İsrail ‘doğudaki gedikten’ kaynaklanan tehlikeleri savuşturmak ve Ürdün cephesinin açılmasını engellemek için harekete geçti

Siyaset ve emniyet kurumları, sınırda güvenliği sarsan tarafın İran olduğu konusunda hemfikir

İsrailli askerlere göre Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olay, siyaset ve emniyet kurumlarının savaşı yönetme konusundaki başarısızlıklarına bir yenisini daha ekledi (AFP)
İsrailli askerlere göre Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olay, siyaset ve emniyet kurumlarının savaşı yönetme konusundaki başarısızlıklarına bir yenisini daha ekledi (AFP)
TT

İsrail ‘doğudaki gedikten’ kaynaklanan tehlikeleri savuşturmak ve Ürdün cephesinin açılmasını engellemek için harekete geçti

İsrailli askerlere göre Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olay, siyaset ve emniyet kurumlarının savaşı yönetme konusundaki başarısızlıklarına bir yenisini daha ekledi (AFP)
İsrailli askerlere göre Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olay, siyaset ve emniyet kurumlarının savaşı yönetme konusundaki başarısızlıklarına bir yenisini daha ekledi (AFP)

Emel Şehade

İsrail ve Ürdün arasındaki sınır bölgesi, iki ülke arasında barış anlaşması imzalanmasının üstünden geçen 30 yıl boyunca birçok olaya sahne oldu. Ancak Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’nde üç İsraillinin ölümüyle sonuçlanan son olay farklı siyasi ve güvenlik boyutları kazandı. Bu olay, Ürdün Vadisi sınırının hayati bir bölge olduğu Batı Şeria başta olmak üzere bölgedeki durum çerçevesinde değerlendirilmesi gerekiyor.

Olayın zamanlaması, gerek Filistinli örgütlerin Yeşil Hat içinde ve kontrol noktalarında gerçekleştirdiği saldırıların türü, gerekse Batı Şeria’daki çatışmaların yoğunlaşması bakımından İsrail'in karşı karşıya olduğu zorluklar açısından dikkate değerdi. Bu gelişme güvenlik birimlerinin ve ordunun önceliklerini, 309 kilometreyle İsrail ile komşu ülkeler arasındaki en uzun sınırı oluşturan, Eilat yakınlarından Ürdün Vadisi'ne, Hamah bölgesine ve Golan Tepeleri'nin güneyine uzanan ve Ürdün ile olan doğu sınırını da kapsayacak şekilde arttırdı. Söz konusu bölgeler, Cenin, Tulkerim ve Kudüs’e odaklanan İsrail güvenlik birimlerinin en zayıf olduğu yerler ve bu bölgeler diğer bölgelerde olup bitenlerden uzakta.

Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olay, siyaset ve emniyet kurumlarının savaşı yönetme konusundaki başarısızlıklarına bir yenisini daha ekledi. Güvenlik birimleri, 7 Ekim 2023 soruşturma komitesinin yanında hükümetin 11 aydır devam eden savaşı yönetmedeki başarısızlıklarına ilişkin özel bir soruşturma komitesi kurulması çağrısında bulunuyor. Hükümet, Ürdün ile sınır bölgesinin güvenliğinin sağlanması ve bununla başa çıkma stratejisinin değerlendirilmesi için güvenlik birimleri tarafından yapılan çeşitli talepleri onaylamayı reddetti.

İsrail parlamentosu Knesset'te pazar akşamı yapılan ve bir esir takası anlaşmasına varılamamasının ardından kuzey cephesinin de konuşulması planlanan genişletilmiş toplantıda, Ürdün ve İsrail arasındaki doğu sınırları ve geçişleri ile İsrail ordusu ve İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet'in (Şabak) temsilcilerinin katılımıyla iki taraf arasında yapılan güvenlik toplantısının ardından İsrail’den bir komisyonun Ürdün’den bir komisyon ile iş birliği içinde olayı soruşturmaya başlaması sonrası Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olayın yansımaları ele alındı. İsrail, olayın faili Mahir Ziyab el-Cazi'yi ve silahı nasıl getirdiğine dair araştırmalar çerçevesinde gözaltına altığı üç Ürdünlünün gözaltı süresinin devam ettiğini açıkladı.

İbre İran’a yöneldi

İsrail’deki siyaset ve emniyet kurumları, doğu sınırında güvenliği sarsan ve Ürdün içinde istikrarsızlığı körükleyenin İran olduğu konusunda hemfikir. Söz konusu kurumlar, İran’ı İsrail'e karşı Filistinli örgütleri desteklemek için Batı Şeria'ya silah kaçırmakla suçlamışlardı.

Güvenlik birimlerinin yetkililer, pazar gecesi yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında, operasyonun Batı Şeria'daki genel durum üzerindeki yansımalarını tartıştılar. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in Tapınak Tepesi'ne (Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya verdikleri ad) yapmayı planladığı baskın da dahil olmak üzere İsrail'in Ürdün sınırındaki durumu daha da kötüleştirecek provokatif adımların atılmasına karşı uyardılar. Bu tür provokatif adımların sadece Batı Şeria ve Ürdün'de değil, aynı zamanda çevredeki çeşitli ülkelerde de tepki çekeceğini düşünen yetkililer, ayrıca Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in Ürdün Vadisi'nde yerleşim birimleri inşasını teşvik etme planları konusunda da uyarıda bulundular. Öte yandan Smotrich'in Filistin Yönetimi'ne yönelik ekonomik yaptırım uygulanması, fonların aktarılmaması ve Batı Şeria'ya ve özellikle de işçilere yönelik sıkı kapatma politikasını sürdürmesinin de yansımalarına karşı ikaz ettiler.

Aynı yetkililer, Bakanlar Kurulu toplantısında siyasi partileri ablukanın devam etmesi ve Filistinlilerin içinde bulundukları ekonomik koşulların kötüleşmesi ve durumun kontrol altında tutulması güç ve diğer cephelerde de yansımaları olacak bir gerilime dönüşme riski olduğunu ifade ettiler. Filistinli işçilere 7 Ekim sonrası kısıtlamaların getirilmesinden yaklaşık bir yıl sonra çalışmak üzere İsrail'e girişlerine izin verilmesi gerektiğini söylediler.

Güvenlik birimlerine göre bu nedenler Batı Şeria ve Ürdün Vadisi'ndeki gergin durumun körüklenmesine doğrudan katkıda bulunurken Ürdün'ün Batı Şeria ve Ürdün Vadisi'ne en yakın ülke olması ve en fazla Filistinli nüfusa sahip olması nedeniyle doğrudan yurt dışına yansıyor. Bu da Ürdün içinde gerginliğin tırmandırırken istikrarsızlık tehdidi yaratıyor.

Eski Şin Bet yetkilisi Uday Karmi'ye göre Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olay, İsrail için sınır bölgesindeki durumun daha da kötüleşmesi tehlikesine karşı verilen bir kırmızı alarm niteliğinde. Hükümetin, Bakanlar Kurulu'nun ve güvenlik birimlerinin Mescid-i Aksa ile nasıl ilgilenilmesi gerektiği konusunda bir sınavdan geçtiklerini söyleyen Karmi, “Başbakan Binyamin Netanyanu, Bakan Ben-Gvir'in İslam dünyası için kutsal olan bu yerdeki provokatif planını uygulamasını derhal engellemeli. Çünkü bunun sadece Ürdün'de değil, bu savaşta mücadele ettiğimiz diğer cephelerde de tehlikeli yansımaları olacaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail'e stratejik zarar

İsrail ordusunun Operasyonlar Bölümü eski başkanı Tümgeneral Yisrael Ziv, olayın İsrail'e Ürdün'ü savaş cephesine dahil etmemesi için bir uyarı olarak görülmesi gerektiğini düşünüyor. Ürdün ve Batı Şeria arasında çok yakın bir ilişki ve ayrıca halkları arasında da sıkı bir bağ olduğunun altını çizen Ziv, sınırın herhangi bir tarafındaki gerginliğin diğer tarafa tehlikeli bir şekilde yansıyacağını vurguladı. En büyük tehlikenin ise İran'ın Ürdün'de istikrarsızlık yaratma çabalarını yoğunlaştırması olduğunu söyleyen Ziv, “Üç İsraillinin öldürülmesinin ardından düzenlenen protesto gösterileri, son derece tehlikeli bir işaret ve İran'ın Ürdün rejimini devirme çabalarına ilişkin endişelerimizin doğru olduğunun bir teyidi” diye konuştu. Ziv, “Böyle bir durumun ortaya çıkması bizi hayal bile edemeyeceğimiz bir yere koyar ve hayal edebileceğimiz en tehlikeli senaryoları ortaya çıkarır” diyerek İsrail'deki karar vericileri uyardı.

Askeri uzman Oded İlam, Tahran ve Hizbullah'ın Ürdün'ü İsrail'e giden stratejik bir köprü olarak gördüğünü düşünüyor. İlam’a göre Suriye ve Irak'la açık olan sınırlar, silah ve mühimmat kaçakçılığının merkezi haline gelirken, İran'ın ideolojik etkisi sızarak iç istikrarı tehdit ediyor.

Ürdün ve İsrail arasında bir barış anlaşması imzalanmış olsa da Kral Hüseyin’in İsrailli yetkililerle arasındaki özel ilişkilerin oğlu Kral Abdullah’la devam etmediğini ve Ürdün’ün uluslararası arenada İsrail'in çetin bir muhalifi olduğunu söyleyen İlam, “Ürdün'de provokasyonlar artıyor ve İsrail düşmanlığı ivme kazanıyor. Sınır kapısındaki olay saldırının spontane gelişmediğini, planlı olduğunu gösteriyor” yorumunda bulundu. İlam'a göre bu tür olaylar İsrail ile Ürdün arasında halihazırda kırılgan olan ilişkiye zarar veriyor ve bu durum güvenlik birimlerinin söz konusu olayın ciddi yansımaları olacağına dair raporuyla da örtüşüyor. Ürdün kraliyet ailesinin iktidarı kaybetmesinin İsrail'e ciddi stratejik zarar vereceğini ve İran'ın İsrail’in en uzun sınırının olduğu Ürdün’de sağlam bir yer edinmesine yol açacağını düşünen İlam, bu yüzden İsrail’in hafife alınmaması gereken bir zorlukla karşı karşıya olduğunu söyledi.

ABD ve Arap ülkelerinin Ürdün’ün güçlenmesi için harekete geçmesi

Öte yandan güvenlik kaynakları, İsrail'i ABD ve daha ılımlı çizgideki Arap ülkelerini bu duruma karşı harekete geçirmek üzere çaba gösterilmesi çağrısında bulundular. Aynı kaynaklar, “İsrail, İran tarafından kurulan komplo karşısında Ürdün Krallığını güçlendirmek ve desteklemek için ABD’yi ve daha ılımlı çizgideki Arap ülkelerini harekete geçirmekten sorumlu. Bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalışan İran'a darbe indirmek için uluslararası koalisyonu harekete geçirmeli” açıklamasında bulundular.

İsrail kaynaklı bir rapora göre Gazze'de Hamas'ın dağıldığını fark eden İran, Batı Şeria ve Ürdün Vadisi'nde harekete geçti. Raporda, “İran, Batı Şeria ve Ürdün Vadisi'nde harekete geçti. Belirli hedefler ve bir eylem planıyla organize bir şekilde çalışıyor. İranlılar Ürdün'de bir kırılma olduğunu fark ettiler. Bu onlar için iyi bir faktör ve devrimi ihraç etmek için Ürdün'ün coğrafi alanına ihtiyaçları var” ifadeleri yer aldı.

Rapor şöyle devam ediyor:

“İranlılar, Irak, Suriye ve Lübnan'da başarılı olduktan sonra planlarını sürdürmek için çalışmalarını Ürdün'de tamamlamak zorundalar. Bu yüzden uyuyan terör hücrelerini Ürdün'e soktular. Bununla birlikte savaş mühimmatı, sabotajcılar ve eylemcilerin Ürdün üzerinden geçişi için kaçakçılık merkezleri açtılar.”

Silah kaçakçılığı, silahlı unsurların sızması ve arazi engeli

İsrail kaynaklı birçok raporda güvenlik yetkilileri, Ürdün'le olan doğu sınırının en çok ihmal edilen sınır olduğu için Tel Aviv için büyük bir tehdide dönüştüğünü ve çoğu bölümünün açık olduğunu ve dikenli tellerinin yıprandığını vurguladılar.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 7 Ekim’den sonraki aylarda yaşanan tehlikeli gelişmeler nedeniyle hükümete sınır çitleri için özel bir bütçe önerisinde bulunmuş, ancak Başbakan Netanyahu ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich öneriyi reddetmişti.

Konuyla ilgili bir güvenlik raporuna göre İran'dan Ürdün sınırı üzerinden Batı Şeria'daki Filistinli örgütlere silah, bomba ve para transferi yapılıyor. Bununla ilgili verilerin Kral Hüseyin Köprüsü Geçişi’ndeki olaydan önce Bakanlar Kurulu'na sunulduğu, ancak yetkililerin konuyu ciddiye almadığı ve sınırın olduğu gibi kaldığı belirtilen raporda “İsrail, doğudaki gediği kapatmaya çalışmıyor. Hiçbir engel yok, sınır boyunca ya da en azından açık bölgelerde konuşlandırılmış askeri güçler yok, alarm sistemi yok. Tüm güvenlik konuları Ürdünlülerin ellerine bırakılmış durumda” ifadeleri yer aldı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.


İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istediğini belirtti. Açıklama, iki ülke yetkilileri arasında Washington’da yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde geldi.

Saar, basın toplantısında “Lübnan devletiyle barış ve normalleşmeye ulaşmak istiyoruz... İsrail ile Lübnan arasında büyük bir anlaşmazlık yok. Sorun Hizbullah” ifadelerini kullandı.

Lübnan ile İsrail, bugün ABD arabuluculuğunda onlarca yıllık çatışma geçmişini aşmayı hedefleyen diplomatik bir sürece giriyor. Bu kapsamda, ABD’de Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında yüz yüze bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Bu temasların, ilerleyen aşamada Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilebilecek müzakerelere zemin hazırlaması bekleniyor.

Washington’da yürütülen yoğun temaslarda, Lübnan-İsrail hattının ABD-İran dosyasından ayrıştırılması hedefleniyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimini temsilen arabuluculuk sürecinde, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ile Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ofisi Direktörü Michael Needham görev alıyor. Needham’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya yakın bir isim olduğu ve daha önce Rubio’nun Senato’daki görevleri sırasında uzun yıllar danışmanlığını yaptığı belirtiliyor.

Tarafların müzakere şartlarında ise önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Beyrut yönetimi, önceliğin kapsamlı bir ateşkes sağlanması, İsrail’in güneyde işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun çatışma alanlarına konuşlandırılması olduğunu vurgularken, ardından siyasi sürece geçilmesini savunuyor. İsrail ise müzakerelerin çatışmalar sürerken yürütülmesini ve ilk adım olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Bu durumun, görüşmeler başlamadan sürecin çıkmaza girebileceği yönünde değerlendirmelere yol açtığı ifade ediliyor.


Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
TT

Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)

Hizbullah dün, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan görüşmelerin iptal edilmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter Naim Kasım, bu tür görüşmeleri "faydasız" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kasım televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Gaspçı İsrail varlığıyla müzakereleri reddediyoruz. Bu müzakereler faydasızdır" diyerek "bu müzakere toplantısının iptal edilmesini" istedi.

Lübnan ve İsrail'in ABD büyükelçilerinin bugün ABD yönetiminin himayesinde bir araya gelmesi planlanıyor.

Kasım, İsrail ile doğrudan müzakerelere başlamadan önce "Lübnan'ın içeride anlaşması ve uzlaşması" gerektiğinin altını çizerek, "Hiç kimsenin, ülkenin çeşitli bileşenleri arasında iç uzlaşma olmadan Lübnan'ı bu yola sokma hakkı yoktur ve bu da gerçekleşmemiştir" uyarısında bulundu.

Lübnan yetkilileri, bu görüşmelerin öncelikle 2 Mart'tan beri devam eden savaşta ateşkes sağlamayı amaçladığını söylüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki şart öne sürdü: Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve gerçek bir barış anlaşmasının sağlanması.

Savaş, Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in suikastına misilleme olarak İsrail'e roket fırlatmasının ardından patlak verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail hava saldırılarında o zamandan beri 2 bin 89 kişi öldü.

Kasım ayrıca, “Direnişteki kararımız dinlenmemek, durmamak, teslim olmamaktır ve savaş alanının kendisi konuşacaktır” dedi.

“Biz teslim olmayacağız” ve “Son nefesimize kadar sahada kalacağız” diye belirtti. Bu sözler, Hizbullah savaşçılarının İsrail ordusuyla çatışmalar içinde olduğu ve İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgelerine ilerlediği bir dönemde geldi.