Halep Savaşı: Yeni bir bölgesel çatışmaya ve 'Musul tuzağına’ karşı yapılan uyarılar

Türkiye'nin siyasi tutumu, özellikle de savaşın boyutu açısından net değil.

Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım
Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım
TT

Halep Savaşı: Yeni bir bölgesel çatışmaya ve 'Musul tuzağına’ karşı yapılan uyarılar

Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım
Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel bölgesinde, Halep-Şam karayolu üzerinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir posterinin yanından geçen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım

Rustem Mahmud

İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinden birkaç saat sonra Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgeleri askeri olarak kontrol eden Suriyeli silahlı muhalif gruplar, Halep şehrinin batı kırsalına ani bir saldırı başlattı. Muhalifler, iki günden kısa bir süre içinde şehrin batı eteklerine ulaşmayı ve bazı çevre mahallelerin kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Ayrıca ülkenin doğusunu batısına bağlayan stratejik M4 karayolunu kapattıktan sonra Haleplilerden diğer mahalleleri terk etmelerini istedi. Halep ve Şam arasındaki stratejik öneme sahip Han el-Asel hattında onlarca köy ve beldeyi kontrol altına aldıktan sonra Suriye ordusu ve çoğu İran desteli milislerden oluşan gruplar tarafından ortak olarak kullanılan birçok askeri üssü ve istihbarat merkezini de ele geçirdi.

Operasyonda ‘Saldırganlığı Caydırma’ adı veren gruplar arasında ağırlıklı olarak Nusra Cephesi'nin omurgasını oluşturan Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) çatısı altındaki ‘radikal İslamcı’ örgütlerle Halep ilinin kuzeyinde Fırat Nehri ile Afrin arasındaki bölgeyi kontrol eden Türkiye yanlısı onlarca grup yer alıyor. HTŞ’ye bağlı tugaylar, Halep’in batı kırsalına saldırırken, Türkiye yanlısı gruplar da Halep ilinin kuzeydoğusunda yer alan ve 2015 yılına kadar kontrol ettikleri Marea beldesine saldırdı.

Gelen bilgiler, Saldırganlığı Caydırma Operasyonu hazırlıklarının geçtiğimiz eylül ayından beri devam ettiğini ve İsrail'in Lübnan'a saldırısı nedeniyle ertelendiğine işaret ediyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eylül ayı sonlarında Suriye rejiminin saldırının zamanlamasını İsrail saldırısıyla ilişkilendirerek istismar edebileceği, bunun da Suriye rejimine Suriye içinden, İran’dan, bölgeden ve Müslüman ülkelerden sempatiyle gelecek bir tepkiye yol açabileceği uyarısında bulunarak HTŞ’ye müdahale etti ve konuyu İran ve vekillerinin Lübnan’da ve Suriye'de askeri bir yenilgi almasından sonraki aşamaya bırakmayı seçti.

İran'ın zayıflaması

Yeni savaş, Suriye meselesine ve coğrafyasına müdahil olanları, başta İsrail, İran ve Türkiye'yi ve bir dereceye kadar Irak’ı ve Ürdün'ü etkileyen bölgesel değişikliklerin ardından patlak verdi. Geçtiğimiz aylarda Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki savaşın yanı sıra İsrail ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar gibi olağanüstü olayların baskısı altında pozisyonlarda ve güç dengelerinde değişiklikler yaşandı. Donald Trump'ın ABD başkanlık seçimlerindeki zaferinin yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında bir görüşmenin gerçekleşmesi için Rusya'nın arabuluculuğunun başarısız olması, Esed'in Ürdün/Arap girişiminin gereklerini yerine getirmemesi ve Suriye dosyasında hiç kimsenin artık arabuluculuğa soyunmaması gibi siyasi gerçekler de söz konusu.

Hizbullah üyelerinin birkaç ay önce çatışmanın yaşandığı bölgeden geri çekilmesiyle Suriye rejiminin çatışma bölgesindeki askeri savunmasının hızla çökmesi dikkati çekti.

Gözlemciler Suriyeli muhalif grupların saldırısını büyük ölçüde İsrail ile İran arasında süregelen ve tüm bölgeye yayılan ve öngörülebilir gelecekte de yayılması beklenen çatışmaya bağlıyor. İsrail, Lübnan'da ateşkesin yürürlüğe girmesine birkaç saat kala Lübnan ile Suriye arasındaki tüm sınır kapılarını bombaladı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Esed’i, İran'ın Hizbullah'ı yeniden silahlandırmasına yardım etmesine karşı tehdit etti. Netanyahu, televizyonda yayınlanan konuşmasında “İsrail, Suriye'yi ve Lübnan'la olan sınır kapılarını bombalayarak silahların Suriye üzerinden Lübnan'a girmesini engelleyebilir. Beşşar Esed ateşle oynadığını anlamalı” ifadelerini kullandı.

x scd
Halep'teki bazı mahallelerin muhalif gruplar tarafından ele geçirilmesini kutlayan İdlib şehrindeki gençler ve muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım (AFP)

Birçokları İsrail'in ileriki süreçte Suriye'deki durumu İran'ın nüfuzunu ve askeri varlığını ortadan kaldıracak şekilde düzenlemek ve Suriye rejimi üzerinde sonraki aşamalarda ‘cephelerin ayrılması’ dayatmalarına uymaması halinde kullanılmak üzere açık baskı aracı haline getirmek için bir ‘planı’ olduğuna inanıyor. Yetkililerinin açıklamalarına göre Suriye'nin İsrail’in Gazze Şeridi’nde ve Lübnan’da yürüttüğü savaşlarda ‘tarafsız’ kalması İsrail için yeterli değil ve Suriye rejiminin, İran ve Hizbullah arasında köprü olmaya tamamen son vermesi gerekiyor.

Hizbullah üyelerinin yanı sıra İran destekli bir grubun ya da onların himayesi altındakilerin birkaç ay önce çatışmanın yaşandığı bölgeden geri çekilmesiyle Suriye rejiminin çatışma bölgesindeki askeri savunmasının hızla çökmesi dikkati çekti.Çatışmaların yaşandığı bölge son derece karmaşık, milliyetçi ve mezhepçi eğilimlere sahip bir yer olmasına rağmen kolayca ele geçirildi. Başta Eşrefiye ve Şeyh Maksud olmak üzere Halep şehrinin kuzey mahallelerin nüfusu ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşuyor ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) ‘eş-Şehba bölgesi’ olarak adlandırdığı ve şu an HTŞ’nin kontrolünde olan bölgelerle temas hattında olan Tel Rıfat ve Şeyh Hadid bölgelerinin kuzey kırsalı da  SDG’nin kontrolünde.

Şu an sahada yaşananlar, 2014 yazında Musul şehri ve çevresinde yaşananlara benziyor. O yaz Irak'ın neredeyse üçte biri, çok az bir direnişle birkaç gün içinde terör örgütü DEAŞ’ın eline geçmişti.

Halep’in kuzeybatısında, Şii nüfusun çoğunlukta olduğu Nubul ve ez-Zehra beldeleri yıllarca İran'ın doğrudan kontrolündeydi. 2012-2017 yılları arasında uzun soluklu bir kuşatma altında kalan bu beldeler 2017 baharında buram buram mezhepçilik kokan ‘Dört Şehir Anlaşması’ kapsamına dahil oldu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, resmi açıklamalarında saldırıları ‘İsrail’in Lübnan’daki ve Filistin'deki yenilgisinin ardından ABD-Siyonist planı’ diyerek kınadıktan ve Suriyeli mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde ülkesinin Suriye hükümetini desteklediğini açıkladıktan sonra ülkesinin bu çatışmayla bağlantısının sinyallerini açıkça verdi.

“Musul tuzağı”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Al-Sharq Stratejik Düşünce Kurulu’ndan Hayri Derviş yaptığı değerlendirmede Halep’teki bu yeni gerçeklerin İran ve Suriye rejiminin ‘Musul tuzağının’ işlevsel bir tekrarı olma ihtimaline dair düşüncelerini dile getirdi.

Derviş, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Suriye rejiminin ve İranlı destekçilerinin savunmalarının kırılganlığı konusunda inanılmaz bir nokta var. Nasıl birkaç saat gibi kısa bir zamanda çökebildiler ve uzun yıllar süren kanlı savaşlar sırasında kazandıklarını kaybedebildiler? İran destekli grupların askeri yapısını etkileyen bazı zayıflıklar olsa bile bu hızlı çöküş, bunun çok ötesinde bir olay. Çatışan iki taraf arasındaki askeri dengede bazı değişikliklerin ötesine geçen bir plan olduğuna dair şüpheler uyandırıyor. Halep büyüklüğünde, üç milyondan fazla insanın yaşadığı ve olağanüstü bir kültürel, ekonomik ve siyasi ağırlığa sahip büyük bir şehir, sadece askeri dengesizlik nedeniyle düşemez. Bu şehir, Rusya’nın 2015 yılındaki müdahalesinden önce, Suriye rejiminin sahadaki zayıflığının ayyuka çıktığı dönemde onlarca silahlı gruba yıllarca geçit vermemiş bir şehir.”

Derviş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dolayısıyla mevcut olaylar, on yılı aşkın bir süre önce meydana gelen biri güvenlik diğeri siyasi iki büyük sahneden ayrı tutulamaz. Şu an sahada yaşananlar, 2014 yazında Musul şehri ve çevresinde yaşananlara benziyor. O yaz Irak'ın neredeyse üçte biri, çok az bir direnişle birkaç gün içinde terör örgütü DEAŞ’ın eline geçmişti. Ancak daha sonra, Irak ordusunun şehirden derhal çekilmesi yönünde ani ve sebebi anlaşılmaz bir emir aldığını ve geride DEAŞ'ın yıllar boyu süren sonraki savaşlarında kullandığı milyarlarca dolar değerinde silah ve mühimmat bıraktığını kanıtlayan bilgiler ortaya çıktı. Mevcut tablo, Musul'un DEAŞ’ın eline geçmesiyle Irak'ta iktidardaki siyasi sistemin ve İran'ın elde ettiği büyük siyasi kazanımlardan ayrı tutulamaz. Bu olay, Arap Baharı sonrasında Irak siyasi sistemi üzerindeki siyasi baskıyı sona erdirdi. Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) aracılığıyla paralel bir siyasi/askeri sistem inşa edildi ve İran ile ABD arasında geniş bir iş birliği alanı açıldı. Tüm bu nedenlerle, Halep'teki son gelişmeler Musul'dakilere benzetiliyor. Böylece hem Suriye rejimi için arzu edilen siyasi çözüme ilişkin her türlü utanç ortadan kaldırılacak hem de başta ABD de dahil olmak üzere İran’ın Suriye topraklarından çıkmasını isteyen Batılı güçler, özelde Suriye'de genelde ise tüm bölgede yeniden İran'a ihtiyaç duyacak. Musul senaryosu, Halep gibi büyük bir şehrin yok edilmesi pahasına da olsa büyük olasılıkla gerçekleşecek.”

Türkiye'nin siyasi tutumu, özellikle de savaşın boyutu açısından net değil.

Irak’ın eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ülkesinin bu durumun tekrarlanabileceği ve Irak'a sıçrayabileceği yönündeki korkularına atıfta bulunarak “Ahrar'uş Şam Hareketi, Suriye Nusra Cephesi ve Suriye'nin kuzeyindeki Halep ve İdlib'de ittifak halinde olan diğer silahlı ve radikal gruplar Halep ve kırsalına yönelik planlı bir saldırı başlattı. Zamanlama oldukça manidar. Aynı ideolojik gruplar terör örgütü DEAŞ'ın kuluçka merkeziydi. Bu ortamda serpildiler, Musul ve Rakka'yı işgal ettiler ve ulusal ve uluslararası bir tehdit haline geldiler. Irak hükümetinin bu grupların sınırlarımıza ve topraklarımıza ulaşmasını engellemek için önleyici ve caydırıcı tedbirler alması gerekiyor” diye yazdı.

Türkiye’nin baskı kartı

Mevcut savaşın her ayrıntısı, Türkiye'nin ülkenin kuzeybatısındaki Suriyeli silahlı gruplar kartını siyasi olarak kullanmasından, özellikle de Şam ile normalleşme sürecinden ayrı tutulamaz. Türkiye'nin görüşme ve uzlaşma çağrılarını dinlemeyen Suriye rejimi, meseleyi Türk askerlerinin Suriye topraklarından çekilmesine ya da en azından bunun için bir takvim belirlenmesine bağlamış durumda.

Bazı gözlemcilerin ‘Türkiye'nin ateşle pazarlığı’ olarak nitelendirdiği mevcut savaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye Devlat Başkanı Esed ile görüşmek için aylardır sürdürdüğü girişimlerin ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in bu amaçla giriştiği arabuluculuğun başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından patlak verdi. Suriye'de sahadaki ve siyasi durumdaki durgunluk, milyonlarca Suriyeli mülteciyi Türkiye'de barındıran ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki KDSÖY’nin nüfuzunu arttıran bu döngüyü kırmak için her yolu deneyen Türkiye'nin ve özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın lehine olmadı.

xcvfbg
Suriye’nin kuzeybatısında yeni ele geçirilen Han el-Asel hattında Halep-Şam karayolunda ilerleyen muhalif grupların üyeleri, 29 Kasım (AFP)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önceki siyasi tutumlarının ve saha şartlarının çoğunu terk ettikten ve net bir takvim olmasa da Türk askerlerini Suriye’den çekme sözü verdikten sonra bile Esed ile görüşebilmek için ortak bir zemin bulamadı. Bu yüzden mevcut savaş, özellikle de muhalifler Halep şehrinin tamamını ya da büyük bir bölümünü ele geçirmeyi başarırsa, Erdoğan'ın elinde Suriye rejimi üzerinde hem fiziksel hem de siyasi baskı kurmak için güçlü bir baskı kartı olacak gibi görünüyor. Elbette bu kart, Suriye'nin kuzeydoğusunda, özellikle de Fırat Nehri'nin batısında yer alan ve SDG tarafından kontrol edilen Münbiç ve eş-Şehba bölgelerindeki KDSÖY’ne baskı yapmak için de kullanılabilir.

Türkiye'nin bu savaştaki varlığı ve rolü, Rusya-Ukrayna savaşının bir parçası olarak Ukrayna'nın Suriye dosyasına müdahil olduğuna dair benzer bilgilerin işaret ettiklerinden de ayrı görülemez. SOHR'un o dönemdeki bir haberine göre onlarca Ukraynalı subay aylar önce İdlib’in güneydoğu bölgelerine girerek HTŞ üyelerini, son savaşta kullanılan kamikaze insansız hava araçlarının (İHA) üretimi ve kullanımı konusunda, Türkiye’nin siyaset ve istihbarat makamları tarafından açıkça izin verilmeden eğitmiş olamaz. Al Majalla’ya konuşan bazı özel kaynaklar HTŞ'nin elinde bu İHA'lardan 2 bin 500'den fazla bulunduğunu ve bunları sadece Suriye rejimi ve müttefikleri karşı saldırıya geçtiğinde kullanacağını söylediler.

Türkiye'nin siyasi tutumu, özellikle de savaşın boyutu açısından net değil. Savaşın başlamasından günler sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, “İdlib'e yönelik son dönemdeki saldırıların, Astana mutabakatlarının ruhuna ve işleyişine zarar verecek boyuta ulaştığı ve ciddi sivil kayıplara yol açtığı konusunda gerekli uyarıları çeşitli uluslararası platformlarda yapmıştık” denildi. Ancak bu savaş sısnırlı bir noktaya kadar ulaşabilir. Çünkü hedefi, Halep şehrinin içini değil, ‘eski çatışmasızlık bölgesini’ ya da diğer adıyla ‘Putin-Erdoğan bölgesi’ olarak bilinen bölgeyi, yani Serakib şehri sınırları ile Şam-Halep karayolunu yeniden ele geçirmek.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.