Temmuz 2006 - Ekim 2023 ve iki savaş arasındaki gerçek

Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora (Getty)
TT

Temmuz 2006 - Ekim 2023 ve iki savaş arasındaki gerçek

Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora (Getty)

Lübnan'ın 2006 yılında maruz kaldığı ağır sınav ile 8 Ekim'den bu yana maruz kaldığı sınav karşılaştırıldığında köklerinde birçok benzerliğin yanı sıra, özellikle değişen koşullar ve şartlar nedeniyle aralarında büyük farklılıklar olduğu görülüyor.

Düşman İsrail, 2006 yılının temmuz ayında Hizbullah'ın saldırdığı ve iki İsrail askerinin kaçırıldığı bahanesiyle Lübnan'a askeri saldırı başlattığı anda Bakanlar Kurulu'nu acil toplanmaya ve bu saldırının tehlikelerini ve yansımalarını tartışmaya, ulusal güvenliği korumak, hedef alınan bölgelerin sakinlerinin güvenliğini ve emniyetini sağlamak ve Lübnan'ın güneyinde yaşayanların yerinden edilmesini önlemek için tedbirler almaya çağırdım.

Konuyu Bakanlar Kurulu'nda gündeme getirdim ve hükümet olarak bu askeri operasyon karşısında şaşırdığımızı, önceden haberimiz olmadığını ve bunu onaylamadığımızı açıkça ifade ettim. İsrail'in Lübnan'a, egemenliğine ve Lübnan halkına yönelik saldırganlığını kınadık ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) acil bir şikayette bulunarak ateşkes kararı alınması için talepte bulunduk.

Devlet ile Hizbullah arasındaki mesafe

Hükümet, Lübnan devleti ile Hizbullah arasında net bir mesafe koymayı başararak Lübnan’ın Arap ülkelerine ve uluslararası topluma hitap etmesinin ve Lübnan'a yardım etmek ve direncini güçlendirmek için onlarla iletişim kurmasının yanı sıra İsrail’in işlendiği suçların gölgesinde 12 Temmuz sabahından itibaren kurban rolüne bürünmeye çalışırken asıl kurbanın Lübnan olduğunu göstermesini de sağladı.

O zamandan bu yana, Lübnan devletinin tüm bileşenleriyle ve imkanlarıyla yaşananlardan ve yaşanacakların sonuçlarından sorumlu olmasının yanında Lübnan'ı ve Lübnanlıları koruyacak tüm kararları ve tedbirleri alarak, kararlarının gereklerini yerine getirerek ve yerinden edilen Lübnanlılarla ilgilenerek tüm sorumluluklarını üstlenmesini sağlamaya çalıştım.

ascdv
Temmuz 2006'daki savaşta yerlerinden edilen insanlar ateşkesin ardından bölgelerine geri dönüyor (Getty)

O günden bu yana Hükümet Seraili ulusal bir atölyeye dönüştü ve hükümet üyeleri Lübnan'ı savunmak için tek bir ekip haline geldi. O tarihten bu yana hükümet ulusal bir çalıştaya dönüştü. Hükümet üyeleri Lübnan'ı savunmak, Lübnanlılara temel yaşam unsurlarını sağlamak amacıyla tüm devlet daireleri, imkânları ve kabiliyetlerindeki çabaları seferber etmek ve sivil toplumu da Lübnan'ın savunulmasında üzerlerine düşeni yapmaları için harekete geçirmek için tek vücut oldu.

Yurtdışında ise Lübnan Dışişleri Bakanı ile iş birliği içinde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliğinden kardeş Arap ülkelerinin liderlerine kadar uluslararası üst düzey yetkililerle ve karar alma yetkisine, nüfuza ve uluslararası etkiye sahip dost ülkelerle günlük temaslar yoğunlaştırıldı. BMGK’dan öncelikli talebimiz ateşkes kararı alınmasıydı.

O dönemde düşman İsrail, Lübnan'a saldırmaya devam etti. Altyapıyı ve tesisleri hedef alarak köprüleri, yolları, okulları ve köy ve ilçelerdeki binaları tahrip etti. Hükümet, Lübnan'ın çektiği acıları ve maruz kaldığı tehlikeleri kınamak ve durdurmak üzere dünyayı ve uluslararası örgütleri harekete geçirmeye çalıştı.

Yedi maddelik plan

O dönemde, Lübnan'a yönelik savaşın durdurulması ve İsrail’in saldırganlığının sona erdirilmesi amacıyla Lübnan için çözüm formülleri geliştirmek ve bunları ülke liderlerinin ve BMGK’nın önüne koymak için Cumhurbaşkanı'nın huzurunda ve aktif katılımıyla Bakanlar Kurulu ile birlikte inisiyatif aldım. Hükümet, Roma Konferansı’nda sunduğum ve BMGK tarafından uluslararası ateşkes kararının alınmasındaki yapı taşlarının bir parçası olarak kabul edilen yedi maddelik planı onayladı.

xcrgb
Eski Başbakan Fuad Sinyora 2006 yılında Almanya'nın UNIFIL'e katılımı konusunda anlaşmak üzere Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya geldi (Getty)

BMGK 1701 sayılı kararı kabul edildi, savaş durdu ve yerinden edilen kişiler 14 Ağustos 2006 tarihi itibariyle evlerine ve köylerine geri döndü. Lübnan hükümetinin tüm kardeş ve dost ülkeleriyle ilişkilerinde tesis ettiği güven temelinde başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkeleri ve dost ülkeler tarafından sağlanan cömert yardımlar sayesinde altyapının ve hasar görmüş ve yıkılmış binaların yeniden inşası en üst düzeyde verimlilik, güvenilirlik, etkinlik ve hızla gerçekleştirildi. Böylece Lübnan bir kez daha yükseliş ve refah içindeki günlerine geri döndü. Arap dünyasındaki ve uluslararası arenadaki eski rolünü yeniden üstlendi. Lübnan, 2007-2010 yılları arasında dört yıl üst üste modern tarihinin en yüksek büyüme oranını yakaladı ve ödemeler dengesinde büyük bir yıllık fazla elde etmeyi başardı. Ayrıca Merkez Bankası'ndaki toplam döviz rezervlerinde büyük bir pozitif fazla elde etti. Lübnan'ın kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılasına (GSYİH) oranında önemli bir denebilecek nispi bir azalma kaydedildi.

Dayanağı olmayan meydanların birliği teorisine

Öte yandan 8 Ekim 2023'te yaşananlar, Hizbullah'ın, Lübnan'ın işgal altındaki Filistin topraklarına bitişik olan güney sınırında bir cephe açmak için Lübnan'daki meşru makamların bilgisi dışında, tek taraflı olarak, Lübnan'ın o dönemde ve halen içinde bulunduğu son derece zorlu koşulları göz önünde bulundurulmaksızın kendi sorumluluğunda gerçekleştirdiği, meydanların birliği teorisine dayanan girişiminin bir sonucuydu.

Ertesi sabah, 8 Ekim 2023 tarihinde, Lübnan'ın aşağıdaki hususları yerine getiremeyeceğini ve bu askeri savaşa sürüklenemeyeceğini vurgulayan bir açıklama yayınladım ve başlıca beş neden sıraladım. Bunlar; ulusal ve siyasi kriz, cumhurbaşkanının seçilememesi, sorumlu bir hükümetin kurulamaması, boğucu ekonomik kriz, Suriyeli mülteci krizi, Arap ülkeleriyle yakın ilişkilerin sekteye uğraması, 2006 yılında kendisini koruyan Arap ülkeleri ve uluslararası toplumun oluşturduğu güvenlik ağının olmaması ve Lübnanlıların çoğunun böyle bir askeri müdahaleyi desteklememesi ve buna sempati duymamalarıydı.

Şimdi BMGK’nın 1701 sayılı kararı gerektiği gibi uygulanmamış ve BM ile BMGK, Lübnan ve Filistin sorunuyla ilgili tüm uluslararası kararların gerektiği gibi uygulanmasını sağlama konusundaki rollerini yerine getirmemiştir. Oysa İsrail, bölgede adil ve kalıcı bir barış arayışında olmadığını, uluslararası hukuku, uluslararası meşruiyeti ve insan haklarını tanımadığını, Gazze ve Batı Şeria'daki yok etme, öldürme ve yıkım suçlarında ısrar ettiğini kanıtlamıştır. Bugün de yeniden Lübnan'a saldırarak sivilleri öldürüyor, güvende olanları yerlerinden ediyor, konutları ve tesisleri yıkıyor ve barışçıl insanları avlamak için modern teknolojinin nimetlerinden yararlanıyor.

Kahramanlarını arayan ulusal bir rol

Şimdi Lübnan'ı İsrail’in saldırganlığının boyunduruğundan kurtarmak için erişebileceğimiz pencereler açısından artık ne durumda olduğumuzu öğrendiğimize göre Lübnan'ın artık büyük bir ulusal role sahip olduğuna inanıyorum. Lübnan, cumhurbaşkanının yokluğunda kahramanlarını arıyor. Bana göre bu kahramanlar, yasama organı meclisin başı olarak Meclis Başkanı Nebih Berri ve geçici hükümetin başı olarak Başbakan Necip Mikati'dir. Berri ve Mikati, çaba göstererek ve kendilerini adayarak bu rolün ve bu kahramanlığın şerefini ve ödülünü kazanmalılar. Tüm yetkililer ve Lübnan'ı kurtarmaya isteyen herkes, aşağıdaki altı hususu benimseyerek onlara yardımcı olmak için inisiyatif almalılar. İşte o altı husus:

1- Milli bir görev olarak tüm Lübnanlılar, dayanışma ve birlik içinde olmalı, birlik ve ulusal kardeşlik temelinde hareket etmeliler. Lübnan halkı, İsrail'in tüm Lübnan'ı ve Lübnan’ın yapısını hedef alan bu acımasız saldırısını, galibi ya da mağlubu olmayacak şekilde uyumlu ve etkileşimli unsurlarıyla birlikte esefle karşılamalı ve kınamalı.

xcvdf
Mikati, Berri ve Canbolat çarşamba günü Ayn et-Tineh'te bir araya geldiler (EPA)

2- Lübnan için çözümler, Taif Anlaşması ve Lübnan Anayasası’nın doğru ve eksiksiz uygulanmasına, Lübnan devletine ve onun tek ve münhasır otoritesine, egemen kararına ve vatanı ve ulusal egemenliği koruma sorumluluğuna, halkına karşı ve onların güvenlik ve istikrarını sağlamadaki sorumluluğuna bağlılığına yönelik ulusal çözümlerden başkası olamaz ve olmamalı da.

3- Düşmanlık tüm Lübnan'ı ve tüm Lübnanlıları etkilediğinden ve hiç kimse kendi siyasi tutumunu desteklemek ya da çıkar elde etmek için İsrail’in düşmanlığını desteklemediğinden Lübnan devletinin dizginleri geri alması ve sorumluluğunu yeniden üstlenmesi gerektiği düşüncesine odaklanılmalı. Bunun için Lübnanlıların birbirini kucaklaması ve tek kaygılarının ülkelerini kurtarmak ve ulusal bekasını, Lübnanlıların birlik ve beraberliğini ve geleceklerini tehdit eden bu derinleşen ve tehlikeli krizden çıkarmak olması için fikirbirliğine dayalı bir ulusal duruş sergilemeleri gerekiyor.

4- BMGK’ya Lübnan'da derhal ateşkes sağlanması için bir karar çıkarması ve tüm tarafların 1701 sayılı kararı tam olarak ve derhal uygulamaları, ilgili tüm uluslararası kararlara saygı duymaları ve uluslararası barışın ve güvenliğin korunmasındaki sorumluluklarını üstlenmeleri çağrısında bulunulmalı.

5- Meclis Başkanı, Lübnan devletini ve Lübnan halkını tehdit eden tehlikeleri görüşmek üzere, Lübnan’ın bekasını koruyacak, Lübnan Anayasası’na saygı gösterecek ve Lübnan'ın birliğini ve toprak bütünlüğünü muhafaza edecek şekilde Meclis'i toplamalı. Ayrıca herhangi bir gecikme olmaksızın, Lübnanlıları, 1701 sayılı kararı tam olarak uygulayacak sorumlu bir hükümet kurmak üzere bir araya getirebilecek, Lübnan'ın sağlığını ve egemenliğini yeniden tesis etmek ve Lübnan'ın bağımsızlığını, egemenliğini, özgürlüğünü, kalkınmasını ve istikrarını korumada Lübnan devletinin tam rolünü geliştirmek için çalışacak yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesi için çağrıda bulunmalı.

6- Kan kardeşi ve aynı kimliği taşıyanlar olarak tüm Arap kardeşlerimiz ve Arap Devletleri Ligi (AL) ülkelerinin yanı sıra tüm dost ülkeler ve uluslararası insani yardım kuruluşlarıyla birlikte, yerlerinden edilmiş, şehirlerinden ve köylerinden koparılmış insanların ve Lübnan halkının onurunu korumanın yanı sıra yerlerinden edilenlerin derhal ve acilen şehirlerine ve köylerine dönmelerinin sağlanması, yıkılan ve hasar gören yerlerin yeniden inşası için gerekli mekanizmaların devreye sokulması ve gerekli fonların tahsis edilmesi ve acil tüm yardımların ulaştırılması için çalışılmalı.

Bu yeni sınav, Lübnan'ın 2006 yılında yaşadıklarından hiçbir ders çıkarmadığını, ateş gücü, hava, teknoloji ve istihbarat üstünlüğünü ve sınırsız uluslararası desteğini ölüm ve yıkım için kullanan düşman İsrail’in her türlü saldırısına açık olduğunu kanıtladı. İsrail, hala Lübnanlılar arasında bölünme ve çekişme yaratma üzerine bahis oynuyor, ama Allah'ın izniyle bu asla gerçekleşmeyecek. İsrail, Lübnanlılar arasına bölünme ve çekişme yaratmak amacıyla sonuncusu Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'a düzenlenen suikast olmak üzere, katliamlar ve suikastlar yapmaktan çekinmiyor.

Bugün Lübnan ve tüm dünya bir sınavla karşı karşıya. BM ve BMGK doğru olan için ayağa kalkacak mı? Lübnanlılar tüm güçleriyle ülkelerinin ve kendilerinin şerefi ve güvenli bir ülkede yaşama hakkını savunmak ve İsrail'e gerçeğin, insanlığın ve insan haklarına saygının anlamı konusunda bir ders vermek için inisiyatif alacak mı?!



Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.


Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
TT

Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)

Suriye devlet televizyonu, bugün (perşembe), ordu güçlerinin Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerinde kontrol sağladığını bildirdi. Haberde, bu ilerlemenin bölgedeki halk ve aşiretlerle iş birliği içinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaşanan çatışmaların ardından gerçekleştiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ordu ve iç güvenlik güçlerinin, SDG’nin karşı saldırı girişiminin ardından Eşrefiye Mahallesi’nde ilerlemeyi sürdürdüğünü aktardı. SDG ise hükümet güçlerinin Eşrefiye ve Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarında 12 kişinin öldüğünü, 64 kişinin yaralandığını ileri sürdü. Halep’te gerginliğin geçen aydan bu yana sürdüğü belirtildi.

Halep’te bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, perşembe akşamı yaptığı açıklamada Eşrefiye, Şeyh Maksud, Beni Zeyd, Süryan, Helak ve Meydan mahallelerinde ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Açıklamada, kararın “buralarda yaşayanların güvenliğini sağlamak, güvenliği tesis etmek ve can ile mal kaybına yol açabilecek ihlalleri önlemek” amacıyla alındığı belirtildi.

dfrgthy
Suriye itfaiye ekipleri, SDG tarafından atılan mermilerin isabet etmesi sonucu Halep’te Cemiliye ile Sebil mahalleleri arasındaki Faysal Caddesi’nde çıkan yangını söndürmek için çalışma yürütüyor (SANA)

Komutanlık, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı süresince istisnasız her türlü hareketliliğin yasak olduğunu vurguladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Halep Müdahale Merkezi Komitesi’ne dayandırdığı haberinde, çatışmalarda ölü sayısının 10’a, yaralı sayısının ise 88’e ulaştığını bildirmişti. Suriyeli bir hükümet yetkilisi de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşayanların, bu bölgelerin bazı kısımlarını yetkililere teslim etmeye başladığını söyledi.

Aynı yetkili, Suriye televizyonu El-İhbariye’ye yaptığı açıklamada, bu sürecin SDG mensupları arasında art arda yaşanan ayrılıklar ve iç güvenlik güçlerinin bölgede güvenliği tesis etmeye hazırlanmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, SDG’yi yerleşim bölgelerini hedef alan bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleriyle suçlayarak, bu saldırılar sonucu sivil kayıplar yaşandığını belirtti. Komutanlık, SANA aracılığıyla SDG saflarındaki unsurlara derhâl ayrılma ve silahlarını teslim etme çağrısı yaptı; bu amaçla bir iletişim hattı da duyurdu.

Suriye hükümeti ise Kürtlerin “Suriye halkının asli ve temel bir bileşeni” olduğunu vurgulayarak, devleti onları ayrı bir taraf ya da istisnai bir durum olarak değil, ülkenin eşit ortakları olarak gördüğünü kaydetti. Hükümet açıklamasında, çözümün medya söylemleri ya da karşılıklı suçlamalarla değil, ülkenin birliğinin ve tüm vatandaşların güvenliğinin teminatı olan devlet kurumları aracılığıyla sağlanabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca sahadaki kargaşa ve tırmanışın, SDG’nin 1 Nisan’da varılan anlaşmayı bozmasının doğrudan sonucu olduğu, bunun önceki mutabakatları zayıflattığı ve istikrarsızlığa kapı araladığı belirtildi. Hükümet, devletin mevcut rolünün Halep çevresini güvence altına almak, saldırı kaynaklarını şehirden uzaklaştırmak ve sivilleri korumak olduğunu vurguladı; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den “milis güçlerin” çıkarılmasını talep etti.

SANA, ordunun bugün (perşembe) saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ve SDG unsurlarına yönelik saldırılar düzenleyeceğini bildirdi. SDG ise operasyonu sivillerin zorla yerinden edilmesine yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Öte yandan Halep Valisi Azam el-Garib, daha önce yaptığı açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de SDG’ye bağlı çok sayıda unsurun ayrıldığını, bazılarının ise bölgeden kaçtığını ve bunun sahada önemli bir değişime zemin hazırladığını söyledi. Vali, Halep halkına resmî duyurular yapılmadan evlerine dönmemeleri çağrısında bulundu.

rgt
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’nde konuşlandı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Halep Müdahale Merkezi Komitesi ayrıca kent içinde 10 geçici barınma merkezinin açıldığını, Afrin ve Azez’de de merkezler oluşturulduğunu açıkladı. Alman Haber Ajansı DPA’ya göre, ordu operasyonlar birimi sivillerden SDG mevzilerinden uzak durmalarını isterken, sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG hedeflerine yönelik “nokta atışı” saldırıların başlatılacağını bildirdi.

Suriye televizyonu, ordunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu alanların derhâl boşaltılmasını istediğini aktardı.

Halep’te geçen ay SDG ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, taraflar birbirlerini suçlamıştı. SDG, 10 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile, sivil ve askerî kurumlarını devlet yapısına entegre etmeyi öngören bir anlaşma imzalamış olsa da, bu anlaşmanın uygulanmasında şimdiye kadar kayda değer ilerleme sağlanamadı.