Gazze’deki savaş İsrail ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkileri nasıl etkiledi?

Tel Aviv, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca zengin kaynaklara sahip Afrika kıtasında yer edinebilmek için kampanya yürüttü.

Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)
Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)
TT

Gazze’deki savaş İsrail ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkileri nasıl etkiledi?

Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)
Başbakan Binyamin Netanyahu, 2016 yılında Afrika kıtasını elli yıl sonra ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu (AFP)

Sagir el-Hidri

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 2016 yılında Kenya’yı ziyaret etmiş ve burada “İsrail Afrika'ya, Afrika da İsrail'e dönüyor” demişti. Bu dikkat çekici bir açıklamaydı. Tel Aviv, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca zengin kaynaklara sahip Afrika kıtasında bir yer edinebilmek için kampanya yürüttü.

İsrail’in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlamasından ve beraberinde gelen eleştirilerden bir yıl sonra, özellikle bir Afrika ülkesi olan Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Tel Aviv'e karşı Uluslararası Ceza Mehkemesinde (UCM) dava açmasının ardından, İsrail'in Afrika ülkeleriyle kurduğu ilişkilerin Gazze’deki savaştan zarar görüp görmediği sorusu gündeme geldi.

İsrail'in kuruluşundan bu yana Afrika ülkeleriyle ilişkileri, soğuk ve donuktan yakınlaşma ve ittifaka kadar uzanan geniş bir yelpazede, birtakım çelişkilerin yanı sıra Tel Aviv'in Etiyopya, Kenya, Ruanda, Senegal ve diğerleri gibi ülkelerle kurduğu güvenlik ve ekonomik alanlardaki ortaklıklar gibi çıkarların da etkisiyle gelişmiştir.

Gazze Şeridi'ne yönelik saldırının yansımalarının son örneği, Senegal Başbakanı Ousmane Sonko, Dakar'ın Tel Aviv ile resmi diplomatik ilişkileri olmasına rağmen İsrail'in uluslararası toplumdan tecrit edilmesi çağrısında bulunarak Senegal-İsrail ilişkilerinin akıbeti hakkında spekülasyonlara kapıyı araladı.

İsrail'in karşılaştırmalı üstünlüğü

Hamas Hareketi, 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’i şoke eden bir gelişmeyle Gazze Şeridi yakınlarındaki İsrail bölgelerine bir saldırı başlatarak yaklaşık bin 200 İsrailliyi öldürdü ve 251 İsrailliyi kaçırarak rehin aldı. Tel Aviv, buna Gazze Şeridi'ne yönelik kapsamlı bir kara, hava ve deniz saldırısı başlatarak karşılık verdi.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze Şeridi'nde ‘soykırım’ suçu işlediği gerekçesiyle İsrail'e karşı UCM’de dava açan ilk ülke olurken birçok Afrika ülkesi de müdahil olarak Tel Aviv ile Afrika başkentleri arasındaki ilişkileri bir dönüm noktasına getirdi.

Afrika ve Ortadoğu işleri uzmanı Meysa Nevaf Abdulhalik, geçtiğimiz yıl ekim ayındaki olaylardan sonra İsrail-Afrika ilişkilerinin özellikle de bir Afrika ülkesinin İsrail hakkında uluslararası bir mahkemede davacı olmasından ötürü etkilendiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Abdulhalik, İsrail'in Afrika'da gerilemesinin dünyada olup bitenlerle ilişkili olduğunu ve bunun İsrail'in dünya ülkeleriyle ilişkilerini etkilediğini söyledi. Abdulhalik, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın sonuçları ve orada yaşanan katliamların Tel Aviv'in imajını bozduğunu da ekledi.

İsrail, Afrika’da geçmişten bu yana yeşil enerji, tarım ve yüksek teknoloji gibi sektörlerdeki karşılaştırmalı avantajlarından faydalanmaya çalışıyor. Örneğin İsrail merkezli Energia Global 2017 yılında 15 Afrika ülkesinde yeşil enerji projeleri geliştirmek için önümüzdeki yıllarda 1 milyar dolara kadar yatırım yapma taahhüdünde bulundu.

Abdulhalik, İsrail merkezli Gigawatt Global şirketinin 2021 yılında Burundi'deki ilk güneş enerjisi santralini açarak üretim kapasitesini yüzde 10 artırdığına ve 2023 yılında projenin kapsamını iki katına çıkarmayı planladığını açıkladığına dikkati çekti.

İsrail'in Afrika kıtası ile diplomatik bağlarını güçlendirmeye yönelik ilgisinin, ikili ve toplu turlar ve Afrikalı liderlerle yapılan zirveler yoluyla belirginleştiğini vurgulayan Abdulhalik, “Başbakan Binyamin Netanyahu 2016 yılında, elli yıl sonra Afrika kıtasını ziyaret eden ilk İsrail başbakanı oldu. Kıtanın doğusunda Kenya, Etiyopya ve Uganda'yı ziyaret eden Netanyahu'dan önce Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman 2009 yılında bu üç ülkeyi ziyaret etmişti” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun aynı zamanda 2017 yılında Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) zirvesine katılan ilk Afrikalı olmayan lider olduğunun altını çizen Abdulhalik, “Tel Aviv ayrıca Ruanda ve Gana gibi ülkelerde yeni büyükelçilikler açmak için çalıştı ve 2016'da Gine, 2018'de Çad, 2020'de Fas ve 2020'de Sudan gibi Afrika ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek için yatırım yaptı” dedi.

Kilometre taşları

İsrail-Afrika ilişkilerinden bahsederken, bu ilişkilerin gidişatındaki önemli dönüm noktalarını göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Abdulhalik, “1978 yılının eylül ayında Tel Aviv ve Kahire arasında imzalanan Camp David Anlaşması bu ilişkilerde bir dönüm noktası oldu” değerlendirmesinde bulundu.

Halklarının karşı çıkmasına rağmen Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkiler projesinin belirginleştiği 1994 tarihinde imzalanan Oslo Anlaşmaları, bazı Afrika ülkelerini tereddüt çemberini kırmaya ve Tel Aviv ile ilişkiler kurmaya itti.

Binyamin Netanyahu, 2014 yılında dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın Ruanda, Fildişi Sahili, Gana, Etiyopya ve Kenya'yı kapsayan Afrika ziyaretiyle birlikte İsrail parlamentosu Knesset'te İsrail-Afrika Lobisi'ni kurarak Afrika ülkeleriyle ilişkilere yeni bir ivme kazandırmaya çalıştı.

Lieberman o dönemde yaptığı bir açıklamada, Afrika'nın İsrail dış politikasında önemli bir hedef olduğunu söylemişti. ABD, 2018 yılında Birleşmiş Milletler'de (BM) Hamas'ı kınamayı amaçlayan bir karar tasarısı sunduğunda, sekiz Afrika ülkesi tasarı lehinde oy kullanırken, kıtanın geri kalanı oylamaya ya katılmadı ya da çekimser kaldı.

İsrail lobisi, Afrika'da daha fazla nüfuz kazanma çabalarına rağmen 2017 yılında Togo'da yapılması planlanan ilk Afrika-İsrail zirvesini düzenleyemedi.

Yumuşak güç

İran ve Lübnan’daki Hizbullah Hareketi gibi gruplarla arasında süregelen düşmanlık nedeniyle bölgesel izolasyonunu kırmaya çalışan İsrail, geçmişten bu yana ABD, Rusya, Fransa ve diğerleri gibi birçok dünya gücünün emellerinin nesnesi olan Afrika'ya sızmak için ticaret ve silah ihracatı gibi yumuşak güç kullandı.

İsrail, 1996 yılında güvenlik kaosu ve ekonomik çöküş gibi çeşitli krizlerle boğuşan Sahra altı Afrika ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmek amacıyla İsrail-Afrika Ticaret Odası'nı (IACC) kurdu.

İsrail, Afrika'ya silah ve güvenlik ekipmanı ihraç eden önde gelen ülkelerden biri. Bu ürünlerin 2019 yılındaki ihracatı yaklaşık 7,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun yaklaşık 400 milyon doları Afrika'ya tahsis edildi.

İsrail Afrika'da altyapı ve tarım projeleri de yürütüyor. Tel Aviv 2000 yılında Uganda'da kuraklıktan etkilenen 10 bölgede projeler gerçekleştirdi. İsrail’in 2011-2015 yılları arasında Senegal'e yoksul bölgelere yatırım yapması için yaklaşık 30 milyon euro (yaklaşık 33 milyon dolar) sağlaması, Afrika kıtasındaki çabalarının odak noktasını yansıtıyordu.

Moritanyalı Afrika uzmanı Sultan Alban, tarım, ticaret, güvenlik ve teknolojinin İsrail'in Afrika kıtasıyla bağlarını güçlendirmek için kullandığı başlıca yumuşak silahlar olduğunu söyledi.

İsrail'in son yıllarda Afrika’daki varlığını genişletmeye ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeye başladığını belirten Alban, bunun da İsrail’in Afrika Birliği'nde (AfB) gözlemci ülke olarak katılma arzunun artmasını açıkladığını belirtti. İsrail, kıtadaki stratejik hedeflerine yönelik aralıksız çabalarının bir parçası olarak AfB’de gözlemci ülke statüsü için 2017 yılında resmi bir talepte bulunmuştu.

Ancak bu yayılmacı hamle, başta İsrail-Filistin çatışması ve bununla ilgili siyasi meseleler olmak üzere bazı zorluklarla ve engellerle karşı karşıya. Zira Afrika ülkelerinin çoğu İsrail'in Filistin'i işgal etmesine karşı çıkıyor ve hatta İsrail'in müttefiki olan ülkeler bile Gazze Şeridi'nde devam eden savaşa itiraz ediyor.

İsrail’in Afrika kıtasında gerileyen varlığının neredeyse bir yıldır devam eden Gazze savaşı nedeniyle daha da gerilediğini söyleyen Alban, bununla ilgili bir diğer önemli faktörün de Müslüman nüfusun yoğun olduğu Afrika ülkelerinin İsrail ile her türlü iş birliğini reddetmesi ve zaman zaman barışı reddeden gösterilere sahne olması olduğunu vurguladı. Alban, bunun da İsrail'in Afrika kıtasındaki geleceğini en azından mevcut koşullar altında belirsiz kıldığını vurguladı.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.