Mısır’ın Somali'deki askerleri: Afrika stratejisi yeniden şekilleniyor

Etiyopya'da savaş tehlikesi artıyor

Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
TT

Mısır’ın Somali'deki askerleri: Afrika stratejisi yeniden şekilleniyor

Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
Etiyopya'nın Somaliland Cumhuriyeti ile Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimini sağlayacak bir anlaşma imzalamasının ardından Somali'de hükümeti desteklemek amacıyla düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı, hem Etiyopya ile Mısır arasında Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (Hedasi) nedeniyle uzun zamandır devam eden rekabet ve düşmanlık açısından Addis Ababa için de bir güvenlik tehdidi oluşturuyor hem de Etiyopya hükümetinin prestijine zarar veriyor.

Bu durum özellikle Etiyopya'nın engebeli coğrafyası, yoğun nüfusu, askeri gücü ve başta Eritre olmak üzere komşu ülkelerle olan gerginlik dolu geçmişi nedeniyle bölge için bir korku kaynağı oldu. Nil Havzası'ndaki ülkelerden biri olan Etiyopya aynı zamanda Nil Nehri sularının yüzde 80'inden fazlasının çıktığı ülke olduğundan nehir sularını kontrol edebildiği düşünülüyor. Bu imaj, Etiyopya'nın tamamlanmak üzere olan Londra’nın yüzölçümüne eş değer büyüklükte bir rezervuara sahip milyarlarca dolarlık bir hidroelektrik barajı olan Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nı inşasıyla daha da güçlendi.

Ancak Mısır, bu yılın ocak ayından bu yana Addis Ababa ile çatışma halinde olan Somali'ye askerlerini göndererek bu imajı yıpratmaya çalışıyor. Etiyopya ile Somali arasındaki anlaşmazlık, Addis Ababa'nın ayrılıkçı Somaliland ile yaptığı ve bağımsızlığını tanıması karşılığında Kızıldeniz kıyılarına erişmesine olanak sağlayan bir mutabakat zaptı imzalamasının ardından başladı.

Kahire, en azından resmi düzeyde de olsa Somali'ye asker ve askeri teçhizat göndermesini bir savaş eylemi ya da askerileştirme sinyali olarak göstermese de askerlerinin Afrika Boynuzu'nun kalbine konuşlandırılması, kulislerde tartışılan ve övülen bir dizi stratejik ve güvenlik hedefine ulaşıldığını gösteriyor.

Ana kıtaya dönüş

Mısır'ın Somali'ye özel kuvvetler de dahil olmak üzere 10 bin asker ve askeri teçhizat gönderme kararı, Kahire ve Mogadişu arasında geçtiğimiz ayın ortalarında imzalanan ortak savunma anlaşmasına dayanıyor. Anlaşma, Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan mutabakat zaptına misilleme olarak görülürken Mısır'ın Etiyopya’nın Aden Körfezi yakınlarındaki olası bir varlığına ilişkin endişelerini yansıttı.

Bu yılın ocak ayında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Somali bir Doğu Afrika ülkesi olarak Arap Birliği (AL) üyesi olduğu için Mısır’ın her zaman Somali'yi savunmaya hazır olduğunu belirtti. Ancak Mısır'ın Somali'yi desteklemeyi istemesinin ardında Kahire'nin Afrika'da barış ve güvenliğin sağlanmasında merkezi bir rol oynama arzusu yatıyor. Mısırlı stratejistler kıtadaki güvenliğin ve istikrarın Mısır'ın güvenliğini arttıracağına ve Afrikalılar için müreffeh bir geleceğin kapılarını açacağına inanıyor.

Şarku’l Avsat Al Majalla’dan aktardığı habere göre Mısır'ın eski Dışişleri Bakan yardımcılarından Muhammed el-Şazeli, Mısır'ın ulusal güvenliğinin bölgenin güvenliğinden ve istikrarından ayrılamayacağını söyledi. Şazeli, “Somali'nin konumu, özellikle de Kahire’nin bu ülkedeki durumun Kızıldeniz'deki uluslararası seyrüsefer güvenliği üzerindeki etkisine ilişkin endişelerinden ötürü Mısır’ın ulusal güvenliği için büyük önem taşıyor” dedi.

Mısır önümüzdeki ekim ayında Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi'nin başkanlığını üstlenecek. Kahire'deki analistlere göre bu rol, özellikle Mısır'ın ulusal güvenliğini etkileyebilecek olası huzursuzluklar bakımından Mısır'ı kıtaya karşı sorumluluk üstlenmeye itiyor.

Bu sorumluluk duygusu, özellikle 1995 yılının haziran ayında Addis Ababa'da merhum Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e düzenlenen suikast girişiminden sonra Afrika ülkeleriyle ilişkilerin gerilediği 2011 yılındaki halk devrimi öncesindeki politikalarından sıyrılıp radikal bir değişime gidildiğini gösteriyor. Ancak Mısır, kıtaya dönüşüyle birlikte güvenlik ve altyapı gibi üstün olduğu alanlarda destek arayışına da başladı.

Somali'nin konumu, Mısır'ın ulusal güvenliği açısından büyük önem taşıyor.

Mısır'ın kuzeydoğusunda, İsrail ve Gazze Şeridi sınırındaki Sina Yarımadası’nda DEAŞ’la bağlantılı örgütlere karşı on yıl süren mücadele Mısır'a gerilla savaşı konusunda eşsiz bir uzmanlık kazandırdı. Mısır bu uzmanlığını Somali ordusunun 2006 yılından beri Mogadişu'da büyük bir güvenlik sorunu oluşturan El Kaide bağlantılı eş-Şebab örgütünün tehdidine karşı koymasına yardımcı olmak için kullanmak niyetinde gibi görünüyor.

xcs s
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u Kahire'de ağırladı, 21 Ocak 2024 (AFP)

Kahire, altyapı projelerini hayata geçirme konusundaki uzmanlığıyla yeni adımlar atarken kıta genelinde bu alandaki ihaleleri kazanmaya çalışıyor. Mısırlı şirketler birçok Afrika ülkesinde barajlar, yollar ve köprüler inşa ediyor ve kanallar kazıyor. Bu durum, Çin gibi ülkelerin zorlu rakipleriyle rekabet ederek kıtanın altyapı ve kalkınma projelerinden pay alma hırsını yansıtıyor.

Caydırıcılık ve ilan edilen düşmanın kontrol altında tutulması

Kısa süre önce Somali'ye gönderilen Mısır askerlerinin yaklaşık yarısı, ülkedeki Afrika Birliği (AfB) Barışı Koruma Gücü’nün bir parçası olan binlerce Etiyopyalı askerin yerini alacak. Mısır ayrıca Somaliland ve Etiyopya arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Mogadişu ile ortak savunma anlaşması imzalayan bir diğer ülke olan Türkiye ile iş birliği içinde Somali kıyı şeridinin güvenliğinin sağlanmasında görev alacak.

Etiyopya'nın Kızıldeniz’e erişme arzusundan endişe duyan Mısır, Somali'nin Kızıldeniz kıyısına özel bir ilgi gösteriyor. Mısır, Addis Ababa ile geçmişten beridir devam eden düşmanlıkları nedeniyle Etiyopya'nın bölgedeki varlığını güçlendirme girişimlerine şüpheyle yaklaşıyor.

Analistlere göre Etiyopya'nın Kızıldeniz’e erişme arzusu, özellikle Gazze’deki savaş ve Husilerin Aden Körfezi'nden ya da Yemen kıyılarından geçen gemileri hedef alan saldırıları nedeniyle uluslararası seyrüsefer faaliyetleri açısından hassas geçen bir döneme denk geliyor.

Al Majalla’ya değerlendirmede bulunan bağımsız bir ulusal güvenlik uzmanı olan Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Etiyopya'nın özellikle yıllardır komşularıyla sürtüşmeler yaşaması ve Kızıldeniz'e erişmeyi arzulamasından dolayı bölgedeki hırsları konusunda ciddi endişeler olduğunu söyledi. Abdulvahid, “Bu yüzden Mısır, Etiyopya'nın niyetlerine güvenmiyor” dedi.

Kızıldeniz'deki gerilimin Mısır'a pahalıya mal olduğunu belirten Abdulvahid, “Nakit sıkıntısı çeken Mısır, Husi saldırıları ve uluslararası seyrüsefer rotalarının Süveyş Kanalı'nı atlayıp başka rotaları kullanma kararları nedeniyle ayda yaklaşık 550 milyon dolar kaybediyor” diye konuştu.

Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı sadece bir su yolu olmaktan çıkarıp uluslararası bir yatırım merkezine dönüştürmek için uzun vadeli bir planının da olduğunu söyleyen bağımsız ulusal güvenlik uzmanı, “Süveyş Kanalı tarihinde ilk kez çift yönlü trafiğe izin verecek paralel bir kanal kazmak için milyarlarca dolarlık yatırım yapan Mısır, on milyarlarca dolar değerinde yatırım çekmek ve burayı uluslararası bir yakıt ikmal ve hizmet merkezi haline getirmek amacıyla bölgede sanayi bölgeleri ve devasa yakıt depoları inşa ediyor” ifadelerini kullandı.

Bölgedeki huzursuzluk devam ederse tüm bu planların kolayca tehlikeye girebileceğini söyleyen uzmanlar, Etiyopya'nın Kızıldeniz kıyılarına erişiminin işleri daha da kötüleştirebileceğini düşünüyorlar.

Mısır, Somali’deki askeri varlığını savundu

Mısır, askerlerini Etiyopya sınırı yakınlarında konuşlandırarak son on yıldır diplomasiyle ulaşamadığı başarıya ulaşmayı umuyor.

Mısır, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın ana tatlı su kaynağı olan Nil Nehri’nin akışını etkilememesi için 2014 yılından bu yana Etiyopya ile iyi niyetle müzakereleri sürdürmeye çalıştığını savunuyor. Ancak Etiyorya’nın barajın inşası tamamlanana ve rezervuarı dolana kadar zaman kazanmak için müzakereleri istismar ettiğini ve bir oldu-bitti dayattığını vurguluyor.

Bu yüzden bazı uzmanlara göre Kahire, Addis Ababa'nın, on milyarlarca metreküp su depolayan bir barajla nehrin akışını durdurmadan önce iki kez düşünmesini sağlamak için artık başka yollara başvuruyor.

dvdfev
Mogadişu'da eş-Şebab tarafından düzenlenen intihar saldırısında ölen 37 kişinin cenaze töreninde yapılan protestodan bir kare, 3 Ağustos (AFP)

Al Majalla’ya konuşan Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı Prof. Tarık Fehmi, “Mısır, kendisi için son derece önemli bir bölge olan Afrika Boynuzu'ndaki stratejilerini yeniden şekillendiriyor ve bunu yaparak Etiyopya'ya ve Mısır'ın ulusal güvenliğine zarar vermeyi düşünebilecek uluslararası güçlere açık açık caydırıcı mesajlar göndermeyi amaçlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mısır, askerlerini Etiyopya sınırı yakınlarında konuşlandırarak son on yıldır diplomasiyle ulaşamadığı başarıya ulaşmayı umuyor.

Mısır, Etiyopya'nın Rönesans Barajı rezervuarının beşinci ve son dolumunu tamamlamasından sadece birkaç gün sonra Somali'ye asker ve askeri teçhizat gönderdi. Somali'ye gönderilen askeri gücün yaklaşık yarısı Somali ordusuna eğitim verecek ve muhtemelen burada kalıcı bir askeri varlık oluşturmak için kullanılacak.

Böylece Mısır'ın son yıllarda başta Kenya ve Eritre olmak üzere Etiyopya'nın komşularıyla imzaladığı savunma iş birliği anlaşmalarını destekleyecek. Mısır, Nil Nehri sularının akmasını hiçbir ceza almadan durdurabileceğini düşünmesi halinde Etiyopya'yı kol mesafesinde tutmak için bu anlaşmaları yapmış gibi görünüyor.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.