Lübnan'da kitlesel yerinden edilmeler mezhep çatışmasına davetiye çıkarıyor

Yerinden edilenler inançlarına göre sınıflandırıldığından, köylüler kaçak Hizbullah üyelerini evlerine almaktan korkuyor

Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)
Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)
TT

Lübnan'da kitlesel yerinden edilmeler mezhep çatışmasına davetiye çıkarıyor

Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)
Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)

Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye ilinin, nüfusunun çoğunluğunu Hristiyanların oluşturduğu Merciyun ilçesi, geçtiğimiz ay İsrail'in bombaladığı Müslüman köylerinden kaçan onlarca insana okullarının ve kiliselerinin kapılarını açmıştı. Ancak bu durum ülkede mezhep çatışması tehlikesini gündeme getirdi.

Reuters'a konuşan yedi Merciyunlu, ilçenin bazı sakinlerinin yerinden edilenler arasında İsrail'le savaş halindeki Şii siyasi parti ve silahlı hareket Hizbullah'la bağlantılı kişiler olmasından endişe ettiklerini, buna karşın iyi komşuluk geleneklerini korumak istediklerini ve genişleyen İsrail saldırısından kaçanların gidecek hiçbir yeri olmadığını da bildiklerini söylediler.

Merciyun ilçesi, geçtiğimiz yıl İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırılarından uzak kalmış olsa da bölge sakinleri kısa süre içinde savaşın kapılarına dayandığını anladı.

Merciyun’un emniyet güçlerinden iki kaynak ve yerel sakinler, ilçenin yakınlarında İsrail'in motosikletli bir Şii'yi insansız hava aracı (İHA) ile hedef aldığı saldırıda biri öğretmen diğeri polis olmak üzere iki Merciyunlunun öldürüldüğünü belirttiler. İsrail ordusu, konuyla ilgili yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Aynı gün üç Merciyunlu ve Merciyun Ortodoks Kilisesi Rahibi Philip Akla, kiliseye sığınan yerinden edilen bir kişinin havaya ateş açtığını, başka bir yere gitmesi söylendikten sonra personeli tehdit ettiğini ve bu durumun Merciyun’ın misafirperverliğini hızla buharlaştırdığını vurguladılar.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığına göre Rahip Akla, Merciyun’dan telefonla yaptığı açıklamada, bazı bölge sakinlerinin yerinden edilen kişiler nedeniyle köyün İsrail’in saldırılarına maruz kalmasından korktuklarını belirterek, “Evinize ateş düşmesini istemezsiniz” dedi.

Rahip Akla ve adlarının açıklanmasını istemeyen diğer altı Merciyunlu, ilçe sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine onlarca yerinden edilmiş kişinin, paniğe kapılan diğer birçok ilçe sakiniyle birlikte köyü terk ettiğini aktardılar.

Lübnan'ın nüfusu 12'den fazla dini mezhepten oluşuyor, bu nedenle siyasi temsil mezhepsel çizgiler boyunca bölünmüş durumda. 1975-1990 yılları arasında yaşanan ve yaklaşık 150.000 kişinin ölümüne ve komşu ülkelere göç etmesine neden olan iç savaş, dini bölünmeleri daha da şiddetlendirdi.

zsacdfv
Bir okulun bahçesine sığınmış yerinden edilen insanlar (Reuters)

Reuters'in görüştüğü 10'dan fazla milletvekili, siyasetçi, bölge sakini ve analist, İsrail'in Lübnan'da Şiilerin çoğunlukta olduğu bölgelere yönelik askeri saldırısının mezhepsel gerilimleri körükleyerek Lübnan'ın istikrarını tehdit ettiğini ve bir milyondan fazla insanın Sünnilerin ve Hıristiyanların yoğun olduğu bölgelere kaçmasına neden olduğunu söylediler.

İsrail'in yerinden edilen ailelerin kaldığı binalara düzenlediği saldırıların bu olumsuz hissiyatı körüklediğini belirten kaynaklar, söz konusu ailelerin kaldığı evlerin sahiplerinin, kendilerinin de hedef alınabileceğinden korkmaya başladıklarını belirttiler.

Rahip Akla, mezhep düşmanlığının tırmanmasından şikâyet ederek, “Şu an sınırlar açılıyor ve korkular artıyor, çünkü kimse nereye gittiğimizi bilmiyor” ifadelerini kullandı.

“Lübnan kırılgan bir ülke”

Lübnan’da dini gruplarla bağlantılı silahlı gruplar arasında 15 yıl süren bir iç savaş yaşandı. Bu savaş, güneyde İsrail güçlerine karşı koymak için silahlarını koruyan Hizbullah dışında, herkesin silahsızlandırılmasıyla sona erdi.

İsrail, 2000 yılında Lübnan'ın güneyinden çekildi ama Hizbullah silahlarını bırakmadı. Ardından 2006'da İsrail'e karşı bir sınır savaşı yürüttü. 2008 yılında ise savaşını Lübnan içindeki siyasi muhaliflere kaydırdı. O dönemde sokaklardaki huzursuzluk Hizbullah’ın yükselişini destekledi.

Birleşmiş Milletler (BM) destekli bir mahkemede görülen davada bazı Hizbullah üyeleri, 2005 yılında Sünni Başbakan Refik Hariri'ye düzenlenen suikasttan suçlu bulundu ve hapis cezası aldı. Hizbullah muhalifleri, çoğunlukla Hıristiyan ve Sünni olan başka siyasetçilerin de öldürülmesinden onu sorumlu tutsa da Hizbullah, bu suçlamaları her zaman reddetti.

İran'dan aldığı destek sayesinde bölgesel bir güç haline gelen Hizbullah, Suriye'de Devlet Başkanı Beşşar Esed'e karşı başlayan halk ayaklanmasının bastırılmasına yardımcı olmak için savaşa katıldı. Fakat bu durum Hizbullah'ın Lübnan içinde, Lübnan'ın iktidar paylaşım sistemine göre Maruni Hristiyanlara ayrılan ve 2022 yılından beri boş olan cumhurbaşkanlığı da dahil olmak üzere karar alma mekanizmalarındaki gücünü korumasına engel olmadı.

Hizbullah’ın destek tabanı İsrail saldırılarından etkilenirken, aralarında geçici Başbakan Necip Mikati’nin de bulunduğu Lübnanlı liderler, iç barışın korunmasının önemini vurguladı.

(Maruni Hıristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin (LK) de aralarında olduğu Hizbullah'ın rakipleri bile siyasi söylemlerini yumuşatarak ve destekçilerini gerilimi tırmandırmamaya çağırarak itidal çağrılarına uygun bir tutum sergilediler.

Ancak sahada, özellikle de Beyrut'ta yerinden edilen insanların barındığı okulların çevresinde gerginlik devam ediyor. Bölge sakinleri, sığınaklara kimin girip çıkacağına ve hangi malzemelerin getirileceğine Hizbullah üyelerinin karar verdiğini aktardılar.

Öncesinde sadece trafiğin yoğun olduğu saatlerde kalabalık olan ana yollar, artık gün boyu İsrail bombardımanlarından kaçanların araçlarıyla dolup taşarken bu durum, şehrin zaten çökmekte olan altyapısı üzerinde baskı yaratıyor.

Başkent Beyrut'ta ağırlıklı olarak Hıristiyanların yaşadığı bir ilçe olan Butşay’da Belediye Başkanı Mişel Huri, cuma günü ilçe sakinlerinin, içinde Hizbullah'a ait silahlar olabileceğinden şüphelendikleri için bir kamyonun dışarıdan kiralanan bir depodaki konteyneri boşaltmasını engellediklerini açıkladı.

Kamyonun aranmadan götürüldüğünü belirten Huri, “Gerginlik hâkim, bugün herkes korkuyor” dedi.

Dürzi Milletvekili Vail Ebu Faur, her kesimden siyasetçinin ulusal birliği korumak için çalışması gerektiğini belirterek, “Beyrut yerinden edilenler, sürtüşmeler, mülkiyet anlaşmazlıkları ve tüm banliyölerin Beyrut, Güney Lübnan ve Bekaa Vadisi haline gelmesi nedeniyle patlayabilir” öngörüsünde bulundu.

Lübnan, 2020 yılının ağustos ayında Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamanın ve yüz binlerce kişiyi yoksulluğa iten beş yıllık ekonomik krizin olumsuz etkilerini yaşarken Hizbullah, Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e saldırmasından bir gün sonra İsrail'e karşı ikinci bir cephe açtı.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, mezhep çatışmasının tehlikelerine ilişkin bir soru üzerine Lübnan'ın ‘kırılgan bir ülke’ olduğunu söyledi. Grandi, “Bırakın bu kadar büyük bir şoku, herhangi bir şok bile ülkenin gerilemesine ve büyük sorunlara neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Hizbullah'ın karşı karşıya olduğu riskler

Yerinden edilme krizi, her zaman destekçilerinin ihtiyaçlarını karşılamakla övünen, ancak şimdi artan ihtiyaçlar ve neredeyse iflas etmiş bir devletin yetersizliğiyle karşı karşıya olan Hizbullah için de büyük bir zorluk teşkil ediyor.

Konunun hassasiyeti nedeniyle kimliğinin gizli tutulmasını şartıyla konuşan Lübnanlı bir yetkili, Hizbullah'ın Lübnan'da ateşkes konusundaki tutumunu yumuşatmasının kısmen kitlesel yerinden edilmelerin yarattığı baskıdan kaynaklandığını söyledi. İsrail'e yönelik saldırılarını ancak Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması şartıyla sona erdireceğini açıklayan Hizbullah, konuyla ilgili yorum talebine yanıt vermedi.

Hizbullah üyesi Milletvekili Ali Mikdat, geçtiğimiz hafta yerinden edilen kişilerin kaldığı bir okulu ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Halkımız en zor koşullara ve en zor şartlara hazır. Bu felaket bizi birleştirdi” ifadelerini kullandı. Mikdat, Lübnan'ın ‘bir sınavda olduğunu’ da belirtti.

Ancak güneydeki Haruf kasabasından kalabalık ailesiyle birlikte kaçan Şii kadın Nimat Harb, okulda yaşamanın stresli olduğunu ve insanların Hizbullah’tan ve hükümetten daha fazla destek verilmesine ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Harb, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçinde bulunmak zorunda bırakıldığımız mevcut durumda siyasetçilerin bizi desteklemesine ihtiyacımız var. Ancak bu şekilde müzakere masasına oturabilirler ve insanlar evlerine daha erken dönebilir.”

Ev sahipleri ve kiracılar, çalışabilir durumdaki yerinden edilmiş kişilerin çoğunun daire kiralayabildiğini, fakat ev sahiplerinin genellikle en az üç aylık kapora talep ettiklerini belirttiler.

 zxcvbn
Çalışabilecek durumdaki yerinden edilmiş kişilerin çoğu ev kiralayabildi (AFP)

Yine ev sahipleri ve kiracılar, bazı ev sahiplerinin yerinden edilen kişilere evlerini kiralamaktan kaçındıklarını da aktardılar.

Reuters’ın bildirdiğine göre bazı ev sahipleri kiracılarına ‘komşularını tanımaları’ ve ‘herkesin güvenliği için eve giren çıkan kişi sayısını sınırlandırmaları’ çağrısında bulunan mesajlar gönderdi.

İç savaş anıları

Öte yandan toplu yerinden edilmeler ve bölge sakinleri arasında artan gerilim, bazı Lübnanlıların zihinlerinde iç savaş sırasında yaşanan devletin çöküşü ve kitlesel konut gasplarına ilişkin istenmeyen anıları yeniden canlandırdı.

Hizbullah’la müttefik olan Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi (SSMP) üyeleri ve yerel sakinler, Hizbullah üyelerinin Beyrut'un Hamra bölgesinde en az altı konut ve otele girerek buraları sığınaklara dönüştürdüğünü söylerken, Hizbullah yetkilileri bu iş için onlarca üyenin seferber edildiğini açıkladılar.

Reuters muhabiri, rozetlerinden tanınan SSMP üyelerinin iki binayı koruduğuna tanık olduğunu aktardı.

SSMP üyesi Vassim Şantif, binalardan birinin, Lübnan'ı beş yıldır boğan ekonomik kriz nedeniyle hizmet dışı kalan 14 katlı bir otel olduğunu ve şu an 800 kişiye ev sahipliği yaptığını söyledi.

Hizbullah üyeleri trafiği yönlendirirken ve bir yardım kamyonundan su şişelerini boşaltırken Şantif, “Devlet yok, sıfır, devletin yerine biz geçtik” dedi.

İsrail'in artan saldırılarından kaçan 200'den fazla kişinin aynı yeri işgal ettiğini söyleyen avukat Rebeka Habib ise bu kişilerin tahliye edilmesi için dava açtı. Yetkililerin kalmaları için başka bir yer temin etmesinin ardından davayı kazanan Habib, “Tarihin tekerrür etmesinden korkuyorduk” ifadelerini kullandı.



Güvenlik güçleri, Esed rejiminin kalıntılarından bir lideri etkisiz hale getirdi

Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
TT

Güvenlik güçleri, Esed rejiminin kalıntılarından bir lideri etkisiz hale getirdi

Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.

Suriye güvenlik güçleri dün, Suriye kıyısındaki Lazkiye Valiliği'ne bağlı Cebel kırsalında, Beşşar Esed rejiminin kalıntılarından biri olarak kabul edilen "Saraya el-Cevad" milislerinin karargahını hedef alan çifte operasyon düzenledi. Operasyonda milis lideri Beşşar Abdullah Ebu Rukayye ve iki komutanı öldürüldü, 6 milis ise yakalandı.

Operasyonlar, DEAŞ'ın Suriye'nin doğusunda devriyelere, güvenlik güçlerine ve ordu mensuplarına yönelik saldırılarını artırmasıyla eş zamanlı olarak geldi; bu saldırılar arasında dün Deyrizor'da bir Suriye askerinin öldürülmesi de yer alıyordu. Grup, sivilleri askeri ve güvenlik karargahlarından uzak durmaları konusunda uyardı.

Araştırmacı Abbas Şerif, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, rejimin kalıntıları ile DEAŞ arasında ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirmek konusunda karşılıklı bir çıkar olduğunu söyledi. İslamcı gruplar konusunda uzmanlaşmış araştırmacı Urabi Urabi de DEAŞ'ın son aşamalarında olduğu ve defalarca dağıtıldığı için tutarlı bir liderlik yapısını yeniden kuramadığı değerlendirmesinde bulundu.


DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
TT

DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), DEAŞ militanlarının pazartesi günü kuzey Suriye'de hükümet güvenlik güçlerinin dört üyesini öldürdüğünü ve bunun Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana hükümet güçlerine yönelik en ölümcül saldırı olduğunu bildirdi.

Rakka'nın batısındaki bir kontrol noktasına yapılan saldırı, militan grubun Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik saldırılarında bir tırmanışa işaret ediyor. Bu saldırı, grubun hükümete karşı "yeni bir operasyon aşaması" başlattığını duyurmasından iki gün sonra gerçekleşti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre grup dün Rakka'da Suriye hükümet güçlerine mensup çok sayıda askerin öldürüldüğünü ve yaralandığını iddia etti. Cumartesi günü ise Suriye'nin kuzey ve doğusunda ordu personeline yönelik iki saldırının sorumluluğunu üstlenmiş ve bu saldırılarda bir asker ve bir sivil hayatını kaybetmişti.

SANA, güvenlik güçlerinin pazartesi günü bir saldırıyı engellediğini ve militanlardan birini öldürdüğünü bildirdi. Güvenlik kaynaklarına atıfta bulunan ajans, saldırıyı DEAŞ'ın gerçekleştirdiğini belirtti. Grup dün ayrıca, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor vilayetine bağlı Meyadin şehrinde bir ordu karargahına düzenlenen ve bir askerin öldürüldüğü ayrı bir saldırının sorumluluğunu da üstlendi.

Grup, birkaç gün önce aynı şehirde yine saldırı gerçekleştirmişti.

Suriye hükümeti geçen yıl ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona katıldı. Ocak ayında hükümet güçleri, Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) Rakka'yı ve Suriye'nin kuzey ve doğusundaki çevre bölgelerin büyük bir bölümünü ele geçirdi.

Bu arada, üç Suriyeli askeri ve güvenlik kaynağı, ABD güçlerinin dün ülkenin kuzeydoğusundaki en büyük askeri üssünden çekilmeye başladığını, bunun da on yıl önce DEAŞ ile mücadele etmek için Suriye'ye konuşlandırılan ABD güçlerinin daha geniş geri çekilmesinin bir parçası olduğunu söyledi.


Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.