Rusya Esed'in yardım talebine ne yanıt verdi?

Gözlemcilere göre Moskova'daki karar alıcılar, Halep ve İdlib'de muhaliflerin tasfiyesi konusunda farklı düşünüyor

Esed, daha önceki Moskova ziyareti sırasında Putin tarafından kabul edildi (AFP)
Esed, daha önceki Moskova ziyareti sırasında Putin tarafından kabul edildi (AFP)
TT

Rusya Esed'in yardım talebine ne yanıt verdi?

Esed, daha önceki Moskova ziyareti sırasında Putin tarafından kabul edildi (AFP)
Esed, daha önceki Moskova ziyareti sırasında Putin tarafından kabul edildi (AFP)

İsmail Derviş

Suriyeli muhalif grupların Halep ve çevresini ele geçirmesine, Suriye rejim güçleri ve İran destekli milislerin silahlarını bırakarak kaçması nedeniyle gerçek bir güç tarafından karşı konulmadığı herkes tarafından biliniyor. Bu durum geçtiğimiz cuma akşamından bu yana yayınlanan onlarca videoyla belgelendi.

Suriye savaş uçakları, Halep’e hava saldırısı düzenledikten sonra gruplar bu uçaklardan birini düşürmeyi başardı. Daha sonra Rusya, Halep ve İdlib’e hava saldırıları düzenleyerek yaklaşık 22 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına neden oldu. Ancak bu, Rusya'nın 2015 yılında Suriye'ye yaptığı müdahale ile kıyaslanamaz. Yine de bu müdahale, grupların Suriye kıyıları ile Şam arasında yer alan Hama'ya doğru ilerlemesini engellemedi.

Rusya'nın 'teröristlere' karşı duruşu

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Rusya uzmanı Nizar el-Buş, Rusya'nın Suriye'ye desteğinin aynı şekilde devam ettiğini belirterek “Moskova bu olaylarda da Şam'ın yanında olacak” dedi. Rusya'nın 2015 yılında Suriye'ye müdahale ederek denklemi değiştirdiğini ve Suriye rejiminin zafer kazanmasını sağladığını belirten Buş, “Suriye'de rejimi devirmeye çalışan terör örgütlerine karşı da müdahalede bulunacaklar” değerlendirmesinde bulundu.

Buş, yoğun nüfuslu Halep’te silahlı grupların hedef alınması sonucunda sivil kayıpların yaşanma olasılığı konusunda “Nerede olurlarsa orada vurulacaktır” dedi.

Sınırlı vaat

Rusya'nın siyasi meseleleri üzerine siyasi analist ve araştırmacı Dmitry Bridzhe, Rusya'nın Halep ve kırsalındaki saldırıya karşı soğuk tutumunun Moskova'nın Suriye'deki siyasi krizi siyasi bir çözüme kavuşturma niyetine işaret ettiğini düşünüyor.

Kremlin'e yakın bir Rus kaynak yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Halep'in batı kırsalındaki çatışmaların başlamasından yaklaşık 24 saat sonra perşembe sabahı Moskova'ya geldi. Ancak Devlet Başkanı Vladimir Putin'in programı Esed ile görüşmesine izin vermedi. Görüşme, cuma günü öğleden sonraya ertelendi. Esed, Putin'den teröristlerin ilerlemesini ve Halep ile diğer bölgeleri işgal etmesini önlemek için acil askeri yardım sağlamasını istedi. Ancak Putin, 2015 yılında olduğu gibi tam müdahale sözü vermeden gönderilebilecek olanı gönderme sözü verdi. Görüşmenin ardından Esed cuma akşamı Şam'a geri döndü.”

scdvfg
İdlib'e yönelik saldırıların neden olduğu yangını söndürmeye çalışan siviller (AFP)

Kimliğinin gizli tutulması koşuluyla konuşan kaynak, şöyle devam etti:

“Cuma ve cumartesi günleri Moskova'da çeşitli güvenlik toplantıları yapıldı. İlkinde Suriye muhalefetinin tamamen ezilmesi ve Halep ile İdlib'in yeniden ele geçirilip Şam'ın tüm Suriye toprakları üzerindeki kontrolünün dayatılması görüşü üzerineydi. İkincisinde ise Suriye hükümeti lehine ciddi bir müdahalede bulunulmaması, zira bunun bir yandan Rusya için maliyetli olacağı, diğer yandan da çıkarlarını tehdit edebileceği görüşü üzerineydi. Dolayısıyla Rusya'nın şimdiye kadarki tutumu sınırlı müdahale yönünde oldu.”

Daha geniş kapsamlı müdahaleyi engelleyen nedenler

Rusya'nın güçlü bir müdahalede bulunmasını engelleyen nedenler olduğunu söyleyen kaynak, “Bunlardan ilki, Rusya ordusunun Ukrayna savaşından sonra askeri teçhizatlarının çoğunu Suriye'den çekmesi, ikincisi, Suriye'de yeni bir cephe açılmasının Ukrayna cephesini zayıflatacağı, ancak Moskova için Kiev’in Şam'dan daha önemli olması ve üçüncüsü, Rusya'nın muhalefetin rejimi devirmesi halinde Suriye'deki çıkarlarını korumak istemesi. Çünkü Ruslar muhalefetle anlaşabileceklerine inanıyor. Bu da Rusya için İran'ın sahip olmadığı bir avantaj. Dolayısıyla Tahran, Suriye muhalefetinin Rusya ile böyle bir anlaşmayı kabul edeceği ve İran ile herhangi bir şekilde anlaşmayı reddedeceği için askeri bir çözüm istiyor. Suriye muhalefetinin bu tutumunun nedeni ise Tahran'ın aksine Moskova'nın Suriye'de demografik bir değişim yaratma hedefinin olmaması.”

Dmitry Bridzhe, Moskova'daki karar alıcıların, kendi çıkarlarını dikkate alan bir alternatif olması halinde, Suriye'de rejim değişikliğiyle bir sorunu olmadığının altını çizdi. Ancak Moskova'nın henüz uygun bir alternatif bulamadığını düşünen Bridzhe, “Bugün muhalefeti ezmenin mümkün olmadığına inanıyorum. Çünkü Ukrayna Rusya için büyük önem taşıyor. Rusların önceliği, savaşı hangi taraf kazanırsa kazansın kendi çıkarlarını korumak” yorumunda bulundu.

Rusya ordusunun Suriye'deki komutanı görevden alındı

Reuters'ın Rusya basınından aktardığına göre Rusya Savunma Bakanlığı, Halep’in Suriyeli muhalif grupların eline geçmesi üzerine Suriye'deki Rus güçlerinin komutanı 53 yaşındaki General Sergey Kisel’i görevden aldı. Ancak Rusya Savunma Bakanlığı, basında yer alan haberle ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı.

İran hem askeri hem de siyasi müdahalede bulunuyor

İran, grupların ‘Saldırganlığı Caydırma’ adını verdiği operasyonun ilk anlarından itibaren üst düzey yetkililerinin dilinden ‘Suriye’deki terör örgütlerinin hareketliliğinin arkasında Siyonistlerin ve ABD'nin olduğu’ açıklamasında bulundu. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından pazar günü yapılan açıklamada, ‘bu grupların Suriye muhalefeti değil, Siyonizm ve ABD ile bağlantılı gruplar olduğu’ belirtildi.

Suriye'nin başkenti Şam'ı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile bir araya geldikten sonra Şam'da yerel bir restoranda akşam yemeği yedi. Hemen ardından Ankara’yı ziyaret eden Arakçi, burada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştü. Görüşmede Suriye dosyası ele alındı. Ardından bir basın toplantısı düzenleyerek ‘İran’ın Suriye'nin yanında olduğunu’ söyledi.

zsacdf
Suriye'nin kuzeyindeki Halep Havaalanı’nda mevzilenen Suriyeli muhalif savaşçılar (AFP)

Rusya'nın siyasi meseleleri üzerine siyasi analist Dr. Hakam Amhaz, Suriye'ye yönelik kozmik savaşın başlamasından bu yana İran'ın Suriye'nin yanında yer aldığını ve Suriye’ye bazıları öldürülen askeri danışmanlar gönderdiğini belirtti. Dr. Amhaz “Ayrıca Suriye ordusuna askeri destek ve kendilerini muhalif olarak adlandıran terörist gruplara karşı istihbarat sağladığını" belirtti.

Hizbullah da dahil olmak üzere Direniş Ekseni’ndeki tarafların desteğinin durmayacağını söyleyen Dr. Amhaz, “Suriye'nin güvenliği Lübnan ve Irak da dahil olmak üzere komşu ülkelerin güvenliği olduğu için insani yardımlar ve diğer teçhizatları sağlayacaklar. Hizbullah, Şam hükümetinin meşru talebi üzerine Suriye'de. Direniş Ekseni grupları Suriye'de olup bitenlere seyirci kalamaz” ifadelerini kullandı.

Özellikle Hizbullah'ın son savaşta İsrail'e karşı kazandığı zaferden sonra İran ve Hizbullah'ın Suriye'ye desteğinin devam edeceğini belirten Dr. Amhaz, ‘ellerinde Şam'ı destekleyebilecek çok geniş imkânlar bulunduğunu, uzman bir kadroya sahip olduklarını, Esed'i desteklemek için Irak ve Yemen'den gelecek müttefik güçlere yardımcı olabileceklerini ve ABD-Siyonist projesine karşı koyacak ve Suriye'yi de kapsayan yeni Ortadoğu projesini engelleyeceklerini’ söyledi.

Uluslararası Koalisyonun müdahalesi

Uluslararası Koalisyona ait savaş uçakları Suriye'nin doğusunda Irak sınırına yakın Elbukemal’de İranlı milisleri hedef alan hava saldırıları düzenledi. Suriye medyasında yer alan haberlere göre hava saldırılarından ikisi, Irak Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran destekli Fatımiyyun Tugayı'na ait bir askeri konvoyu hedef aldı.

xthyj
Halep'in dış mahallelerindeki askeri havaalanında bir savaş uçağına binen muhalifler (AP)

Sahadan bir kaynak, konvoyların Irak'tan Suriye topraklarına girip Suriye'nin kuzeyine doğru ilerledikten sonra hedef alındığını söyledi. Kaynak, İran destekli milislerin yaklaşık 180 üyesinin cumartesi gecesi Irak sınırından Suriye'ye geçtiğini belirtti.

Muhalefet: Bu bir kan davası değil

Suriye'de hız kazanan olayları yorumlayan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Hadi el-Bahra yaptığı özel açıklamada, “Muhalif grupların askeri operasyonlarının amacı, siyasi süreci canlandırmak, mültecileri ve yerlerinden edilen kişileri topraklarına ve evlerine geri döndürmek” dedi.

Bahra, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bir kan davası değil. Açık siyasi hedeflere ulaşmayı ve Suriye'de barışı tesis etmeyi amaçlayan bir operasyon. Operasyona sadece HTŞ katılmıyor, aynı zamanda Suriye Milli Ordusu (SMO) ve diğer muhalif gruplardan güçler de yer alıyor. Suriyeliler askeri operasyonu başlatan tarafları değil, kendi bölgelerini yöneten tarafı seçmeli. Öncelik, inanç ve dini ibadet özgürlüğü de dahil olmak üzere sivillerin güvenliğinin ve haklarının sağlanması. SMDK, uluslararası yasalara ve insan haklarına uygun hareket etmeye kararlı. Mahkumlara insanca muamele edilmesini ve ihlallerde bulunan tarafların hesap vermesini sağlamak için çaba sarf ediyoruz. Bazı SMDK üyelerimiz Halep'te ailelerle iletişim kurmak ve sorunlarını çözmek için çalışıyor.”



İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.


Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.