İsrail alarma geçti... Savaşın ortasında üçüncü Yom Kippur

İsrail Ordusu Gazze ve Lübnan cephelerinde saldırılarını sürdürüyor, ancak "kapsamlı bir anlaşma" sağlamak için pozisyonunun iyi olduğuna inanıyor

Filistinliler bugün (Cumartesi) Gazze Şehri'nin kuzeyindeki bölgelerden sürüldü (AFP)
Filistinliler bugün (Cumartesi) Gazze Şehri'nin kuzeyindeki bölgelerden sürüldü (AFP)
TT

İsrail alarma geçti... Savaşın ortasında üçüncü Yom Kippur

Filistinliler bugün (Cumartesi) Gazze Şehri'nin kuzeyindeki bölgelerden sürüldü (AFP)
Filistinliler bugün (Cumartesi) Gazze Şehri'nin kuzeyindeki bölgelerden sürüldü (AFP)

İsrailliler Yom Kippur'u (''Kefaret Günü'', Yahudilerin en önemli dini bayramı) kutlarken, İsrail ordusu alarm durumunu yükselterek, Gazze Şeridi ve Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşmaya devam etme sözü verdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan ve Gazze'deki çatışmaların sona erdirilmesi için görünüşte ulaşılamaz koşullar öne sürerken, İsrail ordusu bu iki cephede elde ettiği askeri başarıları boşa çıkarmayacak kapsamlı bir anlaşmaya varmak için iyi bir konumda olduğuna inanıyor.

İsrail ordusu ve güvenlik güçleri cuma akşamı başlayan ve bu akşama kadar devam edecek olan bayram dönemi için yüksek alarm durumu ilan etti.

İsrail Kanal 13, güney (Gazze Şeridi) ve kuzeydeki (Lübnan) savaş alanlarına ilave olarak, bayram dönemi boyunca ve 7 Ekim 2023 olaylarının (Hamas'ın Gazze zarfına saldırısı) yıldönümü devam ederken birçok saldırı ihbarı olduğunu belirtti.

Yom Kippur tatili sırasında Kudüs'teki iki Yahudi (Reuters)Yom Kippur tatili sırasında Kudüs'teki iki Yahudi (Reuters)

Savunma planının bir parçası olarak ordu Lübnan ve Gazze'deki saldırılarını sürdürüp Batı Şeria'daki varlığını güçlendirirken, polis de binlerce subay, sınır muhafız askeri ve gönüllüyü Yahudilerin ibadet yerleri, dinlenme yerleri, parklar, yüzme plajları ve ana yollar dahil olmak üzere İsrail'in çeşitli bölgelerine konuşlandırdı.

Bayram öncesinde İsrail Genelkurmay Başkanı tüm cephelerde savaşmaya devam etme sözü verdi. Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, ister Lübnan sınırında ister Gazze Şeridi'nde olsun, bölge sakinlerinin güvenli bir şekilde bölgelerine dönebilmeleri sağlanana kadar askeri operasyonların devam edeceğini söyledi.

Halevi açıklamasında, “Şu anda sahada çalışan yedi ekibimiz var: Gazze Şeridi'nin güneyinde, merkezinde ve kuzeyinde olmak üzere 3, kuzeyde ise 4 ekip görev yapıyor. Düşmana karşı çalışmaya devam ediyoruz ve nüfusu sadece şimdi değil gelecekte de güvenli bir şekilde geri döndürebileceğimizden emin olana kadar durmayacağız” ifadelerini kullandı.

Halevi, ordunun taarruzunun aynı zamanda İsrail sakinlerinin “tatillerini geçirebilmelerini ve burada uzun yıllar boyunca güvenli ve emniyetli bir şekilde yaşayabilmelerini” sağlamaya yardımcı olduğunu belirtti.

 İsrail'in cuma gecesi Cibaliye Kampı’na düzenlediği saldırının ardından ailesinden hayatta kalan tek kişi Ali Assaf (ortada), (AFP)İsrail'in cuma gecesi Cibaliye Kampı’na düzenlediği saldırının ardından ailesinden hayatta kalan tek kişi Ali Assaf (ortada), (AFP)

İsrail 51 yıldır ilk kez Yahudi takviminin en kutsal günü olan Yom Kippur'u ateş altında kutluyor. Lübnan'dan İsrail'e saldırılar olurken, sınırda ve Gazze Şeridi'nde çatışmalar devam ediyor ve İsrail içinde şu ana kadar herhangi bir saldırı olmadı.

İsrail, Yom Kippur'a ilk kez 1948'de İsrail'in kuruluşunu takip eden Arap-İsrail savaşında, 1973'te Mısır ordusunun İsrail'e saldırdığı dönemde ve bugün savaşla girdi.

İsrail bugün felç durumuna girdi ve hayat neredeyse durdu. Havalimanları ve geçitler kapatılırken, medyanın yanı sıra ulaşım da durduruldu; İç Cephe Komutanlığı radyo istasyonlarındaki sessiz dalga yardımıyla, PC'de Alert ve cep telefonlarındaki Ev Cephe Komutanlığı uygulaması aracılığıyla uyarıları ve talimatları etkinleştirmeye devam etti.

İsrail, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki saldırılarını genişleterek daha fazla Gazzeliyi öldürdü ve on binlerce Filistinliyi ateş altında kaçmaya zorladı.

Ordu, Gazze Şeridi'ndeki saldırılarını sürdürürken, Filistin Başkanlığı ABD yönetimini, “İsrail işgalinin Gazze Şeridi ve Kudüs dahil Batı Şeria'da Filistin halkına karşı sürdürdüğü imha savaşından sorumlu tuttu; bu savaşın en sonuncusu işgal güçleri tarafından Gazze Şeridi'nin kuzeyinin tamamen kuşatılması ve izole edilmesi, ayrıca günlerdir Cibaliye ve kampına, ondan önce Tulkerim ve kampı ile diğer Filistin şehirlerine, köylerine ve kamplarına yönelik saldırıları devam etti.”

Beyrut'ta dün İsrail baskını sonrası oluşan yıkım (Reuters)Beyrut'ta dün İsrail baskını sonrası oluşan yıkım (Reuters)

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, “ABD yönetiminin işgale verdiği sürekli siyasi, mali ve askeri desteğin, işgalin halkımıza ve topraklarımıza yönelik saldırganlığını sürdürmesine ve uluslararası topluma karşı duran ve işgalin işlediği suçlardan sorumlu tutulmasını engelleyen önyargılı ABD desteğine güvenerek, uluslararası meşruiyet ve uluslararası hukukun tüm kararlarına meydan okumasına neden olduğunu” vurguladı.

Rudeyne, “ABD yönetiminin, stratejik müttefiki olan İsrail’i işgal ve saldırganlığını durdurmaya, uluslararası meşruiyet kararlarına ve uluslararası mahkemelerin kararlarına uymaya zorlaması ve bölgeyi ateşe veren ve sonuçlarına kimsenin katlanamayacağı kapsamlı bir patlamaya sürükleyen acımasız suçlarını sürdürmesine destek vermemesi gerekmektedir” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, bölgedeki tüm sorunların tek çözümünün İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve Filistin, Arap ve uluslararası meşruiyete uygun bir Filistin devletinin kurulması olduğunu belirtti.

Çatışmaların devam etmesine ve genişlemesine, Lübnan ve Gazze'deki çatışmaları sona erdirecek yakın vadeli bir ufuk olmamasına rağmen, İsrail ordu liderliği, Yahudi devletinin çıkarına olacak iyi bir anlaşma için zamanın olgunlaştığına inanıyor.

İsrailliler Başbakan Binyamin Netanyahu'nun savaşı sona erdirmek gibi bir planı ya da niyeti olmadığına inanıyor ama ordu öyle düşünüyor.

Haaretz gazetesinin askeri analisti Amos Harel, Başbakan Netanyahu'nun kibrinin, Gazze veya Lübnan'daki savaşı sona erdirmek için makul bir senaryoya sahip olduğunu göstermediği uyarısında bulundu.

Bugün Yom Kippur nedeniyle Kudüs'te sokaklar ıssız (Reuters)Bugün Yom Kippur nedeniyle Kudüs'te sokaklar ıssız (Reuters)

İsrail, “Gazze'de Hamas liderlerinin teslim olmasını ve sürgüne gönderilmesini, Lübnan'da ise Hizbullah'ın Litani Nehri'nin kuzeyine çekilmesini talep ediyor ve bu hala gerçekleşmekten çok uzak. Bu durum savaşı devam ettirecek ve bizi en yakıcı mesele olan kaçırılanlar meselesinde çözümsüz bırakacaktır.”

Netanyahu'nun tutumunun aksine, Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth'tan aktardığına göre ordu komutanlığı kaynakları, “İsrail şu anda genel olarak Şii eksenine karşı stratejik bir noktada. İran'ın iki kolunu kesmiş durumda; Hamas ve Hizbullah. Şimdi iyi bir anlaşma yapmanın tam zamanı” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca “Anlaşma, Rıdvan güçlerinin uzaklaştırılmasını, (Hizbullah'ın) silahlanmasının önlenmesini ve kaçırılanların iadesi için bir anlaşmaya varılmasını içermelidir.”



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.