Tahran, Hizbullah Genel Sekreteri Kasım’a kendisine suikast düzenlenmeyeceğine dair garanti verdi mi?

İran'ın dönüşümü ile Hizbullah'ın dönüşümü arasında Naim Kasım'ın Hizbullah Genel Sekreteri olarak seçilmesi.

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Tahran, Hizbullah Genel Sekreteri Kasım’a kendisine suikast düzenlenmeyeceğine dair garanti verdi mi?

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)

Elie el-Kuseyfi

Direniş Ekseni'nin 7 Ekim 2023'ten önce ve 7 Ekim 2023'ü beklerken ortaya attığı ‘meydanların birliği’ teorisinin bir anlamı varsa, o da ister Gazze Şeridi’nde ister Lübnan'da olsun, mevcut savaşı bir bütün olarak ele alması gerektiğidir. Dolayısıyla bu savaşa ve savaşın yansımaları ile sonuçlarına ilişkin her okumada İran arenasını da hesaba katılmalı. Tahran'daki rejimin bu savaşa yaklaşımı ve savaşla nasıl başa çıkılacağı konusunda, her ne kadar aralarında tamamlayıcılık ya da rol dağılımı olduğu hipotezi göz ardı edilemese de şu an İran'da iki söylem ya da akım varmış gibi görünüyor. Fakat ne olursa olsun İran'ın yeni cumhurbaşkanı ve ekibinin söylemi ile İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) söylemi arasındaki fark hafife alınmamalı.

Direniş Ekseni’nin savaş boyunca İsrail içindeki çelişkilere ve bölünmelere odaklanmasının ardından, İran'ın savaştaki ve müzakerelerdeki, özellikle de Lübnan'ın güneyindeki rolünü anlamak için İranlı yönetici çevrelerdeki farklı yönelimlerin anlaşılmasının daha önemli olduğu görüldü.

Temelde Washington'ın İsrail'in İran'a misillemesinin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ekibinin açıkladığı üzere nükleer ve petrol tesislerini hedef almayacak şekilde ‘savaş mühendisliği’ yapmadaki başarısı, ABD yönetiminin savaşın İsrail ile İran arasında bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleme hedefinin İran rejiminin devrilmesini bölgeye yönelik stratejisinde güncel bir öncelik olarak görmediği anlamına geldiğini göstermesinin ardından Washington ile Tahran arasında doğrudan ya da arabulucular vasıtasıyla yeni bir müzakere yolunun kapısını aralıyor. Fakat tüm bunların ne anlama geldiği ve ABD’de 5 Kasım yapılacak olan başkanlık seçimleri arifesindeki etkileri, tüm dünya gibi İran'ın da Beyaz Saray'ın yeni efendisini görmek ve hesaplarını yeni başkanın kimliği üzerine inşa etmek için beklediği bir dönemde soruluyor. Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde ABD'nin bölgeye yönelik stratejisinde kartların yeniden karılacağına şüphe yok. Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayının İran'a nasıl yaklaşacağı ve Washington'ın bu ülkeye yönelik stratejisinin ne kadar tersine dönebileceği bilinmiyor. Demokrat Parti’nin başkan adayı Kamala Harris'in seçilmesi halinde ise Joe Biden'ın bölgedeki politikalarının devam etmesi beklenebilir. Dolayısıyla, onun döneminde askeri caydırıcılık ve diplomasi yoluyla İran'la çatışmayı kontrol altına alma konusunda izlenen yol izlenmeye devam edebilir ve daha da belirginleşebilir. Ancak ABD-İran müzakerelerinin sorunsuz ve hızlı bir şekilde sonuçlanmasını beklemek, özellikle de savaşın devam ettiği bir ortamda, çok zor.

Naim Kasım'ın Nasrallah'ın yerine Hizbullah'ın yeni genel sekreteri olarak seçilmesi, Hizbullah içinde yaşanacak değişimlerin sinyalini verebilir: Çünkü Kasım, Hizbullah’ın silahlı kanadıyla hiçbir bağı olmayan, tamamen siyasi bir isim.

İran’ın bir sonraki aşamada izleyeceği politikaları anlamak için sadece ABD’deki seçimlerin sonuçlarına ve bunların İran-ABD ‘ilişkileri’ üzerindeki etkilerine bakmakla yetinilmemeli. İran içinde neler olup bittiğine bakmak ve yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ekibi tarafından temsil edilen reformistler ile DMO tarafından temsil edilen katı muhafazakarlar ve rejimin katı muhafazakar çekirdeği arasındaki iç dinamikleri anlamaya çalışmanın yanında reformist çizgideki Pezeşkiyan'ın seçilmesinde ‘dışarıda kalmayan’ Hamaney'in tutumunu değerlendirirken de biraz ihtiyatlı olmak gerekiyor. Hamaney’in aynı zamanda Pezeşkiyan’ın gündeminin başlıca gündem maddesi haline gelen Batı ile müzakerelere yeşil ışık yaktığı da unutulmamalı.

İran'da olup bitenler net olarak anlaşılamasa ve kolayca açıklanamasa bile İran'daki son durum, rejimin yapısında değilse de mevcut uluslararası ve bölgesel koşullar çerçevesinde önceliklerinde ve politikalarında belli başlı bazı değişimlere işaret eden karmaşık bir durum olarak ele alınabilir. Söz konusu uluslararası ve bölgesel koşullar ise başta eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın başını çektiği kurucu lider kadrosunun ve askeri cephaneliğinin yok edilmesinin İsrail'in başlıca hedeflerinden biri haline geldiği savaştan sonra nasıl şekilleneceğiyle ilgili birçok soru işaretini gündeme getiren Hizbullah olmak üzere İran'ın Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki bölgesel kollarının ‘kendi’ içlerinde bir dönüşüm yoluna girmek zorunda kaldıkları çok ağır darbeler almalarının ardından ortaya çıktı.

cdfv
Naim Kasım’ın İsrail tarafından öldürülen Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin ile birlikte katıldığı Aşura yürüyüşünden bir kare (Reuters)

Hizbullah'ın 1991 yılından bu yana Genel Sekreter Yardımcısı olan Şeyh Naim Kasım'ın Nasrallah'ın yerine Hizbullah'ın yeni genel sekreteri olarak seçilmesi, Nasrallah'ın aksine Kasım'ın örgütün askeri kanadıyla hiçbir bağlantısı olmayan tamamen siyasi bir isim olması nedeniyle Hizbullah içinde yakında gerçekleşebilecek değişimlerin sinyalini verebilir. Kasım, kelimenin tam anlamıyla askeri bir lider olmasa da Hizbullah’ı yönetme deneyimi ve önceki dönemlerde askeri liderlerle olan ilişkisi nedeniyle Nasrallah'la kıyaslanamasa da askeri bir geçmişe sahip olduğu söylenebilir. Bu da Kasım’ın geçtiğimiz yıllarda Hizbullah'ın seçim süreçlerini yönetmesi, savaştan önce ve sonra, özellikle de Nasrallah'a yönelik suikasttan sonraki hassas dönemde Hizbullah adına konuşmanın yanı sıra, örgütün siyasi tutumunu duyurmak ve medyada bununla ilgili açıklamalarda bulunmak gibi örgüt içindeki siyasi görevlerinin niteliği hakkında net bir fikir veriyor.

Dolayısıyla Naim Kasım'ın genel sekreter olarak seçilmesi Hizbullah içinde ‘bürokratik’ bir işlem olarak değil, Hizbullah'ın ilerleyen süreçte alacağı yeni ‘biçimin’ bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Diğer bir deyişle, Hizbullah savaş bittikten sonraki aşamanın öncelikle siyasi bir aşama olacağı temelinde hazırlanıyor. Askeri karizması olmayan siyasi bir figür olan Kasım’ın, Hizbullah'ın bu aşamanın üstesinden gelebilecek en önemli yüzlerinden biri olduğuna şüphe yok. Belli bir açıdan bakıldığında ise Kasım'ın seçilmesi, İsrail'in başta Nasrallah'ın yerine geçmesi beklenen Hişam Safiyuddin olmak üzere askeri-siyasi profile sahip önde gelen liderlere suikastlar düzenlemesinin ardından Hizbullah içindeki seçeneklerin daralması nedeniyle zorunlu bir seçim olarak görülmeli.

Kasım'ın Hizbullah Genel Sekreterliğine seçilmesi, sadece yetenekleri ve nitelikleri açısından değil, aynı zamanda bu niteliklerin Hizbullah için çok önemli bir değişimin işareti olması açısından da değerlendirilmeli.

Burada Nasrallah’ın öldürülmesinden sonra ortaya atılan ‘Hizbullah, lider kadrosunu yeniden inşa ederken en azından siyasi olarak radikalizme mi yoksa ılımlılığa mı yönelecek?’ sorusu bir kez daha sorulmalı. Aslında Kasım’ın genel sekreterliğe seçilmesi Hizbullah'ın bir sonraki aşamadaki yönelimini tam olarak açıklamıyor. Kasım, örgütün siyasi kanadını temsil etmesi nedeniyle örgütün askeri kanadı Hizbullah'ın kurucu kadrosundan daha radikal ve daha az siyasi tecrübeye sahip genç liderler tarafından devralınabilir. Ancak bu aynı zamanda Hizbullah'ın askeri geleceğine, yani askeri eylemlere devam etme ve silahlanma kapasitesini önceki hızda sürdürüp sürdüremeyeceğiyle ilişkili. Bu sadece savaşın sonuçlarına ve zafer ve yenilgi hesaplarına değil, aynı zamanda savaştan sonra bölgenin ‘mühendisliğine’ ve özellikle Tahran'daki cumhurbaşkanlığı ekibinin ve belki de Hamaney liderliğindeki ‘derin devletin’ ekonomiyi iyileştirmeye ve rejimin meşruiyetini güçlendirmeye odaklanması açısından İran’ın önümüzdeki dönemde izleyeceği stratejiye de bağlı olabilir.

Bu yüzden Naim Kasım'ın Hizbullah'ın yeni genel sekreteri olarak seçilmesi İran'ın değişimlerinden ve önceliklerinden ayrı tutulamaz. DMO, Nasrallah'ın öldürülmesinden sonra Hizbullah'ın ve Lübnan'ın güneyindeki cephenin yönetiminde güçlü bir şekilde yer alsa da bu seçim, İran'ın müzakere etmeyi ve ortamı yatıştırmayı isteğinin açık bir işareti. Dolayısıyla Kasım'ın seçilmesi, Hizbullah'ın iç dinamikleriyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen İran'a ait bir karar olarak değerlendirilmeli.

scdvfbg
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'la birlikte öldürülen DMO Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Abbas Nilfuruşan'ın Irak'ın Kerbela kentindeki cenaze töreninden bir kare, 14 Ekim 2024 (Reuters)

Naim Kasım, İran'ın Hizbullah'ı yönettiğinin sık sık dile getirildiği bir döneme Hizbullah Genel Sekreterliğine seçilirken, bu seçim sanki İran'ın bu ‘suçlamayı’ reddetme girişimiymiş gibi algılanabilir. Daha da önemlisi, Kasım'ın seçilmesi İran'ın mevcut öncelikleri ve hesapları açısından okunmalı. Bu da ABD'nin İran dosyasıyla yerel ve bölgesel olarak ilgilenme politikası dışında anlaşılamaz. Başka bir deyişle, Washington'ın İran içindeki reformist hareketin yükselişine ve buradaki karar alma kadrolarındaki varlığını güçlendirmeye oynadığı göz ardı edilemez.

Burada hedef alınan yerlerin askeri önemine ve İsrail'in İran hava sahasına bu kadar kolay girme başarısına rağmen İsrail'in geçtiğimiz cumayı cumartesiye bağlayan gece İran'a gerçekleştirdiği misillemede ABD’nin ‘savaş mühendisliği’ yapması kast ediliyor. İsrail'in petrol tesislerini hedef almaktan kaçınması önemliydi. Eğer İsrail, bu tesisleri hedef alsaydı, İran’ın petrol pazarında daha büyük bir pay kapmak da dahil olmak üzere ekonomik başarılar elde etmeyi hedeflediği yeni dönemine ağır bir darbe indirebilirdi.

Dolayısıyla Kasım'ın Hizbullah Genel Sekreteri olarak seçilmesi sadece yetenekleri ve nitelikleri açısından değil, aynı zamanda bu niteliklerin Hizbullah için çok önemli bir değişimin işareti olması açısından da değerlendirilmeli. Bu değişim, ister Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının uygulanmasıyla ilgili olarak Lübnan'ın güneyinde olsun, ister Lübnan'daki gücün yeni dengelere göre yeniden üretilmesiyle ilgili olarak Lübnan içinde olsun, ateşkesin gerektirdiği tüm siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle birlikte ateşkesin müzakere edilmesi için daha büyük bir arzuya dönüşeceğine şüphe yok. Hizbullah'ın askeri sayfasını kapattığını ya da kapatmaya hazırlandığını söylemek zor olsa da yeni oldu-bittiler nedeniyle siyasi kanadın askeri kanadın önüne geçeceği yeni bir Hizbullah'la karşılaşacağımız kesin. Ancak bunun öncesinde ve sonrasında İran'ın Kasım'a diğer Hizbullah liderleri gibi suikasta uğramayacağına dair garanti verip vermediği sorusu sorulmalı. Eğer verdiyse bu, Tahran ve Washington arasındaki yeni ‘uzlaşıların’ bir tablosunu çizmeye yeter.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



SDG, Şam ile kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu: İşte anlaşmanın maddeleri

Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
TT

SDG, Şam ile kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu: İşte anlaşmanın maddeleri

Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi, bugün (Cuma) ateşkes ve taraflar arasında askeri, güvenlik ve idari kurumların kademeli entegrasyonunu öngören kapsamlı bir anlaşmaya varıldığını açıkladı. Anlaşma kapsamında Kürt halkının medeni ile eğitim hakların düzenlenecek.

Anlaşma kapsamında, temas hatlarındaki askeri birliklerin çekilmesi ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlandırılması öngörülüyor. Ayrıca, ağırlıklı olarak Kürtlerin liderliğindeki SDG bünyesinden tugaylar içeren bir askeri tümen kurulması kararlaştırıldı.

SDG, anlaşmanın maddelerini önce bir açıklamayla duyururken, Şam yönetimi daha sonra resmi medya aracılığıyla anlaşmayı teyit etti. Yeni düzenleme, SDG’den üç tugayı kapsayan bir askeri tümenin oluşturulmasını ve Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın Halep’e bağlı bir tümen içine alınmasını içeriyor.

frgty6u7
Haseke’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurları (AFP)

Anlaşma metninde, “özerk yönetim” kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil personelin statülerinin korunması da yer aldı.

Anlaşma metninde Metinde, yerinden edilenlerin bölgelerine geri dönüşlerinin garanti altına alınacağı da belirtiliyor.

Anlaşma hangi maddeleri içeriyor?

SDG’nin resmi internet sitesinde yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

“Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye Hükümeti Arasındaki Anlaşma Metni;

Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında, kapsamlı bir anlaşma uyarınca ateşkese varılmış; iki taraf arasındaki askeri ve idari güçlerin kademeli bir entegrasyon süreci üzerinde de mutabakata varılmıştır.

Anlaşma; askeri güçlerin temas hatlarından çekilmesini, İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlo şehir merkezlerine girmesini ve bölgedeki güvenlik güçlerinin entegrasyon sürecinin başlatılmasını, Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugayı içeren bir askeri tümen oluşturulmasını ve buna ek olarak Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde Kobani güçleri için bir tugay kurulmasını kapsamaktadır.

Anlaşma ayrıca, sivil memurların kadrolarının korunmasıyla birlikte Özerk Yönetim kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini de içermektedir.

Ayrıca Kürt halkının medeni ve eğitim haklarının düzenlenmesi ve yerinden edilenlerin bölgelerine geri dönüşlerinin garanti altına alınması konusunda da anlaşmaya varılmıştır.

Anlaşma, ilgili taraflar arasındaki işbirliğini güçlendirerek ve ülkeyi yeniden inşa etme çabalarını birleştirerek, Suriye topraklarını birleştirmeyi ve bölgede tam entegrasyon sürecini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.”

Öte yandan, 24 Ocak’ta Şam ile SDG, aralarındaki ateşkesi 15 gün uzattıklarını ve görüşmelerin sürdüğünü açıklamıştı.

Kürtlerin öncülüğünde, Arap savaşçıları da bünyesinde barındıran SDG, Suriye iç savaşında kilit bir rol oynadı. ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden SDG, örgütü Suriye’de büyük ölçüde yenilgiye uğrattı. Bu süreçte, kuzey ve doğu Suriye’de petrol sahalarını da içeren geniş alanların kontrolünü ele geçirerek özerk bir yönetim kurdu. Ayrıca binlerce radikal unsuru gözaltında tuttu; Uluslararası Af Örgütü, Ağustos 2023’te bu sayıyı yaklaşık 10 bin olarak tahmin etmişti.

Ancak Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, ülkenin devlet güçleri altında birleştirilmesi hedefiyle SDG ile güçlerin ve kurumların entegrasyonu konusunda müzakerelere başladı. Görüşmeler zaman zaman tıkanırken, bir askeri çatışmanın ardından taraflar yeni bir anlaşmaya ulaştı.

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında kapsamlı bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma kapsamında SDG'den askeri tümen kurulacak, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonu sağlanacak ve Kürt halkının medeni ile eğitim hakların düzenlenecek.

Anlaşma metnine göre, “askeri güçler temas hatlarından çekilecek ve Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri Haseke ile Kamışlo şehir merkezlerine girecek”. Ayrıca SDG'ye bağlı üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulacak ve Kobani güçleri için de Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde ayrı bir tugay oluşturulacak.


ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.