılan bir kişiyi uzaklaştırmaya çalışan İsrail polisi (Reuters)

Cesetleri Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta bir tünelde bulunan İsrailli altı rehinenin öldürülmesi ve İsrail ile Hamas'ın sorumluluğu karşılıklı olarak birbirlerine atmaları, İsrailli rehinelerin tutulduğu koşullara ve onları korumakla görevli olanlara verilen talimatların niteliğine ışık tuttu.

İsrail, ölen rehinelerin bir iki gün öncesine kadar hayatta olduklarını ve kendilerini alıkoyanlar tarafından vurularak öldürüldüklerini açıklarken Hamas, İsrailli rehinelerin İsrail ordusu tarafından düzenlenen bombardıman nedeniyle öldüklerini savunuyor.

İsrail, Hamas'ı rehineleri öldürmekle ilk kez suçlamıyor. Bu suçlamalar, Hamas’ın belirli koşullarda rehineleri öldürme kararı alıp almadığı konusunda birçok soru işaretini gündeme getirdi. Hamas, özellikle silahlı kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde'nin savaşın başlarında 9 Ekim'de, Gazze'de işgalci İsrail tarafından işlenen her katliam için bir sivil rehinenin infaz edileceğini açıkladı. Bu açıklamanın yol açtığı tepkiler üzerine saatler sonra yayınlanan video kaydının kaldırılmak zorunda kalınmasından sonra Hamas’a karşı karadan ve havadan düzenlenen operasyonların yoğunlaşmasıyla belirli koşullar altında rehineleri öldürme kararı almış olabilir.

cvf
İzzettin el-Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde (Arşiv - Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze'deki Hamas kaynakları, Hamas içinde mahkumların öldürülmesine yönelik bir karar ya da talimat olmadığını ve Ebu Ubeyde'nin önceki açıklamalarının resmi talimatlar çerçevesine girmediğini söylediler. O dönemde olup bitenlerin gerçek yüzünü anlamak için Hamas yönetimiyle temasa geçen tüm arabulucular, ülkeler ve kuruluşlar, bu konuda herhangi bir talimat verilmediği ve verilmeyeceği konusunda bilgilendirildiler.

Birkaç gün öncesine kadar İsrailli rehinelerle ilgili verilmiş yeni bir talimatın olmadığını söyleyen kaynaklara göre kesin talimatlar, rehinelerin hayatlarını korumak doğrultusunda, çünkü yaşayan her rehine farklı bir bedeli de beraberinde getirecektir.

cdvfbg
İsrail savaş uçaklarının Deyr el-Belah’teki evleri bombalamasının ardından aralarında çocukların da bulunduğu yaralılar hastaneye taşınıyor (WAFA)

Ancak bu açık talimatlara rağmen mesele tam olarak kontrol altına alınmış gibi görünmüyor. Yakın zamanda yaşanan bir olay bu konuda şüphe uyandırdı. Ebu Ubeyde, 12 Ağustos'ta yaptığı bir açıklamada, bazı rehineleri korumakla görevli iki unsurun olay yerinde bir rehineyi vurarak öldürdüğünü ve iki rehineyi de ağır yaraladığını açıkladı. Birkaç gün sonra da iki unsurun bunu talimatlara karşı gelerek yaptıklarını ve unsurlardan birinin İsrail’in katliamlarından birinde iki çocuğunun ölüm haberini aldıktan sonra misilleme amacıyla eylemi gerçekleştirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir kaynak, olayın kasıtlı olmadığını ve muhafız birliğinde görevli askerlerin görevden alındığını söyledi.

Kaynaklar, İsrailli rehineleri korumakla görevli kişilere verilen talimatlarda, kesinlikle hiçbir değişikliğin olmadığını belirttiler.

Kaynaklar, Refah'ta altı rehinenin başına tam olarak neyin geldiğini teyit edemediler.

Kaynaklar, rehinelerin tünele ulaşan işgalci İsrail güçleri tarafından öldürülmüş ya da onları koruyan bazı direnişçilerin, İsrail askerlerinin onları canlı ele geçirerek gerçek bir başarı elde etmesini engellemek amacıyla onları öldürmeye zorlanmış olabileceklerini düşünüyorlar.

Bu dosyadan sorumlu olanların, olayın detaylarını öğrenmek için rehineleri tutan grupla temas kurduklarını belirten kaynaklar, “Onları korumakla görevli olanlar tarafından öldürülmüşlerse tüm seçenekler daralmıştır ve İsrail’in onları canlı ele geçirerek herhangi bir başarı elde etme fırsatı vermek istememişlerdir” değerlendirmesinde bulundular.

xcdvfbg
Pazar günü Kudüs'teki bir okulda ABD asıllı İsrailli rehine Hirsch Goldberg-Polin için ayrılan panoya mesaj yazan bir kadın (EPA)

Gazze'deki gruplardan sahadaki diğer kaynaklar, eylemin doruk noktasında İsrail güçlerinin rehinelerden herhangi birini canlı olarak geri almasına hiçbir şekilde izin vermeyeceklerini ve bu hedefe ulaşılmasını engellemek için kuşatılmaları halinde cesur davranacaklarını vurguladılar. Kaynaklar, bunun rehinelerin öldürülmesine izin vermek anlamına gelip gelmediğine ise açıklık getirmediler.

x cdv
İsrail ordusu tarafından Gazze Şeridi'nde cesetleri bulunan altı rehine (AP)

Cesetleri bulunan altı rehine, varılacak esir takası anlaşmasının bir parçası olarak serbest bırakılacaktı. Bu kişilerin öldürülmesi Hamas için de bir kayıp oldu. Bu olay, müzakerelerin gidişatını etkileyebilir.

Savaşın başından bu yana Hamas, rehineleri İsrail ordusunun gözünden uzak tutmak için bir yerden bir yere, yeraltından yerüstüne ya da yerüstünden yeraltına taşıyor. Ancak ordunun son zamanlarda rehinelerin tutulduğu tünellerin çoğuna erişmeye başlaması, bu savaştaki en önemli kozunu kaybetmekte olan Hamas üzerinde baskı oluşturuyor.

Mevcut savaşın başlangıcından bu yana Hamas, Filistinli mahkumları İsrail hapishanelerinden kurtarma hedefine ulaşmasını sağlayacak bir esir takası anlaşmasına varmaya çalışıyor, ancak Hamas'ın kaçırdığı birçok rehineyi kaybetmesiyle bu hedef giderek imkânsız görünmeye başladı.

Rehinelerin önemli bir kısmı Gazze'de öldürüldü. 7 Ekim'de Hamas tarafından kaçırılan 251 rehineden 97'sinin Gazze'de olduğuna inanılıyor. Bunlar arasında, öldükleri İsrail ordusu tarafından teyit edilen en az 33 kişinin cesedi de bulunuyor.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.