Cezayir neden Türkiye'nin Afrika Sahel bölgesindeki yayılmasından çekiniyor?

Bölge, birçok gücün farklı başlıklar altındaki müdahalesinin ortasında, sonu barışçıl görünmeyen uluslararası rekabetin etkisi altında yaşıyor.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Cezayir neden Türkiye'nin Afrika Sahel bölgesindeki yayılmasından çekiniyor?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Ali Yahi

Kuzey Afrika'da Türkiye'nin Sahel bölgesine “sessizce sızması” ile ilgili tartışmalar yeniden başladı. Görünüşe göre Cezayir, yabancı varlığı, özellikle de askeri varlığı reddettiği için bu eyleme karşı en temkinli davranan ülke. Endişeleri artıran ise Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan'ın Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından yaptığı “Kimse Türkiye'yi kendi sınırları içine hapsedemez” şeklindeki açıklamaları.

Geri çekilme ve endişeyle karşılanan bir varlık

Sahel bölgesi birçok gücün farklı başlıklar altındaki müdahalesi ortasında, sonu barışçıl görünmeyen uluslararası rekabetin etkisi altında yaşıyor. Analistlere göre, Fransa ve ABD'nin bıraktığı boşluğu “bazen yardıma, bazen de 'kazan-kazan' sloganıyla iş birliğine dayalı yumuşak bir strateji benimseyerek” doldurmaya çalışan Türkiye de bu güçlerin arasında yer alıyor. Türkiye bu sayede Mali, Çad ve Nijer başta olmak üzere çeşitli Afrika ülkeleriyle güçlü, iç içe geçmiş ilişkiler kurdu.

Ancak Sahel'deki Türk varlığının yanı sıra bölgeyi arka bahçesi ve Afrika’daki derinliği olarak gören Fransa'nın varlığının “gerilemesi” karşısında, yabancı varlığını reddeden Cezayir'in bununla ilgili izlenimlerine dair yorumlar artıyor. Özellikle de Mali'de barış ve uzlaşı anlaşmasının iptal edildiği ve sonrasında Bamako’daki askeri cunta ile Cezayir arasında gerilimin neredeyse ilişkileri koparma noktasına vardığı göz önüne alındığında. Buna bir de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'u deviren askeri darbenin ardından, Cezayir ile Nijer arasındaki ilişkilere damgasını vuran yanlış anlama ekleniyor.

Cezayir'in dile getirilmeyen “endişesini” artıran husus, Mali, Burkina Faso ve Nijer'de iktidarda bulunan askeri hükümetlerin, Ankara ile askeri iş birliklerini ilerletmeleri. Fransa merkezli “Le Monde” gazetesinin yakın zamanda bildirdiğine göre “silahlı örgütleri takip etmek için bu ülkelerin hava araçlarını güçlendirmek” bu konuda atılan son iş birliği adımıydı. Gazete Türk Bayraktar insansız hava araçlarının (İHA), Sahel bölgesinde dikkat çekici derecede yaygınlaştığını ve “Mali'deki askeri cuntanın ülkenin kuzeyinde, Cezayir sınırındaki Kidal bölgesini ele geçirmek için tercih ettiği araçlardan biri olduğunu” belirtti.

Kazan-kazan yaklaşımı

Uluslararası ilişkiler uzmanı ve Afrika meseleleriyle ilgilenen Türk araştırmacı Erdem Özlük, Ankara'nın Sahel bölgesi ülkeleriyle askeri ve diplomatik ilişkilerini kazan-kazan yaklaşımıyla güçlendirmeye gayret ettiğini düşünüyor. Bu ilginin artmasında bölgesel ve küresel gelişmelerin yanı sıra Afrika ülkelerinin özel gündemlerinin de büyük rol oynadığını belirtiyor.

Kıtada devam eden istikrarsızlık ortamında birçok Afrika ülkesinin güvenlik alanında yetenek ve imkanlarını güçlendirmek istediğini, Türkiye'nin rolünün bu bağlamda öne çıktığını ifade ediyor. Ankara'nın son on yılda, Afrika ülkelerinin eski sömürgecisi Fransa ve kıtada büyük etkisi olan Amerika Birleşik Devletleri'ne alternatif bir rol oynadığını belirtiyor.

Askeri varlıktan rahatsızlık

Cezayirli siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Mamoune Aouir ise 2015'ten bu yana özellikle Fransa'nın geri çekilmesinin ardından Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki Türk nüfuzunun arttığını söyledi. Ankara’nın, Sahel ülkeleriyle ilişkilerinde güvenlik ve ekonomiyi esas aldığını belirtti ve Libya ile Somali’deki askeri varlığının yanı sıra Moritanya, Nijer, Çad, Libya, Mali ve Sudan gibi bölge ülkeleriyle çok sayıda güvenlik anlaşması imzaladığını ifade ertti. Bu durum, zararlı değil faydalı olarak gördüğü ekonomik varlığın aksine, olumsuz yönleri nedeniyle herhangi bir yabancı askeri varlığı reddeden Cezayir'i endişelendirebilir dedi.

Aouir, tıpkı geçmişteki Fransız ve günümüzdeki Rus varlığı gibi, Türkiye'nin askeri varlığının da Sahel bölgesinin güvenlik ve istikrarı üzerinde etkisi olduğunu vurguladı. Cezayir'in genel olarak bölgedeki yabancı askeri varlığından rahatsız olduğunun ve bunu bölgenin istikrarına katkıda bulunmayan bir endişe ve tehlike kaynağı olarak gördüğünün altını çizdi. Ülkesinin Türkiye'yi düşman bir faktör olarak görmediğini, aksine iki ülke arasındaki güçlü diplomatik ilişkiler dikkate alındığında Türkiye ile daha sonra anlaşmasının ve iş birliği yapmasının mümkün olduğunu düşündüğünü söyledi. Ayrıca Cezayir'in terörle mücadele yaklaşımının, güvenlik çözümüyle sınırlı kalmayıp kalkınmayı da kapsaması açısından Türkiye'ye yakın olduğunu belirtti.

Erdoğan niyetini açıkladı

Ankara ve Sahel ülkelerinden gelen sakinleştirici ve güven verici mesaj ve sinyallere rağmen askeri analistler, “Beşşar Esed rejiminin birkaç gün önce devrilmesinin, Türkiye'nin gerçek niyetini açığa çıkardığına” inanıyor. Türkiye Ortadoğu'da önemli bir bölgesel oyuncu olarak öne çıkmasının yanı sıra Sahel bölgesindeki taktiklerini yumuşak güçten sert güç olarak sınıflandırılan askeri ve ekonomik iş birliğine kaydırdı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimse Türkiye'yi kendi sınırları içerisine hapsedemez. Türkiye kısıtlanamaz, kaçınılmaz kaderinden uzak tutulamaz. Türkiye sadece 780 bin kilometrekarelik alan ile sınırlı bir nokta değil” diyerek, daha önce belirsizlikler ve şüphelerle dolu pek çok spekülasyonu açıklığa kavuşturan açıklamalarda bulundu.

Daily Sabah gazetesinin haberine göre Erdoğan, başkent Ankara'da bilim insanları ve araştırmacıları onurlandıran bir törende yaptığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tarihin, millet olarak bize yüklediği misyonu görmek, kabul etmek ve buna göre davranmak mecburiyetindeyiz. Türkiye'nin Libya'da, Somali'de ne işi var diyenler, Türkiye'nin bu misyonunu idrak edemeyebilir, geçirdiği dönüşümleri, yaşadığımız gelişmeleri göremiyor olabilir. Onlarla vakit kaybetmeyeceğiz ve hedeflerimize odaklanacağız.”

Pragmatizm ve oportünizm

Temmuz ortasında, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başkanlığındaki üst düzey bir Türk heyeti, Ankara'nın Sahel bölgesinde kendisine sessiz ve dikkatli bir şekilde tutunma noktası bulma çabalarını doğrulayan resmi bir ziyaret için Nijer'e geldi. Heyette Savunma ve Enerji Bakanları ile Ticaret Bakan Yardımcısının yanı sıra MİT Başkanı ve Savunma Sanayi Başkanı'nın yer alması, Türkiye'nin Batı Afrika'daki nüfuzunu artırmak için benimsediği önemli yaklaşımların genel bir resmini veriyordu.

Nijer'den uzakta, bir Türk heyeti de Atlantik Okyanusu’na kıyısı olan ve Burkina Faso ile sınırı bulunan Togo’yu ziyaret etti. Gündeminde, hükümet ordusuna askeri destek ve uzmanlık sunma, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin düzeyinin yükseltilmesi amacıyla atılacak ilave adımlar yer alıyordu. Buna ilave olarak, ülkede kültürel ve bilimsel diplomasinin varlığını geliştirmeye yönelik adımlar kapsamında Lomé Üniversitesi'nde Türk çalışmaları ve araştırmaları için bir merkez açıldı. Doğuda Libya Akdeniz'e açılan kapıyı temsil ederken, Togo batıda Atlantik'e açılan kapıyı temsil ettiği için kalkınma faaliyetlerinin güçlendirilmesi de gündemdeydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu hamle aynı zamanda, Lomé'nin Avrupa Birliği ile güvenlik iş birliğini askıya alması, Batılı askeri ve sivil ataşeleri ülkeye kabul etmekten kaçınmasının ardından geldi.

Ankara, Çad Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Deby'nin Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında Encemine ile tarım, diplomasi ve eğitim alanlarındaki anlaşmaların yanı sıra askeri iş birliği anlaşması da imzaladı. Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin birçok terör örgütü ve silahlı muhalif gruplar nedeniyle büyük tehditlerle karşı karşıya olan Encemine ile askeri ve güvenlik iş birliğini geliştirmeye hazır olduğunu duyurdu.

Ekonomik ve dini mekanizmalar

Afrika meseleleri konusunda uzman Mısırlı araştırmacı Amani el-Tavil, Türkiye'nin Batı Afrika'daki politikasının öncelikle ekonomik ve dini mekanizmalara dayandığını belirtti. Ancak bölgede yaşanan güvenlik ve siyasi dönüşümlerin, Ankara'yı ekonomik ilişkiler aşamasının ötesinde bölgede daha etkin rol arayışına, kırılgan ve sürekli huzursuzluklara sahne olan bir bölgede daha büyük askeri ve güvenlik rolü oynamaya itebileceğini söyledi.

Ankara'nın son 20 yılda Afrika'daki varlığını çeşitli adımlarla güçlendirmek için çalıştığını da ifade etti. Bunun için Türkiye 2005 yılını Afrika Yılı ilan etti. Afrika Birliği'nde gözlemci üye statüsü kazandı. 2008 yılında Afrika Birliği'nin stratejik ortağı seçildi ve bu da Türk şirket ve kurumlarının birçok Afrika ülkesinde güçlü varlık göstermesine olanak tanıdı. Türkiye bazı ülkelerle güvenlik anlaşmaları da imzaladı.

Geçmişte kaosa neden olma

Cezayirli siyasi aktivist Semir Mazar, yaptığı özel açıklamada, Türk yayılmasının Rus, Fransız ve Çin yayılmalarından farklı olmadığını düşündüğünü söyledi. Cezayir'in, ülkelerin iç işlerine karışmadan olaylarla baş etme konusunda uygun bir yönteme sahip olduğunu, ülkesinin, bölgeyi bir bütün olarak korumak için güvenliğe dayandığını belirtti. Afrika'nın anahtarı olarak kabul edilen Cezayir ile koordinasyon içinde çalışılması çağrısında bulundu.



Suriye: Şam’daki Tedamun mahallesi katliamının zanlısı yakalandı

Emced Yusuf (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Emced Yusuf (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye: Şam’daki Tedamun mahallesi katliamının zanlısı yakalandı

Emced Yusuf (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Emced Yusuf (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, 2013 yılında başkent Şam’da meydana gelen Tedamun katliamının zanlısının yakalandığını duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “İçişleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen titiz bir güvenlik operasyonu kapsamında, Şam’ın Tedamun mahallesinde onlarca sivilin hayatını kaybettiği katliamın birinci dereceden zanlısı Emced Yusuf yakalanmıştır” denildi.

Açıklamada, operasyon öncesinde birkaç gün süren izleme ve takip faaliyetlerinin yürütüldüğü, operasyonun Hama kırsalındaki Sehl el-Gab bölgesinde gerçekleştirildiği belirtildi. Bakanlık ayrıca, katliama karıştığı değerlendirilen diğer kişilerin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü ve şüphelilerin adalete teslim edileceğini bildirdi.

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab da X platformunda yaptığı paylaşımda, “Tedamun katliamının birinci dereceden zanlısı olan Emced Yusuf, titiz bir güvenlik operasyonunun ardından artık elimizde” ifadesini kullandı.

Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye, yakalanan Emced Yusuf’un, devrik Beşşar Esed rejimine bağlı askeri istihbaratta görev yapmış eski bir subay olduğunu bildirdi. Haberde, 1986 doğumlu Yusuf’un Hama kırsalındaki Sehl el-Gab bölgesine bağlı Nab’ et-Tayyib köyünden olduğu, askeri istihbaratın 227’nci şubesinde görev yaptığı belirtildi. Ayrıca, bu operasyonun ilk olmadığı, İçişleri Bakanlığı’nın 2025 yılında katliama karıştığı belirtilen üç kişiyi daha gözaltına aldığı, bunlar arasında görüntülerde Yusuf ile birlikte yer alan ve ‘Mario’ lakabıyla bilinen Kâmil Abbas’ın da bulunduğu aktarıldı.

Öte yandan, ABD ve Birleşik Krallık’ın, yargısız infazlar da dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerine karıştığı gerekçesiyle Emced Yusuf’a daha önce yaptırım uyguladığı hatırlatıldı.

Fransa’nın ise Tedamun katliamı dosyasını terörle mücadele savcılığına sevk ettiği, söz konusu suçun en ağır uluslararası suçlar kapsamında değerlendirildiği ve faillerin cezasız kalmaması gerektiğinin vurgulandığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, 6 dakika 43 saniyelik bir video kaydında, Suriye askeri istihbaratına bağlı 227’nci şube unsurlarının, yaklaşık 40 tutukludan oluşan bir grubu Şam’ın Yermuk Mülteci Kampı yakınlarındaki Tedamun mahallesinde bulunan terk edilmiş bir binaya götürdüğü görülüyor. Söz konusu mahallenin, savaş boyunca hükümet güçleri ile muhalifler arasında bir cephe hattı olduğu ifade edildi.

Görüntülerde, tutukluların gözlerinin bağlı ve ellerinin arkadan kelepçeli olduğu dikkat çekiyor. Silahlı unsurların, tutukluları tek tek eski lastiklerle dolu bir çukurun kenarına getirdiği, ardından ittiği veya tekmelediği ve düşüşleri sırasında ateş açtığı görülüyor.

Videoda, istihbarat unsurlarının bazı tutuklulara, içinde keskin nişancı bulunan bir koridordan geçeceklerini ve koşmaları gerektiğini söylediği, ardından bu kişilerin daha önce öldürülenlerin cesetlerinin üzerine düştüğü görülüyor.

Çukurdaki cesetlerin üst üste yığılmasıyla birlikte bazılarının hâlâ hareket ettiği, silahlı kişilerin ise ceset yığınının üzerine ateş etmeyi sürdürdüğü dikkat çekiyor.

Suriyeliler, kısa süre önce Tedamun katliamının 13. yıl dönümünü andı. Suriyeli insan hakları kaynaklarının belgelerine göre, olayda 40’tan fazla kişi hayatını kaybetti. Kurbanların bir çukurda toplandığı, bazılarının diri diri yakıldığı, Emced Yusuf’un ise tutukluların atıldığı çukuru görüntüledikten sonra ateşe verilmesini kaydettiği ifade edildi.

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, katliamda hayatını kaybedenlerin yakınlarından onlarcası, Emced Yusuf’un liderliğindeki güvenlik unsurlarının Tedamun mahallesi ve çevre bölgelerden sivilleri toplayarak, daha önce yayımlanan görüntülerde yer alan çukura götürdüklerine tanıklık ettiklerini belirtti.


Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor
TT

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

ABD diplomasisi dün  (Perşembe) Beyaz Saray’da dikkat çekici bir ilerleme kaydetti. Başkan Donald Trump, Lübnan ve İsrail’in ateşkesi “3 hafta” daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Bu adımın, 17 Nisan’dan bu yana yürürlükte olan “Nisan mutabakatı”nın çökmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. Açıklama, Trump’ın iki ülkenin büyükelçilerini Beyaz Saray’da kabul ederek bizzat katıldığı “kritik” görüşmelerin ardından geldi. Görüşmeler, Beyrut’un güneydeki kırılgan sükûneti pekiştirmek amacıyla ateşkesin uzatılması talebi üzerine yapıldı.

Siyasi düzeydeki bu görece rahatlamaya rağmen sahada gerilim sürüyor. İsrail ordusu, roket platformlarını imha ettiğini ve Hizbullah’tan 3 unsurun öldürüldüğünü açıkladı. İsrail Kamu Yayın Kurumu ise, Hizbullah’ın gönderdiği bir insansız hava aracı saldırısında bir askerin yaralandığını bildirdi. Hizbullah da, İsrail’in “ihlallerine” karşılık olarak Ştula kasabasını hedef aldığını duyurdu.

Sahada bir diğer kritik cephe ise Hürmüz Boğazı. ABD ile İran arasındaki gerilim “bilek güreşi” aşamasına ulaşmış durumda. Trump, ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrol” sağladığını ve buranın “sıkı şekilde kapalı kalacağını” belirtirken, mayın döşeyen unsurlara “ateş açılması” talimatı verdiğini açıkladı. ABD güçlerinin İran’a ait hedeflerin yaklaşık yüzde 75’ini vurduğunu da öne sürdü. İran’ın ateşkes sürecinde askeri kapasitesini artırabileceğinden şüphe duyduğunu dile getiren Trump, buna rağmen “kalıcı” olması şartıyla bir anlaşmaya açık kapı bıraktı.

Bu baskıya karşılık İran da tansiyonu yükseltti. Daha fazla mayın döşendiği ve iki konteyner gemisinin alıkonulduğu bildirildi. Bu hamlelerin, ABD’nin bir İran petrol tankerine yönelik operasyonuna karşılık olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Washington’da varılan “üç haftalık anlaşma” ile Hürmüz’de tırmanan kriz arasında kalan bölge, sınır hattında sükûnet arayışı ile denizlerdeki nüfuz mücadelesinin iç içe geçtiği son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor.


Irak’ta başbakan adaylığı konusunda karar anı yaklaşıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
TT

Irak’ta başbakan adaylığı konusunda karar anı yaklaşıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)

Irak’ta başbakan adayının belirlenmesiyle ilgili anayasal süre yarın doluyor. Sürenin dolmasına kısa bir süre kala (Şii) Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri arasında başbakan adayının belirlenmesi konusunda yoğun görüşmeler yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan çeşitli kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderlerinden Nuri el-Maliki, Kays el-Hazali, Ammar el-Hekim ve Hamam Hamudi arasında gerçekleşen görüşmelerde, Basem el-Bedri'nin adaylığı konusundaki anlaşmazlıkların giderilmesi olasılığının ele alındığını söyledi.

Hesap Verebilirlik ve Adalet Kurulu Başkanı Bedri, başbakan adayının 8 oy çoğunluğuyla seçilmesi konusunda mutabık kalan Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin 12 oyundan 7'sini almıştı.

Kaynaklar, Şii ittifakın üzerinde uzlaştığı aday konusunda kararını ertelemesinin, bazıları mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin adaylığını destekleyen kararsız oylar olmasından kaynaklandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre son saatlerdeki görüşmeler Koordinasyon Çerçevesi güçlerini başbakanlık için nihai bir aday üzerinde anlaşmaya yaklaştırsa da olası sürpriz gelişmeler, Koordinasyon Çerçevesi masasında yer alan 6 kişilik listeden başka bir adaya geri dönülmesine neden olabilir.