Yemen'deki parti ittifakları hakkında

Ortak buluşma fikri, uygulama ve çaba olarak yerel kökenliydi, arkasında bir dış müdahale ve hatta dış destek peşinde koşma yoktu

 Liderlere eleştiri, arabulucu olmadan Yemen içinde veya dışında aralarında toplantı yapamadıkları içindir (AFP)
Liderlere eleştiri, arabulucu olmadan Yemen içinde veya dışında aralarında toplantı yapamadıkları içindir (AFP)
TT

Yemen'deki parti ittifakları hakkında

 Liderlere eleştiri, arabulucu olmadan Yemen içinde veya dışında aralarında toplantı yapamadıkları içindir (AFP)
Liderlere eleştiri, arabulucu olmadan Yemen içinde veya dışında aralarında toplantı yapamadıkları içindir (AFP)

Mustafa Numan

Çok partili hayat, Yemen Cumhuriyeti'nin kurulduğu 22 Mayıs 1990'dan itibaren şaşırtıcı ve benzeri görülmemiş bir hareketliliğe sahne olmuştu. Bu hareketlilik, Yemen birliğine imza atan iki siyasi yapı olan güneydeki Yemen Sosyalist Partisi ile kuzeydeki Genel Halk Kongresi arasındaki dengenin bir ürünüydü.

Partiler yer altını bırakıp, aleni olarak ve herhangi bir kısıtlama olmaksızın faaliyet göstermeye başladılar. Öyle ki, halkta tabanı olmayan ve insanların liderlerinden hiçbirini tanımadığı yeni ve yenilikçi parti ve oluşumlar ortaya çıktı.

Tarihi olarak bilinen partileri kopyalayarak alternatif partiler kurma girişimleri de arttı ve bunlar, tarihi partilerin çoğu düşünce olarak Sosyalist Parti'ye yakın olduğundan, Sana’daki iktidarın çoğulculuk fikrinden duyduğu baskı ve rahatsızlığın bir göstergesiydi.

Yerel sivil toplum ve insan hakları kuruluşları da o dönemde dar sınırlar içinde faaliyet göstermeye başladılar. Sınırlarının dar olmasının nedeni, merhum cumhurbaşkanı İbrahim el-Hamdi döneminde gelişen yollar inşa etme, su kuyuları açma, dispanserler işletme alanlarında yerel toplumlara önemli hizmetler sunan yardım kooperatiflerinin bilinen faaliyetleri dışında bu tür faaliyetler pek bilinmiyordu. Söz konusu kooperatiflerin gelirlerini ise zengin insanlardan, gurbetçilerden, Yemen içindeki ve dışındaki iş adamlarından, kısmen de dış yardım kuruluşlarından gelen bağışlar oluşturuyordu.

1994 yazındaki savaşın sona ermesiyle çok partili hayat, tarihi partilerin gerçek bir etkiye sahip olmadan siyasi sahnede var olmaya devam etmelerine rağmen, bugüne kadar etkisinden kurtulamadığı ağır bir darbe aldı. İktidar bu partilerin faaliyetlerine isteksizce göz yumdu, çünkü o aşamada genel özgürlüklerin, özgür siyasi faaliyetin korunması konusunda baskı yapan Batı dünyası nezdinde, demokratik devlet formunu koruma kaygısıyla muhalefeti kabul ettiğini göstermek istiyordu

İki taraf, iktidar ve partiler arasındaki gerilim ve çekişme durumu, dönem dönem yaşanan gevşeme ve yumuşama aşamalarıyla devam etti. Rejim, önce 1997’teki savaştan, ardından 2003'te yapılan ve parlamenter hayatta son olan seçimlerden sonra partilerin rolünü sınırlamayı başardı.

2003'te yapılan son parlamento seçimlerinin sonuçları açıklandıktan sonra, çoğunluğu elde etmesi umulan Halk Kongresi, merhum Abdulkerim el-Eryani’nin "ezici çoğunluk" olarak adlandırdığı bir sonuç elde etti. Meclisin 301 olan toplam sandalye sayısından 238’ini kazanarak muhalefete sadece 59'unu bıraktı.

O dönemde Temsilciler Meclisi içindeki ve dışındaki muhalefet partileri, sol partiler, Nasırcılar, Baas Partisi'nin kollarından biri ile farklı referanslarıyla İslamcıları, Ortak Buluşma Partileri adı altında bir araya getiren ilk bloğu oluşturdular.

Bu, Yemen ve bölge düzeyinde siyasi eylemde yeni bir gelişmeydi ve birbiriyle siyasi, fikri ve tarihi rekabeti olan bileşenleri bir araya getiriyordu. Aralarındaki rekabete rağmen merhum liberal solcu Carallah Ömer, siyasette ve düşüncede açık olan İslamcı meslektaşı, Islah Partisi lideri Muhammed Kahtan, onlarla birlikte politikacılar Muhammed Abdulmelik el-Mütevekkil ve Abdulkuddus el-Mudavhi, entelektüel hareket noktalarını birbirinden ayıran boşluğu doldurmayı başardılar. Siyasi hayal güçleri, üzerinde anlaşamadıkları konularda ortak ulusal eylem ve diyalog noktaları bulmalarını sağladı.

Ortak buluşma fikri, uygulama ve çaba olarak Yemen kökenliydi, arkasında bir dış müdahale ve hatta dış destek peşinde koşma yoktu. Bunun yanı sıra, bağımsızlığı ve bu konuda öne çıkması sebebiyle geniş bir halk kitlesinin kabulünü kazandı ki, mevcut partilerde eksik olan da budur.

Husilerin 21 Eylül 2014'te iktidara çökmesi, ülke içindeki siyasi yaşamı baskıyla ve zorla kış uykusuna yatırdı. Karşı çıkan, muhalif eden ve farklı olan herkes tehdit edildi ve hapse atıldı.

Parti liderlerinin çoğu ülkeden kaçtı, kalanlar tutuklandı, bazıları ise kayboldu. İç siyasi, sosyal ve ekonomik ortam, Sana'daki Husi otoritesinin özgür siyasi faaliyetlere ve medya çalışmalarına kapıları tamamen kapatan baskıcı tedbirleri nedeniyle umutsuz ve kötü bir hal aldı.

Ülkeyi terk eden partilerin liderleri kendi aralarında ittifak kurmaya çalıştılar ve Nisan 2019'da “Yemenli Siyasi Güçler Ulusal İttifakı” ilan edildi. Amaç, Husi karşıtı güçleri tek siyasi çerçevede bir araya getirmekti. Bunun “Yemenlilerin safları sıklaştırmak ve zafere ulaşmak için uzun zamandır beklediği önemli bir adım" olduğu da söylendi.

İnsanlar söylemlerin sahada eyleme dönüşmesini bekledi, ancak işler duyurunun ötesine geçemedi ve tüm katılımcıların tabanları yurt içinde, yurt dışındaki liderlerinin atmosfer ve ikliminden uzak oldukları için fikir henüz emekleme aşamasında öldü.

Şimdi Yemen'den uzaktaki bu siyasi oluşumları seferber etmeye yönelik girişim tekrarlanıyor, ancak bu kez Amerikan çabalarıyla. Evet, bu kez Amerikan çabalarıyla, dahası Güney’in en önemli grubu, ülkede en yüksek otorite olan Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nde üç üye ile temsil edilen ve hükümette beş bakanı bulunan Geçiş Konseyi’nin katılımı olmaksızın tekrarlanıyor.

Şu anda sürmekte olan seferberliğe yönelik eleştirinin fikre yönelik bir itiraz olmadığı, bunun katılmak isteyen herkesin siyasi hakkı olduğu anlaşılmalıdır. Eleştirinin nedeni, bu liderlerin arabulucu olmadan Yemen içinde veya dışında kendi aralarında bir toplantı düzenleyememesinden duyulan rahatsızlığı dile getirmektir.

Arabulucu taraf Arap olsaydı, mesele kabul edilebilir ve anlaşılır olurdu; ancak Batılı bir tarafın davetini kabul etmek, katılımcıların sorgulanamayacak olan vatanseverlikleri ve dürüstlükleri hakkında değil ama kaçınılmaz olarak liderlerin ulusal meselelerini Amerikan misafirperverliğine ve harcamalarına ihtiyaç duymadan yönetememelerinin anlamı hakkında pek çok soruyu gündeme getiriyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Indpendent Arabia’dan çevrilmiştir.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.