Suriye'deki azınlıkların kaderini siyaset ve savaş hesapları belirliyor

Kürtler sınırda korku içinde, Hıristiyanlar Halep'te huzursuz, Aleviler bile Esed’i desteklemenin bedelini ödemekten çekiniyor

Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
TT

Suriye'deki azınlıkların kaderini siyaset ve savaş hesapları belirliyor

Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)

İsmail Derviş

Suriye, Ortadoğu'nun merkezinde eşsiz bir mozaik oluşturan, ırksal ve etnik çeşitliliğe sahip bir ülke. Bu çeşitlilik her ne kadar olumlu olsa da 2011 yılında Suriye krizinin başlamasının ardından binlerce kişinin mezhepçi yahut etnik nedenlerle öldürülmesiyle olumsuzluğa dönüştü.

İnsan hakları örgütleri, İran ve DEAŞ tarafından mezhepçi gerekçelerle işlenen çok sayıda katliamı belgeledi. Bunlardan biri 2012 mayısında, Humus kırsalındaki el-Hula’da gerçekleşti. İran destekli milisler 34'ü kadın ve 49'u çocuk olmak üzere 108 kişiyi mezhepçi gerekçelerle öldürmekle suçlandı.

Aynı durum, uluslararası bir terör örgütü olan DEAŞ’ın özellikle Suriye'nin doğusunda yaşayan azınlıklardan Ezidilere karşı işlediği suçlar için de geçerli. Suriye'deki çatışmaların yoğunlaştığı bu günlerde mezhepçi ya da etnik şiddetin yeniden başlamasından endişe ediliyor. Mezhepçi ya da etnik şiddetin yeniden başlaması korkusu karşısında bunun bir daha yaşanmayacağına dair güvenceler verildi. Peki, son olaylardan sonra Suriye'nin farklı mezheplerden ve etnik kökenlerden azınlıklarını nasıl bir kader bekliyor?

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın inanç meselelerini incelediği Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu'na göre Sünni Müslümanlar yüzde 77 ile Suriye nüfusunun büyük çoğunluğunu, Alevi azınlık toplam nüfusun yüzde 10'unu, Dürzi ve İsmaililer nüfusun yüzde 3’ünü, Hıristiyanlar ise nüfusun yüzde 8’ini oluşturuyor. Bu mezheplere mensup kişiler farklı etnik kökenlere sahip ve büyük çoğunluğu Arap, Kürt, Çerkes ve diğer azınlıklardan geliyor.

Endişeler ve güvenceler

Radikal bir örgüt olarak sınıflandırılan Heyet Tahrir’uş Şam’ın (HTŞ) (eski adıyla Nusra Cephesi) başını çektiği Suriye rejimine muhalif silahlı gruplar, Halep ve çevresini kontrol etmeye başladı. Bazı gözlemciler, diğer dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi. HTŞ’ye yakınlığıyla bilinen Suriye Kurtuluş Hükümeti Azınlık İşleri Müdürlüğü Koordinatörü Beşir el-Ali, Hıristiyanlar da dahil olmak üzere tüm azınlıklara canlarının, mallarının, ibadet yerlerinin ve özgürlüklerinin korunacağı konusunda güvence verdi. Azınlık İşleri Müdürlüğü olarak bu güvenceyi vermeye devam edeceklerini söyleyen Ali, Suriyeli azınlıklara hitaben, “Tıpkı İdlib'de yaptığımız gibi, burası sizin de şehriniz ve burada özgür ve onurlu bir şekilde kalmakta ve yaşamakta özgürsünüz, güvenliğinizin ve haklarınızın diğer tüm Suriyeliler gibi bizim için de bir öncelik olduğunu bilin” ifadelerini kullandı.

Ali’nin açıklamaları, Halep'in ele geçirilmesinden sonra azınlıklara karşı kayda değer bir ihlal yaşanmadığı göz önüne alındığında gerçekleri yansıttığı anlaşılıyordu. HTŞ, bir unsurunun Noel ağacını kırmasından sonraki gün, ağacı onardı ve bu hata için özür diledi. Ancak muhalif gruplar Suriye'de iktidara ulaşabilirse, bu tutum devam edecek mi?

Niyetler açık değil

Ailesi Halep şehir merkezinde ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadığı bir mahallede yaşayan genç bir adam olan Abid Huri, Independent Arabia'ya özel açıklamalarda bulundu. Huri, “Önce HTŞ, ardından Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) Halep'e girmesi, kentteki etnik ve dini gruplar arasında farklı yoğunluklarda korkulara yol açtı. HTŞ'nin tartışmalı geçmişiyle birlikte, Suriye'nin en fazla çeşitliliğe sahip şehirlerinden birinde bir sonraki yönetim şeklinin ne olacağına dair soru işaretleri çoğalıyor. (HTŞ lideri Ebu Muhammed) Cevlani'nin Halep'e İdlib'e davrandığı gibi mi davranacağı yoksa son dönemdeki açıklık politikasını sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu” diye konuştu.

xcvfg
Suriye Kürtleri'nde endişe hakim (AFP)

HTŞ’nin bölgeyi kontrol altına almasının ilk günlerinde niyetinin henüz açıkça anlaşılamadığını söyleyen Huri, şöyle devam etti:

“Cevlani'nin savaşçılarından tüm mezheplerden sakinlerin korkularını yatıştırmalarını istediği ve Halep'in medeniyetler ve kültürler için bir buluşma noktası olduğunu söylediği açıklamasının yanı sıra, savaşçılarının şehirdeki ihlalleri daha yaygın hale geldi. HTŞ’nin Halep’i kontrol etmesinin ilk saatlerinde, bir HTŞ üyesinin şehrin mahallelerinden birinde bir sokaktaki Noel ağacını devirmeye çalıştığı görülen video viral oldu. Ancak hemen ertesi gün ağacın tekrar ayakta durduğunu gösteren ve ağacın onarıldığı söylenen başka bir video yayınlandı.”

Dolaşımdaki videolardan birinde bir HTŞ üyesinin köpeklerini gezdiren iki kadının arkalarından gelerek onlara “İsyancılar size işkence mi ediyor yoksa iyi mi davranıyor?” diye sorduğunu ve ardından “Biz Ehli Sünnet olarak Halep'te sizi ziyarete geldik” dediğini aktaran Huri, “Ayrıca HTŞ üyelerinin Halep Uluslararası Havalimanı'ndaki bir dükkânda satılan alkollü içecek şişelerini kırdıkları bir video yayınlandı. HTŞ'nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaptığı anlaşma, Kürt savaşçıların ve ailelerinin Şeyh Maksud ve Eşrefiye gibi Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden Fırat'ın doğusundaki bölgelere gitmelerine yol açtı. Bu da yerinden edilme olarak tanımlanabilir” yorumunda bulundu.

Huri, son olarak şunları söyledi:

“Farklı derecelerde eylemler olsa da bunlar, HTŞ ile şehirde kalmak için güvence arayan azınlıklar arasındaki ilişki ve güvenin yararına değil. Halep’teki insanlar, şehirlerindeki durumun, şebbihaların (Suriye hükümetinin Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerleri) herkese tecavüz ettiği Suriye rejimi dönemindeki gibi olmayacağını ve sivilleri ayrım gözetmeksizin koruyacak bir polis gücünün konuşlandırılacağını umuyor. HTŞ'nin önümüzdeki günlerde yeni bir zorlukla karşı karşıya kalacağını söyleyebilirim. Ya değişimi gösterecek ve üyelerini kontrol edecek ya da kontrolsüz bir şekilde ihlallere devam etmelerine izin verecek. Bu da başta Suriyeliler, daha sonra Halepliler olarak istemediğimiz bir durum.”

Onlar azınlık değil

Suriye kökenli Fransız aydın ve akademisyen Burhan Galyun, yaptığı değerlendirmede, devrimden sonra Suriye'deki Hıristiyanların geleceği konusunda özellikle endişe duyan Batılı politikacılara her zaman Hıristiyanların Suriye'de bir azınlık olmadığını, hiç kimsenin hiçbir Suriyeliyi azınlık olarak görülmediğini, onların Suriye'nin tarihi ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduklarını ve Suriye'deki varlıklarının değil, yokluklarının sorun olabileceğini söylediğini belirtti.

Galyun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarihlerinde Hıristiyanların kardeşleri, komşuları ve dostları olmadığı bir dönemi hiç yaşamamış olan Müslümanlar, hiçbir şekilde onları yabancı ya da azınlık bir grup olarak düşünemezler. Farklı dini ve etnik grupların bir arada yaşaması Suriyeliler için sadece bir erdem değil, bir kimliktir. Devrimci savaşçıların tamamının ya da ezici bir bölümünün çabalarının merkezinde hala hiç kimseden intikam almak değil, rejimin devrilmesi yer alıyor. Bu durum, mezhepçi gerilim ve hassasiyetler şurada burada derinleşmeye başlamış olsa da bir iç savaş ihtimalini reddetmemize neden oluyor. Farklı mezhep ve dinlere mensup halkımızın, çatışma sona erip iç barış ve güvenlik hâkim olana kadar rahatlamayacağı kesin.”

Birçok kişinin azınlıkların haklarından bahsederken çoğunluğun haklarını unuttuğunu söyleyen Galyun, “Suriye'de kırk yılı aşkın bir süredir iktidarda olan güç belli bir azınlık değil mi?” diye sordu.

Çelişkili görüşler

Suriyeli bir alevi olan A.H. (29) halen Lazkiye’de yaşıyor. Suriye'deki Alevi azınlık Lazkiye’de özellikle de Esed ailesinin köyü Kardaha’da yoğun bir nüfusa sahip. Dünyanın Suriye'deki Alevilerin Esed ailesinin yönetimi altında mutluluk içinde yaşadığını düşünmemesi gerektiğini; mutluluk ve refahın sadece Esed ailesi için geçerli olduğunu, ancak diğer Alevi ailelerde bunun söz konusu olmadığını söyleyen A.H. “Kardeşim yıllar önce Deyrizor’da Suriye ordusu saflarında savaşırken öldürüldü. Aleviler hükümeti savunmak için çok kayıp verdi. Ancak bu hükümetin tek derdi kendisini ve Esed ailesini zengin etmek. Rejimi savunanlar için ise hiçbir yol bırakmadı” şeklinde konuştu.

A.H. şöyle devam etti:

“Benim için Beşşar Esed iktidarda kalsa da gitse de fark etmez. Artık başka biri gelse de geçmiş yıllarda yaşadığımız günlerden daha kötü günler yaşamayacağız. Halep silahlı grupların eline geçmeden önce onlara karşı sadece birkaç saat dayanabilen bir ordu için çok bedel ödedik. Yarın evimde silahlı adamlar görürsem şaşırmam. Kötü bir durum olmayacak, çünkü azınlıkların güvende olduğunu söylüyorlar. Bence onlara, bize çok şey vaat eden ama vaatlerini yerine getirmeyen hükümete güvendiğimizden daha fazla güvenmemiz gerekiyor.”

Humus kırsalından bir Alevi olan A. M. (43) ise tamamen farklı düşünüyor. A. M. “Bu teröristlerin bize karşı soykırım yapacağından endişeliyiz. Tekfirci grupların köylerimize gelmesinden gerçekten korkuyoruz. DEAŞ, bölgelerinin kontrolünü eline geçirdiğinde Ezidilere ne olduğunu herkes biliyor. Bu teröristlerin bize karşı soykırım yapacağından gerçekten korkuyoruz. Özellikle de ordu, birçok cepheden gelen baskı nedeniyle bizi koruyamayabilir. Müttefiklerimiz bize yardım etmek için gerçek bir çaba sarf etmiyor gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

Çocukları ve yakınları için endişelendiğini söyleyen A. M. “Bu grupların oraya ulaşmasından korkuyorum. Korkunç bir intikam olacak. Dolayısıyla uluslararası toplumun ve insani yardım kuruluşlarının bununla ilgili konuşması gerekiyor. Suriyeliler kan dökülmesinden bıktı. Terörist grupların ve terörizmin olmadığı güvenli bir ülke istiyoruz, biraz olsun barış istiyoruz” şeklinde konuştu.

Demografiyle ilgili kaygılar

Hasekeli bir Kürt olan Cihan Ömer (26), Suriye'de demografik değişime yönelik projeler olduğunu söyledi. Daha önce Halep'teki Kürtlerin nasıl yerinden edildiğini hatırlatan Ömer, “Elbette onları burada kendi bölgelerimizde ağırlıyoruz. Ancak bu yerinden edilme Suriye'de demografik değişimin hala devam ettiğini gösteriyor, herkes Kürtlerle savaşıyor. Suriye rejimi bizimle savaştı, Türkiye bizimle savaştı, silahlı gruplar bizimle savaştı. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelliyorlar. Uluslararası toplum neden Yahudiler için bağımsız bir devlet kurulmasına izin verdi de Kürtler için bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermedi?” dedi.

Kürt gençlerinin ‘demografik değişim planları’ iddialarını iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) üyesi olan Mehmet Aydınoğlu'na sorduk. Aydınoğlu, bu soruya “Suriye'de gerçekten de demografik bir değişim var ama bu değişim Arap olan gerçek toprak sahiplerinin haklarını ellerinden alan PKK’nın Suriye uzantısı gibi ulus ötesi terör örgütleri tarafından gerçekleştirildi. Arap aşiretlerinin Suriye'nin kuzeydoğusunda SDG'ye karşı nasıl ayaklandıklarını gördük” yanıtını verdi.

rgfegr
Korku sadece Halep'i değil, tüm şehirleri sarmış durumda (AFP)

Aydınoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim, Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızda olmadığı gibi, Suriye'nin kuzeyindeki veya Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerle de bir sorunumuz yok, sadece terör örgütleriyle bir sorunumuz var” dedi.

DEAŞ ile mücadele ettiğini iddia eden örgütler olduğuna işaret eden Aydınoğlu, “Ancak bunlar Suriye topraklarında dökülen her damla kanın ortağıdır. Türkiye'nin tutumu net; Ankara güney sınırlarında bir ‘teröristan’ kurulmasına izin vermeyecek” ifadelerini kullandı.

Dürzilerin tarafsızlığı

Suriye'nin güneyinde, özellikle de Dürzilerin çoğunlukta olduğu Suveyda’dan Dürzi Usame Neccar'a demografik değişimle ilgili soruyu sorduk.

Neccar, verdiği yanıtta şunları söyledi:

“Suriye'de olayların başladığı 2011 yılından bu yana Suveyda halkı net bir tavır aldı. Bu tavır Suriye'de kan dökülmesine katılmamaktı. Gençlerimiz zorunlu askerlik görevini yerine getirmeyi reddetti. Bölgenin güvenliğinden ve korunmasından sorumlu yerel gruplarımız var. Suveyda sınırları dışındaki çatışmalara müdahale etmiyorlar. Suriye’nin kuzeyinde ve orta kesimlerinde meydana gelen son olaylarla ilgili olarak grupların ilerleyişine ve rejimin büyük ölçüde çöküşüne dair haberler duyduk. Suveyda halkının olup bitenler konusunda bölünmüş olduğunu söyleyebilirim. Bazıları Esed rejiminin düşmesine yol açabilecek bu ayaklanmayı destekliyor. Sizin de bildiğiniz gibi Suveyda'da bir yılı aşkın süredir siyasi çözüm ve Suriye'de iktidarın barışçıl bir şekilde el değiştirmesi talebiyle günlük protesto gösterileri düzenliyoruz. Bazıları ise orada olup bitenlere mesafeli yaklaşıyor. Biz de önümüzdeki birkaç günün neler getireceğini görmek için bekliyoruz. Mezhep farklılıklarıyla ilgili korkulara gelince, henüz endişeli değiliz. Ancak Suriye'yi gelecekte nelerin beklediğini bilmiyoruz.”

HTŞ lideri Cevlani, geçtiğimiz dört yıl boyunca kendisini bir radikal olarak değil, bir devlet adamı ve siyasetçi olarak sunmaya çalıştı. HTŞ'nin kontrolündeki İdlib’te somut gelişmeler yaşandı. Hıristiyanlar taciz edilmeden, HTŞ'nin yönetiminde hayatlarına devam ettiler.Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cevlani, mevcut savaşta HTŞ üyelerine,  sivillerin evlerine girmemeleri ve dinleri ya da etnik kökenleri ne olursa olsun vatandaşların özel hayatlarına müdahale etmemeleri talimatı verdi.

Şimdiye kadar sahada bu talimata uyulduğuna tanık olduklarını söyleyen Usame Neccar, şöyle konuştu:

“Önümüzde iki olasılık var. Birincisi, El Cevlani'nin mevcut politikasının istikrara kavuşana kadar geçici olduğu ve sonrasında HTŞ'nin ideolojisi ve yönelimine göre uygun gördüğü politikayı uygulayacağı yönünde, ikincisi ise Cevlani'nin açıklık politikasını sürdürerek adını ABD'nin yaptırım listesinden çıkarmaya çalışacağı yönünde. Genel olarak her iki olasılığın da kısa ya da orta vadede ve en azından mevcut savaşların sona ermesinden önce çözüme kavuşması beklenmiyor.” 

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.