Tahran, Hizbullah Genel Sekreteri Kasım’a kendisine suikast düzenlenmeyeceğine dair garanti verdi mi?

İran'ın dönüşümü ile Hizbullah'ın dönüşümü arasında Naim Kasım'ın Hizbullah Genel Sekreteri olarak seçilmesi.

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Tahran, Hizbullah Genel Sekreteri Kasım’a kendisine suikast düzenlenmeyeceğine dair garanti verdi mi?

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın 30 Temmuz'da Tahran'da bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (AFP)

Elie el-Kuseyfi

Direniş Ekseni'nin 7 Ekim 2023'ten önce ve 7 Ekim 2023'ü beklerken ortaya attığı ‘meydanların birliği’ teorisinin bir anlamı varsa, o da ister Gazze Şeridi’nde ister Lübnan'da olsun, mevcut savaşı bir bütün olarak ele alması gerektiğidir. Dolayısıyla bu savaşa ve savaşın yansımaları ile sonuçlarına ilişkin her okumada İran arenasını da hesaba katılmalı. Tahran'daki rejimin bu savaşa yaklaşımı ve savaşla nasıl başa çıkılacağı konusunda, her ne kadar aralarında tamamlayıcılık ya da rol dağılımı olduğu hipotezi göz ardı edilemese de şu an İran'da iki söylem ya da akım varmış gibi görünüyor. Fakat ne olursa olsun İran'ın yeni cumhurbaşkanı ve ekibinin söylemi ile İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) söylemi arasındaki fark hafife alınmamalı.

Direniş Ekseni’nin savaş boyunca İsrail içindeki çelişkilere ve bölünmelere odaklanmasının ardından, İran'ın savaştaki ve müzakerelerdeki, özellikle de Lübnan'ın güneyindeki rolünü anlamak için İranlı yönetici çevrelerdeki farklı yönelimlerin anlaşılmasının daha önemli olduğu görüldü.

Temelde Washington'ın İsrail'in İran'a misillemesinin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ekibinin açıkladığı üzere nükleer ve petrol tesislerini hedef almayacak şekilde ‘savaş mühendisliği’ yapmadaki başarısı, ABD yönetiminin savaşın İsrail ile İran arasında bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleme hedefinin İran rejiminin devrilmesini bölgeye yönelik stratejisinde güncel bir öncelik olarak görmediği anlamına geldiğini göstermesinin ardından Washington ile Tahran arasında doğrudan ya da arabulucular vasıtasıyla yeni bir müzakere yolunun kapısını aralıyor. Fakat tüm bunların ne anlama geldiği ve ABD’de 5 Kasım yapılacak olan başkanlık seçimleri arifesindeki etkileri, tüm dünya gibi İran'ın da Beyaz Saray'ın yeni efendisini görmek ve hesaplarını yeni başkanın kimliği üzerine inşa etmek için beklediği bir dönemde soruluyor. Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde ABD'nin bölgeye yönelik stratejisinde kartların yeniden karılacağına şüphe yok. Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayının İran'a nasıl yaklaşacağı ve Washington'ın bu ülkeye yönelik stratejisinin ne kadar tersine dönebileceği bilinmiyor. Demokrat Parti’nin başkan adayı Kamala Harris'in seçilmesi halinde ise Joe Biden'ın bölgedeki politikalarının devam etmesi beklenebilir. Dolayısıyla, onun döneminde askeri caydırıcılık ve diplomasi yoluyla İran'la çatışmayı kontrol altına alma konusunda izlenen yol izlenmeye devam edebilir ve daha da belirginleşebilir. Ancak ABD-İran müzakerelerinin sorunsuz ve hızlı bir şekilde sonuçlanmasını beklemek, özellikle de savaşın devam ettiği bir ortamda, çok zor.

Naim Kasım'ın Nasrallah'ın yerine Hizbullah'ın yeni genel sekreteri olarak seçilmesi, Hizbullah içinde yaşanacak değişimlerin sinyalini verebilir: Çünkü Kasım, Hizbullah’ın silahlı kanadıyla hiçbir bağı olmayan, tamamen siyasi bir isim.

İran’ın bir sonraki aşamada izleyeceği politikaları anlamak için sadece ABD’deki seçimlerin sonuçlarına ve bunların İran-ABD ‘ilişkileri’ üzerindeki etkilerine bakmakla yetinilmemeli. İran içinde neler olup bittiğine bakmak ve yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ekibi tarafından temsil edilen reformistler ile DMO tarafından temsil edilen katı muhafazakarlar ve rejimin katı muhafazakar çekirdeği arasındaki iç dinamikleri anlamaya çalışmanın yanında reformist çizgideki Pezeşkiyan'ın seçilmesinde ‘dışarıda kalmayan’ Hamaney'in tutumunu değerlendirirken de biraz ihtiyatlı olmak gerekiyor. Hamaney’in aynı zamanda Pezeşkiyan’ın gündeminin başlıca gündem maddesi haline gelen Batı ile müzakerelere yeşil ışık yaktığı da unutulmamalı.

İran'da olup bitenler net olarak anlaşılamasa ve kolayca açıklanamasa bile İran'daki son durum, rejimin yapısında değilse de mevcut uluslararası ve bölgesel koşullar çerçevesinde önceliklerinde ve politikalarında belli başlı bazı değişimlere işaret eden karmaşık bir durum olarak ele alınabilir. Söz konusu uluslararası ve bölgesel koşullar ise başta eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın başını çektiği kurucu lider kadrosunun ve askeri cephaneliğinin yok edilmesinin İsrail'in başlıca hedeflerinden biri haline geldiği savaştan sonra nasıl şekilleneceğiyle ilgili birçok soru işaretini gündeme getiren Hizbullah olmak üzere İran'ın Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki bölgesel kollarının ‘kendi’ içlerinde bir dönüşüm yoluna girmek zorunda kaldıkları çok ağır darbeler almalarının ardından ortaya çıktı.

cdfv
Naim Kasım’ın İsrail tarafından öldürülen Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin ile birlikte katıldığı Aşura yürüyüşünden bir kare (Reuters)

Hizbullah'ın 1991 yılından bu yana Genel Sekreter Yardımcısı olan Şeyh Naim Kasım'ın Nasrallah'ın yerine Hizbullah'ın yeni genel sekreteri olarak seçilmesi, Nasrallah'ın aksine Kasım'ın örgütün askeri kanadıyla hiçbir bağlantısı olmayan tamamen siyasi bir isim olması nedeniyle Hizbullah içinde yakında gerçekleşebilecek değişimlerin sinyalini verebilir. Kasım, kelimenin tam anlamıyla askeri bir lider olmasa da Hizbullah’ı yönetme deneyimi ve önceki dönemlerde askeri liderlerle olan ilişkisi nedeniyle Nasrallah'la kıyaslanamasa da askeri bir geçmişe sahip olduğu söylenebilir. Bu da Kasım’ın geçtiğimiz yıllarda Hizbullah'ın seçim süreçlerini yönetmesi, savaştan önce ve sonra, özellikle de Nasrallah'a yönelik suikasttan sonraki hassas dönemde Hizbullah adına konuşmanın yanı sıra, örgütün siyasi tutumunu duyurmak ve medyada bununla ilgili açıklamalarda bulunmak gibi örgüt içindeki siyasi görevlerinin niteliği hakkında net bir fikir veriyor.

Dolayısıyla Naim Kasım'ın genel sekreter olarak seçilmesi Hizbullah içinde ‘bürokratik’ bir işlem olarak değil, Hizbullah'ın ilerleyen süreçte alacağı yeni ‘biçimin’ bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Diğer bir deyişle, Hizbullah savaş bittikten sonraki aşamanın öncelikle siyasi bir aşama olacağı temelinde hazırlanıyor. Askeri karizması olmayan siyasi bir figür olan Kasım’ın, Hizbullah'ın bu aşamanın üstesinden gelebilecek en önemli yüzlerinden biri olduğuna şüphe yok. Belli bir açıdan bakıldığında ise Kasım'ın seçilmesi, İsrail'in başta Nasrallah'ın yerine geçmesi beklenen Hişam Safiyuddin olmak üzere askeri-siyasi profile sahip önde gelen liderlere suikastlar düzenlemesinin ardından Hizbullah içindeki seçeneklerin daralması nedeniyle zorunlu bir seçim olarak görülmeli.

Kasım'ın Hizbullah Genel Sekreterliğine seçilmesi, sadece yetenekleri ve nitelikleri açısından değil, aynı zamanda bu niteliklerin Hizbullah için çok önemli bir değişimin işareti olması açısından da değerlendirilmeli.

Burada Nasrallah’ın öldürülmesinden sonra ortaya atılan ‘Hizbullah, lider kadrosunu yeniden inşa ederken en azından siyasi olarak radikalizme mi yoksa ılımlılığa mı yönelecek?’ sorusu bir kez daha sorulmalı. Aslında Kasım’ın genel sekreterliğe seçilmesi Hizbullah'ın bir sonraki aşamadaki yönelimini tam olarak açıklamıyor. Kasım, örgütün siyasi kanadını temsil etmesi nedeniyle örgütün askeri kanadı Hizbullah'ın kurucu kadrosundan daha radikal ve daha az siyasi tecrübeye sahip genç liderler tarafından devralınabilir. Ancak bu aynı zamanda Hizbullah'ın askeri geleceğine, yani askeri eylemlere devam etme ve silahlanma kapasitesini önceki hızda sürdürüp sürdüremeyeceğiyle ilişkili. Bu sadece savaşın sonuçlarına ve zafer ve yenilgi hesaplarına değil, aynı zamanda savaştan sonra bölgenin ‘mühendisliğine’ ve özellikle Tahran'daki cumhurbaşkanlığı ekibinin ve belki de Hamaney liderliğindeki ‘derin devletin’ ekonomiyi iyileştirmeye ve rejimin meşruiyetini güçlendirmeye odaklanması açısından İran’ın önümüzdeki dönemde izleyeceği stratejiye de bağlı olabilir.

Bu yüzden Naim Kasım'ın Hizbullah'ın yeni genel sekreteri olarak seçilmesi İran'ın değişimlerinden ve önceliklerinden ayrı tutulamaz. DMO, Nasrallah'ın öldürülmesinden sonra Hizbullah'ın ve Lübnan'ın güneyindeki cephenin yönetiminde güçlü bir şekilde yer alsa da bu seçim, İran'ın müzakere etmeyi ve ortamı yatıştırmayı isteğinin açık bir işareti. Dolayısıyla Kasım'ın seçilmesi, Hizbullah'ın iç dinamikleriyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen İran'a ait bir karar olarak değerlendirilmeli.

scdvfbg
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'la birlikte öldürülen DMO Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Abbas Nilfuruşan'ın Irak'ın Kerbela kentindeki cenaze töreninden bir kare, 14 Ekim 2024 (Reuters)

Naim Kasım, İran'ın Hizbullah'ı yönettiğinin sık sık dile getirildiği bir döneme Hizbullah Genel Sekreterliğine seçilirken, bu seçim sanki İran'ın bu ‘suçlamayı’ reddetme girişimiymiş gibi algılanabilir. Daha da önemlisi, Kasım'ın seçilmesi İran'ın mevcut öncelikleri ve hesapları açısından okunmalı. Bu da ABD'nin İran dosyasıyla yerel ve bölgesel olarak ilgilenme politikası dışında anlaşılamaz. Başka bir deyişle, Washington'ın İran içindeki reformist hareketin yükselişine ve buradaki karar alma kadrolarındaki varlığını güçlendirmeye oynadığı göz ardı edilemez.

Burada hedef alınan yerlerin askeri önemine ve İsrail'in İran hava sahasına bu kadar kolay girme başarısına rağmen İsrail'in geçtiğimiz cumayı cumartesiye bağlayan gece İran'a gerçekleştirdiği misillemede ABD’nin ‘savaş mühendisliği’ yapması kast ediliyor. İsrail'in petrol tesislerini hedef almaktan kaçınması önemliydi. Eğer İsrail, bu tesisleri hedef alsaydı, İran’ın petrol pazarında daha büyük bir pay kapmak da dahil olmak üzere ekonomik başarılar elde etmeyi hedeflediği yeni dönemine ağır bir darbe indirebilirdi.

Dolayısıyla Kasım'ın Hizbullah Genel Sekreteri olarak seçilmesi sadece yetenekleri ve nitelikleri açısından değil, aynı zamanda bu niteliklerin Hizbullah için çok önemli bir değişimin işareti olması açısından da değerlendirilmeli. Bu değişim, ister Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının uygulanmasıyla ilgili olarak Lübnan'ın güneyinde olsun, ister Lübnan'daki gücün yeni dengelere göre yeniden üretilmesiyle ilgili olarak Lübnan içinde olsun, ateşkesin gerektirdiği tüm siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle birlikte ateşkesin müzakere edilmesi için daha büyük bir arzuya dönüşeceğine şüphe yok. Hizbullah'ın askeri sayfasını kapattığını ya da kapatmaya hazırlandığını söylemek zor olsa da yeni oldu-bittiler nedeniyle siyasi kanadın askeri kanadın önüne geçeceği yeni bir Hizbullah'la karşılaşacağımız kesin. Ancak bunun öncesinde ve sonrasında İran'ın Kasım'a diğer Hizbullah liderleri gibi suikasta uğramayacağına dair garanti verip vermediği sorusu sorulmalı. Eğer verdiyse bu, Tahran ve Washington arasındaki yeni ‘uzlaşıların’ bir tablosunu çizmeye yeter.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.


Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
TT

Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)

Suriye devlet televizyonu, bugün (perşembe), ordu güçlerinin Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerinde kontrol sağladığını bildirdi. Haberde, bu ilerlemenin bölgedeki halk ve aşiretlerle iş birliği içinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaşanan çatışmaların ardından gerçekleştiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ordu ve iç güvenlik güçlerinin, SDG’nin karşı saldırı girişiminin ardından Eşrefiye Mahallesi’nde ilerlemeyi sürdürdüğünü aktardı. SDG ise hükümet güçlerinin Eşrefiye ve Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarında 12 kişinin öldüğünü, 64 kişinin yaralandığını ileri sürdü. Halep’te gerginliğin geçen aydan bu yana sürdüğü belirtildi.

Halep’te bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, perşembe akşamı yaptığı açıklamada Eşrefiye, Şeyh Maksud, Beni Zeyd, Süryan, Helak ve Meydan mahallelerinde ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Açıklamada, kararın “buralarda yaşayanların güvenliğini sağlamak, güvenliği tesis etmek ve can ile mal kaybına yol açabilecek ihlalleri önlemek” amacıyla alındığı belirtildi.

dfrgthy
Suriye itfaiye ekipleri, SDG tarafından atılan mermilerin isabet etmesi sonucu Halep’te Cemiliye ile Sebil mahalleleri arasındaki Faysal Caddesi’nde çıkan yangını söndürmek için çalışma yürütüyor (SANA)

Komutanlık, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı süresince istisnasız her türlü hareketliliğin yasak olduğunu vurguladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Halep Müdahale Merkezi Komitesi’ne dayandırdığı haberinde, çatışmalarda ölü sayısının 10’a, yaralı sayısının ise 88’e ulaştığını bildirmişti. Suriyeli bir hükümet yetkilisi de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşayanların, bu bölgelerin bazı kısımlarını yetkililere teslim etmeye başladığını söyledi.

Aynı yetkili, Suriye televizyonu El-İhbariye’ye yaptığı açıklamada, bu sürecin SDG mensupları arasında art arda yaşanan ayrılıklar ve iç güvenlik güçlerinin bölgede güvenliği tesis etmeye hazırlanmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, SDG’yi yerleşim bölgelerini hedef alan bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleriyle suçlayarak, bu saldırılar sonucu sivil kayıplar yaşandığını belirtti. Komutanlık, SANA aracılığıyla SDG saflarındaki unsurlara derhâl ayrılma ve silahlarını teslim etme çağrısı yaptı; bu amaçla bir iletişim hattı da duyurdu.

Suriye hükümeti ise Kürtlerin “Suriye halkının asli ve temel bir bileşeni” olduğunu vurgulayarak, devleti onları ayrı bir taraf ya da istisnai bir durum olarak değil, ülkenin eşit ortakları olarak gördüğünü kaydetti. Hükümet açıklamasında, çözümün medya söylemleri ya da karşılıklı suçlamalarla değil, ülkenin birliğinin ve tüm vatandaşların güvenliğinin teminatı olan devlet kurumları aracılığıyla sağlanabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca sahadaki kargaşa ve tırmanışın, SDG’nin 1 Nisan’da varılan anlaşmayı bozmasının doğrudan sonucu olduğu, bunun önceki mutabakatları zayıflattığı ve istikrarsızlığa kapı araladığı belirtildi. Hükümet, devletin mevcut rolünün Halep çevresini güvence altına almak, saldırı kaynaklarını şehirden uzaklaştırmak ve sivilleri korumak olduğunu vurguladı; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den “milis güçlerin” çıkarılmasını talep etti.

SANA, ordunun bugün (perşembe) saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ve SDG unsurlarına yönelik saldırılar düzenleyeceğini bildirdi. SDG ise operasyonu sivillerin zorla yerinden edilmesine yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Öte yandan Halep Valisi Azam el-Garib, daha önce yaptığı açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de SDG’ye bağlı çok sayıda unsurun ayrıldığını, bazılarının ise bölgeden kaçtığını ve bunun sahada önemli bir değişime zemin hazırladığını söyledi. Vali, Halep halkına resmî duyurular yapılmadan evlerine dönmemeleri çağrısında bulundu.

rgt
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’nde konuşlandı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Halep Müdahale Merkezi Komitesi ayrıca kent içinde 10 geçici barınma merkezinin açıldığını, Afrin ve Azez’de de merkezler oluşturulduğunu açıkladı. Alman Haber Ajansı DPA’ya göre, ordu operasyonlar birimi sivillerden SDG mevzilerinden uzak durmalarını isterken, sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG hedeflerine yönelik “nokta atışı” saldırıların başlatılacağını bildirdi.

Suriye televizyonu, ordunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu alanların derhâl boşaltılmasını istediğini aktardı.

Halep’te geçen ay SDG ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, taraflar birbirlerini suçlamıştı. SDG, 10 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile, sivil ve askerî kurumlarını devlet yapısına entegre etmeyi öngören bir anlaşma imzalamış olsa da, bu anlaşmanın uygulanmasında şimdiye kadar kayda değer ilerleme sağlanamadı.