Esed rejiminin düşmesinden sonraki ilk gecede sükunet hakim olurken Suriye, tarihinde bir sayfa açtı

TT

Esed rejiminin düşmesinden sonraki ilk gecede sükunet hakim olurken Suriye, tarihinde bir sayfa açtı

Esed rejiminin düşmesinden sonraki ilk gecede sükunet hakim olurken Suriye, tarihinde bir sayfa açtı

Ülkenin farklı bölgelerinde ve yurtdışında binlerce Suriyeli dün Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin düşmesini kutladı. Devlet Başkanı Beşar Esad'ın düşüşü, silahlı muhalif grupların Şam'da sona eren ve Esed ailesinin Suriye'deki yarım asrı aşan hâkimiyetini sona erdiren yıldırım saldırısının ardından dün ülkenin çeşitli yerlerinde ve yurtdışında binlerce Suriyeli tarafından kutlandı.

Muhalif gruplar tarafından ‘özgür’ ilan edilen Şam'ın merkezinde onlarca kişi, 1971 yılından 2000 yılındaki ölümüne kadar ülkeyi demir yumrukla yöneten eski başkan Hafız Esed'in heykelini devirdi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre Beşşar Esed Cumartesi gecesi bir uçakla Suriye'den ayrıldı.

Rusya basını, Kremlin'den bir kaynağın Esed ve ailesinin Moskova'da olduğunu söylediğini aktardı.

Cadde ve sokaklar boş

Esed rejiminin düşmesinden sonra Şam'da ilk gün güneş batarken motosikletleri ve araçlarıyla birkaç silahlı muhalif dışında başkente giden yolların çoğunda yaya yoktu.

Şam'a giden yol üzerindeki kontrol noktalarında güvenlik personeli bulunmuyordu. Şehre giden yol üzerinde Esed'in yırtılmış resimleri ve Suriye ordusuna ait yanmış bir kamyon görülüyordu.

Muhalefet tarafından uygulanan sokağa çıkma yasağı çerçevesinde dükkanlar ve restoranlar erkenden kapatıldı. Karar yürürlüğe girmeden önce insanların çok sayıda ekmekle hızla evlerine yürüdüğü görüldü.

Tampon bölgenin devralınması

Fransız Haber Ajansı AFP’ye ve SOHR'a göre dün akşam Şam'daki güvenlik merkezlerinde çıkan yangınlara İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısı neden oldu.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyinde, 1967 yılından bu yana İsrail tarafından işgal edilen Golan Tepeleri'nin bir kısmına komşu olan tampon bölgede yer alan beş beldenin sakinlerine sokağa çıkma yasağı getirdi.

Karar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun dün Suriye ile Golan Tepeleri konusunda 1974 yılında yapılan ‘ayrılma’ anlaşmasının Esed rejiminin düşmesinin ardından çöktüğünü ve orduya Birleşmiş Milletler (BM) gücünün konuşlandığı tampon bölgeyi ‘ele geçirme’ emri verdiğini açıklamasından kısa bir süre duyuruldu.

Devlet Başkanlığı Sarayı’na saldırılması ve heykellerin devrilmesi

Dün onlarca Suriyeli Esed'in Şam'ın lüks bir mahallesinde bulunan ve yağmalandıktan sonra boş kalan konutunu gezdi. Yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki Devlet Başkanlığı Sarayı’nın ana kabul salonunun yakıldığı görüldü.

Suriyeliler, Suriye’nin orta kesimlerindeki Hama, kuzeyindeki Halep ve güneyindeki Dera gibi ülkenin çeşitli bölgelerinde Beşşar Esed ve babasının heykellerini devirdi, portrelerini yaktı.

Şam'ın Emevi Meydanı'nda kutlama ateşi yakıldı, sevinç zılgıtları tebriklere karıştı.

Bir videoda, aralarında muhalif grupların üyelerinin de bulunduğu bir grup insanın meydanın yanındaki bir tankın üzerine çıktığı, yumruklarını havaya kaldırıp zafer işareti yaparken görüldüler. Arka planda silah sesleri duyuluyordu.

Silahlı muhalif gruplar, Suriye devlet televizyonundan Şam’ın kurtarıldığını, zalim Beşşar Esed'in devrildiğini ve rejimin hapishanelerindeki tüm mazlum tutukluların serbest bırakıldığını’ duyurdu.

Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) Lideri Ebu Muhammed el-Cevlani dün Şam'daki Emevi Camii'ni ziyaret ederek ‘tarihi zaferi’ selamladı.

Gruplar tarafından Telegram'da yayınlanan bir videoda, gerçek adı Ahmed eş-Şara’yı kullanmaya başlayan Cevlani, Emevi Camii'nde bir konuşma yaparken ve etrafındaki kalabalık sloganlar atarken görüldü.

Cevlani'nin bir ana yolun yanındaki yeşil alanda secde ettiği ve yeri öptüğü bir video Telegram kanalında yayınlandı. Video “Komutan Ahmed eş-Şara Şam'a vardığında secdeye kapandı” başlığını taşıyor.

Suriye devlet televizyonunda Cevlani adına bir yayıncı tarafından okunan açıklamada, “Onur, haysiyet ve özgürlük için başlayan devrimimizin hedeflerine ulaşmak için kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz. Geri adım atmayacağız. 2011 yılında başladığımız yolu tamamlamaya kararlıyız” ifadeleri kullanıldı.

Suriye rejiminin çok hızlı bir şekilde çökmesi, 2011 yılından bu yana yaklaşık yarım milyon insanın ölümüne neden olan ve farklı ülkeler tarafından desteklenen grupların yer aldığı bir iç savaşla parçalanmış halde olan ülkede bilinmezliğe kapıyı aralıyor.

İhtiyatla karşılandı

Netanyahu Esed rejiminin düşüşünü ‘Ortadoğu'da tarihi bir gün’ olarak nitelendirdi. İran'ın başını çektiği ‘şer ekseninin başlıca halkasının’ parçalanmasını memnuniyetle karşıladı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye'de Esed'in ‘diktatörlük rejiminin’ düşmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, muhalif grupların Şam'ın kontrolünü ele geçirmesinin ardından ‘temkinli bir umutla’ açıklamalarda bulundu. Bunu bir ‘dönüm noktası’ olarak nitelendiren Pedersen, ‘tüm Suriyeliler için barış, uzlaşı, onurlu bir yaşam ve kapsayıcılık sayfasının’ açılması çağrısında bulundu.

Öte yandan BM Savaş Suçları Komisyonu müfettişleri, Esed rejiminin düşmesini Suriyeliler için ‘tarihi yeni bir başlangıç’ olarak nitelendirdiler. BM müfettişleri, Suriye’nin yeni liderlerini, Esed dönemindeki ‘zulümlerin’ tekrarlanmamasını sağlamaya çağırdılar.

Diğer taraftan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB'nin tüm azınlıkları koruyan bir Suriye devletinin yeniden inşasına katkıda bulunmaya hazır olduğunu açıkladı.

Suudi Arabistan, Suriye'nin ‘kaosa ve bölünmeye’ sürüklenmesini önlemek için ortak çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Muhalif grupları desteklediği Suriye'de önemli bir nüfuza sahip olan Türkiye ise bölge ülkelerine ‘iyi ve yumuşak bir geçiş süreci olması ve sivillerin daha fazla zarar görmemesi’ için çağrıda bulundu.

Esed rejiminin başlıca destekçisi olan Rusya, Esed'in ‘istifa ettiğini’ doğruladı. Beşşar Esed ile Suriye topraklarındaki silahlı çatışmalara müdahil olan bazı taraflar arasında yapılan görüşmelerin ardından, Esed'in Devlet Başkanlığı görevinden istifa etmeye ve ülkeyi terk etmeye karar verdiğini ve iktidarın barışçıl olarak devredilmesi için çalışmaların başlatılması talimatını verdiğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Esed'in ‘Tahran'dan hiçbir zaman yardım istemediğini’ vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Suriye'deki ‘barbar’ olarak nitelendirdiği rejimin çöküşünden duyduğu memnuniyeti dile getirerek Paris'in bölgedeki ‘herkesin güvenliği’ konusundaki kararlılığının altını çizdi.

Ürdün Kralı 2. Abdullah ülkesinin Suriyelilere desteğini ve onların ‘iradelerine’ saygısını ifade ederken ülkeyi ‘kaosa’ sürüklenmekten kaçınılması çağrısında bulundu.

Biden, Esed'in hesap vermesi gerektiğini vurguladı

Öte yandan ABD Başkanı Joe Biden, Washington'da yaptığı açıklamada, Esed'in hesap vermesi gerektiğini vurgulayarak rejiminin düşmesini Suriyeliler için ‘tarihi bir fırsat’ olarak nitelendirdi.

Biden’ın halefi Donald Trump ise Esed'in Rusya'nın desteğini kaybettikten sonra kaçtığını söyledi.

Rusya’nın bir yandan Ukrayna'daki savaş yürütürken 27 Kasım'da başlayan son saldırı karşısında Esed güçlerine yeterli desteği sağlayamadığı açıktı. İsrail'in yıkıcı saldırılarının ardından İran ve Lübnan Hizbullahı’nın desteği de Suriye rejimini kurtaramaya yetmedi.

Sednaya Askeri Cezaevi'ndeki tüm kapılar açıldı

HTŞ ve müttefiki olan gruplar, ülkenin kuzeyinde başlayıp orta kesimlerine ve Şam'a kadar uzanan bir operasyon çerçevesinde hızla ilerledi.

Yerel muhalif gruplar, hükümetin askeri ve güvenlik güçlerinin çekilmesinin ardından güneydeki Dera ve Kuneytra ile doğudaki Deyrizor gibi diğer bölgelerin kontrolünü ele geçirdi.

Muhalif gruplar ve SOHR, dün sabah, sivil toplum kuruluşlarının mahkûmların işkenceye maruz kaldığını söylediği Suriye'nin en büyük hapishanelerinden biri olan Şam yakınlarındaki Sednaya Askeri Cezaevi’nin kapılarının açıldığını bildirdi.

Diğer taraftan Suriye Başbakanı Muhammed Gazi el-Celali, iktidarı Suriye halkı tarafından seçilecek herhangi bir ‘yönetime’ devretmeye hazır olduğunu açıkladı.

Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) komutanı Mazlum Abdi, ‘zalim’ rejimin düşmesiyle birlikte Suriyelilerin ‘tarihi anlara’ tanık olduğunu söyledi.

BMGK toplantısı

Fransız Haber Ajansı AFP'nin diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre BM Güvenlik Konseyi (BMGK) bugün öğleden sonra, Esed rejiminin düşmesinin ardından Suriye konusunda kapalı kapılar ardında acil bir toplantı gerçekleştirecek.

Bu arada ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan savaş uçaklarının dün Suriye'deki 75'ten fazla DEAŞ hedefini ‘terör örgütünün dış operasyonlar düzenlemesini engellemek ve mevcut durumdan yararlanarak Suriye'nin merkezinde yeniden yapılanmaya çalışmasını önlemek amacıyla’ vurduğunu açıkladı.

Bir başka gelişmede ise SOHR, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarının dün, Suriye'nin kuzeyindeki Münbiç’te SDG’nin kontrolündeki mahallelere düzenlediği saldırıda en az 26 silahlı unsurun öldüğünü bildirdi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.